Cinuçen Tanrıkorur

Cinuçen Tanrıkorur

Yazar
9.5/10
15 Kişi
·
30
Okunma
·
15
Beğeni
·
683
Gösterim
Adı:
Cinuçen Tanrıkorur
Unvan:
Türk Bestekar ve Ud Virtüözü
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 20 Şubat 1938
Ölüm:
28 Haziran 2000
20 Şubat 1938 tarihinde, İstanbul Fatih – Mutaflar’da doğdu. Babası Zaferşan Tanrıkorur, oğluna kendi isminin Kazan Türkçesindeki tam karşılığı olan ve galib, muzaffer anlamına gelen Cinuçen ismini koydu. Müzik eğitimine, İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Mûsikîsi Bölümü'nde Münir Nurettin Selçuk’un öğrencisi olan amcası Mecdinevin Tanrıkorur’un, kendisine 2.5-3 yaşlarından itibaren meşk etmesiyle başladı. Daha ilkokul çağlarında, Sultan III. Selim’in Sûzidilârâ makamındaki yürük semâîsini okuyor, Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitleri'ne isimli mersiyesi ile birlikte Yahya Kemal, Mehmet Emin Yurdakul ve Nihal Atsız gibi şairlerin şiirlerini baştan aşağı ezbere okuyabiliyordu. Eyüp Mûsikî Cemiyeti başkanı bestekâr ve kemanî Mustafa Sunar’ın ud öğrencisi olan annesi sayesinde ud ile tanıştı. Kendi kendine ud çalmasını ve daha sonraları beste yapmasını öğrendi. Besteciliğe ise 14 yaşında Ferahnâk makamında oldukça parlak bir sazsemâîsi ile güftesi Fuzûlî’ye ait Şevkefzâ makamında bir şarkı besteleyerek başladı.

Sırasıyla İtalyan Lisesi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (MSÜ) Yüksek Mimarlık Bölümü'nü bitirdi. Daha sonra İmar ve İskân Bakanlığı Marmara Bölge Planlama Dairesinde şehirci mimar olarak devlet hizmetine girdi ve Ankara'ya yerleşti. 1973'te TRT Ankara Radyosu TSM Şube Müdürlüğüne görevine getirildi. Burada 1982'deki istifasına kadar programcılıktan daire başkanlığına kadar çok çeşitli görevlerde bulundu. Konya’da Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne bağlı Müzik Eğitimi Bölümü'nü kurdu. 1989 yılında, genetik olan böbrek hastalığı dolayısıyla Kültür Bakanlığı tarafından ABD’ye gönderildi. Burada 117 eser besteledi. Ayrıca bu süre içerisinde Maryland ve Princeton üniversitelerinde örnekli iki konferans verdi. İki büyük makale yazarak, Turkish Music Quarterly dergisinde yayıladı. Hocası Garino'nun tavsiyesine uyarak, öğrendiği eski yazıyı geliştirmek için, dostlarına eski harflerle sürekli mektup yazdı. ABD'li hattat Muhammed Zekeriya'dan hat dersi aldı. Bu dönemden sonra hastalığı sürekli arttı. Toplam sekiz ameliyat geçirdi. Bunların üçü ise henüz mimarlık öğrencisiyken yakalandığı kanser sebebiyledir. 28 Haziran 2000’de vefat etti.

