Bülent Ayyıldız

Bülent Ayyıldız

Yazar
8.4/10
19 Kişi
·
26
Okunma
·
2
Beğeni
·
240
Gösterim
Adı:
Bülent Ayyıldız
Unvan:
Yazar
Doğum:
1988, Bulgaristan
Bülent Ayyıldız, 1988, Bulgaristan doğumlu. Liseyi Bursa’da, Lisansı İstanbul’da okudu. Birkaç yılını berbat senaryolar yazıp, bir o kadar kötü kısa filmler çekerek geçirdi. Fazla da zorlamamak gerektiğini anlayınca, bir süre İngilizce öğretmenliği ve okutmanlık yaptı. Merdiven altı dil kursuna gide gele Kadıköy’ü sevdi. Ayrıldılar. Hacettepe Üniversitesi, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nde, “Grafik Romanlarda Yahudi Amerikalı Kimliği, Mekânlar ve Basmakalıp Karakterler” üzerine yüksek lisans tezini yazdı. Aynı bölümde doktora çalışmalarına devam ediyor ve araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Evli, iki çocuk babası. Durun Yanlış Anladınız adlı bir öykü kitabı var. Öyküleri, Post Öykü, Varlık, Sözcükler, Hece Öykü, Granada, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Nordik, Başka, Lacivert (Öykü ve Şiir), Patika ve Aşkar dergilerinde yayımlandı.
Durdu. Yazdıklarını okudu. Tek tuşla hepsini sildi. Yüreğindeki acılı izleri de silebilseydi. Delik deşik olmuş bir et parçasını neyle onarabilirdi?
Bülent Ayyıldız
Sayfa 84 - İz Yayıncılık
Zaaflarıyla yükselen insanlar gördüm. Helakını beklemeyen kavimler.
Bülent Ayyıldız
Sayfa 143 - İthaki Yayınları, Türkçe Edebiyat Dizisi - 19
Küçük bir ada vapuru beliriverdi iskelenin yanında. İçine atladım hemen ve Karaköy istikametine hareketlendik. Seyyahı onlardan önce bulmalıydım. Bu bizim son şansımızdı. Şehrin her yerinde o küçük çocuğun resmi var. Herkes bakıyor; fakat görebilen çok az. Kırmızılılar içinde bir muhacir, garbın yolunu tutmak zorunda kalmış. Her yerde konuşuluyor, kumlara yaslanmış melek yüzü herkese dönük. Seyyah bunları görse ne der? Bütün Marmara’yı dolaştım. Yoktu. Belki de varmak istediği yere ulaştı ve büyük bir hayal kırıklığına uğradı.

Yazar titreyen elleriyle bir sinir krizinin eşiğindeydi. Yazmanın faydasızlığı. Hangi kelime küçük bir çocuğun sessizce ve sebepsizce yok oluşunu anlatabilirdi. Dilsiz şeytanların arasından fütursuzca geçti. Hiçbir şey yapamıyordu. Birini çekip suratına tükürse, görmüyor musun diye haykırsa mutmain olur muydu?
Bülent Ayyıldız
Sayfa 88 - İz Yayıncılık
Beklemek insanlara kitaplardan daha fazla şey öğretebildiği zaman, bu dünya hippilerden kurtulacaktır.
Bülent Ayyıldız
Sayfa 31 - İz Yayıncılık
Etrafta bir ayna bulmaya çalıştım. Çünkü gerçekten endişeliydim. Saçlarım bozulmuş olabilirdi.
Bülent Ayyıldız
Sayfa 80 - İthaki Yayınları, Türkçe Edebiyat Dizisi - 19
"Geçmiş ve gelecek aynıdır. Olacak olan olmuştur. Kaç kez daha nefes alacağın bellidir. Olmuştur. Hepsi görene aşikârdır. Hepsi bakmasını bilene,"
Bülent Ayyıldız
Sayfa 114 - İthaki Yayınları, Türkçe Edebiyat Dizisi - 19
Az bilinen, yeni duyulan, yeni olduğu için ön yargı ile yaklaşılan kitaplardan birisini size tanıtmak için bu incelemeyi yazıyorum.

