Boran Evren

Boran Evren

Çevirmen
7.3/10
930 Kişi
·
2.494
Okunma
·
1
Beğeni
·
88
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
400 syf.
·5 günde·4/10
Sessiz Kalma, Starr adındaki on altı yaşındaki bir kızın çocukluk arkadaşlarından birinin ölümüne şahit olmasıyla başlıyor. Hikaye daha sonra çeşitli yönlerde şekillense de çoğunlukla (keşke şu eğik yazı instagramda olsaydı.) Starr'ın bu durumla baş etmeye çalışmasını ve olayın tek görgü tanığı olarak arkadaşına hak ettiği adaleti sağlamak için yaptıklarını anlatıyor.

Kitabı almadan önce konu dışında bilmeniz gerekenler;

1¬ Yazar, ırkçılığın yanlış bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyor.
2¬ Yazar, ırkçılığın yanlış bir şey olduğunu anlatmaya çalıştığı kitabında ırkçılık yapmış.
3¬ Yazar, düşüncelerini okuyucuya birebir geçirmek için "çok" çalışmış.
4¬ Kitabı okuyabilmek için ilk önce sadece yazarın düşünceleri ile dolu yüz elli - iki yüz sayfayı okumanız gerek.

Kitaplarda okuduğunuz karakterlerin hangi ırktan, ülkeden, etnik kökenden olduğu fark yapmaz. Bunları kitapta bize vermelerinin tek sebebi okurken aklımızda belli figürlerin oluşması ama Sessiz Kalma için durum böyle değil. Bu kitapta rengin o kadar önemli ki karakterlerin renginin siyah olduğunu hiç unutmaman için her sayfada buna bir gönderme var. Bundan öte kitapta klasik bir zenci betimlemesi var; sürekli küfür eden, yanlarında sürekli silah taşıyan, aralarında her an kavga çıkması muhtemel ve birbirlerine nefret dolu insanlar. Biraz önce saydığım şeyler renginle ilgili değil, yaşadığın yer ile ilgilidir. Silahsız gezmeyen kişiler sadece zenciler değil. Kötü ortamlarda büyümüş hemen hemen herkes bu durumda. Ayrıca kitap sözüm ona konuşma dili ile yazılmış ve bu olay bence "Zenciler sadece kenar mahalle ağzıyla konuşurlar." gibi bir düşünceyi tetikleme potansiyeline sahip. Kitabı okuduğum süre boyunca sürekli "Bu cümle ırkçı mı yoksa bana mı öyle geldi?" diye düşünüp durdum. Irkçı olan kitap mıydı? Yoksa ben miydim?..

Kanımca yazarımız Angie hanımefendiler, düşüncelerini kitaba nasıl yedireceğini bilememiş çünkü kitabı okurken yazarın size geçirmeye çalıştığı şeyleri çok net anlıyorsunuz ve söylememe izin verin; bu çok rahatsız edici. Yazar bu ırkçılık çizgisini bozmamak için elinden gelen her şeyi yapmış öyleki ana karakterimiz Starr kitapta orta kahverengi tonlarında bir birey olarak betimleniyor. Bir de kitabın kapağına ve lanse edilişine bakın. O kız orta kahverengi değil arkadaş. Birine kitabında a diyosan o kişi benim için a'dır. Onu b diye göstermeye çalışmak niye?

Yine biricik yazarımız bütün kitabı konuşma dilinde yazmaya karar vermiş. Bu da başka bir sorun çünkü sen bütün kitabı konuşma dilinde yazamazsın ama bunun ötesinde çeviri kocaman bir sorundu. Kitapta "yapmıycam etmiycem" şeklinde yazan kelimeler vardı. Orijinal diline bakıyorum kelime normal yazılmış, kitaba dönüyorum cümlenin başı ile sonu belli değil. Kitabı okurken arkadaşım bana "Kitabın Türkçe'sini anlamadın İngilizce mi okuyorsun?" dedi. Bunun dışında kitap küfürlerle dolu ve sanırım çevirmen beyefendi yazacak düzgün bir şey bulamadığı için kitapta "amk" şeklinde bir ifadeye yer vermiş. Dünyanın en saçma şeyi değil mi? Ne kadar sinir olduğumu anlatamam. Gerçekten hangisi daha büyük bir sorun çözemedim. Yazarın dili mi çevirmenin kitabı çevirememesi mi?

