Bülent Ayyıldız

Bülent Ayyıldız

Yazar
7.2/10
89 Kişi
·
231
Okunma
·
6
Beğeni
·
681
Gösterim
Adı:
Bülent Ayyıldız
Unvan:
Yazar
Doğum:
1988, Bulgaristan
Bülent Ayyıldız, 1988, Bulgaristan doğumlu. Liseyi Bursa’da, Lisansı İstanbul’da okudu. Birkaç yılını berbat senaryolar yazıp, bir o kadar kötü kısa filmler çekerek geçirdi. Fazla da zorlamamak gerektiğini anlayınca, bir süre İngilizce öğretmenliği ve okutmanlık yaptı. Merdiven altı dil kursuna gide gele Kadıköy’ü sevdi. Ayrıldılar. Hacettepe Üniversitesi, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nde, “Grafik Romanlarda Yahudi Amerikalı Kimliği, Mekânlar ve Basmakalıp Karakterler” üzerine yüksek lisans tezini yazdı. Aynı bölümde doktora çalışmalarına devam ediyor ve araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Evli, iki çocuk babası. Durun Yanlış Anladınız adlı bir öykü kitabı var. Öyküleri, Post Öykü, Varlık, Sözcükler, Hece Öykü, Granada, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Nordik, Başka, Lacivert (Öykü ve Şiir), Patika ve Aşkar dergilerinde yayımlandı.
"Bir kitap okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir."
Ne düşündüğüm önemli değil. Onların ne düşündüğü belirliyor her şeyi... Gerçekten farklı bir şeyler yapmaya çalışan herkesi öteliyorlar.
152 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Az bilinen, yeni duyulan, yeni olduğu için ön yargı ile yaklaşılan kitaplardan birisini size tanıtmak için bu incelemeyi yazıyorum.

Ne yazık ki yeni yazarlara karşı bir güvensizlik mevcut, bu sebepten nice kitaplar kıyıda köşede kalıyor, yazarlarınsa hevesi kırılıyor. Sonra ortamlarda piyasadaki Wattpad kitaplarının hakimiyetinden şikayet ediyoruz. Halbuki böyle güzel işler çıkarmaya uğraşan yazarlara şans vermediğimiz için piyasada birbirinin kopyası kitaplar varlığını sürdürmeye devam ediyor. Şuan iyiki bir çılgınlık yapıp, kitabı görene kadar kim olduğu halkında tek bir fikrimin olmadığı yazarın, bu kitabını alıp okudum diyorum.

Kamu spotu bitti kitaba giriyorum.

Kitabımız karanlık bir yolda ilerlemeye çalışan bir arabanın içinde başlıyor. Hep senin akrabalarını geziyoruz, ben de geçerken akrabalarımı görmek istiyorum diye tutturan hanımının dırdırına dayanamayan kahramanımız Murat, aracı Bulgaristan'ın Tırnova köyüne doğru sürmeye başlar. Burnuna pis kokular gelmeye başlar hemen, takip ediliyormuş hissine kapılır fakat tedirgin ola ola Gül'ün (Murat'ın eşi) halasının evini bulurlar. Bulurlar bulmasına da halanın evi bir garip. Kapı küflü, etrafta in cin top oynuyor, halanın hali tavrı desen tuhaf, halanın yemeklerinin tadı da ayrı bir garip. Murat kafasında gerilim filmi sahneleri çevirirken, insanın aklının en iyi çalıştığı iki durumdan birisinde karar kılar ve tuvalet niyetine girdiği kapıdan at olarak çıkar. :)

Halanın tuvalet meğer kuvakt denilen bir solucan deliğiymiş.

İşte asıl kurmaca burada başlar.

Sevdiğinden ayrı düşen Murat kendisini 1877 Osmanlı Rus Harbi'nde bulur, buradan sonra bir Şipka Geçidi'ne, bir Tırnova'ya gider geliriz. Bir Gül'ü arayan Murat'ın, bir Murat'ı arayan Gül'ün başına gelenler şeklinde, ikisinin zaman zindanında birbirlerini arayışlarına şahit oluruz. Büyücüler, zamanda yolculuk, vampirimsi yaratıklar derken kah kelle kuleye kah Jasenovac Kampı'na savrulur dururuz.

