Cenap Karakaya

Cenap Karakaya

Çevirmen
9.4/10
152 Kişi
·
83
Okunma
·
3
Beğeni
·
449
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
1633 syf.
·20 günde·10/10
Sefiller kitabını neden okumalısınız?

- Bir Fransız klasiği olduğu için mi?
- Bir dönem romanı olduğu için mi?
- İçe işleyen çok acıklı bir kurgusu olduğu için mi?
- Ebru Ince önderliğinde sitedeki bir grup insan bu kitabı okuduğu için mi?
- Bir tuğla bitirmenin verdiği keyif için mi?

Size 1630 sayfalık sefaletin içime dokunan hangi kısmından bahsedeyim de okumanız gerektiğine inanın?

2019 yılına girdiğimizden beri Fransa tarihinde, acılarla, fedakarlıklarla, kötülüklerle dolu bir yolculuktayım. Tarihle kurgunun mükemmel bir şekilde kaynaştırıldığı bir kitap okudum. Hatta okumadım satır satır yaşadım.

Suç ve ceza dengesinin mükemmel bir eleştirisi, mükemmel bir dönem okuması, harika bir vicdan sorgulaması ve hüzünlü bir hikayeler geçidi.

Kitabı okurken sık sık burada da dile getirdiğim şekilde keşke Fransa tarihine, Napoleon’a, Waterloo’ya dair biraz daha bilgim olsaydı da kitaptan extra extra keyif alsaydım. Bu okumaktan aldığım keyfi kesinlikle etkilemese de bir parça sıkıp, bunalttığı da bir gerçek. Tarihi kronoloji kısımlarında sık sık duraksayarak hangi olay ne zaman olmuştu, kim kimden sonra tarih sahnesinin hangi köşesine çıkmıştı gibi google araması yapmak durumunda kaldım. Bu sebeple eğer kitabı hala okumadıysanız okumadan önce aşağıdaki linklerde güzel bir Fransa tarihi özeti bulabilirsiniz.

https://sekerinyeri.wordpress.com/...ern-fransa-tarihi-i/
https://sekerinyeri.wordpress.com/...rn-fransa-tarihi-ii/
https://sekerinyeri.wordpress.com/tag/1830-devrimi/


Kitabın yarısında şöyle bir not almışım. “Victor Hugo kesinlikle içinde bulunduğu dönemde ülkesini ve genel gündemi çok iyi takip etmiş. Çok düşünmüş bunlar üzerine, iyi bir analiz çıkarmış. Çok fazla okuma yapmış olduğunu düşünüyorum, acayip birikimli... Siyasi tarihe ve kişilere detaylı değiniyor. Hatta aşırı detaylı bir neden sonuç ilişkisine dayalı bir anlatımı var kitabın. Ülkesine aşık, milletinin ateşli devrimciliğine hayran acayip bir Fransız övgüsü var kitapta. Bir de tabiki Tanrı'ya inancı kuvvetli, tüm olan şeylerin sonucunun (Waterloo, Temmuz Devrimi, 1830 vs.) hak böyle istediği için olduğu vurgusu var ki bunun bir parça hayran olduğu halkına haksızlık olduğunu düşünüyorum.”

Az bile söylemişim… Böyle bir Fransa aşkı, böyle bir Paris hayranlığı yok. Bir insan bir şehrin lağımlarının tarihçesini bile anlatacak denli detayı yazabiliyorsa(20 sayfa), bu aşktır. Bir şehre, bir tarihe, bir millete olan aşk! Kusurlarıyla da sevmek deyiminin karşılığı sanırım Victor Hugo. Bir yerde Paris bir gayya kuyusudur derken, diğer yerde Fransa’yı göklere çıkartır. Kitabın başından sonuna kadar zaten bir millet ve Tanrı hayranlığı var. Bir de çok fazla nasihatvari aforizma yazmış, bazen amma uzattın yeter diyesim geldi.

Charles Baudelaire önsözde bu kitap bir merhamet kitabıdır demiş. Bence bu kitap bir hüzün kitabı, vicdan kitabı. Bir aşk kitabı. Çocuğa aşk, sevgiliye duyulan aşk, Tanrı'ya aşk, millete aşk, ülkeye aşk...

Bir tabir vardır hani “Filler tepişirken olan çimenlere olur.” diye. İşte bu kitap o çimenleri anlatıyor. Napoleon ve Wellington savaşırken ölen altmış bin insanın hikayesi… Bir ülkenin savaşa harcadığı paralar yüzünden yoksul düşmüş, aç kalmış, sefalet içinde yaşayan insanların hikayesi… Bir evi olmadığı için sokaklarda yatan çocukların hikayesi.

