Boran Evren

Boran Evren

Çevirmen
7.3/10
929 Kişi
·
2.482
Okunma
·
1
Beğeni
·
82
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
397 syf.
·4 günde·2/10
Bu ay okuduğum tüm kitaplar güzel, yaşasın demek gibi bir hata yapıp kendime nazar değdirdiğimin bir kanıtıdır Sessiz Kalma. Gerçek bir hayal kırıklığı içinde birkaç gün bekledim bu yorum için.

Ne söylemem gerektiğini gerçekten ama gerçekten kestiremiyorum.

Öncelikle şu konuda anlaşalım: Ben küfürden nefret ederim, tiksinirim, huylanırım, küfür karşımdaki insandan soğumama sebep olur. Ciddi anlamda. Eğer siz bundan rahatsız olmuyorsanız ve diğer şeyleri de görmezden gelebilecekseniz, belki de kitabı seversiniz. Ama ben görmezden gelemiyorum, gelmeyeceğim. İnsanlar kendini küfürle ifade etmek zorunda değil. Argoyu ve hakareti bir nebze anlamaya çalışıyorum, hadi öfkeliyken kendini kontrol edemeyen karakterler olsun diyorum vs. Ama bir kitapta küfretmeyen hiç kimse yoksa? Yemezler yazar hanım derim ben. Buna inanmıyorum ne yazık ki. Çevrenizin tamamı küfürbaz bile olsa küfretmeyen birileri olduğundan eminim. Ah, mesela kitap okuyan insanlar falan? Anlayacağınız bu konu beni aşırı rahatsız etti ve hala sinirliyim kitaptaki küfürlere. Her küfrü yok saymaya çalıştım, ürperdim vs. Ne korkunç kelimeler!

Buna kızmamın bir sebebi de karakterin yaşıydı. 16 yaşındaki karakterimiz, bu hali ve çevresiyle nasıl bir örnek teşkil ediyor? Ben bunu anlayamıyorum, kültürel fark olarak da saymıyorum. Kitapta zaten bir küfür kumbarası vardı, küfreden içine para koyup buna maruz bırakılan en küçük aile üyesine para kazandırıyordu. Madem küfrün yanlış ve zararlı olduğunu biliyordun ey yazar, neden karakterin 16 yaşında? Yahut madem önemsizdi o zaman neden sadece 16 yaşından küçükler için zararlı görüyorsun? Ehliyet mi sandın bu işi anlamadım ki, kelimelerin gücünü ne hakla küçümsersin?

Bu konuyu affedemiyorum, evet. Bunun yanında çocuk eğitimine komple aykırı gördüğüm bir kitap zaten bu. Başlıca sevmeme sebebim bu olabilir. Benim bir çocuğum olsaydı, 16 yaşında mesela, onun kendiyle yaşıt bu kızı okumasını istemezdim. Mesela Starr çok tutarsız bir karakterdi. Nasıl desem, yazar ve kahraman anlatıcı arasında fark olduğunu hissettirecek o ince çizgi kızımızda yoktu. Ben sürekli yazarın bir şeyleri dayatmaya çalışan zihnini okumuş gibi hissettim ve okuduğum karakteri 16 yaşında biriyle, özgürlük ve eşitlik yandaşı bir gençle, adaletsizliğe karşı çaresizlik hisseden bir çocukla bağdaştıramadım.

Zaten esas meselenin işlendiğini düşünmüyorum. Ortada bir konu var, o konu kapağın arkasına yazılmasa da hep var. İnsanlar, din, dil ve ırk gözetmeksizin eşit görülmüyor. Tesadüf ki siyahi haklarını yansıtmak için kitap yazan bir kadının dinlere alttan alttan giydirmesi, özellikle Müslümanlara laf atması da bir hayli düşündürücü. Bence yazar, öncelikle neyi savunduğunu bir irdelemeliymiş. Hoş, ortada bir savunma yoktu.

