Çiçek Ağgez

Çiçek Ağgez

Çevirmen
8.4/10
329 Kişi
·
597
Okunma
·
0
Beğeni
·
89
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
376 syf.
·Beğendi·10/10 puan
On beş yaş. Bu kitap, bilmiyorum, bana on beşinci yaşımı en baştan yaşattı. Tarif edemiyorum. En başlarda kitabın uslubu biraz garibime gidiyordu. Sürekli “garip.” “garip.” Gibi söz tekrarları yapılıyordu ya da aileleriyle olan ilişkileri fazla sevecen veya çocukça geliyordu ama sonra ne oldu bilmiyorum, kapılıp gittim.

On beş yaş yaşayana kadar benim için hiçbir önem teşkil etmiyordu. Ben daha çok on altı için heyecanlıydım, benim için özel olan yaş oydu. Ama on beşte çok az şey yaşamama rağmen o kadar çok şeyi aynı anda hissetmiştim ki, benim için farklı ve özel bir yaş oluverdi. İlk defa insanların benim hakkımda ne düşüneceklerini kafama takıp kendimi kısıtlamaya ve kapamaya başladım, ilk defa korktum, sahip olduğum her şey elimden gitmiş gibi hissettim, tüm dünya bana karşıymış gibi, beni bünyesinde barındırmamak için elinden gelen her şeyi yapıyormuş gibi.

Ve bu kitabı okurken, Aristo’nun tüm o düşüncelerini, hislerini okurken kendimi o kadar hassas ve garip hissettim ki, bunu tarif edemem. Sanki aynı kalbe ve zihne sahip bir arkadaşımın günlüğünü okuyor gibiydim.

Utanç duymanın nasıl bir şey olduğunu biliyordum. Ancak Dante nedenini de biliyordu. Ve ben bilmiyordum.

Mesela bu alıntıyı okuduğumda, beynimden vurulmuşa döndüm. Çünkü arkadaşlarıyla dilediğince eğlenen ve gülen kız aniden yaptığı ve söyleyeceği her şeyin salakça olacağı ihtimalini düşünüp yaptığı ve söylediği her şeyden, kendinden utanmaya başlamıştı. Bu yüzden kendinden nefret ediyordu ve bu döngünün dur durak bilmediği bir ağa takılıp kalmıştı.

On beş yaşındaki ben kelimelerin ne kadar güçlü olduğunu daha yeni keşfetmişti. Onların bir insana aslında ne kadar çok zarar verebileceğini ve yaralayabileceğini. Aristo da yeni keşfediyordu ve onun bu acılı keşfini okumak bu kitap için var ettiğim kalbi kırdı. Ama sizi üzen değil de, daha çok yüzünüzde buruk bir tebessüm oluşturan cinsten bir şekilde.

Ve Aristo’nun babası ve onun arasındaki o bağ. Bilmiyorum, kendimi çok garip hissettim. Aristo’nun babası hakkındaki gerçekleri, babasının nasıl bir insan olduğunu anlayabilmek için sarfettiği çaba… bunları okumak yüzümde buruk bir tebessüm oluşturmaktan fazlasını yaptı. Nefretimi yeniden açığa çıkardı, Aristo’nun çaresizliğini ve çabasını o kadar iyi anlayabiliyordum ki.

“Babam hala oradaydı, sallanan sandalyeme oturmuştu.
Ben yatakta yatarken bir an birbirimize baktık.
‘Beni arıyordun,’ dedi.
Ona baktım.
‘Rüyanda. Beni arıyordun.’
‘Ben hep seni arıyorum,’ diye fısıldadım.”

Bu alıntıyı defalarca kez okudum. On beş yaşında esasında çok fazla olmasına rağmen, babama ihtiyaç duymadığımı söyleyip dururdum. Bunun gerçek olmadığını bilmek, aslında babamla yakın olmak istediğimi bildiğim gerçeği beni sinirlendirirdi. Aristo’yu da sinirlendiriyordu ve gerçekten, en sonunda o ve babası arasındaki ilişkinin nasıl bir şeye dönüşeceğini merak ediyordum. Babası hakkındaki gizemi keşfedip keşfedemeyeceğini.