Kitabın ana hikayesini bilmeyen yoktur sanırım. Aç olan kız kardeşinin çocuklarına ekmek alacak parası olmadığı için ekmek çalıp yakalanan, işlediği suç sebebiyle kürek mahkumu olarak bambaşka bir insana dönüşen Jean Valjean’ın hikayesi.

Çok dağınık anlatıyorum farkındayım ama Victor Hugo da bundan farklı bir anlatım yapmamış inanın. Jean Valjean’ın hikayesini okurken birden kendimizi Waterloo Savaşı’nı oluşturan şartları okurken buluyoruz, dönüyoruz Fantine ve Thenardierler’in hikayesine bir göz atıyoruz, birden Cosette ile Jean Valjean’ın kaderi nasıl kesişti kısmından manastırların tarihçesine dalıyoruz. Kitap bizi bilgiye ve detaya boğuyor, bir büyük olayı meydana getiren ufak tefek tüm olayların detaylarını ve tarihin önemsemediği küçük insanların yaşam çizgisini anlatıp, büyük resimde tümünü birleştiriyor.

Tarihi kısımda çok hayranlıkla okuduğum iki tane kısım var. Birisi Waterloo Savaşı’nın anlatıldığı kısımdaki “çukur” sahnesi… İkincisi ise “Haziran Ayaklanması” kısmı. Özellikle ayaklanma kısmında direnişi yaşadım. Mabeuf “Yaşasın Cumhuriyet!” diye bağırırken içimden ben de onunla bağırdım. Gavroche tüm alaycı pervasızlığı ile kahramanca düşerken sanki barikatı izliyordum. Barikat ele geçirildikten sonra Enjolras finalinde gözlerim doldu.

Karakterler bazında ise şu karakter daha iyi yazılmış diyemeyeceğim, hepsiyle ayrı ayrı ilgilenmiş, detaylıca kurgulayıp sokmuş hikayeye; ama Fantine’i betimlemesi karakteri ete kemiğe büründürmüş, yazar neredeyse yazdığı karaktere aşık olmuş gibi bir tasvir. Tabi Jean Valjean’ın mükemmel vicdan hesaplaşmaları, bir aziz olarak tasvir edilmesi, Javert’in sondaki vicdan muhakemesi ve sistem sorgulaması müthişti.

Klasikler neden klasik? Çünkü her dönemde seslenişlerine karşılık bulabildikleri için.
“Büyük tehlikelerin güzel yanı şudur ki, birbirlerini hiç tanımayan insanlar arasında kardeşliği gün ışığına çıkarır.” satırlarını okuduğumda gözümde şu kare canlanıyor örneğin.

https://listelist.com/...-yapanlar_584794.jpg

19.yy’da Hugo’nun umut ettiği iyimser gelecekte yaşıyor olsaydık keşke fakat 21.yy’ın 19.’dan çok da farkı yok. Gelirin eşit dağılımı yok, eğitimde ve sağlıkta adalet yok. Artık savaşlar ovalarda karşılıklı yapılmıyor ama hala çimenler eziliyor. Bourbon Hanedanı yok ama hala açlık çeken, sefalet içinde yaşayan çocuklar var. Hala direniyoruz ama kaybediyoruz. Ben bu satırları yazarken bile bir yerlerde bir kadın geçimini sağlamak için vücudunu satıyor. Geleceğe umut içinde bakmak her geçen gün zorlaşıyor. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik sadece birer kelime olarak hayatlarımızda yer almakta.

Uzun zaman sonra ilk defa bir kitabı gözyaşlarıyla bitirdim. Yaşayamadan ölen kitap karakterlerine, yaşayamadan ölen insanlara. Gezi parkında, 15 Temmuz’da, yurdumun dört bir yanında yapılan canlı bomba saldırılarında hayatını yitirenlere, Soma faciasında ölenlere, Aylan bebeğe, minik Leyla’ya, karlı bir günde babasının sırtında bir çuval içinde bu dünyadaki son yolculuğunu yapan bebeğe, Suriye Savaşı’nda katledilenlere ağladım. Ben bu satırları sıcacık evimde yazarken kışın soğuğunda sabaha varma savaşı verenlere ağladım. Pastayı paylaşamayan büyük adamların sebep olduğu bir gecede değişen hayatlara ağladım. En son da oturdum kendi hayat keşmekeşimde unutup gideceğim tüm bu şeyler için kendime ağladım. #39467876

Victor Hugo demiş ki “Neyse ki Tanrı, bir ruhu nerede bulacağını bilir.”

