Çiğdem Erkal İpek

Çiğdem Erkal İpek

YazarÇevirmen
9.1/10
5.750 Kişi
·
16.226
Okunma
·
6
Beğeni
·
448
Gösterim
Adı:
Çiğdem Erkal İpek
Tam adı:
Çiğdem Erkal
Unvan:
Türk Çevirmen
Doğum:
Aydın, Türkiye, 1963
1963 yılında Aydın'da doğmuş olmama rağmen bir yaşından beri İzmir'de yaşıyorum. Hem anne, hem de baba tarafından Giritliyim. Tahsil hayatıma Yusuf Rıza, Gazi İlkokulu, Amerikan Kız Lisesi ve Ege Üniversite'sinde başladım, artık evvel zaman içinde bir ömür boyu gidip bir arpa boyu yol alınmayan bir yerlerde devam ediyorum. Kocam Hulki Rıza İpek bağlama sanatçısıdır. Kızım Elif İpek Okur ile damadım Fransızca öğretmeni olmalarına rağmen babalarının izinden gidip çalgıcılığı tercih ettiler. Eh belki torunum Cem mürekkebi mızraba tercih eder. Oğlum Erkal İpek ise şu sıralar ekmek parasını çıkarmak için yeldeğirmenleriyle boğuşmakla meşgul.

Hem çevirmen, hem de sahaf olmaya çalışıyorum. İzmir'de küçük bir sahaf dükkanım var Kızlarağası Hanında.
"Kocaman, engin, nihayetsiz, korkunç bir dünya. O güne kadar onu hiç rahatsız etmeyen bir boşluktu etrafı."
"Olmayan bir şeyi hayal edemezdin zaten," dedi Kiçisöygin. "Hayal ettiklerin ya yaşamış olduğun ya da yaşayacağın şeylerdir. Var olmayan hiçbir şeyi hayal edemezsin."
"Ön taraflarda duranlar kapıdan çıkan kızı gördüler. Görünce, yapmaları gerektiği gibi el çırpmaya başladılar. Onların el çırpmalarını gören ve duyan daha geridekiler de onların yaptığını tekrarladı. Yapmaları gerektiği gibi. Etrafta hiç heyecan yoktu. Kimse duygulanmamıştı."
496 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Fantastik edebiyat denildiğinde akla gelen ilk isim hiç şüphesiz J. R. R. Tolkien. Yazdığı birçok kitap ve yarattığı kocaman evrenle o dönemden bu döneme birçok yazarı etkileyen Tolkien için söylenecek tüm beğeni sözleri eksik kalacaktır. Kitaplarda gerçeklikten ziyade fantastik öğelere yer vermek bana göre çok daha zor. Özellikle Tolkien gibi birçok halk, varlık, mekan, olay ortaya koymuşsanız. Bunun nedeni ise olağanüstü öğeler barındırmayan bir romanda yazılabilecek şeyler bellidir, konular bellidir, iş yazarın yazma yeteneğine, duyguları okuyucuya geçirebilmesine kalmıştır; ancak fantastik bir kitap yazacaksınız olayları, karakterleri, hayal gücünüzle ortaya çıkardığınız her şeyi, tek bir mantık hatası olmadan yazıya dökebilmeniz gereklidir. Bunları söylüyorum çünkü Tolkien bunu en iyi yapan yazar, bakın bunu en iyi yapan fantastik kitap yazarı demiyorum, genel itibariyle bunu en iyi yapan yazar, daha iyisi yok. Evet, kendisinin dünya üzerinde yaşamış en iyi yazar olduğunu düşünüyorum. Dostoyevskiciler, Tolstoycular, Kafkacılar buna itiraz edebilirler, açıkçası bu hiçbir şeyi değiştirmez. Tolkien'i ciddi bir şekilde okuyan, anlayan, o büyük evreni araştıran herkes bu sonuca rahatlıkla ulaşabilir.

Gelelim Yüzüklerin Efendisi'nin konusuna: Karanlık Lord Sauron diğer tüm güç yüzüklerine hükmedecek Tek Yüzük'ü yapmış, ancak yüzük Son İttifak Savaşı sırasında Gondor Kralı Elendil'in oğlu İsildur tarafından Sauron'dan alınmıştır. Sauron yenilgiye uğramıştır ancak ruhu hala karanlığın içinde bir yerdedir. Yüzüklerin Efendisi, yüzüğü son bulan kişi olan hobbit Bilbo Baggins'in doğum gününün kutlanması ile başlıyor. Bilbo doğum gününün ardından yüzüğü yeğeni Frodo'ya bırakıyor. Bilbo'nun davranışları ve Orta Dünya'da o anda yaşanan gelişmeler nedeniyle şüpheye düşen Büyücü Gandalf, yaptığı uzun araştırmalar sonucunda bu yüzüğün Sauron tarafından dövülen Tek Yüzük olduğunu anlıyor. Ve böylece yüzüğün yok edilmesi için upuzun, zorlu bir macera başlıyor. Yüzük ancak tek bir şekilde yok edilebilir, yapıldığı yer olan Hüküm Dağı'nın derinliklerine atılarak. Dokuz yüzük kardeşi Karanlıklar Efendisi'nin diyarına, Mordor'a doğru yola çıkıyor. Hobbitler Frodo, Sam, Pippin, Merry, Büyücü Gandalf, Kolcu Aragorn, Elf Legolas, Cüce Gimli ve Gondorlu Boromir. Yolları ise Sauron'un uşakları ile dolu, orklar, nazgüller, troller ve daha birçok karanlık yaratık...

Çoğumuz Yüzüklerin Efendisi'nin önce filmlerini izlemişizdir, en azından benim için öyle. Kitapları ise birkaç yıl önce okudum ve erkek arkadaşım ile birlikte yeniden okumaya karar verdik. Çünkü Tolkien ve Orta Dünya'ya çok büyük bir hayranlık duyuyoruz. Bu nedenle bu okumaların yeri benim için çok ayrı. Yüzüklerin Efendisi sinema uyarlaması ile tek kelimeyle muazzam; kitapları için ise söylenebilecek iyi şeylerin sayısı sınırsız. (Bu arada kitaplar ile filmler arasında çeşitli farklar olduğunu söylemeliyim, hatta bazı kısımlarda gerçekten önemli farklar. Kitapları okumak bu açıdan da ayrı bir önem arzediyor bana göre.) Kitabın ilk bölümleri kişi ve mekan tasvirleri ile dolu, ancak hiç sıkmıyor bu tasvirler, büyük bir keyifle okuyorsunuz. O kadar ustalıkla yazılmış cümleler, o kadar iyi şekilde yapılmış benzetmeler, kişileştirmeler var ki... Bu ilk bölümlerin ardından Frodo'nun yolculuğa çıkması ile asıl macera da başlıyor. Özellikle "Yolgezer" isimli bölümden itibaren kitap çok, çok fazla içine alıyor okuru ve sayfalar su gibi akıp gidiyor.

Ayrıca şunu söylemem gerekir ki Yüzüklerin Efendisi serisindeki olaylar Tolkien'in Orta Dünya'sının %20'sini, %30'unu bile oluşturmuyordur. Bu kadar fazla olayın yaşandığı bir kitap Orta Dünya'da Yüzük Savaşları olarak geçiyor ve Orta Dünya, Yüzük Savaşları dışında daha nice olaya ev sahipliği yapıyor. Whitetree.com isimli bir site var, bu sitenin Orta Dünya başlığına tıklarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Tolkien öyle bir dünya oluşturmuş ki onlarca adı bilinen elf, cüce, insan, hobbit var, onlarca mekan, onlarca olay, çok uzun bir zaman dilimini kapsayan tarihi bir kronoloji, diğer birçok çeşitli varlık var. Ancak tüm bunlara dair tek bir mantık hatası yok, bu kısım şura ile uyuşmuyor dediğimiz tek bir cümle yok. Bu hayal gücüne, zekaya hayranlık ve saygı duymamak elde değil.

Böylesine iyi bir yazarın belki de en çok bilinen serisi olan Yüzüklerin Efendisi, mutlaka okunmalı dediğim seriler arasında. Frodo, Aragorn, Gandalf ve diğerleri ile mükemmel bir macera sunuluyor bizlere. Tolkien okumak ise tek kelimeyle harika bir eylem.
%32 (318/1015)
·Beğendi·10/10
Dünya ikiye bölünmüştür, denir Tolkien'ın yapıtı söz konusu olduğunda: Yüzüklerin Efendisi'ni okumuş olanlar ve okuyacak olanlar.
Bence inceleme için bu söz yeterli olması lazım.

