Clarissa P. Estes

Clarissa P. Estes

Yazar
9.1/10
1.054 Kişi
·
2.612
Okunma
·
408
Beğeni
·
15bin
Gösterim
Adı:
Clarissa P. Estes
Tam adı:
Clarissa Pinkola Estés
Unvan:
Amerikalı Psikanalist, Şair, Yazar
Doğum:
Indiana, ABD, 27 Ocak 1945
New York Times'ın en çok satanlar listesinde 145 hafta kalan ve iki milyondan fazla satan Kurtlarla Koşan Kadınlar (1992) kitabının yazarıdır.

Estés, sertifikalı psikanalistidir. Doktorasını 1981 yılında Union Institute & University'den, kültürel ve kabile gruplarındaki sosyal ve psikolojik kalıpların incelenmesi üzerine etno-klinik psikoloji alanında almıştır. Ruhsal yolculuğa dair birçok kitabın yazarıdır. 1992'den itibaren çalışmaları 37 dilde yayınlandı. Women Who Run With the Wolves: Myths and Stories of The Wild Woman Archetype adlı kitabı, 145 hafta boyunca New York Times'ın en çok satanlar listesinin yanı sıra USA Today, Publishers Weekly ve Library Journal gibi diğer en çok satanlar listelerinde yer aldı.

Estés, çalışmalarına 1960'larda Illinois, Hines'daki Edward Hines Jr. Veterans Administration Hastanesi'nde başladı. Orada kuadrapleji ile yaşayan, kol ve bacak kaybı nedeniyle sakat kalan Birinci Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı, Koreli ve Vietnam Savaşı askerleriyle çalıştı.
Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir. Şu ya da bu yöne gitmişler ve engellenmişlerdir. Engellenmiş umutları ve düşleri de vardır. Aksini söyleyen hala uykudadır.
Clarissa P. Estes
Sayfa 400 - Ayrıntı Yayınları
Kadınların merakına tamamen olumsuz bir anlam yüklenirken, aynı özellikteki erkeklere araştırmacı adı yakıştırılmıştır.
Güçlü olmak, kas geliştirip şişirmek anlamına gelmez. İnsanın, kaçmadan kendi tanrısallığıyla buluşması, kendi kafasına göre vahşi doğayla iç içe bir hayat yaşaması anlamına gelir. Öğrenebilmek, bildiklerimize katlanabilmek anlamına gelir. Dayanmak ve yaşamak anlamına gelir.
Yaratıcı hayatın ana damarı, özü, beyin kökü oyundur terbiye değil. Oynama itkisi bir içgüdüdür. Oyun yoksa, yaratıcı hayat da yoktur. Uslu olunursa, yaratıcı hayat olmaz. Sessizce oturulursa yaratıcı hayat olmaz. Sadece ağırbaşlı bir şekilde konuşulur, düşünülür, davranılırsa çok az yaratıcı özsuyu ortaya çıkar. Kadınların garip olanı aşağılamasını; yeni ve olağandışı olandan kuşku duymasını; ateşli, coşkulu, yenilikçi olandan kaçınmasını, kişisel olanı kişisellikten arındırılmasını yüreklendiren herhangi bir grup, kurum ya da örgüt, bir ölü kadınlar kültür istemektedir.
Clarissa P. Estes
Sayfa 259 - Ayrıntı Yayınları
Kendin olmak zor, yıpratıcı, tehlikeli ve riskli.
Ama sana dayatılanları yaşamaktansa o riske girmelisin. Unutma: hem kalıp hem gidemezsin.
Görmen gereken her şeyi gör ve dayan.
560 syf.
·15 günde
Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını bi arkadaşımın vasıtasıyla tanıdım.Kitabın beni zorlayacağını hiç düşünmemiştim çünkü az çok vakıf olduğumu düşündüğüm fikirlere bi kat daha çıkmaktı amacım.Aslında beni yanıltmasıda hoşuma gitmedi değil.Çünkü uzun zamandır beni zorlayan kitaplarla karşılaşmamıştım.Bi yerde okumuştum bi adam okuduğu hiç bir kitabı beğenmiyormuş.Adama o zaman niye okuyorsun diye sorulduğunda adam çünkü hala arıyorum, beğendiğim kitabı bulunca artık okumayacağım diye ifade etmiş.Aslında benim bu kısa dialogdan anladığım sürekli bi yolcu olmak gerektiği.Tabii kitabın beni zorlaması üzerine hayat felsefem olan "Memento Mori" dedim kendime bir kez daha.:)

Yazarımız kendini Jungcu bir psikanalist, şair ve cantadora - eski öykü derleyicisi- olarak ifade eden Clarissa Pinkola Estes.Uzun bi süreçteki birikimlerini kitapta toplamış yaklaşık 25 yılda ( farklı söylemler var ama önemli olan birikimlerin niteliği ) tamamlamış kitabını.Bu bana acaba gerçekten bi kitap ne kadar sürede yazılmalı sorusunu sordurttu.Hani ilham perisine bağlı diye söylemler vardır bazısıda sadece masaya oturmak yeterlidir tarzında galiba bana ikisi de çok tatmin edici gelmiyor.Bunun sebebi ilham perisinin genelde duygu yüklü kitaplar yazdırması ve masaya oturan yazarların genelde maddi çıkar gözetimi galiba.Bana göre bi fikir bi ağaçın meyve vermesi misali olgunlaştıktan sonra kağıda dökülmeli.