Soruyorum Tanrım kaybolan tüm ruhların yerini biliyorsun, öyleyse onları bulup geri vermen için insanlık daha ne kadar acı çekmeli?

İncelememi kitaptan son bir alıntı ve bir video ile bitireyim.

“Tanrı’nın çare bulmaktan yana bu güçsüzlüğü beni şaşırtıyor doğrusu. Olayların çarkını her an yeniden yağlaması gerekiyor. … Bu pis yağ yüzünden Tanrı’nın elleri hep yağlı, kara.”

https://youtu.be/1MhEZizEqVE
1606 syf.
·16 günde·Beğendi·8/10
Bir somun ekmek çalmak suçundan hapse mahkum edilen ve hapisten kaçmasıyla cezası kürek mahkumluğuna çevrilen Jean Valjean'ın Cossette adında bir kızı sahiplenmesi ve kaçak hayatı yaşaması dolayısıyla oradan oraya sürüklenmesi özelinde dönemin Fransa'sını, Fransız sokaklarını, Fransız devrimini, ayaklanmaları anlatan tam bir klasik.
Kitapta yalnızca acılardan, yazgılardan ve sefillikten bahsetmemiş, bunun yanında deneme tarzı konuşmalar da yapmıştır. Yeri gelir lağımlardan, yeri gelir ayaklanmalar-devrimler arasındaki farklardan,1830 ve 1848 devrimlerinden, Paris'in kanunları ve kralcılık-cumhuriyetçilik sloganlarından, argo ve kaynağı, ümit etmek ve tetikte olmanın işlevi, mutluluğun şaşkınlığı ve daha nice konuları romanın içine serpiştirerek anlatır. Bu serpiştirmeler olaya ara verilerek deneme tarzında bir anlatımla anlatıldığı için akıcılığı bozmuş, sıkıcı olmuştur. Onun dışında olay örgüsü gayet akıcıdır.
1600 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitabı yorumlayamayacağım, sadece çok ama çok güzeldi..
Kitabı PDF olarak okudum.. Beklediğimden daha çabuk bitti 1600 sayfa nasıl biter diyordum ama kendimi kaptırmışım hemen bitiverdi..
Neyse okuyun ve okutturun lütfen bu kitabı..
1606 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Jean valjean in ekmek çalmasıyla başlayan öyküde Fransız toplumu, Fransız devrimi, 15.Louis dönemi, Napolyon gibi tarihe , sosyolojiye ve insanlığa etkisi olaylarında yer aldığı kitapta yoksulluğa , sınıfsal ayrımlara, insanların yoksullukla mücadele biçimlerine derin irdelemeler getirmiş victor hugo. İki cilt halinde olan ve iletişim yayınlarından okuduğum kiranın çeviriside bana epey güzel geldi.
676 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Çocukluğumda okuyup çok sevdiğim bir kitaptı, Sefiller. Mor kapaklı, çocuklar için sadeleştirilmiş haliydi benim okuduğum tabi. Hikayesinden o kadar etkilenmiştim ki o mor kapaklı kitabı 4-5 kez okumuştum o zaman. İlerleyen yaşlarımda, aslında Sefiller'in çok daha kalın bir kitap olduğunu öğrenmemle, o kalın versiyonunu da okumayı kafama koymuştum. Kitaba dair hislerim hala çocukluğumda ki gibi. Hala öylesine heyecanlı ve öylesine mutlu oluyorum kitabı görünce bile. Kaldı ki bir de bu eseri tekrar okumak inanılmaz bir duygu benim için.

Kitabın ilk sayfalarında geçen piskoposun hikayesini okuyunca bile heyecanlandım. Baş karakterimiz Jean Valjean'ın hayatını bütünüyle değiştiren kişi olduğu için, piskoposun olduğu bölümleri okurken, bir yandan da Jean Valjean kitaba ne zaman dahil olacak diye merakla beklemeye başladım. Jean Valjean'ın, piskoposla tanışması ve hala çok net bir şekilde hatırladığım, Jean Valjean'ın bambaşka biri olmasına sebep olan, o şamdan olayının yaşanmasıyla, aslında Jean Valjean'ın hikayesi başlamış oldu.