Sene 2003. 8 yaşındayım. Babamla film almak için cd'ciye gittik. O zaman internet ne gezer bizim evde. Babamla bakkalımızda film izlemek en büyük eğlencem. Babam aldı kendi istediği filmleri ben ise filmleri incelerken bir şey takıldı gözüme. Beyaz at üzerinde bir adam ak şehire doğru gidiyor. Filmin ismi Yüzüklerin Efendisi Kralın Dönüşü. Babama yalvar yakar aldırdım filmi.
Seriyle, tanışmam bu sayede oldu. Sonra harçlıklarımla 1. ve 2. filmleri aldım. Lise yıllarında filmlerin kitaplardan yapılma olduğunu öğrendim. O gün direk kütüphaneye koştum. Ne tesadüf ki yine kitabın 3. sü vardı kütüphanede. Hemen aldım. Yeniden aşık oldum. Sonra yıllar geçtikçe 1. ve 2. kitapları da okudum.
Şimdi yeniden okumayı düşünüyorum tek basım olarak. Zaten filmleri izleye izleye replikleri bile ezberledim artık. Tekrar aşkımı canlandırma ihtiyacım var. Tekrar o harika evrene girmem lazım.
Tolkien bu eseriyle fantastik edebiyata öncü olmuştur. Yarattığı elfçe dili yanlış hatırlamıyorsam 3.000 kelimeden oluşuyordu. Bir sürü yazarda etki bırakmıştır.

Tek diyeceğim kitabı okuyun. Filmleri izleyin. Tarzlarına uymayanlara diyecek bir şeyim yok. Renkler ve zevkler tartışılmaz. Ama fantastik severler bu kitabı okumamışsa çok şey kaybetmiş olabilirler...
1015 syf.
·25 günde·Beğendi·10/10
Bazı kitaplar vardır, bir kez okursun, ne kadar seversen sev bitirdiğinde rafa kaldırırsın ve ikinci defa okumak içinden gelmez... Ama bazı kitaplar vardır, sana yeni bir dünya yaratır, öyle bir dünyadır ki bu içinde dostuk, nefret, güç savaşı, ihtiras, saf iyilik, aşk vardır ve okuduğun kitap, bu dünyaya açılan bir kapıdır. O kapıdan bir defa geçmiş olmak sana yetmez, ara ara o dünyanın davetini kalbinin derinliklerinde taşırsın.
Yüzüklerin Efendisi de efsanevi bir dünyaya açılan bir kapı, 15-20 yıl evvel geçmiştim ilk defa o kapıdan, zaman zaman izlediğim (en az ellişer defa) filmlerine rağmen özlemimi gidermeye çalıştım ama gün geldi, Yüzük'ün bana seslenişine daha fazla kayıtsız kalamayıp ikinci defa bu yolculuğa çıktım.
Bu yolculuğu benim için farklı kılan bir diğer özellik ise, bu kitapla birlikte kitap okumanın yalnız yapılan bir aktivite olduğuna dair inancımın kırılmış olmasıdır. 1000K'nın değerli kütüphanecilerinden Uğur Bey ile eş zamanlı çıktk yolculuğa ve maceraları eş zamanlı geçerek yüzüğü hüküm dağına eş zamanlı olarak attık:) Çok eğlendiğim bir süreç olduğunu itiraf etmem gerek. (Hatta dayanamayıp yeni kitaplarda da benzer bir yaklaşım uyguladık ve uygulamaya devam etmeyi diliyorum)
Ve gelelim içeriğine... Kötü bir büyücü kendisine 1 güç yüzüğü yapar gizlice, ve bu yüzük ile her ırkı yönetebilecektir. Büyük savaşlar sonunda yüzük kaybolur, büyücü de ölür... Yüzlerce yıl sonra büyücünün yeniden orta dünyaya gelmesi ile yüzük arayışı başlar. Nitekim yüzük de büyük bir şans eseri, yüzüğün bile en ummadığı bir ırk tarafından bulunmuştur.. Hobbitler... Ve hikayemiz de böyle başlar... Devamı için kitabı okumanız şiddetle tavsiye edilir.
Ancak küçük bir tavsiye, okumak için kesinlikle 3 kitaplık tek cilt özel basımı değil 3 kitap ayrı ayrı basılmış halini tercih edin. Çünkü:
1. Kitap çok ağır, kitabı okumak için taşırken bileğim çok ağrıdı
2. Kitap çok ağır ve çantamın sapını koparttı, ek masraf:)
3. 2000 küsür sayfayı 1000e indirmek için puntolar 6 ya da 7'ye düşürülmüş. Okurken kör olmaktan korktum
4. kalın kapak kısmı bez değildi, çok kalitesiz bir kartondu, 2-3 sefer açıp kapanınca kitap aşındı :(

Not: Kitap biter bitmez 3 filmi yeniden izledim:) Bir kaç yıl sonra kitapları yeniden okumayı düşünüyorum :)
188 syf.
Bu kitabı gece veya uyumadan hemen önce okuyacak olursanız. Yağmurda sırılsıklam kalabilir ve üşütebilirsiniz.

Çünkü benim gibi kitabın etkisinde kalıp yağmurlu bir izmir gecesi kendinizi sıcacık yatağınızı bırakıp, damda rüzgara ve yağmura yön verirken bulabilirsiniz. 🤭

Ay ışığında yürürken kendi gölgenizden ve karanlıktan korka korka sağınıza, solunuza, önünüze ama arkanıza bakmadan koşarak kaçabilirsiniz ...‍️‍️

Kitaba benim gibi kendinizi fazla kaptırırsanız. Bir kış günü denizin ortasındaıslanmış ve üşümüş hissedebilirsiniz. 🤷‍️

Öte yandan hayal gücünüzü yorabilir belki ama, geçmişimizde yapmış olduğumuz bazı hataların ne zaman nerde karşımıza çıkacağını ömür boyu nasıl bir gölge gibi bizi izlediğini fark edebilirsiniz.

Korkularınızdan kaçmak yerine, yok etmek için peşinden gidip, yüzleşmemiz gerektiği gerçeğinin farkına varabilirsiniz.

Ve ya kitabın bize vermek istediği mesajı anlamayıp kitabı sıkıcı bulabilirsiniz.

Yada kitabı size tavsiye eden kitabın baş kahramanı ile aynı ismi tasiyan Ged gibi bir kardeşiniz olduğu için şanslı olduğunuzu düşünüp, benim gibi belki sizde kendisine teşekkür edebilirsiniz.

Kitaplarla, sevgiyle, güzellik, huzur ve saglicakla kalin emi ...‍️
188 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Ursula K. Le Guin'in Yerdeniz adlı kitabını okuyorum. Bu kitap 6 kitaptan oluşan bir serinin bir araya getirilmiş hâli. Her gün bir bölüm okuyarak on gün içerisinde tamamlamış oldum birinci kitabı.

Yerdeniz Büyücüsü, Yerdeniz diyarının en büyük büyücüsü olan, halkın bildiği adıyla Çevik Atmaca'nın ya da gerçek adıyla Ged'in öyküsü. Tipik bir Le Guin özelliği olarak mekân, diyar ve karakter isimleri yine yazara özgü. Kitabın tamamına yayılmış olan kendine özgü üslûp hiç teklemiyor; yazar bu yeni dünyayı ağır ağır kuruyor önümüzde; Yerdeniz biz bakarken, okurken varolmaya başlıyor. Yine bir Le Guin özelliği olarak acele etmeyen dil, folklorü önemseyen ve bütün ağırlığını insana, insanın hikâyelerine, kendi hikâyelerini anlatan doğaya ve fantastik kurgunun vazgeçilmezi olan doğaüstü canlılara ya da örneğin ejderhalarına can veriyor, onları gerçekçi kılıyor, öyle ki konuşan ejderhalar da en az susan insanlar kadar gerçek geliyor bize. Le Guin bunu ağırdan alan, acele etmeyen, ikna etmek, inandırmak için karalamayan, sıkış tıkış bir üslûptan itinayla uzak duran o anlatım diliyle, edebi süsüyle yapıyor. Gördüğüm şey, bu dilin ve üslûbun okuduğum diğer kitaplarında da aynı olduğu yazarın.

Yerdeniz Büyücüsü bir büyücünün öyküsü evet, ama bir yandan da büyüyen bir çocuğun öyküsü; onun çocukluktan ergenliğe, ve oradan delikanlılığa geçişinin öyküsü. Bu öykü bir yandan da kendi karanlığına, gölgene temas etmenin, o karanlıktan ve kötülükten güçsüz kalmanın, yarım kalmanın öyküsü. Ged'in Yerdeniz'in nice adasına, toprağına uzanan yüzleşme ve cesaret öyküsünde nice dinin, inancın bize söylediği bir hakikati görüyoruz: bizler kötülüğümüz ve iyiliğimizle bir bütünüz ve tamız, bizi insan yapan da bu. Kötülük kınansa ve yerilse de varlığı daha iyi ve daha güçlü olmanın kaçınılmaz bir vasıtası belki de. Ged'in hakikate doğru akıp giden öyküsünde çok güzel bir yüzleşme, çok güzel bir idrak etme süreci de anlatılıyor. Ve bu, söylediğim gibi, Ursula K. Le Guin'in fısıltılı, bize anlattığı o rüzgârlarla taşınan, diyardan diyara uzanan güzel diliyle anlatılıyor; kitabın sonuna dek oldukça iyi bir lezzetle yazılmış çok güzel bir öykü okuyoruz. Ben çok beğenerek okudum.