Aslında buraları kimse okumayacağı için uzaya mektup yazıyormuşum gibi hissediyorum ama ben hep uzaya mektup yazdığım için doğrusunu söylemek gerekirse çokta umurumda değil. Bu yüzden yazmaya devam ediyorum. Berbat ve tutarsız olması da sorun değil çünkü yazmam gerek ve vaktim yok.

Belki de Dante kendisini gittiği her yere aitmiş gibi gösterebildiğindendi. Bense... Ben hiçbir yere aitmişim gibi hissetmiyordum. Kendi bedenime bile ait hissetmiyordum... özellikle kendi bedenime ait hissetmiyordum zaten. Tanımadığım birine dönüşüyordum. Dönüşüm canımı yakıyordu. Fakat neden canımı yaktığını bilmiyordum. Ve duygularımla ilgili hiçbir şey anlam ifade etmiyordu.

Aslında bu alıntı hem Aristo’nun hem de benim on beşimin özeti gibi. Nasıl anlatacağımı bilmiyorum çünkü bazı şeyleri sadece hissedebilirsiniz. Ki eminim burayı okuyan herkes bir şeyler hisseder. Ben de hissettim ve bu kitabı zaten bu yüzden seviyorum. Böyle basit kelimelerle basit ama can yakıcı şeyler hissettirdiği için. Dönüşümün insanı nasıl yaraladığını böylesine güzel anlattığı için.

Ve on altıya geçmeden önce bir alıntı daha var. Ne yazık ki o hala tamamiyle on beş yaşıma ait olarak kalabilmiş bir şey değil.

- Mesele annemi ve babamı sevmemem değil. Mesele onları nasıl seveceğimi bilmemem.

Ki mesele bu da değil. Ailemi, arkadaşlarımı, çevremdeki herkesi o kadar çok seviyorum ki, tüm bu sevgiyi nasıl işleyeceğimi, onlara bunu nasıl hissettireceğimi veya Aristo’nun dediği gibi, nasıl seveceğimi o kadar çok bilmiyorum ki, aşırı sevgiden oluşmuş bir okyanusun içinde boğulduğumu hissediyorum bazen. İşte öyle. Aristo’yu da bu yüzden sevdim, seviyorum. Çünkü onun çaresizliğini anlayabiliyorum. Sevginin taşınması gereken bir yükmüş gibi hissettirmesini anlayabiliyorum çünkü ben de öyle hissediyorum.

Ve sonra on beş yaş bitti. Böyle bir şeyi beklememiştim. O kadar çok alışmıştım ki bu kısımları okumaya, kitabın sonuna kadar gitseydi asla kızmazdım, gerçekten. On beş yaşın bitişi, tıpkı gerçeğinde olduğu gibi ani oldu. Ve ben gerçekten üzüldüm çünkü o kısımları okumak o kadar çok hoşuma gidiyordu ki, bittiği için çok üzüldüm.

On altı geldi. Açıkçası on beş bittiği için biraz sinirlenmiştim ve kitabın bu noktadan itibaren kötüleşmesini bekledim. Ama hayır, o değişimi, süreci o kadar ama o kadar iyi işlemişti ki, ben sadece bir kez daha hayran olabildim sadece.

"O oyunu oynayabiliriz," dedim. "Spor ayakkabılarının canına okumak için uydurduğun oyunu."
"Eğlenceliydi, değil mi?"
Bunu söyleme tarzı. Sanki o oyunu bir daha asla oynamayacağımızı biliyormuş gibi. Artık büyümüştük. Bir şeyi kaybetmiştik ve ikimiz de farkındaydık.