En objektif ifadeyle şunu söyleyebilirim: Kitap dışlanmış ve köhne bir mahallede yaşayan bir grup siyahinin, o mahalle içindeki davranışları, yaşadıkları ve bu değiştirilemez tutumun onları getirdiği noktayı olduğu gibi yansıtıyor. Ama tabii bu yazarın bakış açısı. Yani demek istediğim o mahalleyi bilmiyorum, orada yaşayan insanların hayatına dair en ufak bir bilgim yok ve bana gerçekçi gelmeyen yönleri olduğu için bu yansıtılanın bazı yönlerden gerçekçi olduğunu düşünmesem de bilmediğim bir kültür hakkında yorum yapmak istemiyorum. Sadece vermek istediği ortamı hissedemedim diyeyim ben.

Verilen tek mesaj düşündürmek olabilir, umuyorum ki amaç bu olsun. Ama tavsiye ediyor muyum? Asla, katiyen. Gidip Bülbülü Öldürmek okuyalım bence arkadaşlar. Zaten bu kitaptan sonra bu mesele üzerine yazılmış kitaplara ağırlık vermeye karar verdim, çünkü kalben inandığım bir takım şeyler var ve bu kitaptaki gibi olmadığını görebileceğimi düşünüyorum. (Gördüğümde eminim bundan bahsederim.)

Bu arada komple berbat mıydı kitap? Hiç mi güzel bir şey yoktu? Hiç diyemem, bozuk saat misali arada doğru noktalara temas ettiğini düşünüyorum ama bunu veriş şekli yanlış olduktan sonra bir anlamı kalmadı gözümde ne yazık ki. Eminim kitabı seven kişiler de vardır, onların yorumuna da bakın derim mutlaka.

Toparlayacak olursam, esas konu itibariyle bir amacı olan, bunu yansıtamadığını düşündüğüm, küçücük çocukların ve koca yetişkinlerin hunharca küfrettiği, bolca cinsellik bahsinin geçtiği -ki bunlar seviyesiz şeylerdi benim için- korkunç bir çeviri ve redaksiyona sahip olan bu kitabı sevmedim, tavsiye etmiyorum.
368 syf.
·Beğendi·6/10
Kitabi 2.kere tekrar okudum çünkü yazarı sahiden seviyorum. Ama kitabın sonundan yeminle yine bişey anlamadim. Kim bu adam yahuuuuu. Bilen birisi var bana yardım etsin lütfen.
376 syf.
·9/10
okuduğum e posta ve diğer kaynaklardan oluşan ilk kitap değil. bu türü sevmekle birlikte akıcılığı da biraz azalttığını düşünüyorum. sanırım önce alışmak gerekiyor. kitap insanı aile olmakla ilgili düşündürüyor. tabi bu güzel bir şey ancak aynı zamanda karakterlere kızmamak da kendi adıma pek mümkün olmadı. her şeye rağmen farklı hayatları ve farklı insanları anlamak isteyen biri için mükemmel diye düşünüyorum.
264 syf.
·7/10
Bu kitabı büyük beklentilerle aldım . Kitap ; bir kızın yaptıklarından dolayı önyargıyla karşılanmasıyla ilgili diye düşünüyorum . Kitap çok açık olmamakla birlikte , içinde çok fazla argo kelime barındırıyordu ve bu benim hoşuma gitmedi . Kitabı daha çok 12 yaşındakilere tavsiye ederim .
376 syf.
·8/10
Farklı ve çok güzel bir roman. Yazarın Arrested Development dizisinin yazarlığını da yaptığını öğrenince beklentilerim yüksek bir şekilde okumaya başladım ve beklentilerimin fazlasını karşıladığını söyleyebilirim. Kitabı genel olarak zaten sevdim, okurken en çok zevk aldığım yerler Microsoft ile ilgili ayrıntılar ve Bernadette'nin geçmişiydi.
376 syf.
·9/10
Çok yakında sinemada göreceğimiz bu kitap, aldığı ödülleri sonuna dek hak ediyor. Yazım şekli çok farklı, yazar e-mail, sms, mektup, not vb. aklınıza gelebilecek her türlü yazılı şeyi kullanmış kitabını anlatırken. Bu da farklılık getirerek ödül kazandırmış, tabi ki ustaca kurduğu olay örgüsünü de es geçmemek gerekir. Geçmiş - bugün dengesi güzel kurulduğu için, kitabı okurken kafamız karışmıyor. Bernadette kayıp ve kızı Bee onu bulmaya çalışıyor, acaba bulabilecek mi?
Bir soru daha: Kaçmak için; korktuğunuz bir şeyi yaşamak ister miydiniz?
264 syf.
·4/10
Yabancı Yayınları ile yıldızım bir türlü barışmıyor. Çıkardıkları kitapların onda dokuzunu sevmedim. Hepsi de hüsran oldu bende.
Amerikan dizilerinde, filmlerinde vardır ya hani, yaşıtını aşağılamayı, yaftalamayı ya da dedikodu yaymayı marifet sanan gençlik... Bu kitapta da bu duruma epey aşina olduğumuz için bu hikaye beni pek de şaşırtmadı. Bilindik Amerikan züppe gençliğini ve ergen zorbalığını okuyoruz. Alice, kendisine iftira atılan ve bu iftirayı da üstünde taşıma potansiyeli olduğunu düşündüren bir karakterdir. Ama dış görünüş yanıltıcı olabilir. Ancak zamanla işin bir ergen zorbalığı olduğunu anlarız. Kitabın hiçbir numarası yok bana göre. Bunun gibi birçok gençlik dizisi ya da filmi vardır. Sevdiğim tek alıntı da aracın üzerinde yazan. Sonunda da hiçbir şey olmadı. Saçma sapan bitti. Okumazsanız da bir şey kaybetmezsiniz bence.
259 syf.
·3 günde·6/10
Okurken beni bir hayli rahatsız etti Alice Hakkındaki Gerçek. Kitabı sevdim de diyemiyorum sevmedim de. Tam olarak nasıl yorum yapacağımı da bilmiyorum.