Yerdeniz'i okuyan herkesin çok sevdiği Çevik Atmaca, yani Ged kusurları ve zaaflarıyla yüzleşebilen, yaşadıklarının sorumluluklarını alabilen, kendisine emanet edilen sırrı ya da sırları lâyıkıyla taşımaya çalışan ve bu uğurda gayretini esirgemeyen bir genç büyücü.Serinin diğer kitaplarında da Ged'in yetişkinlik dünyasından hikâyelerin anlatıldığını düşünüyorum. Seneler önce izlediğim Yerdeniz'den Hikâyeler adlı animasyonda izlediğim buydu. O filmde de Ged'i çok sevmiştim. Ged, yazarın anlattığı en güzel karakterlerden birisi gerçekten de.

Kitabı herkese öneriyorum.
510 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
J.R.R. Tolkien ile ilk tanışmam Silmarillion ile olmuştu. Bilmiyorum, şuanda kim kime neyi nasıl okuması gerektiği konusunda ne diyordur; ancak zamanında bu konu hakkında çok çok uzun araştırmalar yaptıydım. Bir çok insan evreni iyi tanımam için sırasıyla: Silmarillion, Hurin'in Çocukları, Hobbit ve Yüzük üçlemesini okumamı tavsiye ettiydi. Bende büyük bi hata yapıp Silmarillion ile başladım Tolkien okumaya... İlk 150 sayfayı okudum ve sonuç ? Sadece ve sadece Arda diye bi herifin olduğunu öğrenebildim. Meğersem Arda da bu evrenin tanrısıymış... Wow!... Kitabın ilk kısmının özetini okuduğum sırada bu yazıyı görünce kendimi hızlı okuma kursuna gitmiş Woody Allen gibi hissettim : Olaylar Orta dünyada geçiyordu... 150.sayfada artık daha fazla dayanamayıp fırlattım kenara. O zamanlar 1000 Kitap'a yeni katılmıştım. Silmarillion'u aratıp başladım incelemeleri okumaya... Bilinçli olarak yapmadım, biliçli olarak yapsam da bu kadar denk getiremezdim büyük ihtimal: Silmarillion incelemesi yapan iki kişiye mesaj yolladım; Acaba benim mi kafa basmıyor ? Yoksa Silmarillion kötü bir tercih mi ? Bana sorarsanız ikisinede evet derim; ancak ikincisine 5 kat daha fazla evet derim . Her neyse konuyu yine çok dağıttım. Mesaj attığım kişiler Mithril / Mia/Duvar/ ve mithrandir21 | Uğur/Duvar/ idi. Sağolsunlar kendileri bu sitede hem ilk dostluk kurduğum insanlar hem de dolaylı yoldan bana bu evreni sevmemi sağlayan insanlar. Bir konuda işin ilmini bilen birisi gördüğüm zaman çok fazla soru sorarım dostlar; huyum bu, kendimi değiştiremiyorum(Yine konudan çok sapıyorum). Neyse sormam gereken konuları ikiye böldüm ve başladım Ceren Abla ve Uğur Abime sormaya :D Ya siz ne kadar iyi insanlarsınız ! Total de kaç soru sorduğumu bilmiyorum ama sonuç olarak atıldım Hobbit ile bu güzel evrene... Hobbit ile başladım, Yüzüklerin Efendisi üçlemesi, sonrasında ise kafama göre. Henüz daha bu evrene atılmamışsanız sizin de bu sıra ile okumanızı tavsiye ederim. Tanışma faslımızı halletiğimize göre, artık başlayabilirim incelemeye...(Evet daha yeni başlıyor)

************************************************************************************************

HİKAYE:
Spoiler içermez(sanırım)

Bilbo Baggins, 13 cüceyle yaptığı ''Beklenmedik Yolculuk'' sırasında kafilemiz Goblinlere tutsak düşüyor. Bilbo arada sıvışıp kaçarken Gollum' un takıldığı mekana düşüyor. Düştüğünde Gollum'un yüzüğü düşürdüğünü görüyor ve yüzüğü alıp cebine atıyor. Bilbo'nun yüzükle tanışması bu şekilde oluyor...

Bilbo Baggins' in cücelerle yaptığı yolculuğun üzeründen 60 yıl geçmiştir. Artık yaşlanmış ve yüzüğün etkisi altında kalmaya başlamıştır. Karanlığın Efendisi Sauron, yüzüğün bulunduğunu öğrenince, yüzüğü kendisine getirmesi için Kara süvarileri, bizimkilerin oraya yollamıştır. Olaylardan haberi olan yakışıklı-havalı- ihtiyar Gandalf, yüzüğün yalnızca Hüküm Dağında yok olabileceğini söyler. Bilbo'dan yüzüğü, varisi Frodo alır ve böylece maceramız başlar...

************************************************************************************************
Yüzüklerin Efendisi ilk başlarda benim açımdan okunması zor bir kitaptı. Bir çoğumuz Y.E. nin ilk önce filmini izlemiş ve sonradan kitabına merak sarmışızdır. Filmde o kadar alışmışız ki her anın bi ekşın ile geçmesine ; kitapta direk bi ekşın göremeyince ilk başlarda biraz sıkıldım doğrusu(Sadece ilk başlarda ekşın yok ve sadece ilk başlarda sıkıldım). Ne zaman ki Moria' ya geldik işte o zaman kitap benim için efsaneleşmeye başladı.

Tolkien favori yazarım değil yada Y.E. favori kitabım değil; ancak hayal gücüne en çok güvendiğim adam Tolkien : Bu kadar büyük bi evren tasarlayıp, güzel bir hikaye oluşturup, binlerce karakter üretip, türlerin kendine has lisanlarının olması ve bunların hepsinin birbiriyle tutarlı olabilecek bir fantastik kitap yazmak her baba yiğidin harcı değildir. Bu yüzden yaptığı iş diğer tüm yazarların yaptığına göre çok çok daha zor(bana göre) ve zoru başardığı için bu başarıya ulaşmıştır...

************************************************************************************************
Sevdiğim Alıntılar:

''Yaşayanların birçoğu ölümü hak ediyor. Ve ölenlerin bir kısmı da yaşamayı hak ediyor. Yaşamı onlara verebilir misin ? O halde öyle hak, hukuk adına ölüm buyurmakta çok acele etme. Çünkü en bilge olanlar bile her şeyin sonunu göremez.''

En mahir örümcek bile zayıf bir ip bırakır.

"Sakalınla, makalınla kelleni uçururdum Cüce Efendi, eğer yerden biraz daha yüksekte olsaydı," dedi Éomer.
"O tek başına değil," dedi Legolas gözden hızlı hareket eden ellerle yayına bir ok yerleştirip gererek. "Eliniz daha inemeden düşer kalırsınız."

Önce ben içeyim Bay Frodo,"dedi.
"Tamam, ama ikimize yetecek kadar yer var."
"Ben onu kastetmedim," dedi Sam. "Ben şöyle düşümdüm: Eğer zehirliyse veya kötü etkisini hemen gösterecek bir şey varsa, işte o zaman bana olması sana olmasından iyidir beyim, bilmem anlatabildim mi."

Dünya, savaşlar olmadan da yeterince acılara ve talihsizliklere sahip.

************************************************************************************************
BONUS:

Uyanın, uyanın, Théoden'in Süvarileri!
Kötülükler kapımızda: Ateş ve katliam!
Mızrak savrulacak, kalkan parçalanacak,
Kılıç günü geldi, kızıl gün geldi daha günes doğmadan!
Sürün atlarınızı, sürün! Haydi Gondor'a!

https://www.youtube.com/watch?v=MCX3ZLyTLgA

Vaktiniz olursa Yüzüklerin Efendisi'nin oyununa da bakmanızı tavsiye ederim :D

Etkinlik sayesinde kitapları daha erken okumamı sağlayan NigRa/Duvar/ ile Ebru Ince/Duvar/' ye teşekkürü bir borç bilirim.

Saygı ve Selametle




DİPNOT: Silmarillion' u okumak için sabırsızlanıyorum!
1015 syf.
——————————————————
ELEKTRONİK KİTAP DİZİSİ - 9
——————————————————

"Yüzüklerin Efendisi'ni yazmaya başladığım zaman, ne yüzüğün ne olduğunu ne de Sauron'un kim olduğunu bilmiyordum," demiş Tolkien Baba* bir arkadaşına.

1937 yılında Hobbit adlı bir hikâye ile birdenbire yıldızı parlar Tolkien Baba'nın. Hobbit, öylesine büyük bir ilgi ve yüksek bir alaka ile tüm dünyada adını duyurunca (ancak bize altmış iki yıl sonra 1996 yılında sadası ulaşır) yayıncılar Tolkien Baba'dan bu masalın devamını isterler. Prof. Tolkien, kendi mitolojik evreni ile ilgilenmek ister. Tabiri caizse Hobbit ona göre tek gecelik ilişki gibidir. Onun esas sevdası, sevgilisi, yaratmak için sancılarla kıvrandığı mitolojisidir: Silmarillion. (Detaylı açıklama, Silmarillion'u okuduktan sonra incelemesinde yapılacaktır.)