Ne yazık ki yeni yazarlara karşı bir güvensizlik mevcut, bu sebepten nice kitaplar kıyıda köşede kalıyor, yazarlarınsa hevesi kırılıyor. Sonra ortamlarda piyasadaki Wattpad kitaplarının hakimiyetinden şikayet ediyoruz. Halbuki böyle güzel işler çıkarmaya uğraşan yazarlara şans vermediğimiz için piyasada birbirinin kopyası kitaplar varlığını sürdürmeye devam ediyor. Şuan iyiki bir çılgınlık yapıp, kitabı görene kadar kim olduğu halkında tek bir fikrimin olmadığı yazarın, bu kitabını alıp okudum diyorum.

Kamu spotu bitti kitaba giriyorum.

Kitabımız karanlık bir yolda ilerlemeye çalışan bir arabanın içinde başlıyor. Hep senin akrabalarını geziyoruz, ben de geçerken akrabalarımı görmek istiyorum diye tutturan hanımının dırdırına dayanamayan kahramanımız Murat, aracı Bulgaristan'ın Tırnova köyüne doğru sürmeye başlar. Burnuna pis kokular gelmeye başlar hemen, takip ediliyormuş hissine kapılır fakat tedirgin ola ola Gül'ün (Murat'ın eşi) halasının evini bulurlar. Bulurlar bulmasına da halanın evi bir garip. Kapı küflü, etrafta in cin top oynuyor, halanın hali tavrı desen tuhaf, halanın yemeklerinin tadı da ayrı bir garip. Murat kafasında gerilim filmi sahneleri çevirirken, insanın aklının en iyi çalıştığı iki durumdan birisinde karar kılar ve tuvalet niyetine girdiği kapıdan at olarak çıkar. :)

Halanın tuvalet meğer kuvakt denilen bir solucan deliğiymiş.

İşte asıl kurmaca burada başlar.

Sevdiğinden ayrı düşen Murat kendisini 1877 Osmanlı Rus Harbi'nde bulur, buradan sonra bir Şipka Geçidi'ne, bir Tırnova'ya gider geliriz. Bir Gül'ü arayan Murat'ın, bir Murat'ı arayan Gül'ün başına gelenler şeklinde, ikisinin zaman zindanında birbirlerini arayışlarına şahit oluruz. Büyücüler, zamanda yolculuk, vampirimsi yaratıklar derken kah kelle kuleye kah Jasenovac Kampı'na savrulur dururuz.

Tarih, efsane ve fantasya harika bir harmana kavuşmuş. 1833 Tırnova Olayı, Şipka Geçidi Muharebesine, Harut- Marut ve Zühre'ye, onlar da Bosna'ya bağlanmış, hepsi Ehrimen ile birleştirilmiş, kitap harika bir finale ermiş. Ben 100.sayfada gerçeğin üzerine kurgu oturtulduğunu fark ettim. Bunun sebebi dehşet tarih bilgim demek isterdim ki olay tamamen google araması.

Daha iyisini Oidipus ve Sührab ile Kırmızı Saçlı Kadın kitabında Orhan Pamuk yapmıştı. Ki çoğu Pamuk sever onu bile çok da sevemeyerek, bir eksiklik var gibi hissetti.

Bülent Ayyıldız kurgusunu Pamuk kurgusuna doğu-batı sentezi bakımından değil ama efsaneyi gerçekliğe bağlama bakımından benzeştirebiliriz. Aslında doğu-batı sentezi bakımından da benzeştirebiliriz ama yazar ikisi arasında kıyas yapmamış sadece her iki tarafın da masal ve efsanelerinden beslenmiş. Babasını öldüren Oidipus (Kral Oidipus) yerine kuyucu çırağının oğlunu koymak ya da Harut ve Marut yerine, Tırnova olayındaki Ali ve Abdi Alemdar kardeşleri koymak çok da farklı değil gibi. Sonra spoiler vermeden nasıl açıklayabilirim tam bilemediğim Ehrimen var. Ehrimen üzerinden de geçmişten hikayenin kendi zamanına taşınan, değişik bir kurmaca var. Bir çeşit reenkarnasyon gibi, inception gibi...

Kitabı gerçekten çok beğendim. Zamanda yolculuk ve solucan delikleri sebebiyle bilim-kurgu kategorisinde değerlendirilse de tam olarak bilim-kurgu da, fantastik de denilemez.