Şuncacık şey bile, aslında bu dönüşümü o kadar iyi ve güzel anlatıyor ki. On altı artık büyük olduğunuzu fark ettiğiniz an. Bir şey yapmadan veya söylemeden önce ‘bunu on altı yaşındakiler yapar mı?’ diye düşündüğünüz an. Yani, bir şeyleri kaybettiğinizi ilk fark ettiğiniz an. Bu his o kadar kötü ki, bu alıntıyı okuduğumda canım gerçekten çok yandı.

On beş yaşın acısı ne nefreti gitti. Aslında kimseden nefret etmediğini sadece nasıl iletişim kuracağını bilemediğini ve bunun nefret olmadığını fark etti. Yavaş yavaş nereye ait olduğunu keşfetmeye başladı. Ama onun yerine öfke geldi. Artık hiçbir şey eskisi kadar önemli değil olgunluğu geldi ve hangisi daha kötü bilmiyorum. Sanırım beni en çok etkileyen kısım Aristo’nun babasının gizeminden yorulup, ‘gerçekten umurumda değil baba, gerçekten’ dediği kısımdı. Gerçekten umurumda değil baba ve bu sefer doğruyu söylüyorum. Gerçekten.

Tüm bu alıntılarla hislerimi anlatmaya kalkışsam gerçekten bu kitabı baştan yazabilirim sanırım. Ve saçma ve boş bir iş olur. Ama sadece ne kadar güzel bir kitap olduğunu tüm dünyaya haykırmak istiyorum. Yani hala daha buraları yazmak için alıntılara bakarken, nasıl diyorum, nasıl biri benim tüm hislerimi ve düşüncelerimi bu kadar doğru ve eksiksiz bir şekilde yazmış olabilir? Gerçekten tamamen benim gibi insanlar oralarda bir yerde mi? Bunu düşünmek bile bana kendimi yalnız değilmişim gibi hissettiriyor ve mutlu oluyorum. Aristo’nun oralarda bir yerlerde olduğunu düşününce mutlu oluyorum. Yani gelecekte istediğim arabanın bile aynısını aldı, pikap… bunun daha ötesi olabilir mi? Ve gece vakti çöl manzarası.. Bu istanbul’da yaşadığım için görebilmeyi en çok istediğim manzaralardan birisi.

Aristo ve Dante’nin ilişkisine çok değinmedim ya da diğer ilişkilere ama onlar da diğer her şey kadar güzel. Böyle bir çocuğun bir ilişkisi varsa, kötü olması beklenebilir mi? Dante’yle olan kısımları içinizi ısıtıyordu ve sizi mutlu ediyordu. Eğer tamamiyle sevgili olsunlar gözüyle kitaba yaklaşıyorsanız biraz hayal kırıklığı yaşatabilir ama bilmiyorum, bu haliyle ilişkileri çok daha güzel ve naifti.

Aileyle olan ilişkileri de bir süre sonra çocukça bulmayı bıraktım ve kendimi keşke ben de ailemle bu tür bir ilişkiye sahip olsam diye imrenirken buldum. Aristo’nun babasını bile bir süre sonra sevdim. Hepsi de çok tatlıydı ve güzellerdi. Hepsinin hikayesini çok sevdim.

Tüm kitap boyunca Aristo ve Dante’nin dünya ve aileleri hakkında gizemleri bulmaya çalışmalarını okuyoruz. Ama aslında keşfetmeye çalıştıkları şey: kendileri. Düşünceleri, nefretleri, sevgileri ve öfkeleri ve gerçekler ve gençlikleri ve kısacası her şey. Zihinlerimiz ve kalplerimiz bir evren genişliğinde ve Aristo ve Dane evrenin sırlarını keşfederken aslında sadece kendilerini keşfediyorlar.

“Dante’den daha kalpsizdim. Sanırım bu kalpsizliği ondan saklamaya çalıştım çünkü beni sevmesini istemiştim. Fakat artık biliyordu. Kalpsiz olduğumu. Ve belki bunda bir sorun yoktu. Belki kalpsiz olduğum gerçeğini, tıpkı onun kalpsiz olmadığı gerçeğini sevdiğim gibi severdi.”