Fakat Tolkien Baba, yapılan baskılara çok daha fazla direnemez. Hayatı boyunca tamamlayabildiği iki eseri vardır. Biri Hobbit ve diğeri de Yüzüklerin Efendisi'dir. Geriye kalan diğer bütün eserleri Tolkien Oğul bir araya getirmiştir. Ama konumuz bu değil. Tolkien Baba, Hobbit adlı öykünün devamını yazmaya karar verir en sonunda. Ama gönülsüz olduğundan mıdır, daha önce bunu düşünmediğinden midir, nedendir bilinmez Tolkien Baba bir türlü başlayamaz esere. Karakterler yazar, çizer, bozar, tekrardan yapar. Hikayenin kahramanına dahi karar veremez. Hikaye'ye Bilbo ile mi devam etmeli, yoksa Bilbo'nun bir oğlu mu olmalı veya Bilbo'nun bir akrabası mı, belki de kendisinin bir varisi olmalı. Hikayeleri yazar olmaz, karakterleri sürekli değiştirir. Çünkü olmaz hiçbiri. Çünkü Tolkien Baba ince eleyip sık dokuyan cinsindendir. Bir ara yok bu iş olmazlanırsa da tekrar devam eder. Karakterler oluşturulup hikayeye başladıktan sonra dahi Tolkien Baba dönüp dönüp değişiklikler yapar. Hem karakterlerde hem de hikayelerde. Kitabı bitirdiğinde ise değiştirilen, atılan, yeniden yazılan yüzlerce müsvedde vardır etrafında ve onlarca yan hikayecikler...

Ve evet. En baştaki cümleyi yanlış okumadınız. Tolkien Baba bu esere başladığında esere adını veren Hüküm Yüzüğü'nü ve onu döven Karanlıklar Efendisi'ni bilmiyordu. Yani bilse de bu son şekli ile değildi. Çünkü diğer bütün karakterler gibi yüzük ve Sauron dahi onlarca kez değişiklik yaşadı. Neyse ki Tolkien Baba, yapmış olduğu onlarca ve yüzlerce değişiklikten sonra bu bilinen son halinde karar kıldı. Ve nihayet kitap yayınlandı.

Yüzüklerin Efendisi yayınlanınca resmen dünya ikiye ayrılmış oldu. Tolkien Baba'ya hayran olanlar ve ona karşı cephe alanlar. Hayran olanlara gelmeden önce cephe alanların neden cephe aldığına değinelim hemen.

Tolkien Baba'ya cephe alanların başında şüphesiz edebiyat faşistleri yer alıyordu. Tolkien Baba'yı edebiyatı tahrif etmek/bozmak ile suçluyorlardı. Çünkü onlara göre bunlar masaldı ve ancak masal olarak kalmalıydı. Bunlar yazınsal edebiyata/romana dahil edilmemeliydi. Çünkü fantastik ögeler ilk Tolkien Baba'da vücut bulur. Ondan öncesinde fantastik edebiyat yoktur. Olsa dahi hiçbiri bu denli köklü, bu denli farklı ve bu denli çarpıcı olmamıştır.

Hayran olanların hayranlığına gelecek olursak;
— Yeni bir evren
— Yeni ırklar
— Yeni coğrafyalar
— Yeni diller
— Akıcılık
— Sürükleyicilik
— Çizim yeteneği
— Şiirsel yetkinlik (yani daha ne diyelim ki Tolkien Baba için)
Bütün bunlara sahip olan bir adama ve onun eserine hayran kalmamak elde mi? Ancak bağnaz düşüncelere sahip olanlar bunları hoş karşılamaz ve hayran olmaz. Hikayenin bu denli köklü ve derin olması da cabası...

Birçoğumuz bu efsanevi kitap serisini okumamış olsak dahi filmlerini izlemişizdir. Fakat her uyarlama film gibi bu muhteşem ötesi film serisi bile ne yazık ki kitabın yanına yaklaşabilecek olsa da ona asla ulaşamaz. Filmler her ne kadar büyük ölçüde kitaplara sadık kalınarak yapılmış olsa da kitaplardan farklı olan, kitapta olmayan veya kitaptaki şeklinden çarpıtılarak uyarlanan yerler var. Ama bunlara burada değinmeyeceğim. Onları her kitabı ayrı okuduğum zaman inceleme yaptığımda aktaracağım.

Bununla birlikte, ben kitabı e-kitap olarak okudum. Fakat basılı olarak okuyanlar (Tek cilt özel basım kitabın) yazı puntolarının çok küçük ve gözü yoracak cinsten olduğunu söylüyorlar. Yani basılı materyal olarak okuyacaksanız ayrı ayrı kitapları alıp okumanız tavsiye edilir.

Bunların dışında, sanırım söylenecek pek bir şey kalmadı. Kitabı övmeye gerek yok. O kendisini övüyor zaten. Olayları anlatmaya gerek yok. Herkes (çoğunlukla) biliyor. O vakit burada cümlelerime son noktayı koyuyorum.

Ek; Okumadığınızda bir şey kaybedecek misiniz? Kesinlikle hayır. Çünkü çok şey kaybedeceksiniz.

Son soru: Acaba neden bu eseri okuyanlar, buradaki evren kötülüklerle dolu olmasına rağmen onu bizim yaşadığımız dünyaya tercih etmektedir? Cevabı sizden...

* Tolkien Baba tabirini, J. R. R. Tolkien'in hem fantastik edebiyatın atası sayıldığı hem de kendisinden sonra oğlu Christopher Tolkien notları düzenlediği (karışmasınlar diye) için J. R. R. Tolkien'e Tolkien Baba ve Christopher Tolkien'e de Tolkien Oğul diyorum.
412 syf.
·17 günde·10/10
Merhabalar. Birazdan Yüzüklerin Efendisi serisinin okumuş olduğum 2. kitabını -İki Kule'yi- inceleyeceğim. Ama ondan önce söylemek istediğim birkaç şey var. Hepimiz biliyoruz ki 2001 yılının Aralık ayından bu tarihe kadar dünyanın en çok izlenen ve hasılat yapılan, 17 farklı dalda oscar ödülü olan film serisinin uyarlandığı kitaplar bunlar. Bazı kısımlar filmde daha güzel ele alınırken - savaş sahneleri, karşılıklı diologlar vs.- bazı kısımlar ise kitapta çok iyi anlatılmış. - kitabın temelini oluşturan ırkların özellikleri, birçok ayrıntı gibi - Lakin taktir edersiniz ki bir kitabın verdiği haz ile filmin verdiği tat bir olamaz. Kitabı okurken hayal gücü devreye girerken , filmi sadece, herhangi bir zihin sörfü yapmadan izleyebiliyorsunuz. Bu yüzden filmi izlemek daha güzel gibi zannedilse da asıl güzel olan tüm bu olayların sizin hayal gücünüze göre şekillenmesidir. Velhasıl kelam buradan Yüzük serisinin hayran kitlesine sesleniyorum kesinlikle kitabı okuyun okumamazlık etmeyin zira Yüzüklerin Efendisi serisi bize sadece fantastik bir şeyler anlatmakta kalmıyor bizi Orta Dünya'nın içine alıyor; Birçok dil, ırk, lehçe, kültür ile tanıştırıyor. Ve ne kadar kurgusal birtakım şeyler olsa da genel kültürüm geniştir diyen birinin bunlardan haberdar olmaması ihtimalsiz. ORTA DÜNYA NEDİR? Hobbitinden tut Entine kadar çeşit çeşit ırka yaşam kaynaklığı yapan, J. R. R. Tolkien'in kurguladığı hayali bir kıtadır.

Evet konumuza dönebiliriz. Kitabımızın adı İki Kule.

"Kimde Mordor ile Isengard'ın ordularına karşı koyacak güç var? Sauron ile Saruman'a, iki kulenin birleşmesinin kudretine kim dayanır?" İşte İki Kule ismi buradan geliyor.
Sauron ve Barad-dûr ile Saruman ve Orthanc.

İki Kule'de olaylar çok güzel oluşturulmuş, olay örgüsüne hayran kaldım. Yüzük Kardeşliğindeki birlikteliğin aksine ki zaten öyle olmak zorunda zira kardeşlik bozulunca herkes bir tarafa savruldu; Gandalf, yüzyıllar öncesinde yaşayan tamahkar cücelerin uyandırdığı gölge ile aleve yani Balrog'a karşı 'YOU SHALL NOT PASS' gibi efsane sözlerle karşı koyarken kadim dünyanın pis iblisi ile birlikte bir çukura düştü. Boromir, Merry ve Pippin'i kollarken hain bir ork tarafından öldürüldü. Ve Merry ve Pippin kaçırıldı. Aragorn, Gimli, Legolas sonradan bu iki bucukluğu aramak üzere yola koyuldu. Onun öncesinde ise Sam ile Frodo nehir kıyısında gruptan ayrılan diğer isimlerdi.
#38689741 Yani bu kitapta kardeşlik namına pek bir şey kalmadı kimsenin kimseden haberi yoktu hatta birbirini öldü zannediyorlardı.