Batılı anlamda ilk ud metodu ile Türk mûsikîsi üzerine sayısız makalenin yazarı olan ve İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve az Arapça bilen Tanrıkorur’un yurt içinde ve dışında verilmiş pek çok tebliğ ve konferansı vardır. Bestelediği eserlerin sayısı 500 civarındadır ve bunların içinde kendi terkîbi olan Şedd-i sabâ, Zâvil-Aşîran ve Gülbûse makamlarındaki klasik fasıllar; Bayatî-Araban, Evcâra, Zâvil-Aşîran ve Nişâburek makamlarında Mevlevî Ayinleri; 63 makamlı Kâr-ı Nev’eda, Fuzûlî’nin 54 mısralı Müseddes’inden bir kâr, Yahyâ Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı, Itrî, Mehlika Sultan, Sonbahar ve Nihal Atsız'ın "Geri Gelen Mektup" gibi uzun şiirlerinden yeni formlarda eserler; Günaydınım, Turnalar, Kiralık Konak Film Müziği ve Tarla Dönüşü / Köyde Sabah gibi tanınmış eserleri, na’t, durak, şuğul ve ilahiler, klasik ve yeni formlarda saz müziği eserleri ile yurt içinde ve yurt dışında ödüllendirilmiş besteleri de vardır. Fransız radyosunca uzun çaları(LP) yapılan ilk klâsik Türk müziği sanatçısı olan Tanrıkorur, Tayland’dan ABD’ye, İsveç’ten S. Arabistan ve Fas’a kadar 22 ülkede davet üzerine solo ud ve ses resitalleri, konferans ve semirlerler vermiştir.
"Search for Form" adlı eserin yazarı, Fin mimar Saarinen "Her bitki kendi kökünden beslenir; sanat da böyledir." diyor ve ilâve ediyor: "Başkalarının hazmettiği gıda ile biz beslenemeyiz".
... ‘Mektup’tan bize ne, ‘yazlag’ de gitsin! ‘Kitap’a ne diyelim? ‘yazırgı’ (betik tutmadı çünkü). Peki ‘makale’? 0 da ‘yazıntı’ olsun! Oh, ne güzel! Söyle, söyle, daha başka ne var? ‘Sokak’ Arapça, at gitsin! Ne diyelim?.. Dur bakayım... Tamam, buldum. Sokaktan ne yapılır? Geçilir. O halde ‘sokak’ın öz Türkçesi “geçilge’dir. Peki ‘cadde’? Ona da “büyük geçilge’ deriz. Peki, “resim çerçevesi’nin biri Arapça, biri Faısça; onu ne yapacağız?.. Kolayı var. Resim ne yapılır? Çizilmez mi? 0 halde Türkçesi 'çizgit’. Çerçeve de Farsça “çârçübe’den bozulmuş, “dört sopalı’ demek. O zaman ‘resim çerçevesi’nin Türkçesi 'çizgit dörtçomağı’, 'çerçevecininki de 'dörtçomakçı’ olur. ‘Karikatür’ mü? Ondan kolay ne var? Çizgül’!.. Ressam “çizgitmen’, karikatürcü “çizgülcü’..
Bir Türk kızı, Konya Anadolu Lisesi Orta 2 öğrencisi Neslihan topbaş, 1985 Dünya Gençlik Yılı münasebetiyle yayımlanan "Gençlik Üzerine Düşünceler" başlıklı yazısında şöyle diyor:

".... Milletimizin beyni, üstünlüklerini tartışmasız kabul ettiğimiz güngörmüş aydınları, Akşemseddin'leri, Molla Hüsrev'leridir; bileği ise Fatih'leri, Yavuz'ları, Kanuni'leri... Gayemiz beyinleri üstün tutmak olmalıdır, bileklerse Türk anaları tarafından yetiştirilmektedir. 2. Mahmud'un Batı'dan getirdiklerinden sonra Batı' ya bağımlı olmaya başlamışız. Kabul etmeliyiz ki, şu anda ancak Batı'nın gölgesiyiz ve onlarla boy ölçüşecek ekonomik güce sahip değiliz; ÇÜNKÜ KİŞİ HİÇBİR ZAMAN TAKLİT ETTİĞİYLE YARIŞAMAZ. Biz bu ışık oyunundan ancak Türk gençliği sayesinde kurtulabiliriz."
Cinuçen Tanrıkorur
Sayfa 41 - Millet boşuna GÂVUR Padişah dememiş 2. Mahmut'a
Bizim sazlarımız, kılıfları ne kadar sağlam olursa olsun, bagaja verilip oraya buraya atılabilecek cinsten değil çünkü. Ben hep "öküze boynuzu ağır gelmez." deyip sazımı kucağımda taşımışımdır. İnsan bebeğini bagaja koyar mı?..
(Ben de)
Amerikalilarin, bilirsiniz ,hamburger, “hotdog’ ’(sosisli sandviç) ve‘ ‘popcorn” (patlamış mısır) dışında millî yemeği yoktur (dünyaya külâhı nasıl ters giydiririz diye düşünmekten, mutfak kültürlerini geliştirmeye vakit bulamamış olmalılar!)
-Filvâkî vukuât-ı şer’iyyeyi derakab şikest eylemekte faide mülâhaza olunmakla... (yüzyıl başlarında yaşlılar);
-On seneyi mütecâviz bir zamandan beri nâmütenâhî mutazarrır oldum hâkim bey!.. Teşrîf-i kudümunuzla hânemiz mesrür ve müftehir oldu beyefendiciğim (orta yaşlılar);
-Yes monşer, sanatkâr imajiner konsepsiyondan izole edilmemek icab eder, değil mi? (40-60 yaş, yabancı mektepliler, ressam veya orkestracılar);
-Görecelikle edimlenen kuramsal tutumlar görkemli olanaklarla saptanamaz... (20-30 yaş, daha çok sol kanat).
Şimdi soru: sizce bunların hangisi Türk halkının % 90’ınin anlayabileceği Türkçe?
Dinî nikah için Bâri’nin Orlando’dan gelmek üzere konuştuğu Pakistanlı imamın 500 dolar istediğini duyunca, “Bırak istemez, Ankara’da yaparız” diyorum. Dinî hizmetlerin, Allah rızası unutulup ticarete dökülmesi en çok kızdığım şey.
Bu sazı ilk defa 7. yy. da Horasan'dan Bağdat'a çalışmaya gelen Türk işçilerin elinde görmüş olan Araplar, göğsünün yapılmış olduğu sarısabır ağacından dolayı 'el-oûd' adını vermişlerse de, saz Türklerin bin yıllık Kopuz'undan başka bir şey değildir; nitekim tâ Hunlardan beri ozanları ve kopuzcuları olmayan hiçbir Türk ordusu yoktu.
326 syf.
·Beğendi·10/10
Yine "Kitap, İnsanı kitaplara götürür." düsturu üzerine ve İsmet Özel'in: "Mesela Türk musikisi milletin elinden alındı. Artık Müslüm Gürses'e muhtaç olmuş haldeyiz, ancak arabeske Türk musikisi denemez." sözleri neticesinde elime aldığım bir kitap.

Müzisyen değilim, müzik kültürü ve kulağı olan birisi olmayışıma rağmen Türk Müziği milli meselelerimizden olduğu için biraz fikir sahibi olmak için seçtiğim bir eser.

Cinuçen bey ömrü ağır hastalıklarla geçmiş sanatkâr ve Ud virtüözüdür. Samimiyeti, hoş asabiyeti, yeteneği ve sesiyle unutulmaması gerek bir sanatkârdır. Onu geçen kış soğuk Ankara günlerimde "Günaydınım Nar Çiçeğim" bestesiyle tanıdım. İyi ki de tanımışım.

Esere gelecek olursak:
Kitâbı açtığınızda gizli kahramanımız İsmail Kara ağabeyin de emeğiyle merhumun vefatından sonra "çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanan sempozyum, deneme ve hatıralarından oluşan, Dede Efendi ve sonrası büyük sanatçılarımız hakkında yazdığı kısa biyografi ve monografilerin de ilâve edildiği bir eserle karşılaşacaksınız." Kaliteli bir insanın ağzından Türk Müziğinin ne olduğunu, o müziğin başına neler geldiğini şaşırarak okuyacaksınız. Müziğin başına bunlar niçin geldi sorusuna sarih ve hakim cavap verebilme yetisine sahip olmasak bile, "müziğin toplumun gidişatında ve yönlendirilmesinde ciddi potansiyel olduğu kanısına varmak zor değil." Yoksa insanlar Türk Müziği ile neden uğraşsın! Bugün maruz kaldığımız müzik kültürü (kültür demek ne kadar doğru?) sizi de tedirgin edecektir.


Kitâbın bana göre tek olumsuz yanı çok fazla tekrara düşmesi. Bunun sebebi de yazarın sempozyum konuşmalarının bir araya gelmesiyle alâkalı. Yani Cinuçen bey burada oturup kitap yazmadığı için bu konuyu hoş görmek gerek diye düşünüyorum.

Bir başka hata ise, mesela, "Saadettin Kaynak öleli 30 yıl olmuş." gibi bir cümle. Bu cümle yazının yazıldığı tarihe ait bir cümle. Bu da Dergâh'ın dikkat edip düzeltmesi gereken bir konu. Önemli mi değil mi buna ben karar veremem ama Cinuçen bey gibi titiz ve hassas bir insan için -kanaatimce- bunların ihmâl edilmemesi hoş olur.

Son sözlerim olarak naçizane fikrim;

Bugün maruz kaldığımız müzik insanımızı ahlâki, ruhani ve vicdani olarak çıkmaza sürüklüyor. Oysa bizim müziğimiz insan hayatını kurtaran bir müziktir. (son cümlenin idrakini kendime saklıyorum)

Yazar da zamanında akıl ve ruh hastalarının tedavisinde Türk müziğinin terapi olarak kullanıldığından bahsediyor. Bugün sahip olduğumuz müzik ise alkol, Esrar gibi maddelere fiziksel ve ruhsal şiddet ve sapkınlığa meyilli hâle getiriyor.

Bu perspektiften bakarak Müziğimizi, Milli Mesele olarak gündeme getirmek ve gündemde tutmak. Ciddiye almak, Ehemmiyetini anlamak ve aktarmak konusunda mesuliyet sahibi olmalıyız.

Selam ve dua ile..
389 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Bir arkadaşımın hediye etmesiyle 2011 yılında beğeniyle okuduğum bir kitaptı. Vakit buldukça, önceki okuduğum kitapların da bir kısmını ekleyeceğim.
Özenti taklit değil özkültürü anlatan bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cinuçen Tanrıkorur
Unvan:
Türk Bestekar ve Ud Virtüözü
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 20 Şubat 1938
Ölüm:
28 Haziran 2000
20 Şubat 1938 tarihinde, İstanbul Fatih – Mutaflar’da doğdu. Babası Zaferşan Tanrıkorur, oğluna kendi isminin Kazan Türkçesindeki tam karşılığı olan ve galib, muzaffer anlamına gelen Cinuçen ismini koydu. Müzik eğitimine, İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Mûsikîsi Bölümü'nde Münir Nurettin Selçuk’un öğrencisi olan amcası Mecdinevin Tanrıkorur’un, kendisine 2.5-3 yaşlarından itibaren meşk etmesiyle başladı. Daha ilkokul çağlarında, Sultan III. Selim’in Sûzidilârâ makamındaki yürük semâîsini okuyor, Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitleri'ne isimli mersiyesi ile birlikte Yahya Kemal, Mehmet Emin Yurdakul ve Nihal Atsız gibi şairlerin şiirlerini baştan aşağı ezbere okuyabiliyordu. Eyüp Mûsikî Cemiyeti başkanı bestekâr ve kemanî Mustafa Sunar’ın ud öğrencisi olan annesi sayesinde ud ile tanıştı. Kendi kendine ud çalmasını ve daha sonraları beste yapmasını öğrendi. Besteciliğe ise 14 yaşında Ferahnâk makamında oldukça parlak bir sazsemâîsi ile güftesi Fuzûlî’ye ait Şevkefzâ makamında bir şarkı besteleyerek başladı.

Sırasıyla İtalyan Lisesi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (MSÜ) Yüksek Mimarlık Bölümü'nü bitirdi. Daha sonra İmar ve İskân Bakanlığı Marmara Bölge Planlama Dairesinde şehirci mimar olarak devlet hizmetine girdi ve Ankara'ya yerleşti. 1973'te TRT Ankara Radyosu TSM Şube Müdürlüğüne görevine getirildi. Burada 1982'deki istifasına kadar programcılıktan daire başkanlığına kadar çok çeşitli görevlerde bulundu. Konya’da Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne bağlı Müzik Eğitimi Bölümü'nü kurdu. 1989 yılında, genetik olan böbrek hastalığı dolayısıyla Kültür Bakanlığı tarafından ABD’ye gönderildi. Burada 117 eser besteledi. Ayrıca bu süre içerisinde Maryland ve Princeton üniversitelerinde örnekli iki konferans verdi. İki büyük makale yazarak, Turkish Music Quarterly dergisinde yayıladı. Hocası Garino'nun tavsiyesine uyarak, öğrendiği eski yazıyı geliştirmek için, dostlarına eski harflerle sürekli mektup yazdı. ABD'li hattat Muhammed Zekeriya'dan hat dersi aldı. Bu dönemden sonra hastalığı sürekli arttı. Toplam sekiz ameliyat geçirdi. Bunların üçü ise henüz mimarlık öğrencisiyken yakalandığı kanser sebebiyledir. 28 Haziran 2000’de vefat etti.

Batılı anlamda ilk ud metodu ile Türk mûsikîsi üzerine sayısız makalenin yazarı olan ve İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve az Arapça bilen Tanrıkorur’un yurt içinde ve dışında verilmiş pek çok tebliğ ve konferansı vardır. Bestelediği eserlerin sayısı 500 civarındadır ve bunların içinde kendi terkîbi olan Şedd-i sabâ, Zâvil-Aşîran ve Gülbûse makamlarındaki klasik fasıllar; Bayatî-Araban, Evcâra, Zâvil-Aşîran ve Nişâburek makamlarında Mevlevî Ayinleri; 63 makamlı Kâr-ı Nev’eda, Fuzûlî’nin 54 mısralı Müseddes’inden bir kâr, Yahyâ Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı, Itrî, Mehlika Sultan, Sonbahar ve Nihal Atsız'ın "Geri Gelen Mektup" gibi uzun şiirlerinden yeni formlarda eserler; Günaydınım, Turnalar, Kiralık Konak Film Müziği ve Tarla Dönüşü / Köyde Sabah gibi tanınmış eserleri, na’t, durak, şuğul ve ilahiler, klasik ve yeni formlarda saz müziği eserleri ile yurt içinde ve yurt dışında ödüllendirilmiş besteleri de vardır. Fransız radyosunca uzun çaları(LP) yapılan ilk klâsik Türk müziği sanatçısı olan Tanrıkorur, Tayland’dan ABD’ye, İsveç’ten S. Arabistan ve Fas’a kadar 22 ülkede davet üzerine solo ud ve ses resitalleri, konferans ve semirlerler vermiştir.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 30 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 57 okur okuyacak.