Hiç duymadığınız bir olay ya da mükemmel bir dil söz konusu değil aslında. Çok bilinen bir meselenin, olabilecek en basit dillerden biriyle, bir o kadar da yüzeysel bir şekilde işlenişi üzerine kitap. Alice, "adı çıkmış" bir lise üç öğrencisi. Yaşadığı kasabada neredeyse herkesin onun hakkında bir fikri, ona hitap edecek bir etiketi var. Öğretmenlerden tutun da yaşlı başlı kilise cemaatine kadar. Kimse esas olayın ne olduğunu bilmiyor, işin komiği sormuyor yahut merak etmiyor. Tek yaptıkları konuşmak. Ne kadar da masum bir iş değil mi?

Kitabı bir parça sevdiysem bunun tek sebebi gerçekçi olduğunu düşünmemdir. İnsanlar gerçekten de bunu yapıyor, hep de yapacak gibiler. Başkaları hakkında zanda bulunur, bunu dile getirir, mübalağa yapar ve çok masum gördükleri şekilde yalnızca konuşurlar. Korkunç bir hale getirdiğimiz, korkunç bir dünyada yaşayan, -bazen- korkunç insanlar olduğumuzu hatırlattı bana.

Teknik olarak baktığımızda ise çok yetersiz olduğunu söyleyebilirim. Olayın yetişkinler tarafından nasıl bu kadar sığ bir şekilde algılandığını, nasıl kızın annesi ve öğretmenleri de dahil kimsenin bu duruma ses etmediğini, nasıl koca kasabada bir kişi hariç kimsenin insanlığını koruyamadığını hala anlayabilmiş değilim. Bu kısmın temellendirilmesi gerekirdi ve detaya ihtiyacı vardı.

Sonuç kısmı da ne yazık ki olmamıştı. Sanki yazar sadece insanların nasıl bencilce iftira edebildiğini yazıp bırakmak istemiş. Final falan yoktu benim gözümde. Vasat bile diyemiyorum. Her şey öylece havada kaldı, hiçbir şey düzelmenin kıyısına bile gelmedi. Dan diye de bitti.