Nereden başlayacağımı bilemedim o yüzden kitabın sıralayışına göre yapacağım bölümlere yorumlarımı.

Kitabın girişinde, Gondor'un 26. Vekilharcı Denethor'un oğlu Boromir malesef aramızdan ayrılıyor. Ölümünden dakikalar önce Frodo, Yüzük'ün akibetini düşünmek üzere gruptan ayrıldığı sırada arkasından gidip Yüzük'ü ona vermesi için birtakım şeyler söylüyor ki en başından beri aklı fikri Yüzükte olan biriydi Boromir. #38687892 Bu sayede, Yüzük'ün kendisi dönek olduğu gibi etkisi altına aldığı insanları da döndüren bir güce sahip olduğunu anlamıştık. Boromir, kaçan Frodo'nun arkasından yaptığına karşı derin bir hüzün duyarken kaldıkları nehir dibini orklar basıyor ve Boromir orada Merry ve Pippin'i korumak üzere kahramanca can veriyor. Öldükten sonra o hengamede Gimli, Legolas, Aragorn üçlüsünün, Boromir'i orada bir başına, orklara yem olarak bırakmayıp bir kayığa bağlayarak akıp giden Rauros şelalesinin bağrına bırakmaları beni derinden etkiledi ve üçlünün bu hareketi ayakta alkışlanacak türdendi.
Aragorn:

"Ey Boromir!
Yüksek surlardan bakıyorum
batıya, uzaklara,
Ama kimsenin yaşamadığı
boş topraklardan
çıkıp gelmiyorsun bu yana."


Legolas:

"Nerede Dürüst Boromir?
Geciktikçe keder basıyor insana."
"Sorma bana nerede diye
Ey Boromir!
ağlaşan martılarla
çıkıp gelmiyorsun bu yana."

Şeklinde ağıt bile yaktılar. :(( Lakin Legolas'ın "keder basıyor insana" dizesini söylemesini garipsemedim değil çünkü o bir elf. :))

Bu olayların sonucunda üçlünün önünde 2 seçenek koyuldu.

+ Ya Merry ile Pippin'i kaçıran orkları izlemek.

+ Ya da Sam ile Frodo'nun izini sürmek.

Lakin Aragorn'un kararı birinci seçenekten yanaydı çünkü Yüzük ve Yüzük Taşıyıcısının kaderi artık onun ellerinde değildi. O böyle düşünüyordu.

Merry ve Pippin'i kaçıran orklar , onlardan birinin değerli bir şey taşıdığını - Tek Yüzükten bahsediyorum ama Yüzük Frodo ile birlikte gitti - düşündüğünden onları canlı olarak Saruman'a doğru götürüyorlardı. Lakin karşılaştıkları Uruk hai'lar ile aralarında çıkan tartışmalar vs. onları yavaşlattı ve dinlenmek için durdukları bir akşam Eomer'in önderliğindeki Rohan Süvarileri tarafından baskına uğradılar o sırada Merry ve Pippin karışıklıktan faydalanarak Fargorn Ormanı'na doğru kaçtı. Ve orada ormandaki ağaçlara bekçilik etmesi için yaratılan Entlerin başı Agaçsakal ile karşılaştılar. Ağaçsakal entlerin en yaşlısı, güneşin altında Orta Dünya' da yaşayan en yaşlı canlıdır. #39303824 Ağaçsakal onları ilk başta ork sansa da sonradan Shire'ın Hobbitlerinden olduklarına ikna oldu ve onları öldürmedi, onlara karın tokluğu için Ent suyu içirdi ve Merry ile Pippin sonraki hayatlarına Shire'ın en uzun Hobbitleri olarak devam etti. Çünkü Ent suyunda canlıların boyunu uzatan bir sihir vardı. Entler uyanarak gerçeğin farkına vardıklarından Saruman'a düşmanlık besliyorlardı ve bu hareketlerinde haklıydılar çünkü İsengard'ın önünde uzanan Forgorn Ormanına ait ağaçları yakıp biçen biriydi. Entler de artık savaşa gitmeye karar verdi. Isengarda doğru yol aldılar Merry ile Pippin ile birlikte. #39047734
#39047974

Entlerin Isengard'a doğru savaşa gitmesi o sırada gerçekleşmiş Miğferdibi kuşatması bakımından çok güzel hamle olmuştu çünkü her şey su altında kalınca, etraftaki her iğrenç yaratık öldü ve Ortanc kulesinde mahsur kalan Saruman'ın asası ve taşıdığı küre dışında pek bir vasfı kalmadı. Miğferdibi kuşatması demişken Aragorn, Gimli ve Legolas ; iki küçük hobbitin izini sürerken süvariyle birlikte orkları yok edip dönen Eomer'e karşılaşıp arkadaşlarının da öldüğü fikrine kapıldılar çünkü Eomer kimseyi sağ komadık leşleri yığıp bir güzel yaktık diyince daha elem dolu bir halde Eomer'in ayrılırken onlara verdiği Külteri ve Tiz atlarıyla dumanı tüten ork leşlerine doğru sürdüler.
#38768667
#38834652

Fakat orada Hobbitlerle ilgili bir şeye ratlayamadılar fakat bir adamla karşılaştılar ve yaşlı ak adam Yüzük Kardeşliğinde Balrog ile çukura düşen Gandalf'tan başkası değildi.
#38836904
Gandalf onlara Merry ve Pippin Entler ile birlikte olduğunu söyleyip, Rohandaki savaşa, doğru gitmelerini Rohan'ın kralı Theoden'in işleri rast gitmediğini söylüyor ve Edoras'a doğru yola düşüyorlar. Üçlü Gandalf'a düştüğü zamandan birşeyler sorunca ;

"Uzun süre düştüm," dedi sonunda yavaş yavaş, sanki geçmişi güçlükle hatırlayabiliyormuş gibi. "Uzun süre düştüm, o da benimle düştü. Ateşi etrafımdaydı. Yarımıştım. Sonra derin bir suya daldık, her yer karanlıktı. Ölümün gelgiti kadar soğuktu. Neredeyse yüreğimi dondurdu. Yine de, bir dibi var, ışığın ve bilginin ötesinde," dedi Gandalf. Sonunda oraya vardım, taşın en uç kaynağına. O hala benimleydi. Ateşi sönmüştü ama artık balçık gibi bir şey, insanı boğarak öldüren yılanlardan daha güçlü bir şey olmuştu. Zamanın hesabının tutulmadığı yerde, yaşayan toprağın çok altında dövüştük. Durmadan kenetlendi bana ve durmadan biçtim onu, sonunda karanlık, tünellere kaçıncaya kadar. O tüneller Durin'in halkı tarafından yaratılmamışlardı. Cücelerin en derin mağaralarının çok çok altında, dünya isimsiz şeyler tarafından kemirilir. Ben orada yürüdüm ama günün ışığını karartmak için onların haberlerini verecek değilim. O çaresizlik anında düşmanım tek çarem idi, onu izledim, peşini bırakmadım. Böylece beni Khazaddûm'un gizli yollarına getirdi: hepsini çok iyi biliyordu. Durmadan yukarıya çıktık, ta ki Sonsuz Merdiven'e varıncaya kadar. Binlerce kesintisiz sarmal basamakla, sonunda Gümüşçatal'ın zirvesi olan canlı Zirakzigil kayasından oyulmuş Durin Kulesi'ne çıkıncaya kadar, en alttaki
zindandan en yüksekteki uca kadar gidiyor. Orada, Celebdil'de yalnız bir pencere vardı karlar içinde; tam önünde de dar bir aralık, dünyanın pusları üzerinde baş döndüren bir kartal yuvası vardı. Güneş burada şiddetle parlıyordu ama altındaki her şey buluta sarınmıştı. Buradan dışarı fırladı ve ben tam arkasından giderken yepyeni bir alevle parladı. Görecek kimse yoktu ama belki de sonraki asırlarda Zirve Savaşı'nın şarkıları söylenir. Gandalf aniden güldü. "Ama şarkıda ne diyecekler? Uzaktan bakanlar dağın tepesini bir fırtına aldı zannetmişlerdir. Gökgürültüsünü duymuşlar ve Celebdil'e yıldırım düştü de ateşten bir sürü dile bölünerek geri sıçradı demişlerdir. Bu yetmez mi? Etrafımızda koca bir duman yükseldi, buhar. Buz, yağmur gibi düşüyordu. Düşmanımı aşağıya attım; bu yüksek yerden düşerken dağın bir yanına çarptı ve ölürken düştüğü yeri de parçaladı. Sonra beni karanlık aldı; düşünceden ve zamandan ayrıldım ve anlatmayacağım uzak yollarda dolandım .Çıplak olarak yollandım geriye kısa bir süre için, görevim tamamlanıncaya kadar. Ve dağın tepesinde çıplak olarak yattım. Arkadaki kule un ufak oldu, pencere de yok olmuştu; harap olan merdiven yarımış ve kırılmış taşlarla boğuldu. Tek başımaydım, unutulmuştum dünyanın sert boynuzu üzerinde, kaçacak bir yerim olmaksızın yatıyordum. Orada, yıldızlar üzerimden dönüp geçerken yukarı bakarak yattım; her günüm yeryüzündeki bir ömüre denkti. Kulaklanma yavaş yavaş bütün toprakların bir araya toplanmış cılız söylentileri geldi; Filiz verenlerle ölenler; şarkı ile ağıt ve haddinden fazla yüklenmiş taşın bitmek tükenmek bilmeyen yavaş homurtusu. Sonunda Yelhükümdarı Gevaihir tekrar buldu beni; alıp götürdü." şeklinde başından geçenleri anlattıktan sonra Aragorn; Külteri , Legolas; Tiz ve Gandalf ile Gimli ise Gölgeyele ile yola koyuldular.

