Bülent Doğan

Bülent Doğan

ÇevirmenEditör
8.6/10
9,6bin Kişi
·
35,9bin
Okunma
·
4
Beğeni
·
1.385
Gösterim
Adı:
Bülent Doğan
Tam adı:
Bülent O. Doğan, Bülent Oral Doğan
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
İskenderun, Türkiye, 1975
1975’te doğdu. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu. 1996’dan bu yana çevirmenlik ve editörlük yapıyor. Çevirmenler Meslek Birliği Yönetim Kurulu üyesidir. Edebiyat alanında William Golding, Louis de Bernières, Mark Twain, Viktor Pelevin gibi yazarlardan yaptığı çevirilerin yanı sıra, edebiyat teorisi alanında da çeşitli çeviri eserler vermiştir.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
556 syf.
·11 günde·10/10 puan
Toplanın Oklahama'ya gidiyoruz. Tom Joad ve eski Papaz Casy bizi karşılayacak. Kapitalizmin insanı nasıl insanlıktan çıkardığını hep beraber gösterecekler bize.

Büyük buhran dönemi küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tatafindan ellerinden toprakları alınıp Kaliforniya'ya göç etmek zorunda kalmaları ve orada hayata tutunmaya çalışmasını konu alan romandır.

Fareler ve İnsanlar eseriyle de ses getiren John Steinbeck Amerika'nın büyük buhran dönemini bu kitaba ve okuyanların kafasına kazımış. Özellikle sonlara doğru 'o nasıl bitiş' diyeceksiniz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
352 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
https://youtu.be/B6FXHC6ripU
Selam kitapçokseverler. Bu bölümümüzde George Orwell'in 1984 distopyasını konuşuyoruz.

2021 itibariyle telif hakkı son bulan George Orwell ülkemizde ve tüm dünyada yayınevlerinin ilgisi çeken en önemli yazar konumunda. Yıllar önce okuduğumuz 1984 romanını tekrar gözden geçirerek hem Orwell'ın hayatı ve edebiyatını hem eserin günümüzle olan ilişkisini hem de kapitalizm ve otoriter rejimler üzerine fikirlerimizi paylaştığımız bir sohbet edelim istedik. 1984'ün öne çıkan kavramları, ana başlıkları ve detayları üzerine yorum ve analizlerimizi paylaşıyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.

Sevgiler.
556 syf.
·5 günde·Puan vermedi
 Steinbeck Romanında; tarımda makine kullanımının yaygınlaşmasıyla fakirleşen çiftçilerin borç batağına nasıl saplandığı, bankaların çiftçilerin topraklarına nasıl el koyduğunu, topraksız kalan çiftçilerin göçü ve göç ettiklerinde iş, barınma, ırkçılık gibi sorunlarla mücadelesini anlatıyor.

Romanda kapitalist sistem tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir. İnsanların çaresizliği, açlık, yoksulluk, sefalet okurken göğsünüzü sıkıştırabilir.
\|/
|
Açlığı, yalnız kendi büzülmüş midesinde değil, çocuklarının da büzülmüş karınlarında duyan bir adamı nasıl korkutabilirsiniz?
556 syf.
·4 günde·9/10 puan
"Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?"

Franz Kafka'nın dediği gibi bu kitap beni sarstı, beni fazlasıyla rahatsız etti.

Duyguların, kelimelerle damara enjekte edildiği kitaplardan bu.

Beton yolun iki yanı, birbirine dolaşmış kuru otlardan bir şilteyle  kaplı gibiydi. Her birinin uçlarında ya köpeklere takılmayı bek­leyen yulaf kılçıkları, ya at toynaklarına sırnaşmaya heveslenen  yüksük otları, ya da koyun yünlerinin belası pisi otları hazırdı.  Uyuyan hayat, dağılmanın, yayılmanın fırsatını kolluyordu.  Her tohumda dağılma yetenekleri yaratılıştan vardı. Kıvrık ok­lar, rüzgar için minik paraşütler, ufak mızraklar, dikenler ...  hepsi de kendilerini taşıyacak bir hayvan, bir pantolon paçası,  bir kadın eteği bekliyordu. Hepsi pasifti ama harekete geçecek  donanımları da hazırdı. Hareketsizdiler ... ama birikmiş hareket  yüklüydüler.(s. 19)

Kitabın başındaki yaşadığı yerin tasviri ve bu alıntıdaki gibi, geçişlerdeki dinlendirici küçük bölümler bana Yaşar Kemal'i hatırlattı. Aynı tarz, olayların yaşandığı dönem aynı ve çekilen zulümü de göz önüne alırsak iki eserin birbiriyle birçok bağlantısı var gibi. Aynı tarz ve yaşananların izlerini takip ederek ulaştığımız şey bize insanın ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. İnsanın insana yaptığını bu dünyada başka hiçbir canlı diğerine yapmaz.