Toparlamam gerekirse kitabın bana hatırlattığı birkaç noktayı sevdim diyebilirim ama bu kadar eksikken tavsiye etmiyorum. Kitaplığımda yer ayırmadığım bir kitabı okuyun demek bana saçma geliyor. :)
368 syf.
·3 günde·6/10
Jamie McGuire hayatıma "tatlı bela" ve ardından "ayaklı bela" ile girmiş bir yazar. Özellikle tatlı belaya bayıldığımı her fırsatta dile getirdiğimi bilenler bilir. Ama yazara Travis-Abby ikilisinin hikayesinin ardından ne olduysa oldu sihrini kaybetti gitti.
Neyse... Kısaca değinmek gerekirse bu romanda Travis'in ağabeylerinden olan Trenton ile Camille'in hikayesi anlatılıyor. Okuyanlar bilir Maddox ailesi erkekleri ayrı bir kategoride değerlendirilmek üzere vardırlar. Trenton da onlardan birisi. Camille ise sorunlu aile yaşantısından kaçıp ayakları üzerinde durmaya ve bir yandan da eğitimini devam ettirmeye çalışan aynı kasabadan ve hatta Trenton ile aynı okul sıralarını paylaşmış bir kız. Yolları çocuklarından itibaren kesişmiş olsa da Trenton'ın Camille'e olan duygularını adlandırması zaman alır ve o geçen sürede ise Camille'in yaşamına bir erkek çoktan girmiş olur.
Şimdi...Kitabın adı malumunuz olduğu üzere "Tatlı Sır". Ama inanın ki kitap bitip anlamak için elimdeki diğer Mcguire kitaplarını evirip çevirmeme, üzerine uzunca düşünmeme rağmen bu sırrın tam olarak ne olduğunu anlayabilmiş değilim.
Şimdi okuyanlar bana (spoiler vermeden geçmeye çabalayacağım) sırrın Camille'in hayatındaki erkeğin kim olduğu olduğunu söyleyecekler. Evet ben de bu şekilde düşünmek adına bayağı bir çabaladım ama bunun da kitaba adını verecek bir sır olmaktan çoook uzak kaldığında hemfikir olmamız lazım derim. Adam kasabaya gelip gidiyor, kızla ikisini kaç kişi görüyor....Yani anlayacağınız romanın adı, roman boyunca kızın sırrı (!) ortaya çıkarsa sanki dünya darmaduman olacakmış halleri manasız geldi.
Sonuca gelecek olursak; Mcguire Maddox erkeklerinden muhteşem aşıklar çıkartıyor orası kesin. Boy pos endam davranış.... Fakat özellikle bu romanda bayan karakter çok zayıf kalmıştı. Romanın gidişatı tatlı belanın bir tık değiştirilmeye çalışılmış türevi gibiydi hatta olaylar Travis ile Abby'nin ilişkisine paralel bir zaman diliminde geçtiği için sıkça onları da yaad etmek bu benzerliği iyice ortaya sergilemişti. Dediğim gibi sır mevzusunun üzerine kurulu giden roman bütün hikayeyi hiç etmişti. Belki farklı bir şey esas alınsaydı çok daha keyifli bir hale gelebilirdi. Alınmalı mı? Kesinlikle hayır. Bulduğunuzda okunmalı mı?....Valla kendiniz bilirsiniz ne diyeyim bunca sözün üzerine.
152 syf.
·7 günde·2/10
Belalı Düğün çok kısa bir kitap olmasına rağmen günlerdir elimde sürünen bir kitaptı diyebilirim. Serinin ilk iki kitabı iyi hoştu, son kitabı olmasa da olabilirdi. İlk iki kitapta bitirilebilirdi bence. Yinede bu seriyi sevdiğimden son kitap için pek bir şey diyemeyeceğim. Bence olmasa da olabilirdi. Kitap Travis ve Abby ' nin evlilik serüvenini anlatıyor. Okumak isteyen okuyabilir, okumasanız da olur.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 2.482 okur okudu.
  • 37 okur okuyor.
  • 932 okur okuyacak.
  • 38 okur yarım bıraktı.