Gölgeyele, Yılkının başı, atların efendisidir, At Beyi Rohan Kralı Theoden bile daha iyisini görmemiştir. Theoden'in Konağına geldiklerinde Gandalf, Saruman'ın ajanı Grima Soluncanfil'in Kral Theoden'i etkisi altına aldığını görünce pek şaşırmamış Grima'nım icabına bakıp Theoden'i saran o kötü tılsımdan azad ettikten sonra öyle şöyle bir şeyler olunca Miğferdibi'ne doğru gidip kuşatmayı başlatmış bulundular.
Theoden, yıllardır onu var duygularını sömüren Grima'yı öldürmek yerine gitmesine izin vermişti. Miğferdibi Kuşatması; diğer olaylara göre daha soluk bir şekilde anlatılmış, betimlemenin kralı olan Tolkien'in mesela entler olsun veya ilk kitapta elf diyarında geçenler olsun verdiği fazla ayrıntıdan dolayı biraz sıkılmıştım şimdi de bu kısım benim okuduğum versiyona göre sadece 52 sayfa sürmesine çok şaşırdım çünkü filmde ise yaklaşık bir saate yakındı. Belki de filminde asıl sahneler olarak gösterilen bu savaş kısımları Tolkien'in pek ilgi gösterdiği, önem verdiği durumlar değildi. Neyse devam edelim.

Kitapta, filmdeki gibi gelen giden yok yani o muhteşem fon müziği nizami bir asillik abidesi elf taburu gelmiyor, doğal olarak Haldir'de Miğferdibi'nde ölmüyor. Zaten kaç asırlık kaptan gül gibi Haldir'in bu şekilde ölmesi saçma olurdu. Bu arada hep merak ettiğim bir konu hakkında araştırma yapma vaktim oldu ve sonunda kendime cevap buldum. Elflerin biyolojik olarak ölümsüz olduğunu, onları öldürecek tek şeyin ise savaş var keder olduğunu öğrendim. Ne kadar da zarifler Allah'ım, kederden ölebiliyorlar. :( Savasta 300 Rohanlı 1000 Uruk- hai'ye karşı mücadele ediyor. Uruk hai (ork- goblin kırması) ırka verilen ad. Silmarillion'da Melkor elfleri kaçırıp kaçırıp, işkence ile orklara dönüştürüyormuş. Ama ben bir türlü anlayamıyorum, bu kadar zarif, asil, güzel varlıklar nasıl olur da bu biçim yabani yaratıklara dönüşebiliyorlar? Yine orklar kadar kötü, tehlikeli olan goblinler ise tekrardan orklar ile birlikte tüm iyi ırkların düşmanı bir ırk. Kötücül ruhlar var zararlı yaratıklar olarak geçiyor sözcüklerde. İşte bu meret iki ırkın melezlemesi sonucu olarak oluşmuş bu Uruk- Hai'lar. Bu ırk Saruman tarafından tekrar tekrar tekrarlanarak oluştu, Saruman kendine ait melez ırkı oldu. Orklara göre zırhları daha kalın, kalkanları daha geniş ve güneşe karşı daha dayanıklılar. Yani orclar gibi ışıktan çekinmezler.Ve söylenenlere göre LOTR serisinde Türkleri temsil eden ırkmış. Turkey ( turkay) diye Uruk Hai (urukhay) diye okunup; serisinin en agresif, yabani, ırkının birde üzerine egoları eklenince Türkler temsili demişler. Bu son bilgi ile Uruk abilerimizi rahat bırakalım.

1000'e 300 savaşı kaybetmek üzere olan Rohanlıların imdadına Gandalf ile ErkenBrand ve askerleri 1000 kişilik ordusuyla geliyor ve Uruk- hai 'lar püskürtülüyor. Bu arada filmde Batı Ağıl Muhafızı ErkenBrand yerine Eomer geliyor ve iyi ki o gelmiş yoksa o "Rohirrim" diyişindeki güzelliği nerde görür, duyardık daha. Miğferdibi Kuşatması , bitikten sonra Entlerin hallettiği İsengard'a yollanan Aragorn, Gandalf, Gimli, Legolas, Theoden ve adamları yolda kendi aralarında güzel bir şölen veren Merry ile Pippin ile karşılaştılar. İki tarafta karşılaşmalarına çok sevinmiş şekilde Hobbitleri de önlerine atarak Saruman'ın kulesi Orthanc'a doğru yol aldılar. Orthanc'ın önünde Gandalf, Saruman'a seslenip Grima'nın ortaya çıktığını görünce sinirlenmişti, Theoden ise şaşırmıştı hatta "Ben bu sesi tanıyorum ve tanıdığım güne lanet olsun." gibi birşeyler söylemişti. Daha dün sağ koluyken kralın arkasında Rohan'ı asıl yöneten oyken şimdi lanetlerin üzerine gönderildiği biri olmak Grima'yı üzmüş olmalı :(Bir süre sonra ne kadar kötü de olsa benim en sevdiğim karakter Saruman geldi, rahatsız edilmesinin sebebini sorup Theoden'e dostluk çağrısı yapmıştı. Saruman'ın "Ben diyorum ki Theoden Kral, barış yapıp dost olalım mı, sen ve ben? " sorusuna Theoden'in "We shall have peace" ile başlayan cevabını yılın kapağı seçtiğimi belirtmek isterim.

"Barış yapacağız, dedi Theoden sonunda boğuk bir sesle, kendini zorlayarak. "Evet, barış yapacağız," dedi bu kez berrak bir sesle, "barış yapacağız, sen ve senin bütün yaptıkların ve bizi teslim etmeye çalıştığın karanlık efendinin bütün yaptıkları yok olduktan sonra. Sen bir yalancısın Saruman ve insanların yüreklerini çürüten birisin. Bana elini uzatıyorsun ama ben yalnızca Mordor'un pençesinin bir parmağını görüyorum. Kıyıcı ve soğuk! Senin benimle yaptığın cenk hakça olsaydı bile ki değildi, çünkü on kere daha akıllı olsaydın bile beni ve benim olanı kendi çıkarın için dilediğin biçimde yönetmeye hiç hakkın yok öyle olsaydı bile Batıağılı'ndaki meşalelere ve orada ölmüş yatan çocuklara ne demeli?PENCERENE KURULAN BİR DARAĞACINDAN SALLANIP DA KARGALARIN EĞLENCESİ OLDUĞUN ZAMAN, SENİNLE VE ORTANC İLE BARIŞ YAPACAĞIM."

https://youtu.be/haRu8ujpsp4

Daha sonra Saruman'ın ona gerçek yüzünü söyleyenlere karşı bir takım hakaretlerini geçtikten sonra Gandalf,
"İyi bak, ben senin arkadan vurduğun Boz Gandalf değilim. Ben, ölümden geri dönen Ak Gandalf'ım. Senin artık hiç rengin yok; seni hem nizamımızdan hem de Divan'dan atıyorum." diyerek asasını kırdı ve Saruman tamamen etkisiz hale getirildi şimdilik ilerde ne olur bilmiyorum.


VE ŞİMDİ FRODO, SAM VE SEVGİLİ GOLLUM'UN YAŞADIKLARINI SON BÖLÜME KATARAK EN GÜZEL ŞEYİ YAPAN TOLKİEN'E TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM

ve Sam'i övmeye başlıyorum.

Bahçıvan Sam, Cesur Sam, Canım Sam ya da sadece Sam.