Ve bunu yazmak çok zor ama yine de Limon bunu hak ediyor. Simon ve Baz’la tanıştığımda on beştim. Limon’un ayağını yaraladığım için ağlıyordum. Aristo ve Dante’yle tanıştıktan sonra, sanki onlarla tanışmanın bedeli buymuş gibi Limon’u kaybettim. Ve bu alıntı ona gelsin. Neden bu alıntı olduğunu Limon biliyor. Seni özlüyorum dostum.

Ve sözü bir yere bağlamam gerekecekse, çok sevdiğiniz bir şeyi paylaşmak her daim zordur. Ama biraz bile hassas biriyseniz ki bu ortamdaysanız zaten öylesinizdir, okuduğunuza pişman olacağınızı sanmam. Ben çok sevdim, umarım okuyanlarda benim kadar sever. Kendinize iyi bakın.

Dipnot: buraya kadar okuyanlara ayrıyeten teşekkür ediyorum.
376 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Bu sefer karşınızda samimi, anlamlı ve müthiş bir kurgu var. Okurken birazcık sıkıyor ama kurgu şahane. Konusuna ve Dante ile Aristo'nun arkadaşlıklarına biraz değinip beğendiğim beğenmediğim yerlerden devam edeceğim. Arkadaş çevresi ve abisi hapiste olduğu için , içinde tanımlayamadığı bir öfke barındıran Aristo, bir gün yüzme havuzuna gittiğinde Dante ile tanışır. Tanışmaları Dante'nin Aristo'ya yüzmeyi öğretmeyi teklif etmesiyle arkadaşlıkları başlar. Sonra beraber evreni keşfetmeye başlarlar. Dante'nin kişiliğini sevdim cesur ve hissettiklerini söyleyebilen kendi hislerinden kaçmayan karakterimiz. Aristo ise hiserini kabul etme ve etmemek arasında çelişkide kalan karakterimizin nasıl bir yol izlediğini okuyoruz. İki karakteride ailesini, yaşamlarını ve hayatlarına tüm kitap boyunca değiniliyor. Bölümler çoğunlukla Aristo tarafından aktarılıyor ama arasa Dante'den de okuyoruz. Tek sorun yaşadığım şey bölümlerin çabucak bitmesi. 3-4 sayfalık bölümler var. Şu bölümüde okuyayım bırakacağım derken kitap bitiriliyor. Ve kitabın LGBT temalı olduğunu sonradan öğrendim. Çok sık tercih ettiğim bir tema değil. LGBT temalı kitap yazmak yaşadığımız dünyada büyük bir cesaret istiyor ve her zaman böyle sağlam kurgu karşımıza çıkmıyor. LGBT'ye çok güzel yerden bakılmış. Ve çok güzel yerlere değinilmiş. Tam ara sıra anlamlı birkaç kitap okumak isteyenler için. Hala okumayan varsa mutlaka okumalısınız. Hatta ölmeden okuyun dediğim kitaplardan biri.
272 syf.
·7/10 puan
Şimdi moda pastel benim bu yazardan okuduğum ikinci kitap. Ne yazık ki artık bir kitabım var da bu kitabın devamıydı ve ben onu önceden okuduğum için aslında bu kitapta yazılanların çoğunun sonunu önceden biliyordum. Kitap uzun olmasına ve sonunu bir nevi bilmeme rağmen benim için çok kısa sürede okundu. Dili ve anlatımını çok seviyorum bizim için çerez sayılabilecek ve üstünde çok fazla düşünmeyeceğiniz bir kitap. Yinede elbette kitapta rahatsız olduğum yerler yok değil. Öncelikle seksle ilgili sürekli bir sohbet dönmesi bana biraz fazla geldi. Çünkü bunun bir aşk romanı olduğunu düşünmüyorum. Bu eğer bir kadının kendi hayaline adım atması romanıysa bence bu detaylara gerek yoktu. Yinede bu yazarı okumaya devam edeceğim