Kitabı bitirince, yazarın üzerine kurmak için Şipka'yı seçme sebebi ne olabilir peki diye düşündüm, genelde böyle şeylere kafa yormayı seviyorum sanırım. Kendisi de Bulgaristan göçmeni olduğu için bir çeşit köken bağı ya da meşhur Osman Paşa'nın Plevne direnişini çok fazla dinlemiş olması olabilir diye düşündüm.(Berjer koltukta.. :D )

Şipka Geçidi'nin kaderi değiştirilebilse Plevne'nin de kaderi değişebilirdi. Zaman yolculukları da genelde insanlık tarihini etkileyen olayları merkez alarak kurulur. (Örneğin Stephen King 22/11/63 ve Kennedy suikasti.) 1877 Osmanlı-Rus savaşı sonunda da Osmanlı Devleti'nin dağılma süreci başlamış, Bulgaristan Türkleri kitleler halinde göç etmek zorunda kalmıştır. Yani Şipka geçidi kitapta olduğu gibi tarih çizgisinde de kesinlikle önemliydi ve geçidin kurgu noktası olarak seçilmesinin yazarın göçmen bağı ile alakalı olduğu savımda da ısrarcıyım. (Berjer koltuk insana neler düşündürtüyor.)

Kitabın bitiminde verilen 6 adet QR kodu ile kitabın esinlendiği tarihi olaylar ve hikayeler hakkında kapsamlı bilgi bulabiliyor oluşumuz da kitaba dair ayrı bir artı.

Yazarın yazım sürecinde epey araştırma yaptığı hissediliyor.

Sonuç olarak şöyle bir toparlayıp bitirmek istersem, kitabın esinlendiği mitolojik hikayedeki gibi kibire kapılıp da yazarı hiç duymadım, kitap iyi değildir şeklindeki önyargılarınızı bir kenara bırakıp bu güzelim kurgunun tadını çıkarın. Unutmayın Dostoyevski de Öteki'yi yazdığında kimse yüzüne bakmamış kitabın. :)

Son bir bonus bırakayım, https://1000kitap.com/yazar/Ismail-pelit ile kitap üzerinden yapılan söyleşi :

https://youtu.be/bqgsCuB_JT0

Herkese iyi okumalar.
“HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL” ZAMAN-MEKAN-İNSAN

Öncelikle bu kitabı bana hediye ederek yazarla tanışmama vesile olan NigRa ' ya teşekkür ederim.

Yeni ve genç yazarları önyargısız tanımaya açık olmalıyız, hele de yeni bir dil kuranları, kurmaya çalışanları.

Aslında anlatması hayli zor bir kitap bu, fantastik –kurmaca lakin bir o kadar da hayatın içinden ve yaşantımızın kendisi.

Bir çiftin hikayesi kabaca, Murat ve Gül ikilisinin. Birbirlerini hem çok iyi tanıyan,tamamlayan hem de belki bir o kadar yabancı, bir o kadar öğrenmeye muhtaç belki her çift gibi..

Avrupa topraklarındayız, Balkanlarda, Bulgaristan civarında. Bir araba yolculuğu, bir akraba ziyareti, bir gece, bir kayboluş, bir yeniden buluş hikayesi.

Geceler; hikayelerin merkezi olmak için ne kadar da uygun bir zaman dilimi. “Gecenin meselesi” deyip durur Tarık Tufan, kulakları çınlasın :) Bir alıntı sayfa 59,

“Gecelerim gibi kara saçlarını koklamadan yaşayamazdım.”

Kitapta geçmiş zamanla gelecek zaman harmanlanıyor, tıpkı hayalle gerçeğin iç içe geçmesi gibi. Bazı yerlerde anlamlandırmak zorlaşıyor hangisi gerçek hangisi değil? Durup bakmamız gerekiyor ne okudum diye..

Balkanların tarihinden , yaklaşık 100 yıl önceki savaşlardan yola çıkarak geçmişle bugün arasında köprü kuruyor yazar. Zamanın akışının nasıl ilerlediğine dikkat çekiyor, mutlaka böyle mi olması gerektiği meselesini vurguluyor, başka türlü de olabilir miydi diye baktığı yerler oluyor, bu bakımdan klasik sayılabilir bazı açılardan. Bir alıntı sayfa 89,

“Tesadüf dediğin şey kadere dahildir. Kaderse tesadüflerin toplamıdır.”

Git-gel bir kafa yapısı, siyah-beyaz bir anlatım, zıtlıkların birlikteliği adeta. Bir alıntı, sanırım kitapta beni en çok etkileyen cümle bu oldu, sayfa 90,

“Gafletin içinde çok daha sakin bir yüreğe ve dingin bir kafaya sahip olabilirsin.”