Sessiz Kalma'yı elimden geldiğince iki dilde de okumaya çalıştım. Bu yüzden mi bilmiyorum ama kitap aşırı uzundu. Hani ana karakter hariç diğer karakterlerin hikayesinin de anlatılması güzel ama bir ara ana konudan sapıp çok başka yerlere gittik ve açıkçası bunların hepsine gerek var mıydı bilmiyorum.

Bakın, kitabın konusu güzeldi, birinin bir şekilde harekete geçmek isteyip bu konuyu işlemesi güzeldi. Hatta kitaptaki bütün olumsuz şeyleri çıkardığımızda bile - ki bu neredeyse kitabın tamamı oluyor- geriye kalan elle tutulur bir kısım vardı. Yazar kendi düşüncelerini kitaba yama yaptıktan sonra geriye yazacak bir şey kalmadığında için kitabı yazmaya karar vermiş ve dürüst olacağım kitap bazında yazılan yerlerin çoğu güzeldi ama o kadar çok hata var ki bu güzel yerlere odaklanamadım bile. Potansiyeli olan bir kitabı böyle kötü bir şekilde görmek benim için çok üzücü bir deneyim oldu.

Sonuç olarak yoruma ne kadar geçirdim bilmiyorum ama bu kitapla ilgili duygularım karışık. Keşke biri şu kitaba retelling yapsa da güzel bir şey okusak. Yorumlarınızı bekliyorum ve buraya kadar okuyan herkese teşekkürler.
397 syf.
·4 günde·2/10
Bu ay okuduğum tüm kitaplar güzel, yaşasın demek gibi bir hata yapıp kendime nazar değdirdiğimin bir kanıtıdır Sessiz Kalma. Gerçek bir hayal kırıklığı içinde birkaç gün bekledim bu yorum için.

Ne söylemem gerektiğini gerçekten ama gerçekten kestiremiyorum.

Öncelikle şu konuda anlaşalım: Ben küfürden nefret ederim, tiksinirim, huylanırım, küfür karşımdaki insandan soğumama sebep olur. Ciddi anlamda. Eğer siz bundan rahatsız olmuyorsanız ve diğer şeyleri de görmezden gelebilecekseniz, belki de kitabı seversiniz. Ama ben görmezden gelemiyorum, gelmeyeceğim. İnsanlar kendini küfürle ifade etmek zorunda değil. Argoyu ve hakareti bir nebze anlamaya çalışıyorum, hadi öfkeliyken kendini kontrol edemeyen karakterler olsun diyorum vs. Ama bir kitapta küfretmeyen hiç kimse yoksa? Yemezler yazar hanım derim ben. Buna inanmıyorum ne yazık ki. Çevrenizin tamamı küfürbaz bile olsa küfretmeyen birileri olduğundan eminim. Ah, mesela kitap okuyan insanlar falan? Anlayacağınız bu konu beni aşırı rahatsız etti ve hala sinirliyim kitaptaki küfürlere. Her küfrü yok saymaya çalıştım, ürperdim vs. Ne korkunç kelimeler!

Buna kızmamın bir sebebi de karakterin yaşıydı. 16 yaşındaki karakterimiz, bu hali ve çevresiyle nasıl bir örnek teşkil ediyor? Ben bunu anlayamıyorum, kültürel fark olarak da saymıyorum. Kitapta zaten bir küfür kumbarası vardı, küfreden içine para koyup buna maruz bırakılan en küçük aile üyesine para kazandırıyordu. Madem küfrün yanlış ve zararlı olduğunu biliyordun ey yazar, neden karakterin 16 yaşında? Yahut madem önemsizdi o zaman neden sadece 16 yaşından küçükler için zararlı görüyorsun? Ehliyet mi sandın bu işi anlamadım ki, kelimelerin gücünü ne hakla küçümsersin?

Bu konuyu affedemiyorum, evet. Bunun yanında çocuk eğitimine komple aykırı gördüğüm bir kitap zaten bu. Başlıca sevmeme sebebim bu olabilir. Benim bir çocuğum olsaydı, 16 yaşında mesela, onun kendiyle yaşıt bu kızı okumasını istemezdim. Mesela Starr çok tutarsız bir karakterdi. Nasıl desem, yazar ve kahraman anlatıcı arasında fark olduğunu hissettirecek o ince çizgi kızımızda yoktu. Ben sürekli yazarın bir şeyleri dayatmaya çalışan zihnini okumuş gibi hissettim ve okuduğum karakteri 16 yaşında biriyle, özgürlük ve eşitlik yandaşı bir gençle, adaletsizliğe karşı çaresizlik hisseden bir çocukla bağdaştıramadım.