Sude
Sude Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor'u inceledi.
376 syf.
·10/10 puan
Ben oldum.
~
Kitap başucu kitabı denebilecek bir kitap. O kadar güzel ki, bitirdikten sonra bile tekrar tekrar okuyası geliyor insanın. Akıcı bir kitap, okurken sıkmıyor, okuması da çok keyifli.
"Farklı kurallarla oynamayı öğrenmek zorunda kalan tüm oğlan çocuklarına" Kitabın başında bu yazıyı görür görmez dedim ki, galiba yeni bir favori kitabım olacak. Öyle oldu cidden.
Kitabı Aristo'nun ağzından okuyoruz. Aristo'nun düşüncelerini okuyor ve onun iç dünyasına yolculuk ediyoruz fakat buna rağmen ben Dante karakterine kendimi daha yakın hissettim. Dante'nin hareketlerinde ve sözlerinde kendimi buldum. *Spoiler* Hatta Dante karakterine o kadar bağlandım ki, yüzü tanınmayacak hâle getirilip, dövüldüğü zaman hüngür hüngür ağlamıştım.
Kitap çok güzel. Kesinlikle okumanız gerektiğini düşünüyorum.
Selin
Selin Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor'u inceledi.
376 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10 puan
Aristo ve Dante, hem yurt dışında hem de ülkemizde yayına bomba gibi giren bir kitap oldu. Çok okundu, çok beğenildi, üstüne de çok yazıldı.
Benim açımdan kitaba bakacak olursak, bende öyle ahım şahım bir beğeni yok. Bence iyi bir arkadaşlık öyküsüydü. Hatta bu yüzden okuma sürecinde biraz tedirgindim çünkü yazarın bu arkadaşlık öyküsünü bozacağından korkmuştum. Doğruyu söylemek gerekirse yazarın Ari-Dante "ilişkisini" tam olarak yazabildiğini düşünmüyorum ama korktuğum gibi de olmadı. Yani demek istediğim, ben Ari'nin Dante'ye olan hislerini daha çok belli etmesini isterdim çünkü bence bu şekilde hikaye daha iyi otururdu. Sadece bir kez, Ari kitabın başlarında bir yerde ,Dante onun evine ilk geldiğinde, Dante'den hoşlandığını açık bir şekilde söylüyor o kadar. Gerisi dolaylı yoldan hissettirmeler ama şahsen ben Ari'nin yaptığı her şeyi en yakın arkadaşlarım için yaparım, ki yaptım da. Bu yüzden benim açımdan pek gerçekçi bir aşk yok ortada. Ayrıca aynı şey birazcık Dante için de geçerli. Dante'nin değişim döneminde iç yaşantısında değinilmesini isterdim. Kitap Dante'nin ağzından anlatılsaydı belki bu durum biraz daha anlaşılır olabilirdi ama dediğim gibi bence iyi bir arkadaşlık öyküsüydü.
Ari hüzünlü bir karakterdi ve bundan dolayı da kitap genel anlamda hüzünlüydü. Hem babasıyla olan ilişkisi, abisini hiç tanımayışı, ablalarının tam bir pislik olması ve ergenliğin tam ortasında durup hayatı anlamaya çalışması da ona pek yardımcı olmuyor tabii ki. Ben Ari'yi sevdim. Okuması zevkli ve iyi yazılmış bir karakterdi. Dante için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Bana göre birazcık yılışık bir karakterdi ama hayatı genel anlamda deli dolu yaşaması hoşuma giden bir özelliği oldu.