Bu kadar sadık, merhametli, Frodo'yu tıpkı babası gibi seven, koruyan; güvenin, sevginin, dostluğun temsili biri asla olamaz. Tolkien'e göre de bu hikayenin asıl kahramanı Samwise Gamgee'dir. Filminde seslendirmesi olsun karaktere uygunluğu en başından beri en sevdiğim karakterlerden ikincisi oldu benim için. Sam Gamgee, 6 Nisan'da dünyaya gelmiş Shire'ın Hobbitlerinden biri. Çocuklarından birine ileride Frodo adını verecek olan Sam, Çıkın Çıkmazı'nda aile yadigarı meslek olan bahçıvanlık yapıyordu. Elfleri de çok severdi. Bilbo ona hep hikaye anlatırmış. Ama ne yazık ki o da Frodo ile birlikte bu yolculuğa başlamak zorunda bırakıldı Gandalf tarafından.
Evet yolda Yüzüğün peşinde olan Gollum ile karşılaştıkları andan beri Sam asla güvenmemişti ona. Çünkü iki de bir kıymetliyi çaldıklarını, onu ona geri vermeleri gerektiğini, söylüyordu ama Frodo onu öldürme fikrine hiçbir zaman yanaşmadı çünkü Gandalf'ın Gollum hakkında söylediği bazı şeyler hep aklındaydı. Gollum, Yüzük'ün korkunç çağrısını hissediyordu ve Sam de bunun farkındaydı. Frodo'ya hiçbir şekilde yakınlaşmasına, dokunmasına izin vermiyordu hatta Gollum'a güveni o kadar azdı ki Frodo uyurken başında nöbet tutuyordu. Kara Kapılardan normal yollardan geçemeyeceklerini anlayınca Gollum'un onları götürdüğü gizemli yollardan birinde ilerlerken bir sürpriz oldu ve Ithilien kolcuları tarafından görüldü Frodo ile Sam ama Gollum onlara gözükmeden çoktan kaçmıştı. Ithilien kolcularının başında ise Gondor Reis-i Faramir vardı. Faramir Denethor'un oğlu, Boromir'in erkek kardeşi. Faramir, Frodo'ya çok fazla soru sordu, Frodo ise çok fazla şey öğrenmiş oldu Anduin nehrinden gittikleri vakitten beri.

#39868348
#39871700
#39878970


Faramir, birçok yiğitçe laflar söyledi, Frodo ile Sam'a iyi baktı ve onları azad etti daha sonra askerlerinden biri Gollum'u yakalayınca onu sorgulamaya başladı. Ama Frodo'nun istegi üzerine onu da öldürmeyip sağ bıraktı. Faramir ile yollarını ayırdıktan sonra Frodo ile Sam'in bir dialogu benim için en güzel, anlamlı dialogdu.

"Burada hiç olmamalıydık, yola çıkmadan önce bu konuda daha fazla şey öğrenmeliydik. Ama sanırım bu hep böyle olur. Eski masallardaki ve şarkılardaki bütün o kahramanlıklar Bay Frodo. Maceralar yani, öyle derdim adlarına. Hep bunların, o masalların mükemmel kişilerinin çıkıp aradığı şeyler olduğunu düşünürdüm, çünkü onlar macera isterlerdi, çünkü maceralar heyecan verici, yaşam ise biraz sıkıcıydı; bunu spor olsun diye yapıyorlardı falan filan. Fakat gerçekten önemli olan öykülerde, ya da akılda kalan öykülerde böyle olmuyor.
Kahramanlar sanki bu olayların içine düşüyorlar yani yolları onları o tarafa götürüyor da denebilir. Ama galiba onların da, bizim gibi bir sürü seçenekleri oluyordu ellerinde, geriye dön- mek gibi; sadece onlar geri dönmüyordu. Eğer dönüyorlardıysa bile bizim bundan haberimiz olmuyordu çünkü dönenler un- utuluyordu. Biz sadece yollarına devam edenlerden haberdar oluyorduk ve dikkatini çekerim, hepsi de mutlu bir sona varmıyordu-en azından öyküdeki veya öykü dışındakilerin mutlu son dedikleri bir sona varmıyorlardı. Yani memleketine dönüp de, her şeyi bıraktığı gibi olmasa bile yolunda bulması gibi - yaşlı Bay Bilbo gibi yani. Fakat mutlu sonlu öyküler en iyileri sayılmazlar her zaman, gerçi içinde bulunulacak en iyi öyküler sayılabilirler aslında! Acaba biz ne
tür bir öykünün içine düştük?"
"Kim bilir," dedi Frodo. "Ben bilmiyorum. Gerçek öykülerin adeti de budur işte. Hoşuna giden bir tane öykü seç. Dinlediğin öykünün nasıl bir öykü olduğunu, yani sonunun mutlu mu, mutsuz mu olduğunu bilebilirsin veya tahmin edebilirsin ama içindeki kişiler bunu bilmezler. Sen onların
biliyor olmasını istemezsin zaten."
"Öyle beyim, elbette istenmez. Acaba neden bunu daha önce düşünemedim beyim! Vay canına, düşününce, biz de hala aynı öykünün içindeyiz! Öykü devam ediyor. Büyük öyküler hiç bitmez mi acaba?"
"Hayır, onlar hiçbir zaman öykü olarak bitmez," dedi Frodo. "Fakat onların içindeki kahramanlar gelir, rolleri bitince giderler. Bizim bölümümüz de bir zaman sonra bitecek ya da kısa bir süre sonra.''
"O zaman biraz dinlenip, biraz da uyuyabiliriz," dedi Sam. Acı acı güldü. "Tam da bunu kastediyorum Bay Frodo. Yani bildiğimiz, basit bir istirahati, bir uykuyu ve sonra bahçedeki sabah işlerini yapmak için de uyanmayı kastediyorum. Korkarım benim bütün ümidim hep bundan ibaret olmuştur. Bütün o büyük önemli planlar benim gibilere göre değil. Yine de merak ediyorum acaba bizi şarkılara veya öykülere katacaklar mı di- ye? Şimdi öykünün birindeyiz elbette ama ben şunu kastediyorum: Yani sözlere dökecekler mi, anlarsınız ya, hani yıllar, yıllar sonra ocak başında anlatılan veya kırmızı siyah harfleri olan kocaman bir kitaptan okunan bir öyküdeki sözlere. Ve insanlar şöyle diyecekler: Hadi bize Frodo ile Yüzük'ü anlatın!' Onlar da şöyle diyecekler: 'Evet, bu benim de en sevdiğim öykülerden biri. Frodo çok cesurmuş, öyle değil mi baba?'
'Evet, oğlum, hobbitlerin en meşhuru, bu da kolay bir şey değil."
"Hiç kolay değil," dedi Frodo ve uzun uzun, içinden gelerek güldü. Öyle bir ses, Sauron Orta Dünya'ya geldiğinden beri bu yerlerde hiç duyulmamıştı. Sam'e aniden sanki bütün kayalar dinliyorlarmış, uzun kayalar da üzerlerine eğilmiş gibi geldi. Fakat Frodo onlara kulak asmadı; yine güldü. "Hey gidi Sam," dedi, "seni duymak, sanki öykü yazılmış gibi mutlu etti beni. Ama en önemli karakterlerden birini unuttun. Aslan yürekli Samwise. 'Ben daha çok Sam'i dinlemek istiyorum baba.
Neden onun konuşmalarını daha çok katmamışlar baba? Ben en çok onu seviyorum, beni o güldürüyor. Üstelik Sam olmasaymış Frodo pek uzağa gidemezmiş, değil mi baba?'"


Yollarına devam ettikleri sırada son olarak Gollum'un hainliğine uğradılar ve Shelob'un ininde Frodo öldü daha doğrusu Sam öyle zannetti ki, çok büyük acılar çektikten sonra yolculuğun asıl amacını, yüzügün yok edilmesi görevini yerine getirme kararı aldı ve yüzügü Frodo'nun boynundan aldı. Daha sonra Frodo'nun ölmediğini ve orklar tarafından mahkum edildiğini gördüğü sırada kitabımız bitmiş bulundu.Sam'in, Frodo'nun öldüğü zaman söylediği bu sözler #39956132 beni çok etkiledi ve "Sizin için yüzüğü taşıyamam Bay Frodo ama sizi taşıyabilirim." sözleri aklıma geldi ve manik depresif moddan çıkmam zaman aldı.

Kısacası kitap böyleydi, güzeldi hatta serinin ilk kitabından daha güzeldi bana daha farklı duygular yaşattı.

Sevgi, sadakat, kötülük, acı, şehvet, dostluk, aşk, her türlü duygu ile birlikte böylesi güzel bir bütün oluşturabilen Tolkien'e ,bu kitabı okumamda emeği geçen ve buraya kadar sıkılmadan okuyan herkese teşekkür eder iyi akşamlar dilerim.
520 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Bir ‘Yüzüklerin Efendisi’ güzellemesi daha okumak istemeyenler için peşin uyarı! Bu inceleme, kitapçıda kitap bakarken alt raflardan düşürdüğü kitabın Tolkien’e ait kitaplardan biri olduğunu görünce, üç kere öpüp, alnına koyduktan sonra üst raflara koyan biri tarafından yazılmaktadır!


