Ceylan Gürman Şahinkaya

Ceylan Gürman Şahinkaya

Çevirmen
7.9/10
15 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
20
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
567 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Stendhal’in 1839 yılında yayınladığı en bilinen iki romanından biri olan Parma Manastırı için Tolstoy “Olmasaydı Savaş ve Barış’ı yazamazdım” der. Balzac üst üste üç kez okumuş ve olağanüstü diye nitelemiştir. Parma Manastırı, Fabrice del Dongo isimli Parma Prensliği’nde yaşayan bir gencin hayatını ve hayat içindeki siyasi, duygusal ve sosyal gelişimini, olgunlaşmasını anlatıyor. Kitap, şimdiye kadar okuduğum klasiklerden biraz daha eskiyi ve İtalya’daki prenslikler sönemini anlatmasıyla farklı geldi bana ve dönemin liberal-muhafazakar, kralcı-devrimci çatışmalarını anlatışını, mutlak monarşi, düzen, ve kilise-din eleştirilerini çok sevdim. Kitabın sonlarında dalkavukların özelliklerinden bahsettiği ve günümüze de seslenen kısma bayıldım. Fakat bunların dışında, kitabı okurken yer yer çok sıkıldığımı ve bitirmekte çok zorlandığımı söylemeliyim. Bunun yanı sıra, kitap önce 1000 sayfa civarı yazılmış Stendhal tarafından; fakat sonra Balzac’ın önerisi ve yayıncıların ısrarıyla Stendhal kısaltma yoluna gitmiş. Okurken bu kırpmaların yapıldığı yerler kendini kopukluk olarak hissettiriyor. Rönesans dönemi İtalya’sına ilginiz varsa ya da belli başlı tüm klasikleri okumuş ve sevmişsseniz, sabırlı olmanız gerektiğini de hatırlatarak tavsiye ederim.
567 syf.
·Beğendi·10/10
...Balzac, 'Parma Manastırı'nı üst üste üç kez okumuş ve "olağanüstü" diye nitelemiştir. Bir mektubunda da "Elli yıldan bu yana yayımlanmış kitapların en güzeli" diye belirtmiştir bu hayranlığını. Balzac, onu göklere çıkarırken, pek çok eleştirmen yerin dibine batırmıştır Stendhal'i. Balzac'a yazdığı mektupta "Savunduğunuz bu kitabı altmış yetmiş gün içinde söyleyip yazdırdım," der Stendhal...

İtalya’da, genelde de Parma’da geçen; savaş, tutku, aşk ve siyasal maceralarla dolu sürükleyici bir kitap...
Sık sık yazar okurları ile iletişime geçiyor... Bu anları bekler gibi oluyorsunuz. Kitabın 592 sayfa olması sizleri korkutmasın başladığınız zaman akıcı şekilde ilerliyor kitap.. Bazen kopuyorsunuz ama hemen tekrar geri sarıyor sizi kitap...

4 Kasım – 26 Aralık 1838 tarihleri arasında 52 günde yazılmış bir eser.. Ayrıca Stendhal’a göre çok kısaltılmış bir eser bu nedenle bu durumdan pek hoşnut olmamış. Kitap yaklaşık 1000 sayfa iken 592 sayfaya kadar kısaltılmış..

Kralcı parti ile Liberallerin partisi arasındaki siyaset oyunları; bin türlü saray entrikaları; Voltaire ve Rousseau’dan bihaber burjuvaların hayatları ile ilginç bir aşk hikâyesi anlatılmış. Bu arada romanın dört önemli karakteri var: Genç aristokrat Fabrizio del Dongo, onu kara bir sevdayla seven halası Sanseverina Düşesi Angelina Cornelia Isolo Valserra del Dongo, Düşesin sevgilisi ve Parma Başbakanı Kont Mosca, son olarak da General Fabio Conti’nin güzeller güzeli biricik kızı Clelia.

Stendhal’ın bu romanı aslında her sevginin bir önceki insanı öldürdüğünü anlatır. Kara bir ütopya.. Her gelen gideni yok eder... Anlatılması, analizi çok güç bir eser kesinlikle okumaya değer...

ALINTILAR;
"Yoksa mutluluk, yaşlılığın başlangıcında mı gelip sığınır insanın yüreğine?"
"Şeytan sizi öldüreceğine, siz şeytanı öldürün daha iyi!"
"Olağanüstü hiçbir şey yapmamaya razı olursanız, pek saygıdeğer olmasanız da mutlaka saygı görürsünüz."
"Üzülmeyin, dünyaya acı çekmek için gelmedik mi?"
"Her davada, orada hazır bulunmayan birinin haklılığını kanıtlamak için yaptığı açıklamaları bütün önyargılardan sıyrılarak dinlemek gerek!"
"Çevrenizde sevgi dolu yiğit kişiler, son nefesinizi vereceğiniz sırada elinizi sıkan soylu dostlar bulundu mu, ölüme bile aldırmazdınız."
"Zorba hükümdarların saraylarında becerikli entrikacı, gerçeği dilediği gibi kullanır."
"Aşk mutluluğunu ne küçük şeylerde bulur!"
"Korku insanı acımasız yapar!"

Tarafımca okumaya vakit bulduğumda yeniden okumak isteyeceğim bir kitap ...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
567 syf.
·15 günde·Puan vermedi
‘Parma Manastırı’ Stendhal'ın yıllar önce okuduğum “Kırmızı ve Siyah” kitabından sonra listemde ikinci eseri oldu. Okuduğum klasikler arasında zirve yapmasa da okunmaya değer diye düşünüyorum.