Zaten esas meselenin işlendiğini düşünmüyorum. Ortada bir konu var, o konu kapağın arkasına yazılmasa da hep var. İnsanlar, din, dil ve ırk gözetmeksizin eşit görülmüyor. Tesadüf ki siyahi haklarını yansıtmak için kitap yazan bir kadının dinlere alttan alttan giydirmesi, özellikle Müslümanlara laf atması da bir hayli düşündürücü. Bence yazar, öncelikle neyi savunduğunu bir irdelemeliymiş. Hoş, ortada bir savunma yoktu.

En objektif ifadeyle şunu söyleyebilirim: Kitap dışlanmış ve köhne bir mahallede yaşayan bir grup siyahinin, o mahalle içindeki davranışları, yaşadıkları ve bu değiştirilemez tutumun onları getirdiği noktayı olduğu gibi yansıtıyor. Ama tabii bu yazarın bakış açısı. Yani demek istediğim o mahalleyi bilmiyorum, orada yaşayan insanların hayatına dair en ufak bir bilgim yok ve bana gerçekçi gelmeyen yönleri olduğu için bu yansıtılanın bazı yönlerden gerçekçi olduğunu düşünmesem de bilmediğim bir kültür hakkında yorum yapmak istemiyorum. Sadece vermek istediği ortamı hissedemedim diyeyim ben.

Verilen tek mesaj düşündürmek olabilir, umuyorum ki amaç bu olsun. Ama tavsiye ediyor muyum? Asla, katiyen. Gidip Bülbülü Öldürmek okuyalım bence arkadaşlar. Zaten bu kitaptan sonra bu mesele üzerine yazılmış kitaplara ağırlık vermeye karar verdim, çünkü kalben inandığım bir takım şeyler var ve bu kitaptaki gibi olmadığını görebileceğimi düşünüyorum. (Gördüğümde eminim bundan bahsederim.)

Bu arada komple berbat mıydı kitap? Hiç mi güzel bir şey yoktu? Hiç diyemem, bozuk saat misali arada doğru noktalara temas ettiğini düşünüyorum ama bunu veriş şekli yanlış olduktan sonra bir anlamı kalmadı gözümde ne yazık ki. Eminim kitabı seven kişiler de vardır, onların yorumuna da bakın derim mutlaka.

Toparlayacak olursam, esas konu itibariyle bir amacı olan, bunu yansıtamadığını düşündüğüm, küçücük çocukların ve koca yetişkinlerin hunharca küfrettiği, bolca cinsellik bahsinin geçtiği -ki bunlar seviyesiz şeylerdi benim için- korkunç bir çeviri ve redaksiyona sahip olan bu kitabı sevmedim, tavsiye etmiyorum.
264 syf.
·3 günde·4/10
Jennifer Mathieu - Alice Hakkındaki Gerçek
Sayfa sayısı:173
Tür:Roman
▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫
Herkes Alice'in bir partide iki çocukla yattığını biliyor. Ama Brandon'ın kaza yaptığı sırada Alice ile mesajlaştığını biliyor muydunuz peki? Bu doğru. KİME İSTERSENİZ sorun!
Dedikodulara göre Alice tam bir sürtüktü. Bu, Healy Lisesi'nin tuvaletinde herkesin görebileceği şekilde yazıyordu. Ve okul takımının yıldız oyun kurucusu bir araba kazasında öldüğünde dedikodular kontrolden çıktı.
Bu etkileyici çıkış romanında Healy Lisesi'nin dört öğrencisi; meşhur partiyi veren kız, araba kazasından kurtulan çocuk, eski en yakın arkadaş ve yan komşu, hepsi Alice hakkında bildiklerini anlatıyor.
Peki, ama Alice hakkındaki gerçek tam olarak ne? İşin doğrusu bunu öğrenebileceğimiz tek bir kişi var: Alice'in kendisi.
▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫▫

Kitap hakkında ilk düşüncelerim iğrençti, yırtmak istedim, bu nasıl bir kafa bu insanlar başka hiç bir şey konuşmuyorlar mı dedim, yazar ve konuyu bağdaştıramadım.