Tom Joad'ın adımlarıyla başlayan kitabımızda birçok etkileyici konudan bahsedilmiş ama asıl mesele bence aile olabilmenin zorluğu. Anne tabii ki bu zorluğun üzerinden gelebilecek en güçlü kişi. Zor zamanlarda aldığı doğru kararlar ailenin dağılmasını ve kötü duruma düşmesini engellerken, yaptığı fedakarlıklar sayesinde birbirine sımsıkı sarılan bir yumak insan görüyoruz. Dönemin şartlarının altında ezilen halkın geçim derdi, toprak biçer gibi kıtlıktan insanların biçilmesi ve gözü doymaz insanların, bankaların avucuna düşmüş biçare insanlar.

Metrobüsler, otobüsler günümüzün işçi kuluçkası. Servis beklenen köşebaşları bundan yüzyıllar öncesinin köle pazarları gibi. İşine mutlu giden var mı cidden? Ordaki asıl yüzlerin kaçı verimli çalışabilir ki bu şartlar altında. Kitabımız yüz yıl önce yazılmış ama aynı şeyi anlatıyor. Metrobüste yolculuk yaparak asgari ücret için çile çeken işçiler = birkaç hasat mevsimine denk gelip üç beş kuruş kazanıp boğazlarından biraz hamur ya da bir parça et geçsin diye yaşam mücadelesi verenlerin mücadelesi.

Bir düşünün aile denen kavram nedir? Günümüzde aile olan bireyler çalışıp geçinmeye çabalamaktan başka ne yapıyor ki? Hee Reina'da İnferno Aura'daki BRİDE partisi düzenleyen ailelerden bahsetmiyorum burda(siz de onlardan değilsiniz herhalde).Kıt kanaat geçim derdinden ne birlikte sosyalleşip tatile çıkmaya, yeni yerler, yeni hayatlar keşfetmeye vakitleri var ne de imkanları. Çocuğuyla vakit geçirip onun büyümesini seyreden kaç aile var etrafınızda? Ana baba olarak çalışmaktan, yaşamaya fırsat bulamayan insanlar topluluğu, yani modern köleler. Kayınvalideler-anneler olmasa torunlara bakıcı bulmakta ayrı bir dert tabi. Oysa aile toplumun en küçük yapı taşıdır. Ve bu taşlar sayesinde halk oluşur, ulus oluşur, devlet oluşur. E bu aile içindeki yaşam bıçak kemiğe dayanmış halde yaşanarak nasıl sağlam bir toplumun temelini oluşturabilir ki bir düşünün. Size güncel bikaç örnek veriyim. Kendiniz de erken kalkarsanız görürsünüz. Kendi bulunduğum çevrede 8.00'da işte olmak için sabah 6.00 da kalkıp otobüsle yol çeken insanlar var. Metrolarla İstanbul trafiğini, büyük şehirlerin çilesini ise hiç sormayın. Peki ne için bunca dert? Çalıştığımızın karşılığı nerde derseniz onu da söyliyim. Manavın önünden geçerken meyve sebzeleri görüp canı çekmesin diye çocuğunun gözlerini kapatan babanın çaresizliğinde.
https://m.haberler.com/...olis-7121420-haberi/

Ölen oğlunu saatlerce yol yürüyerek şehre çuval içinde götüren babanın imkânsızlığında.
https://www.google.com/...tinda-tasidi-1832362

Bunlar gibi daha onlarca örnek var. Biz yüz sene önce yazılmış bu eserdeki trajedileri günümüzde yaşıyoruz. Söyleyecek çokta fazla söz yok aslında bu konuda. Ama daha acı şeyler de var.