Eser bir yandan karşı konulamaz tutkulara dönüşen karmaşık duygusal ilişkileri anlatırken, bir yandan da 19. Yüzyılın İtalyan ve Fransız toplumlarını eleştirir. Mesela evli kadınların bir süre sonra genç bir dost ya da sevgili edinmeleri, eşleri tarafından ve toplumda normal karşılanıyor. Kahramanımız Fabrizio’nun başından geçenler yer yer gülümsetiyor. Kendisine aşık halası Düşes’in geleceğe dair öngörüleri yaşanan entrikalar Hürrem Sultan’ı anımsattı. :) Hala yeğen ilişkisi de garipti doğrusu. Fabrizio’nun Napolyon’a sempatisi, aşkları, aile ilişkileri, İtalya Parlementosundaki mahkemenin bürokratik durumları vesaire; her ne kadar satırlar bazen sıkcı olsa da sonu güzel bir klasik eserdi.
567 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Yazar kitabın ilk bölümünde Bonapart fenomenliği ve o zamanın savaşlarını gerçekçi ve içler acısı bir biçimde sunmuş.Bereket versin ki daha da uzatmamış.Çünkü savaş bir tablodur ve bu tablonun her köşesinde kanlı karanlık bir karmaşa hakim.Kahramanımız daha 17 sinde toy bir delikanlıyken gerçek bir savaşa katılma hevesiyle askere gidiyor.Gençliği saflığı zarafetli bir soylu oluşu onu hırsızlıklarla soyulmaya sonra hapse sürüklüyor.Zor bela kurtulup sahte pasaportlarla ülkesine dönünce Halası onu güzel bir psikoposluk eğitimi alması için en iyi okullara yolluyor. Döndüğünde gözalıcı zekası yakışıklılığı ve olgunlaşmış bir genç adam olmuştur ve kendini saray entrikalarının dedikoduların komplolarının ortasında buluyor . 36 yaşında ülkenin en gururlu zeki ve en güzel kadını olan halasıyla bilmediği karışık hislerle yakınlaşıyorlar.Genç adam daha aşkı tatmamıştır daha önceki gerçek bir savaşa katılma tutkusu gibi bu kez de gerçek aşkın arayışı başlıyor.Okurken Neden insanlar kıskançlıklarıyla birbirlerinin mutluluklarını hatta hayatlarını yıkmaya ve ardından kendi hayatlarını da mahvederek cehennem ediyorlar şu güzel yaşamı ?diye sorup durdum kendime ..Boyuna küfrettim kitabı okurken, kıskançlığın kökü kurusun.İçim burkuldu.
567 syf.
·Beğendi·10/10
Kırmızı ve Siyah'ın ardından Parma Manastırı ile Stendhal okumalarımı noktalamış bulunuyorum. Peki bu kitap hakkında ne söyleyebilirim.. İnanın o kadar çok entrika, aşk, karşılıksız aşk, aldatma, ihanet, siyasi komplo, firar vs gibi olay var ki bi noktadan sonra gınâ geliyor.. Tam herşey düzeldi-düzelecek derken kahramanların aptallığı, sorumsuzluğu hadiseleri başka bir yöne sürüklüyor. "Ekşın"ı bol bi olay örgüsü var anlayacağınız.. Yeşilçam filmi tadında biten ve hayli aceleye getirilmiş melodramik final sahnesi ise tam bir hayal kırıklığı..

Stendhal, detaycı bi anlatıcı.. Büyük bir iştahla, üstelik kendi yarattığı kahramanlarının dedikodusunu bıktırana kadar yapıyor. Besbelli ki bundan büyük bir haz duyuyor. Sonunda ana kahramanları öldürmeseymiş inanın kendini durduramaz ve romanı bitiremezmiş..

Stendhal'a göre ana kahraman Fabrizio Del Dongo.. Bana göre Düşes (Gina).. Dünya edebiyatında görülüp görülebilecek en zeki en muhteşem kadın karakter olduğunu söylesem mübalağa yapmış olmam..

Kırmızı ve Siyah'ta olduğu gibi Parma Manastırında da ana karakterin tutkulu yüreğinin senfonize ettiği inceden inceye bir Napolyon güzellemesi var.. Prensciklerin hüküm sürdüğü Saraycıklar etrafında dönen entrikalar ve siyasi hava ise kitabı çağdaş bir siyasi roman nitelemesine büründürüyor.

Son olarak Tolstoy, Parma Manastırı hakkında şunu demiş; "Stendhal bana savaşı anlatmayı öğretti. Parma Manastırı'nda Waterloo Savaşı'nı defalarca okumalısınız." Savaş ve Barış'da harbin dehşetini hissettirdiğimiz o harikulade satırların esin kaynağını da ele vermiş oluyor böylece.
Okuyun, tavsiye ederim
İkinci sefer de okumaya niyetlenip yine üzülerek yarım bıraktığım Stendhal'ın eseri.Dünya klasiklerinde işlenen burjuvazi,sınıf ayrımları,aşk ve ihtiras çemberinde dolanan bir kitap ve belirli bir süre sonra kabak tadı vermeye başlıyor .İkinci sefer bir umutla başlamama rağmen tekrardan bu umudun sönmesi çok da uzun sürmedi .Tamamlanamamasıyla ilgili adı çıkmış olan postmodernizm başyapıtı Tutunamayanlar kitabını büyük bir heyecanla bitirip de bu kitabı bitiremem bende de bazı süpheler uyandırmıyor değil.Şu anda hala okumakta olanlara Allah'tan sabır dileyerek eleştirime son veriyorum.