Kitap akıcı gibi ama sanki aynı zamanda sayfalara bakınca hiç ilerlemiyor, harika muhteşem falan diyemeyeceğim ama ilk sayfalarda beni çıldırtan şeyleri silebilecek kadar tatlı bir sona sahipti.
Kitabın konusu popüler bir kız ve onun hakkında başlayan bir dedikodunun küçücük bir kasabada hızla büyümesiydi ancak o liseli öğrencilerin yaklaşık 200 sayfa boyunca seks ve vücutlar hakkında konuşmasından nefret ettim. Çünkü bazı şeyleri tadında bırakmak gerek, evet ergen olabilirler, evet libidoları tavan yapmış olabilir ama eğer saplantılı ve sapık değilse hiç kimse hayatında başka bir şey olmadan bu şekilde yaşayamaz.
Sonu için okunabilir bir kitaptı ne iyi ne kötü, sonu tatlıydı ama o son 50 sayfayı görene kadar herkesi boğmak istedim.
Bu yorumlarımda cinselliğin "woowowo haram" tarzında hiç yazılmamasından bahsetmiyorum kitabın 200 sayfası boyunca yazılmaması gerektiğinden bahsediyorum. Ve bir konuya bağlı bir cinsellik değildi bu, şu şununla yatmış bu bununla yatmış tarzı ergen dedikodularıydı ve hayatlarından bunun dışında neredeyse tek bir örnek bile yoktu. Genç yetişkin türü bir kitaptı ve konusu tam da bu ergen dedikoları üzerineydi ama hiç bir ergenin bu kadarını yapacağını düşünemedim ve kabullenemedim, nerede öğretmen bu kadın diye de düşünmedim değil, popüler kız popüler olmayı kafasına takmış ve bunun için her şeyi yapan sayko kız ve dahası, karakterlere sinir oldum.
Bilemiyorum sevemedim.

Not: Arkadaşlarıma anlattığımda hikayenin birebir Easy A/Adı Çıkmış filminden kopya olduğunu söylediler, nedir ne değildir bilemem.

Ayrıca hadi ama nasıl çok satanlara girebilir? Bir sürü de ödül almış, ben şok.

#book #books #bookstagram #bookie #bookish #booking #alicehakkındakigerçek #yabancıyayınları #jennifermathieu
400 syf.
·28 günde·4/10
Karakterimiz 16 yaşında Starr Carter siyahi bir lise öğrencisi bir gün gittiği partide arkadaşı Khalil bir polis tarafından kitap anlatımına bana göre 'Zenciler bir tehdittir.' Kaidesi altında vuruluyor. Başta bana göre olay ona göre dönüyor. Sonra Khalil'in uyuşturucu satıcısı olduğunu öne sürüyorlar vs.

Açıkçası kitap 300 sayfada bitebilecek bir kitaptı elimde ne kadar süründüğü hakkında konuşmuyorum resmen bitirmek için kendimle savaştım. Yazar resmen uzattıkça uzatmış bu biraz konuyu eskitmişti.

Yazarın anlatımı konusuna gelirsem.. Kitapta,
Biri Starr'a bir şey dediği anda kızın anladığı, 'Sen siyahi olduğum için mi bu söylüyorsun?' gibisindendi. Starr'ın her bir şey düşündüğü anda, s***..ler lafına uyuz oldum. Bir kere oturup mantıklı düşündün mü acaba? Starr'ın psikolojik çöküntüleri güzel anlatılıp yansıtılmıştı kızın patlama anları bazen garip yerlerde patlak verse bile genel olarak güzeldi. Karakterine ısınamadığım kitaplarda bana böyle sahneler aşırı aşırı yapmacık geliyor.

Yazarın savunduğu ifadeyi bir türlü çözemedim. Şimdi kadın ırkçılığa dur mu diyordu? Yoksa yarattığı karakter ırkçı mıydı? Bir sahnede Chris'e sen beyazsın demişti ve ben okurken sen neyin kafasını yaşıyorsun acaba dedim. Bunu Chris'e söylerken çocuğun onun siyahi olmamasında bir sorun görmediğinde bile umrunda değildi kızın. Kitapta yansıtılan siyahi biriysen, beyaz biriyle sevgili olamazsın, arkadaş edinemezsin. Babası kızına 'O beyaz çocukta ne görüyorsun?' Diye sordu. Normal bu her babanın sorabileceği tarzda bir soru. Ama sonra 'Siyahi oğlanlarla sıkıntın mı var?' Dediğinde babalık ne diyorsun diye kaldım. İnsan hayatının yaşantısında farklılıklar bireyi doğal ve bütün kılar.