Bir aşk hikayesi söz konusu evet ama aslında daha başka bir şeyler var temelde, varoluş meselesi, insanın çelişkileri, hayatı çözümleme arayışları belki. Bir alıntı, yine sayfa 90,

“Sakin ol,görüyorum ki aşk ve rezillik arasındaki ince çizgide dolaşıyorsun.”

Efsaneler de anlatılıyor kitapta, halk efsaneleri, hurafeler, inançlar.. Güç meselesi de çokça vurgulanıyor, bir güç mücadelesi, iyi-kötü arasındaki. Bir alıntı sayfa 114,

“Yüreği çok kuvvetli biridir o,fakat her kudret sahibi gibi kalbini katılaştırmıştır.”

Gerçek neydi, daha net bir ifadeyle “hakikat” neydi ve ona nasıl varılırdı ? Bir alıntı sayfa 132,

“İnsanın yüreğinde o bitmeyen hakikat arayışı ve bulmanın verdiği haz olmadık bir zamanda içime yayılmaya başlamıştı.”

Yazar , İslami öğeleri ve kadim inanışları da işlemiş kitapta, belirli bir temeli ve altyapısı da var bu konuda benim okuduğumdan anladığım kadarıyla. Bir alıntı sayfa 145,

“Durup düşündüm.İnsan ahmaktı. Bunda kuşku yok. Tuttu dağların kabullenmediği bir emaneti hiç düşünmeden yüklendi. Kimse akıl erdiremedi bu işe.İnsan ahmaktı ahmak olmasına da başka bir şey de vardır onda, esfel-i safiline inerdi.Aşağıların aşağısı olur, akılsız hayvanı da geçer derin gayyalara düşerdi. Sonra da bir bakmışsın ahsen-i takvimde. Merakımı mucip oldu, bilinmez yola girmek istedim.Havva’nın düştüğü yere bir gölge de ben sereyim istedim.”

Ve son sayfadan bir alıntı, sayfa 149,

“İnsan en güzel şekilde yaratılmışsa da en zehirli fikirlerine engel olamıyor.”

Yazarın dilini sevdim, iki kitabı var toplam, diğeri bir öykü kitabı Durun Yanlış Anladınız ,bunu da okuyacağım. Sizlere de tavsiye ediyorum, çağdaşlarımızı , genç yazarları, edebiyata gönül veren adamları ihmal etmeyelim, onlara bir şans verelim.

İyi okumalar..
Koca 1000kitap'ta 2 okunması olan, ki birisi ben oluyorum sanırım, bu kitabı çok mu aradım? Nerelerde aradım, nasıl buldum? Durun anlatacağım hepsini.

Bir gün yine en amaçsız dakikalarımı Instagram'da harcarken, takip ettiğim profillerin birisi bir gönderi yayınlamış. Takip ettiğim kişi bir editör. Kendisini zamanında Ali Lidar'ın bir mentionı sonrasında takibe almıştım. Hayır hiç Ali Lidar okumadım, buna rağmen neden takip ediyorum herhangi bir cevabım da yok. Bu arkadaş bir post atmış, İthaki yerli edebiyattan yakında bir kitap çıkacak, hem yerli hem fantastik çok heyecanlıyım gibi bir şeyler yazmıştı. O ne olaki dedim, açtım Google'da Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil kitabını arattım ilgimi çekince girdim 1000kitap'ta okunacaklara ekledim. Sonra öğrendim ki yazarın Hepsi Hikaye adında bir Youtube kanalı varmış, burada edebiyat, yazarlık, yazma üzerine kısa videolar; edebiyat camiasından bir takım kişilerle söyleşiler yayınlıyormuş. Onu da takibe aldım, çok da memnun kaldım iyi ki keşfettim. Gerçekten okuma üzerine, yazma üzerine, kurmaca üzerine sıkmadan, bunaltmadan gayet esprili ve doyurucu sohbetler var kanalda.

İşte benim yukarıda 1000kitap'tan girip, Instagram'a oradan yazara edebiyata kanala dolaştığım bu karmaşık anlatıya (haşaa) yazar postmodern demiş girmiş kitaba.