Kitap aşırı akıcı olduğu için ben kitabı bir günde bitirdim. Hızlı okunan iyi bir öykü. Aslında kitap hakkında bahsedilecek pek bir şey yok ve sanırım benim söyleceklerim bu kadar. Beğendiğim ve beğenmediğim yönleri olan arada kaldığım bir kitap. Ben yine de kitabı okuyun derim. Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor'u okurken güzel vakit geçireceğinizi garanti ederim. Bazı yerleri okurken kahkaha attığımı çok net hatırlıyorum.
Esin Elif
Esin Elif Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor'u inceledi.
376 syf.
·10/10 puan
Kitap mükemmeldi. Sıradan bir gençlik kitabı olarak başlamıştım fakat sıradanlıktan çok uzakta bir kitap kendisi. Aile, dostluk ve hayat üzerine pek çok detay içeriyor. Okurken kendimi pek çok ruh halinde buldum. Bazen Ari'ye sinir olurken bazen de onu kendime çok yakın buldum. Geçiş dönemimde olduğum zamanları düşününce Ari'ye bazı anlarda hak vermeden duramadım ve Dante'ye de imrendim.

Serinin ikinci kitabını da merakla bekliyorum. O kitapta ne anlatacağını bilemiyorum ama çıktığı an okuyacağıma eminim. AvDESK kitabı benim için gönlümün en güzel köşesinde yer buldu. Herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
272 syf.
·7/10 puan
Kitap, yazar Meredith Schorr'ın hayatı ile bağlantılı çünkü yazarda tıpkı kahraman gibi bir kitap bloğu sahibi ve avukatlık bürosunda çalışıyor. Bu sebeple kitabın yazar için kendi hayatının üzerine tuturulmuş bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Kitabın sayfaları çabucak geçiyor sizi sıkmıyor ama mükemmel bir kitap olduğunu söylemek doğru olmaz. Karakterin kendine olan güvensizliği sizi zaman zaman yoruyor fakat bir oturuşta biterilebilecek keyifli vakit geçirmenizi sağlayacak bir kitap.
272 syf.
Şimdi Moda Pastel birkaç saatte bitirilebilecek, kitapta geçen tabiriyle "chick-lit" bir kitap. Reading slumptan çıkamadığım son birkaç haftadan sonra keyfimi yerine getirdi. Kafanızı yormayan, çabucak okunacak, romantik komedi tadında bir kitap. Ben okurken eğlendim. Kafa dağıtmak için tercih edilebilir.
m.
m. Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor'u inceledi.
376 syf.
·Puan vermedi
Bu kitabı anlatamayacağım bir şekilde seviyorum. Daima. Kaçıncı okumam olursa olsun. Yağmuru hiç unutmuyorum. Ve çöl hep çok güzel. Kelimeleri içimden sızıyor. Ve içimde çoğalıyor.
Mine
Mine Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor'u inceledi.
376 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Evettt! Çok tatlı bir kitapla karışınızdayım. Küçük yaşta havuzda tanışan iki çocuk olan Aristo ve Dante'nin öyküsünü anlatıyor. Birlikte büyümek, büyümenin evreleri ve etkileri, kendini tanımak, kimlik kazanmak ve en önemlisi kendini olduğun gibi kabul etmek üzerinde durulmuş bir kitap. Aşırı akıcı ilerliyor başladığınız gibi bitebilecek derecede. Kalın kitaplardan, klasiklerden sonra okuyup kafa dağıtabileceğiniz çerezlik bir kitap bence. Bu kadar övdüm ama sevmedigim bir kısım da var. Yazım şekli... olaylar iç içe geçmiş şekilde anlatılıyor. Okuduğunuz olayın arasında birden karakterin karmaşık düşünceleri girebiliyor ve geldim, gittim, yedim, içtim gibi basit bir anlatımı var. Ben pek hoşlanmıyorum bu yazım tarzından. Kötü diyemem ama bu konu daha güzel bir anlatım şekli ile harika olabilirdi. Genel olarak bakacak olursak yazım şekline rağmen Ari ve Dante'yi tanıyın derim.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 597 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 275 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.