Birde kitap neden bilmem ama 'Napıyon, ne istiyon, bilmiyom, gelmiyom, ne diyon, nereye gidiyon' diye kelimelerle doluydu.  Mahalle ağzıyla yazılmış. Büyük ihtimalle samimi, gerçek, günlük bir anlatım olunması istenmiş. Günlük hayatta çoğumuz öyle konuşsakta kitabı okurken bana biraz garip bir hava verdi. Kitapta garip çeviri kelimeleri ile doluydu. İçinde olan küfürlerden bahsetmiyorum. Okumakla duymanın verdiği hissiyat resmen bu kitapla çelişiyor. Resmen artık bir ara yeter küfür etme artık diye çığlık atacak noktaya geldim.

Chris'i kitabın başından sonuna çok çok sevdim. Son sayfalarda yazarın tutumu hoşuma gitmeye başlayınca kitap bitti. Sonuna doğru hayata nasıl bakarsan öyle görürsün mesajını veriyordu bir yandan. Bu kitap beni pekte kendine çekemedi.
336 syf.
Yalnız bendeki lükse de bak, Dünyanın En İyi Kitabı'na 6 puan anca veriyorum. O da gönlümden koptu yoksa onu da alamazdı :)

Kitap ilginç konusuyla dikkatleri üstüne çekiyor. Ben de tabii uygun fiyatlı bulunca kaçırmayayım dedim. Çok mu vasat? Aslında değil. Çerezlik denebilecek kitaplardan. "Oku ve geç" türünde yani.