Kitabın başında önce kendisi karakter iken, o karaktere Hoca B.diye bir karakter yarattırmış (haşa hocam) bunun üzerinden de bir kurmaca nasıl oluşturulurun denklemini vermiş.(Gerçekten bir denklem de vermiş). Kuralları söylemiş;

Postmodern metinde;

*Karakter içinde karakter, metin içinde metin, bilmem ne içinde bilmem ne var. Postmodernistler bir şeyin içine ... bir şey koyup buna da üstkurmaca diyorlar.
*Self-reference denilen şey olmalı. Yani metin sürekli metinselliğini belli edecek.
*Sürekli bir belirsizlik, rahatsızlık durumu var.
*Zamanda kırılma olacak, geçmişte miyim, şimdiki zamanda mı gibi..
*Kelimelerle oynanabilir, kelime anlamını kaybedebilir.
*Ne kadar post olursan ol kendinden bir şey katman lazım. Bir yöresel motif örneğin..
*Metinlerarasılık...
*Yazar kitabın içinde bir var bir yok, yazar yazar mı, anlatıcı mı, kahramanın kendisi mi... (Bilge Karasu'ya Gece'den selam olsun.)
*Kendi çağından da örnekler katmalı.
*Okurla karşılıklı etkileşim kurabilmeli.(Bülent Bey bloğuna yönlendirmiş.)

Oyunun kurallarını sıraladıktan sonra öyle atıyosun tutuyorsun ama göster hele Bülent demiş ve öykülere girmiş.

Zaman kargaşası kurmuş, bir hikayeden belirsiz zamana, bir Osmanlı'da belirsiz zamana bir şimdiki zamanda anlatıcıya dönmüş. Bir Zweig'ın Satranç öyküsünü tekrar kurmuş. Yerine denk getirmiş kurmacaya Olric ve Albayım girmiş.

Yazı Üçlemesi'ndeki üç öykü muhteşemdi. "Nokta" öyküsü biraz Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'sını da anımsattı, sanırım üstad - nokta/harf - cinayet temaları nedeniyle benzettim. "Kebikeç" en müthiş kurguydu kitaptaki, Kebikeç ve mecaz anlamdaki kitapkurdu bağlantısı çok çok güzeldi. "Bıçak Ustası Kesiği" doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım şehirde geçtiği için ayrı bir tebessüm oluşturdu okurken, zira yazar da Bursalı. :)

"Zaman Seyyahı" öyküsünde içim burkuldu, bana göre bu öykü sahile vuran Suriyeli bebek için yazılmış. Bu öykü daha önce dergilerden birinde yayınlanmış olabilir ve buradaki okurlardan birisi bunu oralarda okumuş da olabilir, fakat ben yazarla kitabını görene dek hiç karşılaşmadım.
#31564911

Kitap muhtemelen daha önce dergilere yazdığı öykü seçkileri ile bitiyor. Bunlarda bir Şaman olup kopuz çalıyoruz, bir yaz tatilinin ortasında Hogwarts'a kaçmak istiyoruz.

Bir ilk kitap olarak beklentimin çok üzerindeydi. İşin içinden birisinin kaleminden postmodern öyküler okumak isterseniz, kesinlikle bu kitabı okumalısınız.

Benim de içime dert olan, Hepsi Hikaye'deki bir söyleşide mevzu bahis ettikleri, kitaba yapılan eleştiri sığ kalıyor; harikaydı, çarpıcıydı, kesinlikle tavsiye ediyorum laflarından öteye geçemiyor sözleri sebebiyle biraz uzun bir incelememsi oldu. Çok daha güzel olabilirdi bu yazı ancak bu yaz yoğunluğunda telefonda yazmaya uğraşırken bu kadar çıktı. Nihayetinde ben de kendi halinde bir okurum, edebiyat eleştirmeni olsaydım siz o zaman görürdünüz ne terimler sallardım burada. =)

Israrla tavsiye ediyorum.