İlerleyen kısımlarda, kitaba ve Jean Valjean'ın hayatına Fantine de dahil oldu. Fantine de tüm netliğiyle hatırladığım diğer bir isim. Çektiği acılar, kızı Cosette için vazgeçtikleri beni çok etkilemişti çocukken. Yine aynı etkilenmeyle okudum Fantine'nin hikayesini. Daha sonra Cosette'nin de kitaba girmesiyle Thénardier ailesiyle de tanışmış ve onlardan da bol bol nefret etmiş oldum. Jean Valjean'ın, Cosette için yaptıklarını okumak çok duygusaldı. Bu cildin sonunda kitaba Marius karakteri de dahil oldu ki son kısımda Marius yüzünden de epey heyecanlı sahneler yaşandı.

İlk cilt benim çocukken okuyup, az biraz hatırladığım Sefiller'di. İkinci cilt hiç okumadığım bölümlerden oluştuğundan, ara vermeden ikinci cilde başladım.

İkinci cilt daha çok Fransız Devrimi'ni ve o dönemde ki Fransa'nın halini anlatıyordu. Hatta bizzat karakterlerle birlikte, bu devrimin bir noktasına biz de dahil olduk.

İlk cildin sonunda kitaba giren Marius, bu ciltte baş karakter olarak olaylara dahil oldu. Barikatta yaptıkları ve Jean Valjean ile yaşadıklarını okumak çok heyecanlıydı. Jean Valjean'ın, Marius'a olan hislerine rağmen lağımda Marius için yaptıkları inanılmaz etkileyiciydi. Aynı şekilde Thénardier'in kızının barikatta Marius için yaptıkları ve söyledikleri de beni çok etkiledi.

Marius'un, Cosette ile olan ilişkisini okumak da güzeldi fakat Cosette'nin büyümüş halini pek sevdim diyemem. Hatta kitabın sonlarında Jean Valjean'a olan tutumundan nefret ettim. Yazar, Cosette'ye kızmamamızı söylese de ben epey kızdım.

Jean Valjean ve baş düşmanı Javert'in hikayesi de bu ciltte farklı bir boyut aldı. Barikatta yüz yüze gelen iki düşmanın yaşadıkları ve bu yaşananlardan sonra Javert'in yaptıklarına epey üzüldüm. Aynı şekilde kitabın bitmesine yakın, Jean Valjean'ın olduğu sahneleri de çok duygulanarak okudum. Cosette için yaptıkları ve Cosette ile ilişkisinin geldiği nokta beni çok etkiledi. Final ise bambaşkaydı gerçekten.

Eve yiyecek bir şeyler götürmek ve aç yeğenlerine doyurmak için fırından ekmek çalarak başlayan Jean Valjean'ın hikayesinin sonuna gelmiş oldum böylece. Yoksulluk, toplumsal eşitsizlik, mahkumiyet yaşamış birine insanların gösterdiği tepki, yapılan tek bir iyiliğin nasıl koskaca bir hayatı değiştirebileceği ve daha birçok kavramı içinde barındıran muhteşem bir eserdi.

Aslında hakkında uzun uzun konuşmak ve bu kitabın benim için ne kadar değerli olduğundan daha çok bahsetmek istiyorum ama ne yazsam Sefiller'e olan sevgimi anlatamayacağımı da biliyorum. Çocukluğumun bir parçasını da taşıyan, canım kitabım. İyi ki okumuşum seni.
1606 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Sefiller, toplum tarafından yargılanmış ve kürek cezasına mahkum edilmiş Jean Valjean'ın dönüşüm sonrası yargılamadan, merhamet ve şefkat eksenli çevresini dönüştürmesinin destansı anlatımı diyebilirim.
Ah, bir yargılamadan çevremize bakıp başkasını değil kendimizi dönüşterebilmeyi düşünsek, farkındalık sahibi olabilsek. Aslında bu roman, önyargılarla dolu Javert'in, şefkatli Myriel'in, çevresinin mahkum ettiği fedakar anne Fantine'nin, çevresinde olup bitenlerin farkında olmayan güzel, saf Cossette'nin, özgürlüğüne düşkün aşık Marius'un , çirkinliğin sembolü Thenardie'nin,Mabeuf babanın ve daha pekçok gerçek yaşamda aramızda görebileceğimiz karakterlerin muhteşem hikayesi.
Sefiller; merhametin, yargılamadan hayatı derinliğine yaşamanın, korkunç olanın ölmek değil yaşayamamak olduğunun romanı.
1606 syf.
·29 günde·9/10
Kitabın ilk yarısını tam metinden ayıla bayıla okudum lakin olayların tam karmaşıklaştığı noktada yazarın araya girip yaklaşık bi 50 sayfalık deneme tarzı bölümlere geçmesiyle bir noktadan sonra pes edip elimdeki kısaltılmış metinden devam etmeye karar verdim. Aslında bu bölümleri atlamaya gönlüm el vermedi fakat hani böyle dizinin en can alıcı noktasında reklam girer ya aynı öyle bir yerde canımız ciğerimiz yazarımız araya girip, waterloo savaşındaki hava durumuna, manastırda rahibelerin çektikleri işkencelere, Hristiyan mezheplerindeki ibadet şekillerindeki farklılıklara VE HATTA yapılan ibadetlerin neden böyle yapıldığına kadar varan açıklamalar yapmaya başlayınca haliyle ben de saçımı başımı yolmaya başladım :D zaten çoookk fazla değişik mekan, kişi, olay isminden bahsedildiği için o hengamede ister istemez kitaptan kopuyor insan. Sonuç olarak reading slumpa girme korkusunun da verdiği yetkiye dayanarak kısaltılmış metne geçerek kalan kısmı (tam metinden 650 sayfa kadar okumuştum) bir günde bitirdim. "üç haftadır elin oğlunun cebinde kaç frank kalmış o akşam yemek yiyebilecek mi diye dert tasa sahibi oldum" diye bir yorum gördüm ve dedim ki aha işte ben!! :))) Naçizane bir kaç sitemden sonra şimdi kitabın konusu ve mükemmelliği hakkında konuşabiliriz. Ben ilk başta kitap psikoposla devam edecek diye düşünmüştüm fakat olaylar kürek mahkumu olan Jean Valjean'ın etrafında dönmeye başladı. Yıllar önce eşi ölen ablasının çocuklarını doyurmak ekmek çalmasıyla küreğe mahkum oluyor. Kaçma girişimlerinin sonucunda 19 yıl sonra -toplumdan dışlanarak- özgürlüğüne kavuşuyor. Kısaca Jean Valjean'ın hayatını okuyoruz. Kitabın okuma zevkini kaçırmamak için çok bahsetmeyeceğim ancak sadece şu kadarını söyleyebilirim kitabın sonlarına doğru yanınıza bir leğen alın ki gözyaşlarınızdan etraf yosun tutmasın :D
1606 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Başyapıt. Tolstoy'dan daha çok beğeneceğim bir yazar çıkacağını sanmazdım. Tolstoy kadar derinlemesine karakterlerin beynine giremiyor, fakat hikaye kurgusunu Tolstoy'dan daha iyi yaptigi kesin Victor Hugo'nun. Gercekten cok iyi bir roman. Aldigi ovguleri sonuna kadar hak ediyor.
1606 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10
Ah, sen ne güzel bir kitaptın!
Lisede kısaltılmış metnini okuyup daha sonrası için dişe dokunur okuma yapmayı bekleyenlerdim.
Duyguların ve safaletin muazzam bekçisi! Ne yoksulluklarda bulunan erişilmez erdemdin! Köhne hayatlara ışık tutan, ekmek ararken esaretin özgürlüğüne kapılan, benliğinin tüm çirkinliklerinden arınmayı mizacına ekleyen, ilçenin geleceğini kotarıp geçmişe gömülmesine neden olan adaletin çeperinden uzaklaşarak yardıma muhtaçların sessizce karnını doyuran, bulduğu ışığın herkesi aydınlatmasını kimliksizce izleyen ve böbürlenmeden usulca hayatlarına dokunan, onulmaz yazgıdan kaçmaya çalışan Jean Valjean! Victor Hugo benim söylemime ihtiyaç duymayan dönemini aydınlatan efsane! Kitapta yalnızca acılardan, kurgudan ve yazgılardan bahsetmemiş, bunun yanında deneme tarzı konuşmalar da yapmıştır. Yeri gelir lağımlardan, yeri gelir ayaklanmalar-devrimler arasındaki farklardan, 1830 ve 1848 devrimlerinden, Paris'in kanunları ve kralcılık-cumhuriyetçilik sloganlarından, argo ve kaynağı, ümit etmek ve tetikte olmanın işlevi, mutluluğun şaşkınlığı ve daha nice konuları romanın içine serpiştiren kurgusal temanın yanına gerçeği de nakşeden Victor Hugo!
İyi ki bu dünyadan geçmişsiniz!

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 83 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 137 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.