Eski günlerinden uzak yazarımız Titus, gösterilerde eline tutuşturulan sapır saçma kitaplardan pasajlar okuyup millete bir nevi şebeklik yaparak para kazanmakta ve günlerinin çoğunu sarhoş kafayla sürdürmektedir. Bir gün dünyanın en iyi kitabını yazma fikri doğar ve bunu, gösterilerinde kendisine eşlik eden, İsveç'in parlak çocuğu Eddie X ile paylaşır. Yalnız bu öyle alelade bir iş değildir. Sonuçta dünyanın en iyi kitabını yazacak. Bu sebeple, yayıncısı ve editörünün de zoruyla hayatına çekidüzen vermeye başlar. Bu arada da Eddie X ile yancısı Lenny'nin, ardından bir takım işler çevirdiğine inanır. Bu inanış gerçek mi yoksa kötü yaşantısını değiştiren Titus'un yoksunluk hezeyanları mı, editörünü kendisine inandırması biraz problem. Ana hatlarıyla kitap bu yönde ilerliyor. Bazı yönleriyle güzel bir kitaptı. "Kitap içinde kitap" olayını idare etmek biraz çetrefil bir iş olsa gerek. Bu yönden pek sırıtmadı. Hatta kitap içindeki kitabın finalini beğendim bile. Lakin ben olsam, dünyanın en iyi kitabını polisiye temeline oturtmaya çalışmazdım. Ayrıca her şeyden bahsetmek, bir kitabı her dalda en iyi kitap haline getirir fikri de çok yüzeysel. Hele hele bu kitap, sadece 250 sayfadan ibaret olmak durumundaysa. Ama bir pizza tasviri vardı ki, işte o kısım gayet güzeldi ve kitabın başlarında olması itibarıyla beni kitabın güzel olacağına iyi inandırmıştı. Bunun yanında, pek de alışık olmadığımız bir mekanda yani İsveç'te geçmesi de kitaba olan ilgiyi artırabilecek unsurlardan. İsveç'te geçen, okuduğum tek kitap, sanırım Henning Mankell'ın Kurt Wallander serisinden "Yanlış Yol" kitabıydı. Son olarak şunu da söyleyeyim. Kitap üç kısımdan oluşuyor ve ilk iki kısımla hikayenin bittiğini sanıyoruz. Fakat üçüncü kısım, on sayfa dahi sürmemesine rağmen ilginç bir şekilde ters köşe yapıyor. Bu yönüyle değişik olmuş. Alternatif sunmuş gibi yazar. Her ne kadar, üçüncü kısma gerçekliğe atıfta bulunarak başlasa da, eğer içinize sinmezse bu kısma inanmayarak da kitabı bitirebilirsiniz. Seçim sizin :)
368 syf.
·3 günde·6/10
Jamie McGuire hayatıma "tatlı bela" ve ardından "ayaklı bela" ile girmiş bir yazar. Özellikle tatlı belaya bayıldığımı her fırsatta dile getirdiğimi bilenler bilir. Ama yazara Travis-Abby ikilisinin hikayesinin ardından ne olduysa oldu sihrini kaybetti gitti.
Neyse... Kısaca değinmek gerekirse bu romanda Travis'in ağabeylerinden olan Trenton ile Camille'in hikayesi anlatılıyor. Okuyanlar bilir Maddox ailesi erkekleri ayrı bir kategoride değerlendirilmek üzere vardırlar. Trenton da onlardan birisi. Camille ise sorunlu aile yaşantısından kaçıp ayakları üzerinde durmaya ve bir yandan da eğitimini devam ettirmeye çalışan aynı kasabadan ve hatta Trenton ile aynı okul sıralarını paylaşmış bir kız. Yolları çocuklarından itibaren kesişmiş olsa da Trenton'ın Camille'e olan duygularını adlandırması zaman alır ve o geçen sürede ise Camille'in yaşamına bir erkek çoktan girmiş olur.
Şimdi...Kitabın adı malumunuz olduğu üzere "Tatlı Sır". Ama inanın ki kitap bitip anlamak için elimdeki diğer Mcguire kitaplarını evirip çevirmeme, üzerine uzunca düşünmeme rağmen bu sırrın tam olarak ne olduğunu anlayabilmiş değilim.
Şimdi okuyanlar bana (spoiler vermeden geçmeye çabalayacağım) sırrın Camille'in hayatındaki erkeğin kim olduğu olduğunu söyleyecekler. Evet ben de bu şekilde düşünmek adına bayağı bir çabaladım ama bunun da kitaba adını verecek bir sır olmaktan çoook uzak kaldığında hemfikir olmamız lazım derim. Adam kasabaya gelip gidiyor, kızla ikisini kaç kişi görüyor....Yani anlayacağınız romanın adı, roman boyunca kızın sırrı (!) ortaya çıkarsa sanki dünya darmaduman olacakmış halleri manasız geldi.
Sonuca gelecek olursak; Mcguire Maddox erkeklerinden muhteşem aşıklar çıkartıyor orası kesin. Boy pos endam davranış.... Fakat özellikle bu romanda bayan karakter çok zayıf kalmıştı. Romanın gidişatı tatlı belanın bir tık değiştirilmeye çalışılmış türevi gibiydi hatta olaylar Travis ile Abby'nin ilişkisine paralel bir zaman diliminde geçtiği için sıkça onları da yaad etmek bu benzerliği iyice ortaya sergilemişti. Dediğim gibi sır mevzusunun üzerine kurulu giden roman bütün hikayeyi hiç etmişti. Belki farklı bir şey esas alınsaydı çok daha keyifli bir hale gelebilirdi. Alınmalı mı? Kesinlikle hayır. Bulduğunuzda okunmalı mı?....Valla kendiniz bilirsiniz ne diyeyim bunca sözün üzerine.
400 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap anlattığı konu itibariyle gayet güzel bir kitaptı ve bunu kimseyi kırmadan, gücendirmeden anlatmayı başardığını düşünüyorum yazarın. Kitap her ne kadar ırkçı olduğu gerekçesiyle eleştirilse de ben böyle bir şey yakalamadım. Siyah ya da beyaz orada haksızlığa uğramış bir insan vardı ve Starr bunu savundu. Bazen fazla hassas davranmış olabilir-ki yaşadığı travma göz önünde bulundurulunca bunda da haklı olduğunu düşünüyorum.
İnsanlık varoluşundan bu yana iç içe yaşamayı bir türlü öğrenemedi. Ben Amerikalilardaki bu siyah beyaz tartışmasını biraz bizim ülkedeki bazı olaylara benzetiyorum ve içimde büyük bir yara olduğu için en küçük cümlesinde bile etkilenerek kitabı okudum. Burada kimseyle bir tartışmaya girmek istemiyorum. Ancak insanları karakteriyle, insan olarak değerlendirmek gerek... Bir insan sırf ten rengi yüzünden ötekileştirilmemeli. Ya da seçtiği din nedeniyle ya da düşündüğü siyasi fikirle...
Her ne kadar ben buna dikkat etmeye çalışsam da etmeyen insanların varlığı beni de bunu yapmaktan alıkoyuyor. Soğutuyor. Ve biliyor musunuz küresel ısınmadan önce biz insanlar birbirimize soğuk davranarak bu dünyayı yok edeceğiz.
Beraber bindiğimiz bu gemiye hepimiz birer delik açarak batırıyoruz. İçinde bulunduğumuz gemiyi yavaş yavaş batırıyoruz.
Çevremizde intihar eden insanlar var. Sırf onunla konuşmadığımız için, sırf ona gülmediğimiz için, sırf ona sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi hissettirdiğimiz için...
Onun küpesi var kesin şöyle bir insandır. Önce bir kişiliğine bak tanımaya çalış. Eğer dediğin gibi yaramaz bir adamsa o zaman tavır al ona karşı. Önce nasıl giyindigine bakma. Bu inan seni ilgilendirmez.
Kitaptan oldukça uzaklaştım farkındayım ama aklıma gelmişken de söylemeden edemedim. Kusuruma bakmayın.
Kitap Starr'ın arkadaşı Khalil'in öldürülmesiyle başlıyor ve sonrasında gelişen olayları anlatıyor. İçerisinde Malcolm X, Tupac gibi önemli insanlardan da bolca bahsediyor ve kitapta en çok bunu sevdim. Kitapta sinirlerimi bozan herhangi bir unsur yok. Hatta Starr bazen olayların akışıyla saçma sapan düşüncelere kapılsa da onu haklı buluyorsunuz.
Yazarın ilk kitabı ve gerçekten bir şeyleri anlatmak için çabaladığını hissedebiliyorsunuz ve onu içten içe tebrik ediyorsunuz.
Tebrikler Angie Thomas ve teşekkürler...
259 syf.
·3 günde·6/10
Okurken beni bir hayli rahatsız etti Alice Hakkındaki Gerçek. Kitabı sevdim de diyemiyorum sevmedim de. Tam olarak nasıl yorum yapacağımı da bilmiyorum.