Kısır döngü. Kapitalist sistemin zengini daha çok zenginleştirip, fakirinse kıçındaki dona göz koyacağı, soyup iyice soğana çevireceği adi sistemin eseri. Devletin holdinglerin, milyon dolarlık transferler yapan spor kulüplerinin, kan emici müteahhitlerin borçlarını silip asgari ücretle çalışan işçinin vergi dilimini yükseltmesi ve kazandığımız paranın daha bizim elimize geçmeden suyunu çekmesi... Alım gücünün azalıp vergilerin  ve hayatta ihtiyacımız olan her şeyin fiyatının durmadan yükselmesi. Halkı çalışmaya muhtaç kılması, düşünmeye fırsat vermemesi ve koyunlaştırıp gütme politikası buna en güzel örnektir.

SON DAKİKA
İncelemeyi yazdım ve paylaşmayı düşünürken TV de yeni bir haber...
Tatil vergisi. Tatilde otellerde kalanlardan konaklama vergisi alınacak. Otelin yıldızına ve kalınan güne göre 8 tl ile 16 tl arası günlük vergi alınacak :))) Hoş geldiniz. Yeni ülkemiz "Vergiye"

KİTABI OKUYANLAR İÇİN BİR ESER
https://vintagebillboard.com/...en-kadinin-hikayesi/

Kitap dediğin böyle olur işte. Pulitzer ödülünü de kapıp götürür. Küçük Tom Joad, Annesi ve Peder’in sırtına yüklenmiş bir kitaptı. Dilliyle, olayların akışıyla, okuyucuyu düşünüp geçişlerde hafif ve rahatlatıcı betimlemelerle süslemesi, karakter yoğunluğuna rağmen pürüzsüz anlatımla. Yazarın içtenliğine diyecek laf yok. Duygu ve düşüncelerini, bileklerini kullanıp kalemle, kağıda akıtmış. Bu tamamen yazarın kalitesinin eseri. Fareler ve İnsanlar'dan sonra okuyup beğendiğim 2. eseri. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
556 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Genç yaşlı, kadın erkek, binlerce emekçinin verimli topraklara yolculuğunu ve bir ulusun yaşadığı dönüşümü işleyen bu roman, aynı zamanda iyi bir yaşam düşüyle Oklahoma'dan kalkıp Kaliforniya'ya doğru yola çıkan Joad ailesinin öyküsüdür.

1929 Ekonomik Bunalımı,  Amerika'da başlamış tüm dünyaya yayılmıştır. Küçük toprak sahipleri bankalar ve tüccarlar tarafından aldatılmakta, insanlar, kuraklık, yoksulluk, zorbalık veya açlık yüzünden evlerini terk etmektedir. 1930'larda 3 milyon insan Kaliforniya’ya yeni bir yaşama başlamak için yerleşmiştir.  Eser Büyük bunalımdan etkilenen Joadları yakından inceleyerek bu çiftçilerin de insan olduklarını hatırlatmaya çalışmakta, vahşi kapitalizmin insanları ne hallere sürüklediğini vurgulamaktadır.
“Bu romanda yazar, hızlı bir sanayileşme süreci yaşayan Amerikan toplumunda, toprağa bağlı yaşamaya alışmış büyük bir ailenin değişim rüzgârları karşısında acımasızca savruluşunu ve tükenişini anlatmaktadır. Başka bir deyişle, bu roman, ayakta kalma mücadelesi veren insanların destanıdır...”
112 syf.
·3 günde·7/10 puan
Charles Dickens. İlk olarak bu romanı bir genel kültür sorusu aracıyla öğrendim. Fransız devrimi ve etkilerini konu alan dünya klasiği nedir diye sormuşlardı.

Paris ve Londra'da geçen bu roman anlatıldığı kadar sürükleyici olmamakla birlikte sıradan bir eser sayılamayacak kadar da iyiydi.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
556 syf.
·3 günde·10/10 puan
Ölmeden önce okumanız gereken kitaplar listesine Pulitzer ödülü almış bu kitabı ekleyin. Gazap Üzümleri; Amerika’nın Büyük Buhran döneminde yazılmış, hayatın açlık, yoksulluk, ölüm ve çaresizlik gibi tüm gerçekliklerini bir araya getiren, tıpkı bir tarih kitabı gibi 1930’lu yılların şartlarını bütün canlılığı ile bize betimleyen ve içinde onlarca farklı deneyimi barındıran bir başyapıt…

Küçük bir aile hikâyesi gibi başlayan kitap, aslında çok daha farklı, daha büyük bir parçanın ufak unsurları gibi gelişiyor. Kapitalizmi iliklerine kadar eleştiren bir kitapla karşı karşıyasınız. Romanda kapitalist sistem tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir.

Gazap Üzümleri’nde Joad ailesinin yaşamıyla tanıklık ettiğimiz buhran ve göç sorununun bir benzeri bugün bizim topraklarımızda da yaşanıyor. Ankara ve diğer illerimizde Joad’ların külüstür Chevrolet’ine benzer eski model Samand arabalarla göç eden, iş arayan, hayatta kalmaya çalışan Suriye’li insanları anımsıyoruz okudukça. Fark ediyoruz ki göçmenlere ya da mültecilere kızmak onları göçmenliğe, mülteciliğe zorlayan gerçek sorumlularla kavga etmekten kaçmak oluyor aslında. Düşünsel ya da milliyetçi kaygılarla mültecilere saldırmak nefret söylemlerinde bulunmak korkunç birer hata. Hepimizin tanık olduğu noktalara değinmek istiyorum Suriye’liler Türkiye’de çalışmaya başladığı zaman işçilerimizden sert tepkiler görmüştük bizden 2 kat az paraya çalışıyorlar bizi işimizden ediyorlar gibi sert nefret sözlerine şahit olmuştuk kitapta bunların hepsine şahit olacaksınız. Hangi ırktan olursak olalım sonuçta insanız ve gerçekten bizi birbirimizden ayıran tek şey yine bizleriz. Göç edenler yine Amerikalı ama California'dakiler gidip Oklahama'dakilere 'Okie' diye lakap takıyor ve onları aşağılıyorlar. Var mı böyle bir şey? Nasılsa insanlar aç diye, başka seçenekleri yok diye adamları saati on sente çalıştıranlar bile var ki bu durumda çocukların karınlarını doyurmak mümkün değil... Polisler insanları aşağılıyor, "A" deseler kodese tıkıyorlar.

Dönüp kendi hayatımıza baktığımızda insanın insanı nasıl sömürdüğüne nasıl tükettiğine şahit oluyoruz. Oysa ki Kapitalizm sokakta bir ekmek parası için dilenip gün sonunda ticari taksiye binip evine yol alan o dilenci kadar mutlu ve tehlikelidir.

Bana Gazap Üzümleri kitabını nasıl tanımlarsın diye sorarsanız cevabım ; tam anlamıyla bir dayanışma destanı olarak tanımlamak olur . Yoksulların ve zenginlerin dayanışması.

İnsan, paranın ve onun olanaklarının çeşitli isimleri altında ezilmeye mahkûm edilirse zenginlerin yakın zaman içinde gerçekleşecek hiçbir şeye şaşırmamaları gerekir. Bay Steinbeck bizzat kendisi diyor: “Korkulacak zaman, İnsan’ın bir ülkü uğruna acı çekmeyi ve ölmeyi reddettiği zamandır.”
557 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Harika, harika, harikaydı...
Vooov! Neredeyim ben yahu :) Muhteşem bir serüvendi.
Bu Fareler ve İnsanlar ve İnci kitaplarından sonra üçüncü Steinbeck kitabımdı. Ben bir yazarın kitaplarını, okuduğum diğer kitaplarıyla değerlendirmeyi hiç sevmem çünkü hepsi farklı zamanlarda, farklı psikolojik durumlarda ve farklı ruh olgunluklarında yazılmıştır. Bu düşüncelerime rağmen, Sevgili John'un okuduğum kitaplarının hepsi birer birer bir şaheserdi benim için ve sanki hepsi birdi. Bir derdi anlatıyordu, insanın sömürülmüşlüğünü... Gelelim tespitlerime...

1)Kitapta mesele traktörlerin insan hayatına girmesi ve ucuz işçilikle başlıyor. İnsanların üzerinde kiracı oldukları toprakları ellerinden alınarak (aç,susuz,beş parasız kalmalarına rağmen) yerine makinelerin getirilmesi ve kapitalizm'in ilk sillesini yemeleriyle olayımız kafamızda açığa kavuşuyordu...

2)Bir pasajda, "insanların artık başkalarını düşünmeyip, sadece kendi ailesinin geçimini sağlamayı düşünmesi gerektiği" geçmişti. İnsanların bencilleşmesi yine bu tarihlere rastlar bknz: Gazap Üzümleri/sayfa: 68.
Adamların karısının, çocuklarının aç olması, çalışacak iş, yiyecek ekmek bulamamaları, insanların açlık sınırında takla atmaları kapitalizm'in çarkına dahil etmişti onları. Zira insanlara başka ne şekilde ne yapabilirsiniz ki? Öldürseniz belki yine korkmazlardı ama, aç kalmak, karısının ve çocuklarının sürünmesini izlemek, herkesin yüreğinin dayanacağı bir durum değildi, Ve karşı taraftakiler bunu çok iyi biliyorlardı...

3)Çok ilgimi çeken şeylerden biri de, insanların birbirine karşı soğukluğu oldu. Biz Türk milleti olarak gerçekten çok sıcak kanlı bir milletizdir. Belki de bu Müslümanlığımızdan kaynaklanan bir değerdir.
Nasıl olur da bir anne oğlunu dört sene görmez de, gördüğünde sımsıkı sarılmaz ona? Gelin siz düşünün. Buzdolabı mısınız arkadaşım ? :)

4)Çok acayiptir ki kitaptaki Hristiyanlar dua etmekten acizlerdi, belki de ekseriyeti böyledir. Bir bölümde Nine, dua etmek için papaz beklemişti, sanki kendi ağzı yokmuş gibi. :)
Bizim bu zamandaki "hocaları dua etmek için" çağırmamız, kendimizi Allah'a münacaatta yetkin görmememiz, bize Hristiyanlardan bulaşan mikroplardan biri olsa gerek...

5)Banka denen faiz lobilerinden hep nefret ettim. Çünkü ben bir mü'mindim. Gazap Üzümleri'ni okuduktan sonra artık iğreniyorum. İnsanların emeklerini sömüren, üç kuruş için onları kendilerine köle eden, insanları aç bırakan, kendinden başka hiçbir sistemi hiç bir canlıyı düşünmeyen bu mel'anete ne denir, gerçekten bilmiyorum...
Tek çare Adil Bir Düzen'in kurulmasıdır diyorum...


Allah'ım dehşetti... Sanki o upuzuuuun yolları ben gidiyordum... Kamyonet bozuldukça benim içime sıkıntılar bastı... Sanki o güneş beni yakıyordu... Çok acıklıydı... İç kemiren hisler bombardımanına tutuldum 9 gün boyunca.
Ama değdi mi? Tabii ki...
Şiddetle tavsiye ediyorum, üzümlerin (kapitalizm'in) gazabına siz de, bir kez daha şahit olun...
136 syf.
·Beğendi·10/10 puan
https://m.youtube.com/watch?v=wanfYXYhY-A

Selam kitapçokseverler. Bu bölümümüzde Joseph Conrad'ın Karanlığın Yüreği yapıtını konuşuyoruz. Conrad'ın başyapıtı kabul edilen ve William Golding, George Orwell gibi yazarları etkilemiş bu roman hem dönemin değer yargılarını, hem de emperyalizmin meydana getirdiği tahribatı resmediyor.

Avrupalıların Afrika’daki emperyalist sömürüsü, sömürgeciliğin "medeniyete" taşıdığı mirası, emperyalizmin ve modernleşmenin sonuçları üzerine sohbet ediyoruz. Ayrıca Conrad'ın sanata dair görüşleri, anlatım biçimleri arayışına dair fikirlerimizi paylaşıyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.

okursohbetleri@gmail.com üzerinden görüş ve önerilerinizi bekleriz.

Sevgiler.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bülent Doğan
Tam adı:
Bülent O. Doğan, Bülent Oral Doğan
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
İskenderun, Türkiye, 1975
1975’te doğdu. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu. 1996’dan bu yana çevirmenlik ve editörlük yapıyor. Çevirmenler Meslek Birliği Yönetim Kurulu üyesidir. Edebiyat alanında William Golding, Louis de Bernières, Mark Twain, Viktor Pelevin gibi yazarlardan yaptığı çevirilerin yanı sıra, edebiyat teorisi alanında da çeşitli çeviri eserler vermiştir.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 35,9bin okur okudu.
  • 1.172 okur okuyor.
  • 24bin okur okuyacak.
  • 722 okur yarım bıraktı.