BONUS : https://youtu.be/FCJwEX9Oqmc
İz yayıncılığın muhayyel serisinden olan "durun yanlış anladınız" kitabı 18 öyküden oluşuyor. Bir ilk kitap. Öyküler post-modern ağırlıklı.( Ne o post deyince kaçmaya mı başladınız? :) Malum post modern unsurları birçok okur sevmiyor.Çünkü zoru sevmiyoruz. Oysaki güzel öykü zor olandır. Bülent Ayyıldız ilk öyküsünde ( Postmodernizm'e Giriş Yahut :) kurgu içinde sizlere öykülerinde kullandığı post modern yöntemleri bir güzel anlatıyor. En çok hoşuma giden öyküsü diyebilirim. Tarihi ve mistik öyküler ağırlıklı kitapta. Okurken hafif İ. Oktay Anar tadı aldım. (Belki kitabını yakın zamanda bitirdiğim için öyle geldi bana) Öykülerde anlatılan zamanın atmosferini çok güzel yansıtılıyor. Kurguyla ustaca oynuyor yazar. Öykünün sonuna geldiğinizde ters köşe oluyorsunuz.( Durun yanlış anladınız bundan sebep olmasın?) Bilgi birikiminiz varsa öykülerin tadı daha da artıyor. Nasıl yani? Misal bir öyküsünden damdan dama atlarken donan kedi muhabbetti geçiyordu. Bu olay Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde geçiyor.(Metinlerarasılık şeysi) Bu gibi birçok postmodern unsur aralara serpiştirilmiş. Okurken farkına vardığınızda metinden daha da zevk alıyorsunuz. Bu farklılıkları göremezseniz de sorun yok. Öykülerin büyülü dünyası sizi kendisine çekiyor zaten. Öyküleri okurken Bülent Ayyıldız tarihi fantastik roman yazsa mükemmel olur diye düşünmedim değil. Çünkü öykülerden işlediği dönemin atmosferini okurken yaşıyorsunuz. Hayran kalmamak elde değil. Yazarı Post Öykü dergisinden takip ediyordum. Elimden geldiğince o tayfanın kitaplarını okuyacağım.
Zaman sıçramaları, büyücüler, cadılar, Harut ve Marut, Ehrimen gibi Türk-İslam mitolojisinden yaratıklar, neler neler... Çok keyifli ve ilginç bir romandı. Sürekli kişisel gelişim adı altında ipe sapa gelmez şeyler yazan yazar bile olmayan insanların kitapları çok satarken, ilginç konularda başarılı örnekler veren Türk yazarların desteklenmesi taraftarıyım.
Genç çift Türkiye'den Almanya'daki evlerine araçla seyahat ederken gecenin kör vakti kadının halasına uğramak için Balkanlarda bir köyü bulmaya çalışırlar. Garip olaylar onları köye kadar takip eder. Varacakları yere ulaştıklarında ise onları fantastik dünyanın kucağında buluruz. Zaman atlamaları, ölüm, doğum ve efsaneler üzerine sürükleyici ve gerilimi yüksek bir kitap. Kitapta benim eksik bulduğum tek nokta bölüm atlamalarında bir küçük başlığın olmamasıydı. Bu yorucuydu.
Bülent Ayyıldız'ın beyin yakan, Osmanlı zamanlarında gezdiren ve balkanların o büyülü geçmişine bir köy tuvaletinden kapı açan kitabı. Yazarın her ne kadar ikinci kitabı olsa da dergilerde yıllardır adından oldukça söz ettiren biri. Geniş hayal gücünün sınırlarının nereye kadar uzanabildiği bu kitapla az çok belli oluyor. Alın, okuyun ve damağınızda kalan tadını hissedin.
Bilim Kurgu kitaplarını her ne kadar beğenmesem de yazara bir şans vermek istedim.Anlatımı güzeldi gerilim ve bilim kurgu bir aradaydı neredeyse her sayfada o gerilimi hissettim.Kuvarklar,büyücüler,cadılar,mitolojik öğeler var romanda.İlginç ve sizi başka dünyalara götüren bir kitaptı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bülent Ayyıldız
Unvan:
Yazar
Doğum:
1988, Bulgaristan
Bülent Ayyıldız, 1988, Bulgaristan doğumlu. Liseyi Bursa’da, Lisansı İstanbul’da okudu. Birkaç yılını berbat senaryolar yazıp, bir o kadar kötü kısa filmler çekerek geçirdi. Fazla da zorlamamak gerektiğini anlayınca, bir süre İngilizce öğretmenliği ve okutmanlık yaptı. Merdiven altı dil kursuna gide gele Kadıköy’ü sevdi. Ayrıldılar. Hacettepe Üniversitesi, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nde, “Grafik Romanlarda Yahudi Amerikalı Kimliği, Mekânlar ve Basmakalıp Karakterler” üzerine yüksek lisans tezini yazdı. Aynı bölümde doktora çalışmalarına devam ediyor ve araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Evli, iki çocuk babası. Durun Yanlış Anladınız adlı bir öykü kitabı var. Öyküleri, Post Öykü, Varlık, Sözcükler, Hece Öykü, Granada, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Nordik, Başka, Lacivert (Öykü ve Şiir), Patika ve Aşkar dergilerinde yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 26 okur okudu.
  • 35 okur okuyacak.