Hiç duymadığınız bir olay ya da mükemmel bir dil söz konusu değil aslında. Çok bilinen bir meselenin, olabilecek en basit dillerden biriyle, bir o kadar da yüzeysel bir şekilde işlenişi üzerine kitap. Alice, "adı çıkmış" bir lise üç öğrencisi. Yaşadığı kasabada neredeyse herkesin onun hakkında bir fikri, ona hitap edecek bir etiketi var. Öğretmenlerden tutun da yaşlı başlı kilise cemaatine kadar. Kimse esas olayın ne olduğunu bilmiyor, işin komiği sormuyor yahut merak etmiyor. Tek yaptıkları konuşmak. Ne kadar da masum bir iş değil mi?

Kitabı bir parça sevdiysem bunun tek sebebi gerçekçi olduğunu düşünmemdir. İnsanlar gerçekten de bunu yapıyor, hep de yapacak gibiler. Başkaları hakkında zanda bulunur, bunu dile getirir, mübalağa yapar ve çok masum gördükleri şekilde yalnızca konuşurlar. Korkunç bir hale getirdiğimiz, korkunç bir dünyada yaşayan, -bazen- korkunç insanlar olduğumuzu hatırlattı bana.

Teknik olarak baktığımızda ise çok yetersiz olduğunu söyleyebilirim. Olayın yetişkinler tarafından nasıl bu kadar sığ bir şekilde algılandığını, nasıl kızın annesi ve öğretmenleri de dahil kimsenin bu duruma ses etmediğini, nasıl koca kasabada bir kişi hariç kimsenin insanlığını koruyamadığını hala anlayabilmiş değilim. Bu kısmın temellendirilmesi gerekirdi ve detaya ihtiyacı vardı.

Sonuç kısmı da ne yazık ki olmamıştı. Sanki yazar sadece insanların nasıl bencilce iftira edebildiğini yazıp bırakmak istemiş. Final falan yoktu benim gözümde. Vasat bile diyemiyorum. Her şey öylece havada kaldı, hiçbir şey düzelmenin kıyısına bile gelmedi. Dan diye de bitti.

Toparlamam gerekirse kitabın bana hatırlattığı birkaç noktayı sevdim diyebilirim ama bu kadar eksikken tavsiye etmiyorum. Kitaplığımda yer ayırmadığım bir kitabı okuyun demek bana saçma geliyor. :)
400 syf.
·9/10
Herkese merhaba!
#sessizkalma!
Sessiz kalma kitap yorumuyla karşınızdayım. Biz insanlar çok bencil varlıklarız. Kendimizi kötü hissetmemek için bazı kötü olayları unutuyoruz işte tam bu anda kapak yazısı devreye giriyor.
'Sessiz kalmaman gereken durumlarda sesini çıkaramayacaksan sesinin olmasının faydası ne ?'
Kitap ırkçılık konusu etrafında dönüyor. Dil din, ırk, renk gibu sınıflandırılmalardan nefret ediyorum. Hepimiz insanız ve eşitiz
Bence bunun gibi sınıflandırılmalara gerek yok. Bu kitabı okurken gerçekten sinirlendim. Böyle bir hikayenin gerçek olabilme ihtimali bile beni üzüyor. Konusunu bilmeyenler için
On altı yaşındaki Starr Carter iki dünya arasında yaşıyordu: Ailesiyle yaşadığı fakir mahalle ve okuduğu banliyö lisesi. En yakın çocukluk arkadaşı Khalil’in bir polis tarafından vurulduğuna şahit olduğunda, bu iki dünya arasındaki hassas dengesi bozulmaya başlamıştı çünkü Khalil herhangi bir tehdit oluşturmuyordu.