Tolkien'in "Topraktaki bir oyukta bir hobbit yaşardı..” diyerek başladığı ‘Hobbit’ adlı bir masal kitabında yarattığı dünyanın daha da büyüyüp, serpilmesini okuduğumuz Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin ilk kitabı olan Yüzük Kardeşliği’nde, ‘Hobbit’ macerasında Bilbo’nun bulduğu yüzüğün sıradan bir yüzük olmadığı ve hepsine hükmedecek, diğer tüm yüzükleri bulup, karanlıkta birbirine bağlayacak tek yüzük olduğunun anlaşılması akabinde, Yüzük’ün Hüküm Dağında yok edilmesi kararı sonrası yola çıkan 9 kişinin destansı yolculuğunun ilk ayağı anlatılıyor. Tolkien’in muhteşem tasvirleri ile kâh Shire’in yeşilliklerinden çıkıp Yaşlı Orman’a dalıyoruz, kâh Elrond’un Divanı sonrası Kardeşliğe 10. kişi olarak katılıp Moria Madenleri’nin kasvetinde boğulup, Lothlörien’in güzelliğiyle büyüleniyoruz.

Eğer birazcık dâhi hayal gücüne sahipseniz Tolkien’in yarattığı ikincil dünyanın derinliğinin ve anlatımının sizi içine çekmemesinin çok da imkanı bulunmuyor. Ortaya konan Dünya, mekan tasvirleri, ırklar ve gelenekleri, tarihleri, edebiyatları, masalları, şarkıları, mitolojileri ve hatta dilleri. Hayal gücünün nirvanasına ulaşmış bir insan olmasının yanında muhteşem ötesi bir dilbilimci de olan Tolkien’in yarattığı dünyaya yedirdiği 5 farklı dil (İki farklı Elf, Mordor’un Kara Lisanı, Cüce ve Ent dilleri) bulunuyor. Bu arada gidip Elfçe öğrenebilirsiniz. Kurslar mevcut. Ne işime yarar derseniz de CV’nizde hoş bir detay olabilir.

Ortamlarda en sık karşılaşılan geyiklerden biri de (eserlerin ortaya çıktığı vakitlerde de sıkça tartışma konusu olmuştur) Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’nde dönem alegorisi kullandığıdır. Bunu söyleyen kişinin Tolkien hakkında bilgisi olmadığı ve kitapları okumadığı yüksek bir ihtimaldir. Tolkien alegoriden nefret eder. Hatta yakın arkadaşı C.S. Lewis ile bozuşmalarının en önemli sebebinin alegorik anlatım yüzünden olduğu biliniyor. Bu geyiği ortaya atan arkadaşınızı ense kökünden tutmak suretiyle “Sauron’un Hitler ile bir alakası yok” diyerek silkeleyip kendine getirmeniz tavsiye edilir.

Meşhur “Dünya ikiye bölünmüştür, denir Tolkien'ın yapıtı söz konusu olduğunda: Yüzüklerin Efendisi'ni okumuş olanlar ve okuyacak olanlar,” cümlesi ise filmleri ile birlikte değişmiştir bence. Üçe bölünüyor artık: Okuduğunu söyleyenler. Öyle ki Tolkien’in memleketi İngiltere’de yapılan bir ankete katılan ve kitapları okuduğunu söyleyenlerin neredeyse yarısının kitapları okumadığı, sadece filmleri izlediği ortaya çıkmış. Bu yalancıları Tom Bombadil hakkında birkaç soru ile bertaraf edebilir ve yalanlarını su yüzüne çıkarabilirsiniz. Denendi, çalışıyor.

Bir diğer tartışma konusu ise fantastik edebiyat karşılaştırmaları. Yüzüklerin Efendisi, Tolkien külliyatında oldukça kısa bir süreye ve yaratılan evrendeki diğer olaylar göz önüne alındığında oldukça basit ve önemsiz bir olaya denk gelmektedir. Bu seriyi okuduğunuzda aklınıza takılan, çelişkili bulduğunuz ya da arkaplanını merak ettiğiniz bir olay veya cümleyi Tolkien’in külliyatında yani diğer kitaplarda bulmanız çok yüksek ihtimaldir. Tolkien’i muhteşem yapan en büyük etmenlerden biridir bu. Çelişkilere yer yoktur. Kafanıza takılan bir sorunun cevabını adeta bir tarih kitabı ya da ansiklopedi okur gibi bulduğunuz an, hayal gücü ve üretkenlikle bu eserleri ortaya çıkaran adama hayran kalmamak elde değildir. Özellikle 21. yüzyılda ‘Harry Potter’ ve ‘Buz ve Ateşin Şarkısı’ gibi kitaplarından ve edebi yönlerinden ziyade film ve dizi ile popüler olmuş serilerle karşılaştırmak ayıptır, günahtır. Her iki seriyi çok sevsem bile birinci bellidir. İkinci de ‘Zaman Çarkı’ serisidir. Onu da araya sıkıştırayım.

Artık üçe ayrılan dünyanın ilk grubuna herkesin dahil olması dileğiyle, iyi okumalar.
188 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Aklımın ve kalbimin bir köşesinde bayâdır bu tarz bir eser okuma isteği yatıyordu aslında ama fantastik eserleri okumak benim için; gerçek dünyaya kısa bir mola niyetiyle başlayıp, fantastik kitabı okumaya başladığım andan itibaren, kendi hayal dünyamda,mola kavramından tamamen uzaklaştığım, uzun soluklu, gizemli bir maratona dönüşüyor.Ve fark ettim ki bu tarz kitaplar insanı duygusal olarak doyurduğu kadar, zihinsel olarak yorabiliyor.Çünkü okuduğunuz fantastik dünya yazarla beraber zihninize kuruluyor ve inanıp inanmamak tamamen size bırakılıyor.Ama her şeye rağmen okuduğumda mutlu olduğum türlerden biridir fantastique...

Gelelim kitabın ana temasına; olaylar kitap boyunca adalar diyarı olan (Bu adaların isimleri tek tek düşünülmüş hatta olayların geçtiği diyarın haritası bile çıkarılmış.) büyülü bir dünyada geçmektedir.Yazar kitabını tanıtırken konusunun: büyümek olduğunu belirtmiş ve büyümenin kendisi için hiçte kolay bir süreç olmadığını ,bu işlemi otuzbir yaşında anca tamamladığını (-tabi ne kadar tamamlanabilirse) vurgulamış.Ursula K. Le Guin için büyümek önemli bir kavram,ön okumadan anladığım kadarıyla bir sonraki kitapta da aynı konu işlenmiş. Kitap zaten ana karakter olan Gontlu Ged'in çocukluğunu anlatarak başlamış hikayeye. Bu tema kitapla bütünleştiği için mi bilmem kitap boyunca benim gözüme pek batmadı. Benim dikkatimi çeken durum ise Çevik Atmaca Ged'in gölgesi ile olan husumeti oldu. Kafamın içindeki gölge hâlâ gizemini korumakta.Ged'e karanlık dünyadan, gözünü hırs, gurur, kibir gibi duyguların bürüdüğü bir anda yaptığı bir büyü ile musallat olan bir gölge var ve bu gölge kitap boyunca Ged'in peşini bırakmamakta,
zamanla Ged'in en büyük korkusu hâline dönüşmekte.

Kitaptan yaptığım çıkarımlar ise; korkularımızla yüzleşmemizin ne kadar önemli olduğu, doğru arkadaşlık kurmanın faydaları, kuramamanı zararları, karanlığın ve aydınlığın bir bütün olması,birbirine dönüşebilmesi (yin yang) meselesi oldu.

Fantastik severlere tavsiye edebileceğim kendine özgün bir eser, sevilen yazar Ursula'nın başyapıtlarından biri.Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Çiğdem Erkal İpek
Tam adı:
Çiğdem Erkal
Unvan:
Türk Çevirmen
Doğum:
Aydın, Türkiye, 1963
1963 yılında Aydın'da doğmuş olmama rağmen bir yaşından beri İzmir'de yaşıyorum. Hem anne, hem de baba tarafından Giritliyim. Tahsil hayatıma Yusuf Rıza, Gazi İlkokulu, Amerikan Kız Lisesi ve Ege Üniversite'sinde başladım, artık evvel zaman içinde bir ömür boyu gidip bir arpa boyu yol alınmayan bir yerlerde devam ediyorum. Kocam Hulki Rıza İpek bağlama sanatçısıdır. Kızım Elif İpek Okur ile damadım Fransızca öğretmeni olmalarına rağmen babalarının izinden gidip çalgıcılığı tercih ettiler. Eh belki torunum Cem mürekkebi mızraba tercih eder. Oğlum Erkal İpek ise şu sıralar ekmek parasını çıkarmak için yeldeğirmenleriyle boğuşmakla meşgul.

Hem çevirmen, hem de sahaf olmaya çalışıyorum. İzmir'de küçük bir sahaf dükkanım var Kızlarağası Hanında.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 16.226 okur okudu.
  • 488 okur okuyor.
  • 7.807 okur okuyacak.
  • 241 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları