Clarissa P. Estes

Clarissa P. Estes

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.9
3.601 Kişi
okuyor-dolu
10,1bin
Okunma
v3_begen_dolu
623
Beğeni
goz
21,4bin
Gösterim
Tam adı
Clarissa Pinkola Estés
Unvan
Amerikalı Psikanalist, Şair, Yazar
Doğum
Indiana, ABD, 27 Ocak 1945
Yaşamı
New York Times'ın en çok satanlar listesinde 145 hafta kalan ve iki milyondan fazla satan Kurtlarla Koşan Kadınlar (1992) kitabının yazarıdır. Estés, sertifikalı psikanalistidir. Doktorasını 1981 yılında Union Institute & University'den, kültürel ve kabile gruplarındaki sosyal ve psikolojik kalıpların incelenmesi üzerine etno-klinik psikoloji alanında almıştır. Ruhsal yolculuğa dair birçok kitabın yazarıdır. 1992'den itibaren çalışmaları 37 dilde yayınlandı. Women Who Run With the Wolves: Myths and Stories of The Wild Woman Archetype adlı kitabı, 145 hafta boyunca New York Times'ın en çok satanlar listesinin yanı sıra USA Today, Publishers Weekly ve Library Journal gibi diğer en çok satanlar listelerinde yer aldı. Estés, çalışmalarına 1960'larda Illinois, Hines'daki Edward Hines Jr. Veterans Administration Hastanesi'nde başladı. Orada kuadrapleji ile yaşayan, kol ve bacak kaybı nedeniyle sakat kalan Birinci Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı, Koreli ve Vietnam Savaşı askerleriyle çalıştı.
538 syf.
Hellooooğğğ. Aslında inceleme yazmaktan vazgeçmiştim. Ama yapılan incelemelerin en rağbet görenleri bile (hepsi değil) vasat seviyedeydi. Kitaba dair bir şeyler yoksa inceleme diyemeyiz bence (kibarlık ediyorum, evrensel bir gerçek bu). Ya da kitabın son kısmını olduğu gibi kopyala yapıştır yapıp yüzlerce beğeni almak… Yapmayın yahu. Bu nedenle ben de bir şeyler karalamak istedim. Birkaç ufak tavsiye ile geldim. Kıymetli kardeşlerim, öncelikle belirtmek isterim ki bu kitaba dili çok ağır diyerek sizi vazgeçirmek isteyenler olacaktır. Dili ağır mı? Bence pek ağır değil ama yine de evet. Vazgeçmeli misiniz? Hayır. Peki ben ne yaptım rahat anlamak için bunlardan bahsedeyim. 1. Kitaba dair blog yazıları, Youtube videoları vs izledim genel bir bilgi edindim. 2. Jungcu psikanalist olduğunu öğrendiğim için Jung çalıştım biraz. Sadece kavramlara ve genel konuya hakimiyeti sağlayacak kadar bakmanız yeterli. 3. Ve en önemli madde… “Salak değilim ya anlarım herhalde” olumlaması. Tüm maddeler tamamlanınca kitabı elinize alıp biraz kurcalamalısınız. Öykülerin isimlerine, başlıklarına bakın; aşinalık kazanın yani neyle karşılaşacağınıza öncelikle bilin. Ha bana kalırsa bu her kitap için yapılmalı. Ama bu kitabın yarım bırakılma durumu o kadar çok ki, özellikle bırakılmasın diye yazıyorum bunları. Biraz yazardan bahsedelim. Estés 76 yaşında taş gibi bir hatun. Hem de kaydolduğu sitelerde kullanım sözleşmesini sonuna kadar okuyan türde bir insan. Bunak falan değil yani. Şair, psikanalist, cantadora, aktivist… Kendini biraz gizli tutmayı da seviyor. Öyle her sitede güncel fotoğrafı bulunmuyor, sayılı fotoğrafı var. Dans etmeyi de aşırı seviyormuş. Kendisi hakkında duyduğum en ilginç bilgi asosyal olmasıydı. Bu nedenle hep sosyal olmaya çaba sarf ediyormuş (kitapta da doğanızdan kopmayın diyor ya anladınız siz ). Pek çok ödül sahibi. Hatta Keeper of the Lore (İlim/İrfan Bekçisi? njhdfj) ödülünü alan ilk kişiymiş. Estés'e ufak bir göz kırptıktan sonra kitaba geçebiliriz. Kitapta 19 öykü var. Öykülerden sonra Estés bizlere bol bol nasihat ediyor. Pek çok aydınlanma yaşıyoruz. Bu öykülerden sadece ikisini daha önce duymuştum; Çirkin Ördek Yavrusu ve Küçük Kibritçi Kız. Ama anladığım kadarıyla bunlar genel olarak çok bilinen öykülermiş. Zaten Estés yöre gezinerek öykülerin farklı versiyonlarını toplamış. Bir yerde Türkiye’den de (yaşasın ırkımız) bahsediyordu ama yüzeyseldi, bu yüzden üzerinde durmadım. Tekrar bakındım ama nerede bahsettiğini de bulamadım. Her neyse, dediğim gibi aslında çok bilinen öykülermiş. Eminim diğer öyküleri de duymuş olanlar vardır içimizde. Hatta La Llorona’nın korku filmini falan yapmışlar :/ Eseri bir feminist başyapıt olarak kategorilendirmeyi doğru bulmuyorum. Zaten Estés de bu amacı güderek başlamamış işe. 20 yıldan fazla sürmüş eseri tamamlaması. Tabii buna ne kadar 20 yıl denirse, bence çocukluktan başlayan bir süreç. İlk öyküyü dinlediği andan itibaren… Bizlere de öyle okudum bitti yapmayın diyor. Koyun başucunuzda dursun. Giriş bölümünde neden kurtlarla kadınları benzettiğini uzun uzun açıklamış. Kısaca özetlemem gerekirse; sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar belirli ruhsal karakteristikleri paylaşırlar: Keskin bir duyarlılık, oyuncu bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesi. Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sezgileri çok güçlüdür, yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçim de ilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar. Estes başka hayvanları da incelemiş ancak en çok benzerlik gösterdiğimiz hayvanlar kurtlarmış. E kurtlar tamam da peki La Loba ile anlatılan Vahşi Kadın, La Loba, La Que Saba kim? Aslında hepimiz La Loba’yı tanıyoruz, evet Shakira :)) ehüehüehü. La Loba çöldeki kemik toplayıcısı. İçimizdeki ezilmek, pes etmek nedir bilmeyen, topladığı kemiklerin üzerinde şarkı söyleyen Vahşi Kadın. Bize yol gösteren, tarım devrimiyle doğadan tamamen kopmadan önce hep beraber olduğumuz, şimdi ona ulaşmak için çaba sarf etmemiz gereken yönümüz. Tam bir aşk kadın yani. Tüm bu bilgileri bize verdikten sonra başlangıç öyküsü olan Mavisakal ile başlıyor diyebiliriz. Estes öykülerde arkeolojik kazı yaparak bizim Vahşi Kadın yönlerimizin aklımızdan bir an bile çıkmasına izin vermeyerek analiz ediyor öyküleri. Okurken hep easter egg vibe’ı aldım. Bu kadar keyif verici bir kitabın neden hemen başlar başlamaz pes edilip bırakıldığını hâlâ anlamıyorum. Kadınlar! Okuyun yahu, çabalayın ölmezsiniz. Kadınlar demişken, erkekler de mutlaka okumalı bana kalırsa. Çevirmen olan psikiyatrist Hakan Atalay’ın bir röportajını izledim. Çevirme amacıyla başlamamış okumaya aslında. Bir erkek olarak kendisi de kitabı o kadar beğenmiş ki çevirmeye karar vermiş. İyi ki de yapmış. Kızlı erkekli okuyun bu kitabı, henüz ona yasaklama gelmedi :) Neyse artık toparlayıp bitireyim. Aklıma gelen bir şey olursa başka zaman eklerim. Eğer “bu kitabı ben de okumayı düşünüyorum”culardansanız, bir gün daha beklemeyin. Şu an alın ve okuyun. Bu profil yersiz kitap önermez… Yazara ayrı, çevirmene aynı, yayınevine ayrı minnettarım. Bu kitabı okuma kararı aldığım için de kendimi kutluyorum. Belki içimdeki Vahşi Kadın beni yönlendirmiştir belli mi olur :) Bol okumalı günler diliyorum buraya kadar okuyan herkese. Kitapla kalın ️
kamera
Kurtlarla Koşan Kadınlar
kamera
Clarissa P. Estes
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.9/10 · 9,9bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
542 syf.
·
161 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kadın Doğasının Gerekçelendirilmesi: Kurtlarla Koşan Kadınlar
NOT: Bu yazı yalnızca kitaba dair değildir. Uzun bir makale konusu, tez ya da kitap olabilecek "kadınların tarihi"ne dair kısa bir yazıdır. Yine de bir incelemeye göre uzundur. 10'dan fazla alıntıyla da yazıyı zenginleştirmeye çalıştım. Ve rahat okunması için konu başlıklarına ayırdım. Yalnızca kitapla ilgili kısımları merak edenler ilgili konu başlıklarına yönelebilir. Tamamını okuyacak olanlara ise şimdiden teşekkür ediyorum. “Dünyada her şey kadının eseridir.” –
kamera
Mustafa Kemal Atatürk
1. “Kadın”ın Yaratılışı: Kutsal addedilen dinlerde kadının atası Havva / Eva olarak bilinir. Bir erkekle (Adem) birlikte olması sonucu insanlık oluşmuştur. Mitolojiye göre ise insanlar ilk olarak dört kol, dört bacak ve iki kafalı şekilde yaratılmıştır fakat zevklerine düşkün olduklarını gören Zeus, insanları cezalandırarak onları ayırmıştır. Bu sayede ortaya iki beden çıkmıştır; kadın ve erkek. İnsanlar, Zeus tarafından hayatları boyunca eşlerini bulmakla yükümlü bir hale getirilmişlerdir. Özetle birçok farklı dinde ve mitolojide birçok farklı şekilde anlatılır bu yaratılış hikâyesi. Bilimsel olarak ise kadınlar ve erkekler, yani insanlık milyonlarca yıl süren bir evrim sonucunda oluşmuştur. 21. yüzyılın dünyasında isteyen istediğine inanmakta özgürdür elbette fakat tüm bunlardan çıkarılması gereken en net sonuç kadın ve erkeğin her şartta, durumda, olayda, yerde ve zamanda eşit olduklarıdır ve dünya yok olana dek eşit olmaya devam edecekleridir. 2. Antik Çağlarda Kadın ve Ona Bakış Açısı: Kadınların içgüdüsel akılları yerinde olduğunda; sevme, yaratma, inanma ve arzulamaya ilişkin fikir ve itkileri de doğar; hayatlarını yaşarlar, solarlar ve ölürler ve yeniden doğarlar. (sayfa 181) Yazılı ilk kaynakların ortaya çıktığı antik çağlardan beri kadınlar eleştirilmiş, hor görülmüş, küçük düşürülmüş ve değersizleştirilmiştir. Günümüz dünyasında çok saygın olarak anılan birçok felsefeci, yazar ve şairin kadına yönelik tutumları bir hayli sığdır.
kamera
Platon (Eflatun),
kamera
Aristoteles,
kamera
Euripides,
kamera
Sophokles,
kamera
Aristophanes,
kamera
Seneca,
kamera
Arthur Schopenhauer,
kamera
Friedrich Nietzsche,
kamera
Jean-Jacques Rousseau
bu isimlerden yalnızca bazılarıdır. Kadına yönelik tutum ve davranışları eleştiriye açık olmayacak şekilde yanlıştır. Kendi alanlarında üst düzey başarılara imza atmış olan bu isimlerin belki de tek yanlışları kadını hor görmeleridir. Öte yandan, yine antik çağlardan itibaren kadınlar her alanda var olmuştur ve var olmaya da devam etmektedirler.
kamera
Sokrates
’in hocalarından biri olduğu söylenen Diotima bir kadındır. Elimizde net veriler bulunmasa da, antik çağ yazarlarının bu konudaki fikir birliği bizim de bunu doğru kabul etmemiz gerektiğini söylüyor. Hypatia ve Aspasia da ilk kadın filozoflar olarak bilinir ve isimleri antik çağlardan günümüze ulaşmıştır. Hypatia aynı zamanda ilk bilim kadınıdır da. Matematik ve astronomi gibi bilim dallarında kendini ispatlamıştır.
kamera
Sappho
ise Antik Yunan’da şiir alanında ışıldayan bir güneşti adeta.
kamera
Homeros
’un ardılı olan Sappho’nun eşsiz dizelerinin birçoğu günümüze ulaşamamış olsa da,
kamera
Şiirler - Fragmanlar
ya da
kamera
Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen
kitaplarını okuyarak bu dev kadının ayak izlerini takip edebilirsiniz. 3. Ortaçağ’dan Günümüze “Cadılık” ve Kadınlara Etkileri Bir kadına doğru ayakkabıları verirseniz dünyayı bile fethedebilir. - Marilyn Monroe İnsanlık bir yandan modern dünyaya adım atıp evrimine devam ederken bir yandan da ilkelliğini sürdüren bir varlıktır. Ortaçağ’dan beri devam eden yaygın inanışlardan biri de bu ilkelliğin en somut örneklerinden biridir. Kitab-ı Mukaddes’te yer alan bir ayete göre cadı olduğuna inanılan insanlar yargılanmadan canice öldürülüyorlardı. “Cadı Avı” adı verilen bu vahşi eylemde öldürülenlerin 4’te 3’ü kadındı. Bu sebeple cadılık kavramı kadınlarla özdeşleştirilmiştir ve günümüz dünyasında bazı ilkel toplumlarda bu tutum devam ettirilir. Cadılık kisvesi altında yüzyıllarca yok edilen kadının 21. yüzyıldaki yansıması ise kadınları susturmak, örselemek ve boyunduruk altına almaktır. Bazı toplumlarda bu tutum ve davranışlar ne yazık ki devam ediyor ve birçok konuda kadına söz hakkı bile tanınmıyor. Neyse ki bizler
kamera
Mustafa Kemal Atatürk
gibi bir lidere sahip olduğumuz için şanslıyız. Türkiye’de kadın hakları Avrupa’dan yıllar önce yürürlüğe girmiştir ve bu da bizler için birer gurur kaynağıdır; her ne kadar günümüzde bu çizgiden bir hayli uzaklaşmış olsak da… 4. Modern Dünyada Kültür-Sanat Işığı Olarak Kadın: ... bir kadının yetenekleri çoğu zaman karanlığa itilip orada gizlenir ve keşfedilmeyi bekler. (sayfa 100) Modern dünyaya yaklaştığımızda bilim alanında olanca haşmetiyle
kamera
Marie Curie
çarpar gözümüze. Erkek egemenliği altındaki bilim dünyasında parıldar kendisi. Resim alanında ise Artemisia Gentileschi ve
kamera
Frida Kahlo
ilk akla gelen isimlerdir. Müzikte ise Ella Fitzgerald, Janis Joplin,
kamera
Patti Smith,
Billie Holiday ve
kamera
Edith Piaf
gibi büyük isimleri anmak gerekir. Kendi dönemlerinde ışıl ışıl parlamış ve kendilerinden sonraki dünyayı da müzikleriyle güzelleştirmeye devam etmişlerdir. Tiyatro ve sinema alanlarında herhangi bir kişinin adını anmayacağım fakat ortaya çıkışlarından itibaren bu sanat dallarında da kendisini ön plana çıkaran ve kendinden sonraki nesillere ilham kaynağı olan birçok başarılı kadın mevcuttur. Bingenli Hildegard felsefe ve besteci kimliklikleriyle antik dünyanın kapanıp yeni çağlara adım attığımız bir zamanın, 12. yüzyılın öncülerindendir. Daha günümüze yakın isimlerden biri
kamera
Simone de Beauvoir,
diğeri ise
kamera
Judith Butler
’dır şüphesiz. Feminist filozof ve yazar kimlikleriyle tanıdığımız Beauvoir ve Butler’ın kadın haklarına yönelik önemli çalışmaları mevcuttur. Türkiye’den isim vermemiz gerekirse eğer
kamera
İoanna Kuçuradi
ve
kamera
Fatma Aliye Hanım
’ı anmak gerekir felsefe alanında. Psikoloji dendiğinde aklımıza gelen ilk isimlerden biri ünlü psikanalist
kamera
Sigmund Freud
'un kızı
kamera
Anna Freud
ve
kamera
Melanie Klein
’dir… Bu liste hemen her alanda öncü ve başarılı kadınların isimleriyle donatılabilir ve sayfalarca sürebilir. Adını anmadığım tüm kadınlardan af dileyerek yazının ana konusuna bir adım daha yaklaşmak üzere bu paragrafı sonlandırıyorum. 5. Edebiyat Dünyasına Kadın Dokunuşu: Kültür, kişilik, psişe ve bunun gibi unsurlar kadınların nasıl giyinmesini, davranmasını talep ederse etsin; başkaları bütün kadınları nasıl yanlarında on tane uykucu duenos'la (dadıyla) birlikte geveze bir kadın grubu içinde tutmaya çalışırsa çalışsın, kadının ruhsal hayatını sıkıştırmak için ne tür baskılarda bulunulursa bulunulsun, şu gerçeği hiçbir şey değiştiremez: Bir kadın ne ise odur; bu, vahşi bilinçdışı tarafından dikte edilir ve kadın açısından çok, ama çok olumlu bir durumdur. (sayfa 87) Şimdi daha yakına gelmeli ve yazın hayatındaki kadınlardan bazılarının adlarını anmamız gerekiyor. Ardından Clarissa Pinkola Estes’e ve
kamera
Kurtlarla Koşan Kadınlar
’a geçeceğimden şüpheniz olmasın.
kamera
Virginia Woolf
’un kadınlar üzerine yazdığı “
kamera
Kendine Ait Bir Oda
” isimli makalesinde de bu yazının benzeri bir tema işlenmiştir ve Woolf makalesinde kadınların, yüzyıllardır erkekleri olduğundan daha büyük gösteren birer ayna görevi gördüğünü belirtmiştir. Yazının başında kullandığım
kamera
Mustafa Kemal Atatürk
’ün sözüyle de bir arada düşündüğümüzde, gayet mantıklı bir cümle haline geliyor bu. Yeni bir insanın yaratımını erkek ve kadın birlikte sağlasa da, daha büyük emek şüphesiz ki kadınlardadır. Woolf’un makalesinde adı geçen büyük kadın yazarlar arasında
kamera
Jane Austen,
Bronte Kardeşler (
kamera
Emily Brontë,
kamera
Charlotte Brontë
ve
kamera
Anne Brontë
),
kamera
George Eliot,
kamera
Mary Shelley,
kamera
Lou Andreas-Salomé,
kamera
Katherine Mansfield
gibi yazarlar gelir ve elbette ki
kamera
Virginia Woolf
da bu yazarlar arasında yer alır. Bu öncü isimlere modern dünyamızdan şu isimler de eşlik eder:
kamera
Sylvia Plath,
kamera
Furuğ Ferruhzad,
kamera
Margaret Atwood,
kamera
Ursula K. Le Guin,
kamera
Agatha Christie,
kamera
Harper Lee,
kamera
J. K. Rowling (Robert Galbraith)
ve saire. Hazır konusu açılmışken başrolde bir kadına yer veren ve "kadınların uyanışı" gibi bir temelde kaleme alınan romanlardan bazı örnekler de vermek isterim:
kamera
Lev Tolstoy
'dan
kamera
Anna Karenina,
kamera
Henry James
'ten
kamera
Bir Hanımefendinin Portresi,
kamera
Emily Brontë
'den
kamera
Uğultulu Tepeler,
kamera
Charlotte Brontë
'den
kamera
Jane Eyre,
kamera
Jane Austen
'den
kamera
Gurur ve Önyargı,
kamera
Gustave Flaubert
'ten
kamera
Madame Bovary,
kamera
Kate Chopin
'den
kamera
Uyanış,
kamera
Lou Andreas-Salomé
'den
kamera
Arayışlar,
kamera
Sylvia Plath
'ten
kamera
Sırça Fanus,
kamera
Ursula K. Le Guin
'den
kamera
Karanlığın Sol Eli,
kamera
Margaret Atwood
'tan
kamera
Damızlık Kızın Öyküsü,
kamera
Katharine Burdekin
'den
kamera
Swastika Geceleri,
kamera
Goliarda Sapienza
'dan
kamera
Mutluluk Sanatı,
kamera
Honore de Balzac
'dan
kamera
Vadideki Zambak,
kamera
Duygu Asena
'dan
kamera
Kadının Adı Yok,
kamera
D. H. Lawrence
'dan
kamera
Lady Chatterley'in Aşığı,
kamera
Toni Morrison
'dan
kamera
Sevilen,
kamera
Sabahattin Ali
'den 1000kitap.com/kitap/kitap--277320 diyerek devam ettirebiliriz bu uzun listeyi... 6. Türk Edebiyatında Kadın Bizim işimiz kadınların doğal güzelliklerini bozmak değil, içlerindeki sanatçılar yaratabilsin, sevgililer sevsin, şifacılar şifa versin diye, bütün bu varlıklar için vahşi bir kırsal alan inşa etmektir. (sayfa 53) Türk edebiyatında “kadın”ı anacak olursak eğer, akademik anlamda ilk anmamız gereken değerli isimler
kamera
Azra Erhat
ve
kamera
Mina Urgan
olur kesinlikle. Büyük başarılara imza atmış ve kendinden sonraki kadın yazarlara ilham kaynağı olmuş
kamera
Halide Edib Adıvar,
kamera
Tomris Uyar,
kamera
Selçuk Baran,
kamera
Leyla Erbil
gibi isimler edebiyatımızın değerleri arasındadır.
kamera
Duygu Asena,
kamera
Adalet Ağaoğlu,
kamera
Gülten Akın,
kamera
Nazlı Eray
gibi isimlere ek olarak son dönemin en güçlü simaları arasında ise şüphesiz ki
kamera
Nilgün Marmara,
kamera
Didem Madak
ve
kamera
Tezer Özlü
gelir. Edebiyatımızın değerli kadın yazarları elbette bununla sınırlı değildir fakat şimdilik burada bırakarak yazının ana temasına dönmek gerek. 7. Merkezine “Kadın”ı Alan “Kurgu Dışı” Kitaplardan Örnekler: Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir. Şu ya da bu yöne gitmişler ve engellenmişlerdir. Engellenmiş umutları ve düşleri de vardır. Aksini söyleyen biri, hâlâ uykudadır. (sayfa 400) Kadınların dünyasına dair bugüne kadar birçok kitap yazıldı. Gerek erkekler gerekse de kadınlar tarafından yazılan bu kitapların birçoğu oldukça fazla okundu ve edebiyat, psikoloji, felsefe gibi raflarda yer aldılar.
kamera
Frankenstein
kitabıyla tanıdığımız
kamera
Mary Shelley
'nin annesi
kamera
Mary Wollstonecraft
’ın “
kamera
Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi
” isimli kitabı 1792’de yayımlanmıştır. Dönemine göre adeta bir devrim niteliğinde olan bu eser, kadınların erkek egemen dünyadaki haklarını masaya yatırır ve kadınların bilinçlenmesinde önemli rol oynar.
kamera
Virginia Woolf
’un yukarıda da adı geçen ve 1929’da yayımlanan “
kamera
Kendine Ait Bir Oda
” isimli kitabını yeniden anarak devam edelim.1949 yılına geldiğimizde Simone de Beauvoir devralır bayrağı ve 3 bölümden oluşan “
kamera
İkinci Cinsiyet
” adlı eserini kaleme alır. Kadının hayatını 3 bölüme ayıran Beauvoir, gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemleri üzerinden kadınların anatomisi ve doğasına dair yerinde tespitler yapar. Kadınların kendi gücünü keşfetmesini sağlayan ve onlara ilham kaynağı olan Fransız yazar ve düşünür Beauvoir, modern dünyada eşine az rastlanır bir şekilde cesur bir dille kaleme alıyor eserini.
kamera
Judith Butler
'ın 1990’da yayımlanan “
kamera
Cinsiyet Belası
” isimli kitabı,
kamera
Emma Goldman
’ın “
kamera
Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir
”, adlı kitabı,
kamera
Ursula K. Le Guin
'in
kamera
Kadınlar Rüyalar Ejderhalar
'ı yine konuya dair önemli kitaplar arasında gösterilebilir.
kamera
Eduardo Galeano
'nun "
kamera
Kadınlar
”ını okuyarak bir erkek gözünden de kadınların dünyasına göz atabilirsiniz elbette. Daha fazlası için bakmanız gereken kitap ise elbette “
kamera
Tarihe Yön Veren 100 Kadın
" olmalıdır. 8. Feminizm Nedir, Ne İçin Vardır ve Neden Olmalıdır? Kadınların hiçbir zaman akıtmadıkları okyanuslar dolusu gözyaşı vardır, çünkü annelerinin sırlarını, babalarının sırlarını, erkeklerin sırlarını, toplumun sırlarını ve kendi sırlarını mezara götürmek üzere eğitilmişlerdir. (sayfa 410) Feminizm, ilk kez 18. yüzyılda karşımıza çıkan bir kavramdır. Fransız yazar ve filozoflar tarafından ortaya atılan feminizm, kadınlara pozitif ayrımcılık tanıyan ve onları pohpohlayan bir kavram değildir. Genelde bu gözle bakılır ve çokça da yanlış anlaşılır. Fakat feminizmin temelinde kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiği yatar. Erkeklerin dünyasında kadın olmanın zorluklarını fark eden kişilerce ortaya atılmıştır ve günümüze dek varlığını korumuştur. Aslında bu kavramın var olmaya devam ettiği bir dünya düzeni bozuk bir düzenini gösterir. “Feminizm”e ne zaman ihtiyaç duymazsak işte o zaman ilerlemişiz ve gelişmişiz demektir. Zira kadını yok sayarak, hor görerek, aşağılayarak, önünü keserek ve zarar vererek bir arpa boyu yol alamayız, ki 2022’nin dünyası da yol alamamış olmamızın bir göstergesidir adeta. Hatta çemberi küçültüp Türkiye ekseninden baktığımızda durumun daha da vahim olduğunu görürüz. Yukarıda adını andığımız tüm kadınlar ve anmasak da zihinlerimizde olan tüm kadınlar ve eserleri kadının varlığının birer kanıtıdır ve onların erkeklerden aşağı kalır hiçbir yanlarının olmadığının bir göstergesidir. Bu konuda ileri okumalar yapmak isteyen okurlar ise şu kapsamlı eserlere göz atabilir:
kamera
Feminizm Kitabı,
kamera
Feminizm,
kamera
Feminizm Herkes İçindir
ve konuya dair kapsamlı dosyasıyla
kamera
Cogito - Sayı 58
. Kadınların daha özgür olduğu bir dünyaya kavuşmak dileğiyle diyerek burada noktalıyor ve
kamera
Kurtlarla Koşan Kadınlar
’ın yazarı Clarissa Pinkola Estes’in hayatına geçiyorum. 9.
kamera
Clarissa P. Estes
Kimdir? Eğer içgüdüsel psişe, "Dikkatli ol!" diye uyarıyorsa, kadınlar bunu önemsemelidir. Derin sezgi, "Bunu yap, şunu yap, bu yoldan git, burada dur, şuradan ilerle" diyorsa, kadınlar onun planına göre gerektiğinde düzeltmeler yapmalıdırlar. Sezgi bir kez danışılıp sonra unutulacak, tek kullanımlık bir şey değildir. Kadınların işi, ister içerideki bir iblisle çatışmaya girmek, isterse dışarıdaki dünyada bir görevi yerine getirmek olsun, yol boyunca bütün adımlarda ona danışılmalıdır. (sayfa 123) Kadın doğasına dair çalışmalarıyla tüm dünyada adını duyuran Dr. Clarissa Pinkola Estes, 1945’te ABD Indiana’da dünyaya geldi. Şair, yazar, akademisyen, psikanalist gibi birçok farklı tanımın altında ismine rastladığımız Estes, aynı zamanda bir “cantadora”dır. Latin geleneğine dayanan bu kelime, eski öyküleri toplayıp saklamak anlamına gelir. Estes de kendini bu şekilde tanıtmayı uygun görüyor ve
kamera
Kurtlarla Koşan Kadınlar
isimli bu başyapıtı okumuş olan herkesin de kabul edeceği üzere, cantadora terimini sonuna kadar hak ediyor. Psikanalist kimliğiyle birçok başarısı bulunan Estes’in doktora çalışması ise kültürlerarası araştırmalar ve klinik psikoloji üzerinedir. Akademik kariyeri boyunca
kamera
Carl Gustav Jung
üzerine araştırmalar yapan ve kuramlarını Jungcu bir bakış açısıyla oluşturan Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar’da da yine bu tutumunu devam ettirmiş ve yıllarca biriktirdiği öyküleri anlattıktan sonra analizlerini Jungcu bir bakış açısıyla yapmıştır. İsviçre, Zürih’te bulunan Uluslararası Analitik Psikoloji Kurumu tarafından Jungcu Psikanalist Diplomatı unvanına layık görülen Estes ayrıca ABD’de C.G. Jung Eğitim ve Araştırma Merkezi adlı kurumun başkanlığını da yapmıştır. Psinalizin bir diğer büyük ismi
kamera
Sigmund Freud
’un karşı safında yer alan Dr. Pinkola Estes bu sebeple belirli kesimler tarafından eleştirilse de, bu durum eserlerinin ölümsüz olmasına engel değildir zira Kurtlarla Koşan Kadınlar, kadınların içsel dünyasını resmetme konusunda oldukça başarılıdır ve bu alanda yazılmış en iyi eserler arasında yer alır. 10. Kadınların Kutsal Kitabı:
kamera
Kurtlarla Koşan Kadınlar
Kadınların yüzlerce belki binlerce kere şöyle dediklerini duydum: "Sezgime kulak vermem gerektiğini biliyordum. Şöyle şöyle yapmam/yapmamam gerektiğini hissettim, ama dinlemedim. Derin sezgisel benliği, ona kulak vererek ve öğütlerine uygun davranarak besleriz. O kendi başına bir şahsiyettir; içerdeki kadının psişik topraklarında oturan, sihirbaz kuklası büyüklüğünde bir varlıktır. Bu bakımdan, vücuttaki kaslara benzer. Eğer bir kas kullanılmazsa, sonunda zayıflar. Sezgi de tam anlamıyla böyledir: Besin olmazsa, uğraş olmazsa, pörsür. (sayfa 106) İnsanlık tarihi boyunca bastırılan, örselenen, aşağılanan ve önü kesilen kadın var olmaya devam eder ve insanlığın devam etmesinde de en büyük rol sahibidir elbette. Her yandan tahakküm altına alınmaya çalışılan ve erkek egemen dünyaya itaat etmeye zorlanan kadınlar ilkçağlardan itibaren üretimleriyle insanlığı beslediler. Yukarıda adı geçen ve geçmeyen tüm kadınlar ve onların zihinlerinden çıkan tüm kültür-sanat ve bilim eserleri işte bu var oluşun en büyük temsilidirler. Kadınların dünyasına ve doğasına dair birçok kitap kaleme alınmıştır ve bu alanda üretim günümüz dünyasında da devam etmektedir. Clarissa Pinkola Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı da bu kitaplardan biridir. Yayımlanalı henüz çok fazla olmamasına rağmen modern bir klasik olarak andığımız bu kitap, kadınların doğasını derinlemesine analiz etmesi bakımından eşsizdir. Bu da haliyle yazarını yaşayan bir efsane konumuna getiriyor. Kitabı okuyan ve kendi bedenenine, psişesine (ruhuna) dair şeyler öğrenen kadınlar şüphesiz ki Estes’e çok şey borçlu. Estes, ilkçağlardan itibaren kadınlar tarafından üretilmiş olan her şeyi okuyarak, gözlemleyerek, üzerlerinde düşünerek kendi ruhunu besledi ve bunun sonucunda kağıdı kalemi eline alarak hepsini bir süzgeçten geçirip zihninde kalanları damıtarak işte ortaya bu kitabı çıkardı. Nasıl bu kadar emin olduğuma cevap verecek olursam eğer, bu kitap kadınların kutsal kitabı olarak anılmayı hak edecek denli büyük bir eser. Kendinden önceki dünyada yaşamış olan kadınlar, onların ruhları ve eserleri analiz edilmeden böyle bir kitap yazılamaz. İddialı cümleler olduğunun farkındayım fakat Kurtlarla Koşan Kadınlar sınırsız övgüyü hak eden kitaplardan olduğu için durmak yerine onu övgülerle süslemeye devam etmek daha yerinde olacaktır. Bütün kadınların okuması gereken değerli bir eser hakkında konuşmaya devam edelim. 11. Masallar, Mitler ve Öyküler Aracılığıyla Psikoloji Bilimini Güçlendirmek: Bu, kadınlarla ilgili öyküler içeren bir kitaptır ve bu öyküler yol boyunca yıkılmadan duran işaretler gibidir. Doğal olarak kazanılmış kendi özgürlüğünüze; kendinizden, hayvanlardan, yeryüzünden, çocuklardan, kız kardeşlerden, sevgililerden ve erkeklerden hoşnutluk duymanıza giden yolda size destek olsun diye okumanız ve üzerinde düşünmeniz içindir. (sayfa 35) Kadınların doğasına ilişkin çok şey yazılıp çizilmiş olsa da, hiç kimse Estes’in ilerlediği yoldan ilerlemedi. Onu farklı kılan şey 25 yıla yayılan bu yazma serüveninde masallardan, mitlerden, destanlar ve öykülerden yararlanmış olması. Kadınlar için yalın ve doğal çözümler arayışında olan Estes bunu sözlü gelenek ürünlerinden yararlanarak başarıyor. Hikâye anlatma geleneği insanlığın ilk oluştuğu andan itibaren vardır. Sözlü gelenekle yapılan aktarımlar yazılı geleneğe dönüşmeye başladı ve bu sayede bizler 21. yüzyılın dünyasında şanslı insanlar olarak binlerce yıla yayılan bir hikâyecilikle karşı karşıyayız. Çocukluğundan itibaren ailesinden dinlediği öyküleri unutmayan Clarissa Pinkola Estes büyüdüğünde de bu dünyada kopmuyor ve yine ailesinden, dostlarından, yakınlarından ve tanımadığı insanlardan öyküler dinlemeye devam ediyor. Çünkü o bir “cantadora” yani bir hikâye toplayıcısı, avısı. Peki ne mi yapıyor Estes bu hikâyeleri? Karşınızda duran kitabında ve başka çeşitli çalışmalarında (deneme, makale, radyo yayını) kullanıyor. 12. "Kurt" ve "Kadın"ın Ortak Noktası: Vahşi Doğa Sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar belirli ruhsal karakteristikleri paylaşırlar: Keskin bir duyarlık, oyuncu bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesi. Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. (sayfa 16) Kadınların içlerindeki sese kulak vermelerinin oldukça önemli olduğunu söyleyen Estes, kendi içine dönerek bir değişim yaratmaya başlamanın önemine değiniyor. Her şeyin ama her şeyin öncelikli olarak kadının kendi bedenini ve ruhunu tanımasıyla başlayan bir süreç olduğunun altını çiziyor. Kadınların içinde yer alan doğal sesi dinlemelerini ve onun götürdüğü yere gitmelerini öğütlüyor. Her kadının içinde bulunduğunu söylediği yaratıcılık, beceriklilik ve sınırsız gücün ortaya çıkarılması için son derece önemli noktalara parmak basıyor ve elzem olan ifadelerde bulunuyor. Tüm bunları vahşi bir hayvan olarak bildiğimiz “kurtlar" üzerinden yapıyor. Henüz önsözde kurtlar ve kadınlar arasında bir bağ kuran ve bunu açıklayan yazar aynı zamanda bütün kitabını bu eksende yazıyor. Kurtların içgüdülerinin ve doğasının kadınların içgüdüleri ve doğasıyla çok fazla benzerlikler taşıdığını söylüyor ver verdiği örneklerle de bunu kanıtlıyor. Kurtların yabanıllığını kadınların yabanıllığına benzetiyor ve içinde bulunduğumuz dünyada güçlü olmak isteyen her kadının da aslında biraz yabani olması gerektiğini ifade ediyor. Bunun nasıl yapıldığına dair şüpheleriniz olmasın zira kitabı bitirdiğinizde içinizdeki dişi kurdu keşfetmiş olacağınızı net olarak ifade edebilirim. Estes de anlattığı masal ve hikâyelerle bunu garanti altına alıyor zaten. İnsanlığın kolektif bilinçaltının aynaları olduğu söylenir masalların. Hatta bunu destan, efsane, mit, söylence, fıkra ve öykü gibi türlerle de çoğaltabiliriz fakat kitabımızdaki en önemli unsur “masal” olduğu için bu kısımdan devam edelim. Masallar aracılığıyla kadın psişesinin derinliklerine inen Estes, psikoloji biliminin de yardımıyla ortaya muazzam bir işçiliğe sahip olan devasa bir eser çıkarıyor. Masal tadında terapilerle kendi hastalarını yıllarca tedavi eden Estes artık büyük bir bayrağı eline alıyor çünkü yeni hedefi ulaşabileceği bütün kadınlara ulaşmak ve onların daha bilinçli bireyler olmalarına katkıda bulunmak. Bir yol gösterici unvanı taşıyor ve şiirsel bir kadınlık destanı kaleme alıyor. 13. Kadın Doğasının Kusursuz Analizi: Bir kadın aslında neyi arzular? Bu eski bir sorudur, bütün kadınların sahip oldukları vahşi ve gizemli doğaya ilişkin ruhani bir bilmecedir. Chaucer'ın “Bathlı Kadın'ın Hikâyesi”ndeki cadalozun bu soruya cırlayarak verdiği yanıta göre, kadınlar kendi hayatları üzerinde hâkimiyet kurmak isterler ve bu hiçbir şekilde değiştirilemez bir olgudur... (sayfa 134) “Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler” alt başlığıyla yayımlanan kitap, kadınların vahşi yönlerini ortaya çıkarmayı hedefliyor. Arketipler üzerinde kadın doğasının analiz ediyor ve kurtlarla kadınların vahşi yanlarını gözler önüne seriyor. Aynı zamanda zarafet timsali olan kadın bedeninin vahşi yanlarını da görmemizi sağlıyor ve kurtların topluluk üyelerine bağlı olmaları ile kadınların topluluk içindeki rollerini örneklerle masaya yatırıyor. Adeta cımbızla seçtiği fevkalade örneklerle bunu başarıyor elbette. Kitap boyunca birçok masal ve öykü anlatıyor bizlere Pinkola Estes. Hayatı boyunca derlediği öykülerden kendince en önemli olduğunu düşündüklerini seçiyor ve öncelikle sözlü gelenekten yazılı geleneğe geçirmek amacıyla en başta masalı/öyküsü bizlere kendi kaleminden aktarıyor. Bu kısımlar genelde birkaç sayfayı geçmeyecek şekilde çıkıyor karşımıza. Asıl önemli olan kısım bundan sonrası tabii ki. Masalları kadınların ailesiyle, toplumla ve sevgilileriyle olan ilişkileri bağlamında, hayatta aldıkları ve alacakları kararları, hayalleri, arzuları gibi konular çerçevesinde, sevinçleri ve hüzünleri ekseninde incelikle analiz ediyor Estes. 500 sayfa boyunca neredeyse değinebileceği her şeye değiniyor ve kadınların doğasına dair kapsamlı bir metne imza atıyor. Bir sözlük olarak da değerlendirilebilir pekâlâ zira kadın doğasına dair aradığımız her şey bu kitabın satırları arasında bizi bekliyor. 14. "Orman" Metaforuyla "Eve Dönmek": İnsanın ayağa kalkıp nereye ait olduğunu aramaya çıkması gerekir. (sayfa 200) Kadınlara, en yakın ormana dalmalarını öğütlüyor Clarissa. Korkmamalarını ve ormanda ilerlemelerini söylüyor. İlerledikçe, vahşi doğayla karşılaşılacağını belirtiyor. Bunu ister metafor olarak alın ister gerçek olarak, değişmeyen tek şey her iki yolda da ilerlendiğinde mucizevi bedenlerinize dair keşiflerle dolup taşacaksınız diyor. Vahşi ruhunuzu keşfetmek, onunla iletişim kurmak ve yönlendirmek, uygulamaya geçerek çevrenizdeki insanları da bu yolculuğa katmak kadınların kendileri ve diğer insanlar için yapabileceği en büyük iyiliklerden biri olacaktır şüphesiz. Çıkılan bu yolculuklardan sonra eve dönmenin önemine de değinmeyi ihmal etmiyor Estes. Zira eve dönülmediği taktirde uygulama kısmı zayıf kalacaktır ve öğrenilenler ortak bellek aracılığıyla geleceğin dünyasına aktarılamayacaktır. Çünkü eve dönmek, kendine dönmektir. Bir bütündür bu. 15. Kitabın Şablonu ve Masallardan Örnekler: Eğer size bir ara meydan okuyan, işe yaramaz, şımarık, kurnaz, asi, itaatsiz, isyankâr denmişse, doğru yoldasınız. (sayfa 221) Yazar, kitabını 16 farklı kategoriye ayırıyor ve bu 16 ana başlığın 100’den fazla da ara başlığı bulunuyor. Bahsedilen masalların sayısı ise 20. Bu masalları tek tek, uzun uzun açımlıyor ve görünenin ardındaki görünmeyenleri, gizli ve saklı kalmış gerçekleri Jungcu psikanalist bakış açısıyla anlatıyor. Masallardan bazıları birçoğumuzun defalarca dinlediği ve okuduğu bilindik eserler olmasına rağmen birçoğuna ise ilk defa bu kitapta tanıklık ediyoruz. Mavisakal, Çirkin Ördek Yavrusu, Küçük Kibritçi Kız gibi hemen herkesin en az 1 kez duyduğu bu meşhur masalların yanı sıra, Hilâl Ayısı, Altın Saçlı Kadın, Yanlış Zigot, Bilge Vasalisa gibi ilk defa duyacağımız muazzam masallara da tanıklık ediyoruz. Daha da iyi olan bir şey var ki o da tüm bu anlatılara bambaşka bir gözden ve daha önce hiç bakılmamış açılardan bakan Clarissa Pinkola Estes’in ustalığı. Bunu kitap boyunca hissedeceksiniz. 16. Erkekler Neden Kurtlarla Koşan Kadınlar'ı Okumalı: Eğer erkekler bir gün kadınları anlayacaksa, kadınların da vahşi dişinin çeşitli biçimlerini onlara öğretmeleri gerekecek. (sayfa 110) Bu eseri adından dolayı "kadın kitabı" olarak gören erkeklere büyük bir yanılgı içinde olduklarını söylemem gerekiyor. Her zaman kadınları anlamadığından yakınan erkeklerin yapmaları gereken şey en kısa sürede bu kitabı okumaktır. Kadınların dünyasına ve derin doğalarına dair esrarengiz, yararlı ve değerli bilgilerle dolup taşacakları için, bundan sonraki hayatlarında kadınlara karşı daha nazik olacaklarını düşünüyor ve umuyorum. Annemizle, kız kardeşimizle, sevgilimizle, iş yerindeki kadınlarla, çevremizdeki diğer kadınlarla olan iletişimlerimizi güçlendirmek ve onları daha iyi anlamak adına bu kitabın biz erkekler tarafından da okunması şarttır. Bunu bir görev edasıyla, sorumluluk bilinci dahilinde yapmak elbette ki bizleri kadınlara karşı daha saygılı kılacaktır. 17. Son Söz: Bir kadın, gücün karşısında ayakta durabilmelidir, çünkü sonunda bu gücün bir kısmı onun olacaktır. (sayfa 109) Kadınların ikili doğasına, vahşi ruhuna, doğal psişesine dair bir saygı duruşu olan Kurtlarla Koşan Kadınlar, dünyada kadına biçilen rolleri ve toplumsal cinsiyeti ters yüz ediyor ve boyun eğdirilen kadınların, öğrenilmiş çaresizliğe kurban giden, ezilen, örselenen tüm kadınların yolunu aydınlatan bir ışık görevi üstleniyor. Kitap hakkında okuduğum tüm olumsuz yorumlara gülümsedim ve önemsemedim. Bu kitabın değerini anlatmak için de bugüne kadar hiçbir kitaba yazmadığım kadar detaylı bir yazı yazmak istedim. Başardıysam ve kitaba dair farkındalık oluşturduysam ne mutlu bana. Eğer bu kitap şu anda kullandığınız çantaya sığmayacak kadar hacimliyse, çantanızı değiştirmenizin vakti gelmiş demektir hanımlar. Yanınızda bu kitapla gezdiğinizde veya başucunuzda bu kitapla uyuduğunuzda kendinizi daha güçlü hissedeceğinize eminim. “Dünyanın bütün kadınları birleşin!” diyor kapitalist sisteme meydan okuyan
kamera
Karl Marx
’a selamla bitiriyorum. Marx'ın ideolojileri tartışmaya açık olmasına rağmen kapitalizme açılan her savaş desteklenmelidir.
kamera
Clarissa P. Estes
'in
kamera
Kurtlarla Koşan Kadınlar
’da yapmaya çalıştığı şey de tam olarak budur aslında:
kamera
Charles Chaplin
'in Modern Times (Modern Zamanlar) filminde kapitalizm çarkları arasında kaybolup gitmesi gibi, içinde bulunduğumuz bu dünyada kadınların da o şekilde ezilmemelerini, erkek egemen toplumlarda kaybolmamalarını ve onların hak ettikleri yerde olmalarını sağlamak. Kurtlarla beraber koşmaktan korkmayın… Buraya kadar sabırla okuyan herkese teşekkür ediyor ve kitabı okumaya karar vermiş olanlara keyifli okumalar diliyorum. Okuyanlar ise zaten şanslılar. Kendimiz olmamız , diğer pek çok kişi tarafından dışlanmamıza neden olur, buna karşılık başkalarının isteklerine boyun eğmemiz de kendi kendimizden sürgün edilmemize yol açar. (sayfa 101)
kamera
Kurtlarla Koşan Kadınlar
kamera
Clarissa P. Estes
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.9/10 · 9,9bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
560 syf.
Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını bi arkadaşımın vasıtasıyla tanıdım.Kitabın beni zorlayacağını hiç düşünmemiştim çünkü az çok vakıf olduğumu düşündüğüm fikirlere bi kat daha çıkmaktı amacım.Aslında beni yanıltmasıda hoşuma gitmedi değil.Çünkü uzun zamandır beni zorlayan kitaplarla karşılaşmamıştım.Bi yerde okumuştum bi adam okuduğu hiç bir kitabı beğenmiyormuş.Adama o zaman niye okuyorsun diye sorulduğunda adam çünkü hala arıyorum, beğendiğim kitabı bulunca artık okumayacağım diye ifade etmiş.Aslında benim bu kısa dialogdan anladığım sürekli bi yolcu olmak gerektiği.Tabii kitabın beni zorlaması üzerine hayat felsefem olan "Memento Mori" dedim kendime bir kez daha.:) Yazarımız kendini Jungcu bir psikanalist, şair ve cantadora - eski öykü derleyicisi- olarak ifade eden Clarissa Pinkola Estes.Uzun bi süreçteki birikimlerini kitapta toplamış yaklaşık 25 yılda ( farklı söylemler var ama önemli olan birikimlerin niteliği ) tamamlamış kitabını.Bu bana acaba gerçekten bi kitap ne kadar sürede yazılmalı sorusunu sordurttu.Hani ilham perisine bağlı diye söylemler vardır bazısıda sadece masaya oturmak yeterlidir tarzında galiba bana ikisi de çok tatmin edici gelmiyor.Bunun sebebi ilham perisinin genelde duygu yüklü kitaplar yazdırması ve masaya oturan yazarların genelde maddi çıkar gözetimi galiba.Bana göre bi fikir bi ağaçın meyve vermesi misali olgunlaştıktan sonra kağıda dökülmeli. Kitap toplamda 16 öyküden oluşuyor.Ama öyküler öyle öyküler ki sürekli bi düşünme noktasında ve farklı bir bakış açısıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Öyküleri arketipler vasıtasıyla anlamlandırıyoruz.Peki, nedir arketip?Basit anlatımıyla semboller demektir.Bir kavramı kavram yapan ilk sembol,ilk tanımlama.Negatif ve pozitif tüm yüklemelerden arınmış ilk yapıtaşı.Burada en önemli arketipimiz vahşi kadın arketipi ve bunun peşinde oluyoruz kitap boyunca. Estés'e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zarafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estés'in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağlarını kopartmamış ve seçim/seçimlerini yaparken duygularını temel alan kadınları içeriyor. Yazar “Vahşi Kadın”a içgüdüsel doğa da denebileceğini ama onun aslında bu doğanın arkasında yatan, kadınların doğuştan gelen, en temel doğası, özgün ve özlerinde var olan doğası da denebileceğini savunur. Vahşi kadına dair şu ifadeleri kullanır: “Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır… Hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür.” Peki kadın kendi doğasında varolan vahşi kadın arketipini nasıl kaybetti.Bunun en büyük sebebi öncelikle insanın doğaya yabancılaşması lakin kadınların tamamen doğa ile bağını koparması.Oysaki Neolitik Çağa kadar yani Tarımsal Devrim den önce avcı-toplayıcı toplumda kadının toplayıcılığı erkeğin avcılığından daha önemli ve merkezi bire noktaydı çünkü av bulmak şu an düşündüğümüz kadar kolay bir faaliyet değilmiş.Çünkü bu kadar türsel çeşitliliğe sahip değil daha dünya.Neolitik çağla birlikte erkek egemen toplum kadını maalesef her alanda arka plana itmiştir.Kadına yüklenen vasıflar bitmek bilmezken erkeğin kas gücü öne çıkmış ve günümüzde kas gücüne gerek kalmamasına rağmen her alanda kadınlar hala geri kalmışlıkla baş ediyor. Farsça da kadın " Jin " demektir." Jin "dan ise "Jiyan " yani yaşam türemiştir.Dikkat edin yaşamdan kadın değil kadından yaşam türer farsçada.Oysa biz de "adam" kelimesi "insan" demekken erkeklerin sahiplendiği bi kelime noktasına gelmiştir.Bayan kelimesine hiç girmiyorum bile.Bunu anlatmamın sebebi kadınlara haklar kelimeler ile verilmeye başlanır.Öyle kanuna falan da gerek yok bilinçli olmak yeter.Ama yine bunun başını kadının çekmesi gerekir.Okuduğum bi kitapta istemek acizliktir diyordu onun için gidin alın haklarınızı kadınlar erkeklere ihtiyacınız yok. Bu kitap kadınların kendi potansiyellerini farketmeleri için yazılmış yazarın söylemiyle.Alın okuyun çünkü hayat en çok sizler için zor. Bu arada kitabı baştan sona okuma gibi zorunluluğunuz yok çünkü bölümler birbirinden bağımsız ve istediğiniz bölümden başlayıp istediğiniz bölümü atlayıp istediğiniz bölümle bitirebilirsiniz okumanızı. Sizler Yaşamsınız. Düzeltme: Yunanca ve Farsça'dan da eskidir gyn/jin/zen kelimesinin kökeni Proto Hint-Avrupa kökenlidir. Hint-Avrupa dillerinin büyükannesi sayılan dilden kalmadır.(Dimo Yağcıoğlu )
kamera
Kurtlarla Koşan Kadınlar
kamera
Clarissa P. Estes
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.9/10 · 9,9bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;