Tarih, efsane ve fantasya harika bir harmana kavuşmuş. 1833 Tırnova Olayı, Şipka Geçidi Muharebesine, Harut- Marut ve Zühre'ye, onlar da Bosna'ya bağlanmış, hepsi Ehrimen ile birleştirilmiş, kitap harika bir finale ermiş. Ben 100.sayfada gerçeğin üzerine kurgu oturtulduğunu fark ettim. Bunun sebebi dehşet tarih bilgim demek isterdim ki olay tamamen google araması.

Daha iyisini Oidipus ve Sührab ile Kırmızı Saçlı Kadın kitabında Orhan Pamuk yapmıştı. Ki çoğu Pamuk sever onu bile çok da sevemeyerek, bir eksiklik var gibi hissetti.

Bülent Ayyıldız kurgusunu Pamuk kurgusuna doğu-batı sentezi bakımından değil ama efsaneyi gerçekliğe bağlama bakımından benzeştirebiliriz. Aslında doğu-batı sentezi bakımından da benzeştirebiliriz ama yazar ikisi arasında kıyas yapmamış sadece her iki tarafın da masal ve efsanelerinden beslenmiş. Babasını öldüren Oidipus (Kral Oidipus) yerine kuyucu çırağının oğlunu koymak ya da Harut ve Marut yerine, Tırnova olayındaki Ali ve Abdi Alemdar kardeşleri koymak çok da farklı değil gibi. Sonra spoiler vermeden nasıl açıklayabilirim tam bilemediğim Ehrimen var. Ehrimen üzerinden de geçmişten hikayenin kendi zamanına taşınan, değişik bir kurmaca var. Bir çeşit reenkarnasyon gibi, inception gibi...

Kitabı gerçekten çok beğendim. Zamanda yolculuk ve solucan delikleri sebebiyle bilim-kurgu kategorisinde değerlendirilse de tam olarak bilim-kurgu da, fantastik de denilemez.

Kitabı bitirince, yazarın üzerine kurmak için Şipka'yı seçme sebebi ne olabilir peki diye düşündüm, genelde böyle şeylere kafa yormayı seviyorum sanırım. Kendisi de Bulgaristan göçmeni olduğu için bir çeşit köken bağı ya da meşhur Osman Paşa'nın Plevne direnişini çok fazla dinlemiş olması olabilir diye düşündüm.(Berjer koltukta.. :D )

Şipka Geçidi'nin kaderi değiştirilebilse Plevne'nin de kaderi değişebilirdi. Zaman yolculukları da genelde insanlık tarihini etkileyen olayları merkez alarak kurulur. (Örneğin Stephen King 22/11/63 ve Kennedy suikasti.) 1877 Osmanlı-Rus savaşı sonunda da Osmanlı Devleti'nin dağılma süreci başlamış, Bulgaristan Türkleri kitleler halinde göç etmek zorunda kalmıştır. Yani Şipka geçidi kitapta olduğu gibi tarih çizgisinde de kesinlikle önemliydi ve geçidin kurgu noktası olarak seçilmesinin yazarın göçmen bağı ile alakalı olduğu savımda da ısrarcıyım. (Berjer koltuk insana neler düşündürtüyor.)

Kitabın bitiminde verilen 6 adet QR kodu ile kitabın esinlendiği tarihi olaylar ve hikayeler hakkında kapsamlı bilgi bulabiliyor oluşumuz da kitaba dair ayrı bir artı.

Yazarın yazım sürecinde epey araştırma yaptığı hissediliyor.

Sonuç olarak şöyle bir toparlayıp bitirmek istersem, kitabın esinlendiği mitolojik hikayedeki gibi kibire kapılıp da yazarı hiç duymadım, kitap iyi değildir şeklindeki önyargılarınızı bir kenara bırakıp bu güzelim kurgunun tadını çıkarın. Unutmayın https://1000kitap.com/yazar/dostoyevski de Öteki'yi yazdığında kimse yüzüne bakmamış kitabın. :)

Son bir bonus bırakayım, https://1000kitap.com/yazar/Ismail-pelit ile kitap üzerinden yapılan söyleşi :

https://youtu.be/bqgsCuB_JT0

Herkese iyi okumalar.
136 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Koca 1000kitap'ta 2 okunması olan, ki birisi ben oluyorum sanırım, bu kitabı çok mu aradım? Nerelerde aradım, nasıl buldum? Durun anlatacağım hepsini.

Bir gün yine en amaçsız dakikalarımı Instagram'da harcarken, takip ettiğim profillerin birisi bir gönderi yayınlamış. Takip ettiğim kişi bir editör. Kendisini zamanında Ali Lidar'ın bir mentionı sonrasında takibe almıştım. Hayır hiç Ali Lidar okumadım, buna rağmen neden takip ediyorum herhangi bir cevabım da yok. Bu arkadaş bir post atmış, İthaki yerli edebiyattan yakında bir kitap çıkacak, hem yerli hem fantastik çok heyecanlıyım gibi bir şeyler yazmıştı. O ne olaki dedim, açtım Google'da Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil kitabını arattım ilgimi çekince girdim 1000kitap'ta okunacaklara ekledim. Sonra öğrendim ki yazarın Hepsi Hikaye adında bir Youtube kanalı varmış, burada edebiyat, yazarlık, yazma üzerine kısa videolar; edebiyat camiasından bir takım kişilerle söyleşiler yayınlıyormuş. Onu da takibe aldım, çok da memnun kaldım iyi ki keşfettim. Gerçekten okuma üzerine, yazma üzerine, kurmaca üzerine sıkmadan, bunaltmadan gayet esprili ve doyurucu sohbetler var kanalda.

İşte benim yukarıda 1000kitap'tan girip, Instagram'a oradan yazara edebiyata kanala dolaştığım bu karmaşık anlatıya (haşaa) yazar postmodern demiş girmiş kitaba.

Kitabın başında önce kendisi karakter iken, o karaktere Hoca B.diye bir karakter yarattırmış (haşa hocam) bunun üzerinden de bir kurmaca nasıl oluşturulurun denklemini vermiş.(Gerçekten bir denklem de vermiş). Kuralları söylemiş;

Postmodern metinde;

*Karakter içinde karakter, metin içinde metin, bilmem ne içinde bilmem ne var. Postmodernistler bir şeyin içine ... bir şey koyup buna da üstkurmaca diyorlar.
*Self-reference denilen şey olmalı. Yani metin sürekli metinselliğini belli edecek.
*Sürekli bir belirsizlik, rahatsızlık durumu var.
*Zamanda kırılma olacak, geçmişte miyim, şimdiki zamanda mı gibi..
*Kelimelerle oynanabilir, kelime anlamını kaybedebilir.
*Ne kadar post olursan ol kendinden bir şey katman lazım. Bir yöresel motif örneğin..
*Metinlerarasılık...
*Yazar kitabın içinde bir var bir yok, yazar yazar mı, anlatıcı mı, kahramanın kendisi mi... (Bilge Karasu'ya Gece'den selam olsun.)
*Kendi çağından da örnekler katmalı.
*Okurla karşılıklı etkileşim kurabilmeli.(Bülent Bey bloğuna yönlendirmiş.)

Oyunun kurallarını sıraladıktan sonra öyle atıyosun tutuyorsun ama göster hele Bülent demiş ve öykülere girmiş.

Zaman kargaşası kurmuş, bir hikayeden belirsiz zamana, bir Osmanlı'da belirsiz zamana bir şimdiki zamanda anlatıcıya dönmüş. Bir Zweig'ın Satranç öyküsünü tekrar kurmuş. Yerine denk getirmiş kurmacaya Olric ve Albayım girmiş.

Yazı Üçlemesi'ndeki üç öykü muhteşemdi. "Nokta" öyküsü biraz Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'sını da anımsattı, sanırım üstad - nokta/harf - cinayet temaları nedeniyle benzettim. "Kebikeç" en müthiş kurguydu kitaptaki, Kebikeç ve mecaz anlamdaki kitapkurdu bağlantısı çok çok güzeldi. "Bıçak Ustası Kesiği" doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım şehirde geçtiği için ayrı bir tebessüm oluşturdu okurken, zira yazar da Bursalı. :)

"Zaman Seyyahı" öyküsünde içim burkuldu, bana göre bu öykü sahile vuran Suriyeli bebek için yazılmış. Bu öykü daha önce dergilerden birinde yayınlanmış olabilir ve buradaki okurlardan birisi bunu oralarda okumuş da olabilir, fakat ben yazarla kitabını görene dek hiç karşılaşmadım.
#31564911

Kitap muhtemelen daha önce dergilere yazdığı öykü seçkileri ile bitiyor. Bunlarda bir Şaman olup kopuz çalıyoruz, bir yaz tatilinin ortasında Hogwarts'a kaçmak istiyoruz.

Bir ilk kitap olarak beklentimin çok üzerindeydi. İşin içinden birisinin kaleminden postmodern öyküler okumak isterseniz, kesinlikle bu kitabı okumalısınız.

Benim de içime dert olan, Hepsi Hikaye'deki bir söyleşide mevzu bahis ettikleri, kitaba yapılan eleştiri sığ kalıyor; harikaydı, çarpıcıydı, kesinlikle tavsiye ediyorum laflarından öteye geçemiyor sözleri sebebiyle biraz uzun bir incelememsi oldu. Çok daha güzel olabilirdi bu yazı ancak bu yaz yoğunluğunda telefonda yazmaya uğraşırken bu kadar çıktı. Nihayetinde ben de kendi halinde bir okurum, edebiyat eleştirmeni olsaydım siz o zaman görürdünüz ne terimler sallardım burada. =)

Israrla tavsiye ediyorum.

BONUS : https://youtu.be/FCJwEX9Oqmc
152 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
“HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL” ZAMAN-MEKAN-İNSAN

Öncelikle bu kitabı bana hediye ederek yazarla tanışmama vesile olan NigRa ' ya teşekkür ederim.

Yeni ve genç yazarları önyargısız tanımaya açık olmalıyız, hele de yeni bir dil kuranları, kurmaya çalışanları.

Aslında anlatması hayli zor bir kitap bu, fantastik –kurmaca lakin bir o kadar da hayatın içinden ve yaşantımızın kendisi.

Bir çiftin hikayesi kabaca, Murat ve Gül ikilisinin. Birbirlerini hem çok iyi tanıyan,tamamlayan hem de belki bir o kadar yabancı, bir o kadar öğrenmeye muhtaç belki her çift gibi..

Avrupa topraklarındayız, Balkanlarda, Bulgaristan civarında. Bir araba yolculuğu, bir akraba ziyareti, bir gece, bir kayboluş, bir yeniden buluş hikayesi.

Geceler; hikayelerin merkezi olmak için ne kadar da uygun bir zaman dilimi. “Gecenin meselesi” deyip durur Tarık Tufan, kulakları çınlasın :) Bir alıntı sayfa 59,

“Gecelerim gibi kara saçlarını koklamadan yaşayamazdım.”

Kitapta geçmiş zamanla gelecek zaman harmanlanıyor, tıpkı hayalle gerçeğin iç içe geçmesi gibi. Bazı yerlerde anlamlandırmak zorlaşıyor hangisi gerçek hangisi değil? Durup bakmamız gerekiyor ne okudum diye..

Balkanların tarihinden , yaklaşık 100 yıl önceki savaşlardan yola çıkarak geçmişle bugün arasında köprü kuruyor yazar. Zamanın akışının nasıl ilerlediğine dikkat çekiyor, mutlaka böyle mi olması gerektiği meselesini vurguluyor, başka türlü de olabilir miydi diye baktığı yerler oluyor, bu bakımdan klasik sayılabilir bazı açılardan. Bir alıntı sayfa 89,

“Tesadüf dediğin şey kadere dahildir. Kaderse tesadüflerin toplamıdır.”

Git-gel bir kafa yapısı, siyah-beyaz bir anlatım, zıtlıkların birlikteliği adeta. Bir alıntı, sanırım kitapta beni en çok etkileyen cümle bu oldu, sayfa 90,

“Gafletin içinde çok daha sakin bir yüreğe ve dingin bir kafaya sahip olabilirsin.”

Bir aşk hikayesi söz konusu evet ama aslında daha başka bir şeyler var temelde, varoluş meselesi, insanın çelişkileri, hayatı çözümleme arayışları belki. Bir alıntı, yine sayfa 90,

“Sakin ol,görüyorum ki aşk ve rezillik arasındaki ince çizgide dolaşıyorsun.”

Efsaneler de anlatılıyor kitapta, halk efsaneleri, hurafeler, inançlar.. Güç meselesi de çokça vurgulanıyor, bir güç mücadelesi, iyi-kötü arasındaki. Bir alıntı sayfa 114,

“Yüreği çok kuvvetli biridir o,fakat her kudret sahibi gibi kalbini katılaştırmıştır.”

Gerçek neydi, daha net bir ifadeyle “hakikat” neydi ve ona nasıl varılırdı ? Bir alıntı sayfa 132,

“İnsanın yüreğinde o bitmeyen hakikat arayışı ve bulmanın verdiği haz olmadık bir zamanda içime yayılmaya başlamıştı.”

Yazar , İslami öğeleri ve kadim inanışları da işlemiş kitapta, belirli bir temeli ve altyapısı da var bu konuda benim okuduğumdan anladığım kadarıyla. Bir alıntı sayfa 145,

“Durup düşündüm.İnsan ahmaktı. Bunda kuşku yok. Tuttu dağların kabullenmediği bir emaneti hiç düşünmeden yüklendi. Kimse akıl erdiremedi bu işe.İnsan ahmaktı ahmak olmasına da başka bir şey de vardır onda, esfel-i safiline inerdi.Aşağıların aşağısı olur, akılsız hayvanı da geçer derin gayyalara düşerdi. Sonra da bir bakmışsın ahsen-i takvimde. Merakımı mucip oldu, bilinmez yola girmek istedim.Havva’nın düştüğü yere bir gölge de ben sereyim istedim.”

Ve son sayfadan bir alıntı, sayfa 149,

“İnsan en güzel şekilde yaratılmışsa da en zehirli fikirlerine engel olamıyor.”

Yazarın dilini sevdim, iki kitabı var toplam, diğeri bir öykü kitabı Durun Yanlış Anladınız ,bunu da okuyacağım. Sizlere de tavsiye ediyorum, çağdaşlarımızı , genç yazarları, edebiyata gönül veren adamları ihmal etmeyelim, onlara bir şans verelim.

İyi okumalar..
152 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Kitap, Türkiye’yi ziyaret eden Gül ve Murat çiftinin, geri dönüş yolculuklarını anlatıyor.  

Almanya’ya dönüş yolunda olan Murat, Gül’ün ısrarı üzerine Bulgaristan'ın Tırnova köyünde yaşayan Gül’ün halasını ziyaret etmeye karar verir. Karanlık bir yolda köyü bulmaya çalışan Murat takip ediliyormuş hissine kapılsa da sonunda Gül'ün halasının evini bulur. 

Bulur bulmasına da, halanın evi bir garip. Her taraf ıssız, halanın hali tavrı tuhaf, yemeklerinin tadı ayrı bir garip.

Yemeklerini yedikten sonra tuvaleti arayan Murat, tuvalet sanıp girdiği kapının ardında ilginç şeylerle karşılaşır, tam da bir gariplik olduğunu anladığı an kapı kilitlenir ve zemine doğru çekilmeye başlar. 

Murat bir an da kendisini bir at olarak bulur ve sonrasında ölür. Tekrar uyandığında ise kendisini bu sefer bir savaşın içinde bulur.

Bir Gül'ü arayan Murat'ı, bir Murat'ı arayan Gül’ü, karşılaştıkları yaratıkları ve tuhaf olayları, bir Gül’ün bir Murat’ın ağzından okuyoruz.

Geçmiş ve gelecek zamanın harmanlandığı kitapta, zaman sıçramaları, kuvarklar, büyücüler, cadılar, deveyiyenler, Nicola, Harut ve Marut, Ehrimen gibi mitolojik öğeler ve daha neler neler var.

Sürükleyici temposu, tarihsel esintileri, ilginç öğeleri ile oldukça farklı ve sizi başka dünyalara götüren değişik ve güzel bir kitaptı. 
102 syf.
·1 günde·8/10
Salinger en sevdiğim yazarlardan biridir. Basılmış kitaplarının tamamını okuyup, bir de internette dolaşan yayımlanmamış öykülerinin peşine düşmüş biri olarak bu kitabı görünce hemen alıp okudum.
Yazarın da dediği gibi kitabın birinci bölümü biyografik-kurmaca. Çok akıcı bir şekilde Salinger'in yaşamında dönüm noktası olan olayları ve bu olayların hangi eserine katkı yapmış olabileceğini anlatmış. Salinger'ın yazım ve kitaplarını bastırma süreçlerini, üne kavuşması ve inzivaya çekilişini okumak, oldukça keyifliydi. Daha önce yazarın hayatıyla ilgili araştırmalar yapmış, belgeselini izlemiş olsam da asla sıkılmadan okudum. Şu biyografik-kurmaca da bunda etkili oldu sanırım.
İkinci bölüme gelirsek romanı ve kitaplaştırılmış öyküleri hakkında incelemeler yapmış yazar. Ben bu bölümü çok sevdim, kitapları okuyalı epey zaman olmuştu. Tüm öyküleri tekrardan okumuş kadar olmasa da Holdan'a ve Glasslara şöyle bir merhaba dedim. Öyküleri yeniden okuyup üzerine bu değerlendirmeleri okumak da farklı bir deneyim olabilir.
Salinger seven herkes mutlaka okumalı bu kitabı.
102 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
J. D. Salinger (Jerome David Salinger), yazarı Çavdar tarlasındaki çocuklar kitabıyla tanıdım. Elime geçmişken okuyayım dedim. Şöyle ki: kitap hem biyografik hemde edebi bir kitap, yer yer hayatını hikayeleştirerek anlatmış, isminin neden sefalet ve nefret olduğuna gelecek olursak, yazarın bir aşk hikayesinden kaynaklı onu anlatmadan önce biraz yazarımızı tanıtalım.
Salinger 1 ocak 1919 yolunda doğmuş, 20 ocak 2010 da vefat etmiş. Kendisi bir amerikalı, kalp rahatsızlığı varken asker olmak istemiş ve bu reddedilmiş, sonrasında bir arkadaşı devreye girmiş ve askere alınmış. 2.dünya savaşında yazarımız yer almış. Savaştan o kadar fazla etkilenmişki askerden sonra da bu durum devam etmiş ara ara psikologlara gitmiş, her yerde kan kokusu aldığını cesetlerin gözlerinin önünden gitmediğini vesaire.. Sadece o da değil ayrıca diğer tüm askerler bu durumdaymış. Kitabın birkaç yerinde Nazi katliamından da bahsediyor, yazarın dedesi bir haham. O kısımları okurken etkilenmedim değil, durumun vahammiyetini gözler önüne seriyor maalesef.
Dediğim gibi yazarın bir kitabını okudum o da çavdar tarlasındaki çocuklar,kitapta en çok bu kitaba ağırlık vermiş, çünkü yazar bu kitabı yazdıktan sonra artık kendisi için yazmak istediğini bir daha bir başkası için yayınlamayacağını söylemiş gelen gazetecileri kovuyormuş falan. Ama bu kitabı yayınlatmak için çok zorlandığını sürekli reddedildiğini söylemem gerek buna rağmen kitap birileri tarafından beğenildi ve satışa sunuldu sonrasında bu ün onu toplumdan uzaklaştırmasına yetti. Biraz isterseniz bu kitaptan da bahsedeyim, biraz argo içeren bir kitap olmasıyla da  kitap gençlerin toplumdan uzaklaşıp kendini bulmasını anlatıyor açıkçası tek hatırladığım bu, yazın okumuştum ve etkisi kısa sürmüş bende, ama kitapla ilgili burda yazılanları okuyunca tekrar okumam gerek dedim. Çünkü yazarın o psikolojisini daha iyi anladım, savaş zamanında tek temennisi bu kitap olmuş elinde sürekli bu kitabı yazdığı defteri olmuş, ayrıca kitapla ilgili bir diğer bilgi de  bu kitabı okuyanların suikast girişimleri olması. Chapman diye biri kitabın baş karakteri olan Holden Caulfield ile kendini bir tutuyor, ben Caulfieldim deyip,ingiliz müzisyen olan,Lennon’ın evinin yakınına gitmeden önce kitaba ’’Holden Caulfield’den Holden Caulfield’a’’ yazıp daha  sonra Lennon’ların evinin önüne gidiyor. Önce Lennon’a albüm imzalatıyor. Aynı günün akşamında eve dönen Lennon’ı beş el ateş ederek öldürüyor.  Bunu yaparken dediği şey ise "onları kurtardım". Cİnayetten sonra kaçmak yerine elindeki kitabı, yanı Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı karıştırıyor," okuyan bazıları da intihar ediyor. Ben okurken böyle bir etki yaratmamıştı, neden acaba diye düşünmüyor değilim hani  Bu intihar ve suikastler sonrası kitap yasaklanıyor. Kitapta diğer kitaplarından da bahsediyor ama ben sizlere çavdar tarlasındaki çocuklar ile tanıdığım için sadece bunu anlatmak istedim. Diğer kitaplarında karakterler anladığım kadarıyla az biraz nevrotik kişilik barındıran kişiler.  Ayrıca Salinger'in yarattığı tüm karakterler Amerikan toplumunun normal kabul ettiği ve değer verdiği her şeyi küçümsüyorlar bunu Çavdar tarlasındaki çocuklarda da farketmiştim.
Başta bahsettiğim kitap ismine gelince, yazar nazileri bulup sorgulamak için gittiği Fransa kasabasında bir kadına kapılır ve kadınla evlenir. Yalnız yazarın ailesiyle kalındığı için sonrasında sorunlar çıkar ve aşk nefrete oradan da sefalete dönüşür.
Son olarak da bir gazetecinin onun evine giderek kitap yazmak istiyorum bahanesiyle sorduğu kitap nasıl yazılır sorusuna Salinger in verdiği cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum: "Sana verebileceğim tek tavsiye okumaya devam etmendir. Kitaplardan neler alıp kullanabileceğine bak, onları çal demiyorum. Kendi yorumumu katarak kendi fikirlerini şekillendir. Eleştirmenlere ve hakkında yazılanlara kafayı takmadan yoluna devam et. Tecrübelerini yaratıcılığınla harmanla. Hikayelerini planla ve hızlı kararlar alma. Bitirdiğinde kendi formülünü hazırlamışsındır demektir"
Biliyorum çok uzattım, ama yeni tanıdığım bir yazarı sizlerle paylaşmakta bunu yapmamı gerektirdi Kitapla kalın
102 syf.
İlginç bir kitaptı. Hiç listemde değilken birden bire düştü önüme. İlk bölümdeki kurgu hikayeler oldukça sürükleyiciydi. İkinci kısmı pek sevmedim. Bu yazarın herhangi bir kitabını okumamış olmamdan kaynaklanıyor olabilir.

En sevdiğim cümle Ernest Hemingway ‘a ait olduğu söylenen (?) şu cümle oldu:
-“İçindeki en iyiye ayak uydurmaya çalışarak yaşa.”
102 syf.
·Beğendi·10/10
Sanırım Salinger'i bilmeyen yoktur. Çavdar Tarlasında Çocukları ile ün salmış ve benim en sevdiğim yazarlar arasına giren bir kalem. Gerçi Çavdar Tarlasında Çocukları seven ve sevmeyen olarak iki büyük kitle mevcut. 'Eh işte' diyene rast gelmedim daha. Kitabı okuduğum zamanlar da demiştim şimdi tekrar diyorum, yazarın hayatını okumadan kitaplarını okumayın.
.
.
Kitap iki bölümden oluşuyor. Ilk bölüm biyografik-kurmaca. Yazarın hayatından kesitler var. Ailesi, okul hayatı, askerlik hayatı vs anlatılıyor. Hayatındaki dönüm noktalarının hangi eserine ne gibi bir katkı sağladığına da yer verilmiş bu bölümde. Ikinci bölümde ise eserleri ve nasıl ortaya çıktıkları, eserlerindeki ana tema kaleme alınmış.
.
.
Çavdar Tarlasında Çocuklar epey bir serüven yaşamış kitap olma yolunda. O satırları okurken aklıma Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar eseri geldi. Çavdar Tarlasında Çocuklar da ilk başta anlaşılmamış ve kimse basmak istememiş. Öyle güzel bir eseri nasıl anlamadılar hayret içindeyim. Basılır basılmaz da yasaklı kitaplar arasında başı çekiyor. Yazarın da kitabın da çilesi bitmiyor yani.
.
.
Bu kitaptan sonra yazarın Dokuz Öykü kitabını merak eder oldum. E tabii diğer okumadigim eserlerini de merak ettim. Onları okuyup sonra tekrar Holden Caulfield'le bir yolculuğa çıkmak istiyorum. Ah seni unutmak ne mümkün Holden!

#parlakmeltemkitapligi #jdsalinger
152 syf.
·8/10
Kitap bitene kadar kabusun içindeymişim gbi hissettim. Sayfaları nasıl çevirdim, kitabı ne ara bitirdim hatırlamıyorum. Türk korku edebiyatı desteklenmelidir.Yazar kültürel öğelerden beslenerek harika eser çıkarmış. Alın, okuyun.
102 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Çavdar tarlasında çocuklar kitabıyla tanıştığım Salınger’ın yaşantısını eserlerinin alt metninde yatan psikolojisini öykülerine ilham veren olayları ve Salınger ın var oluş sürecini irdeleyen bu küçük biyografiyi bir gün içinde okudum. Askerde bulunduğum süre boyunca bu şekilde az sayfalı kitaplar okuyup dikkat dağılmasını en aza indirme yolunu seçtim .

Yazarın biyografisi

Adı:
Bülent Ayyıldız
Unvan:
Yazar
Doğum:
1988, Bulgaristan
Bülent Ayyıldız, 1988, Bulgaristan doğumlu. Liseyi Bursa’da, Lisansı İstanbul’da okudu. Birkaç yılını berbat senaryolar yazıp, bir o kadar kötü kısa filmler çekerek geçirdi. Fazla da zorlamamak gerektiğini anlayınca, bir süre İngilizce öğretmenliği ve okutmanlık yaptı. Merdiven altı dil kursuna gide gele Kadıköy’ü sevdi. Ayrıldılar. Hacettepe Üniversitesi, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nde, “Grafik Romanlarda Yahudi Amerikalı Kimliği, Mekânlar ve Basmakalıp Karakterler” üzerine yüksek lisans tezini yazdı. Aynı bölümde doktora çalışmalarına devam ediyor ve araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Evli, iki çocuk babası. Durun Yanlış Anladınız adlı bir öykü kitabı var. Öyküleri, Post Öykü, Varlık, Sözcükler, Hece Öykü, Granada, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Nordik, Başka, Lacivert (Öykü ve Şiir), Patika ve Aşkar dergilerinde yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 231 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 107 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.