Çok geçmeden, Khalil’in ölümü manşet olmuştu. Bazıları ona gangster diyor, bazıları ise onu uyuşturucu satıcısı bir çete üyesi olarak bile betimliyordu. Starr’ın okuldaki en yakın arkadaşı, Khalil’in bunu hak etmiş olabileceğini bile düşünüyordu. Polislerin bu olayla çok ilgilenmediği anlaşıldığında ise bunu protesto edenler sokaklara dökülüp Starr’ın mahallesini âdeta bir savaş alanına dönüştürdü. Herkesin bilmek istediği tek bir şey vardı: O gece ne olmuştu? Bunun yanıtını verebilecek tek kişi de Starr’dı.

Fakat Starr’ın söyleyecekleri ya da söyleyemedikleri adalet için verdiği bu savaşta kendi hayatını bile tehlikeye atabilirdi.


Benim en sevdiğim karakter kesinlikle Chris. Bence çok tatlı bir karakterdi ya
Kitap zaten genel olarak 12.90 da bence bu fırsatı kaçırmayın. Bu arada yakın zamanda filmi de çıkıcak. Oyuncular tam hayal ettiğim gibi. Umarım güzel bir iş çıkmıştır.
472 syf.
·4/10
Kitap güzel bir aşk romanıydı. Travis'in dilinden anlatılması daha hoşuma gitti. Olayları dramatikleştirmeden olduğu gibi aktarması yönünden dili daha güzeldi. Kitapta ikisinin arasındaki zıtlaşmaları, acı çekmelerini, kavuşamamalarını sevsemde yine de kitapta okuduğum diğer aşk romanları veya aşk içeren romanlarda aldığım tadı pek bulamadım. Özellikle Travis kadar zevkine düşkün, çapkın, umursamaz çocuğun kısa bir süre içerisinde aşktan adeta bir aşk meleğine dönüşmesi , tüm kötü özelliklerini bir kenara bırakması, çok duygusal ve aşkı olmadan yaşayamayacak melankolik çocuk halini alması o sert çocuğun 2 sayfa sonrasında sertlikten romantizm kelebeğine dönüşmesi beni kitaptan soğutan noktalardan birisiydi. Çünkü bu tür kitaplarda ben daha çok insanların karakteri ufak değişimlere uğrasa bile özünü kaybetmeden sertse sert duygularını belli etmekten kaçınıyorsa duygusuz soğuksa soğuk komikse komik kalmasından yanayım aksi halde bana biraz gerçekdışı geliyor ve kitaptan soğumama sebep oluyor. Diğer eleştireceğim nokt ise kitapta Abby'nin Travis 'ten uzak durma sebebi çok sağlam zeminli gelmedi bana. Ne diğer kitaplarda görmüş olduğum aşklarının önünde duran imkansız bir neden ne de düşmanlar vardı. Bu da kitabı gerçeklikten uzaklaştıran nedenlerden birisiydi. Bir insan neden bu kadar severken bu kadar gereksiz bir sebep yüzünden kavuşmaktan kaçsın ki. Onun dışında biraradalarken aralarındaki uyumu ve tutkuyu sevdim. Kitabın akıcı dili ve yazarın anlatışı hoştu. Olayların tarafların gözünden iki farklı kitapta anlatılması fikri de olayı her iki karakterin gözünden görmek açısından gayet tatmin edici bir yöntem. İki kitabın sonunun farklı olması da kitabın sevdiğim yinleri arasında. Her ne kadar ikinci kitabın sonunu beğenmesem ve "olmasa da olurmuş" demiş olsam bile...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 2.494 okur okudu.
  • 36 okur okuyor.
  • 933 okur okuyacak.
  • 38 okur yarım bıraktı.