Kitap toplamda 16 öyküden oluşuyor.Ama öyküler öyle öyküler ki sürekli bi düşünme noktasında ve farklı bir bakış açısıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Öyküleri arketipler vasıtasıyla anlamlandırıyoruz.Peki, nedir arketip?Basit anlatımıyla semboller demektir.Bir kavramı kavram yapan ilk sembol,ilk tanımlama.Negatif ve pozitif tüm yüklemelerden arınmış ilk yapıtaşı.Burada en önemli arketipimiz vahşi kadın arketipi ve bunun peşinde oluyoruz kitap boyunca.

Estés'e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zarafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estés'in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağlarını kopartmamış ve seçim/seçimlerini yaparken duygularını temel alan kadınları içeriyor.

Yazar “Vahşi Kadın”a içgüdüsel doğa da denebileceğini ama onun aslında bu doğanın arkasında yatan, kadınların doğuştan gelen, en temel doğası, özgün ve özlerinde var olan doğası da denebileceğini savunur. Vahşi kadına dair şu ifadeleri
kullanır: “Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır… Hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür.”

Peki kadın kendi doğasında varolan vahşi kadın arketipini nasıl kaybetti.Bunun en büyük sebebi öncelikle insanın doğaya yabancılaşması lakin kadınların tamamen doğa ile bağını koparması.Oysaki Neolitik Çağa kadar yani Tarımsal Devrim den
önce avcı-toplayıcı toplumda kadının toplayıcılığı erkeğin avcılığından daha önemli ve merkezi bire noktaydı çünkü av bulmak şu an düşündüğümüz kadar kolay bir faaliyet değilmiş.Çünkü bu kadar türsel çeşitliliğe sahip değil daha dünya.Neolitik çağla birlikte erkek egemen toplum kadını maalesef her alanda arka plana itmiştir.Kadına yüklenen vasıflar bitmek bilmezken erkeğin kas gücü öne çıkmış ve günümüzde kas gücüne gerek kalmamasına rağmen her alanda kadınlar hala geri kalmışlıkla baş ediyor.

Farsça da kadın " Jin " demektir." Jin "dan ise "Jiyan " yani yaşam türemiştir.Dikkat edin yaşamdan kadın değil kadından yaşam türer farsçada.Oysa biz de "adam" kelimesi "insan" demekken erkeklerin sahiplendiği bi kelime noktasına gelmiştir.Bayan kelimesine hiç girmiyorum bile.Bunu anlatmamın sebebi kadınlara haklar kelimeler ile verilmeye başlanır.Öyle kanuna falan da gerek yok bilinçli olmak yeter.Ama yine bunun başını kadının çekmesi gerekir.Okuduğum bi kitapta istemek acizliktir diyordu onun için gidin alın haklarınızı kadınlar erkeklere ihtiyacınız yok.

Bu kitap kadınların kendi potansiyellerini farketmeleri için yazılmış yazarın söylemiyle.Alın okuyun çünkü hayat en çok sizler için zor.

Bu arada kitabı baştan sona okuma gibi zorunluluğunuz yok çünkü bölümler birbirinden bağımsız ve istediğiniz bölümden başlayıp istediğiniz bölümü atlayıp istediğiniz bölümle bitirebilirsiniz okumanızı.

Sizler Yaşamsınız.
560 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
Masallarla kadının zengin ve çok eski çağlara dayanan tarihinin en eski çağlardaki içsel/duygusal dayanaklarına ve deneyimsel kökenlerine bir yolculuk sayılabilecek bir kitaptan söz etmek istiyorum ama bu şahane esere geçmeden önce yazarı ile ilgili bir-iki bir şeyler öğrenelim; Clarissa P. Estes, bir şair ve psikanalisttir ve mesleki hayatı boyunca bir çok ihtiyaç duyana yardımcı olmuştur. Aynı zamanda Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi anlamına gelen ‘cantadora’ olarak da tanınan bir kadındır.

Bir dönem Sigmund Freud’un öğrencisi olan, bir süre beraber de çalışan Clarissa Estes, onun kuramından ayrılarak analitik psikoloji kuramını geliştiren Carl Gustav Jung’un görüşlerinin takipçisi olur.

Clarissa P. Estes’in Türkiye’de baskı üstüne baskı yapan kitabı ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’, çok eski zaman masal ve öykülerinden yola çıkarak ve bunları analiz ederek, kadınların tarihine dair anlatılarda fazlaca el atılmamış bir boyuta dokunuyor, bu temaslarını Carl Gustav Jung’ın Dört Arketip kuramına dayanarak açıklıyor.

Masal bizi, somut maddi dünyanın verili koşulları ile bağlı olmayan, neden sonuç ilişkisinin uzağında, zaman-mekan kavramları ile yeryüzüne ait canlı türlerinin dışında düşünmeye ve özgürce hayal etmeye sevk eden olaylar bütünüdür. Olaylar gerçek hayatın fiziksel ve toplumsal kurallarından bağımsız bir oluş ve işleyişe sahiptir, masallarda. Fiziksel dünyanın engelleri ile toplumsal engelleri hayal ile aşan insan zihninin zengin hayal bahçesinin meyveleridir bir bakıma da.

Bu kısa hikayeler, zaman içinde, sistemler ve toplumlar içinde şekil ve mesaj değiştirerek, dönüşerek, egemen kültürün unsurlarıyla donanarak orijinal, ilk hallerini yitirse de, çok kaba hatlarıyla olsa da evrensel değerleri hatırlatır bizlere. İyilik-kötülük, dostluk-düşmanlık, vefa-vefasızlık, bencillik-özgecilik, kurnazlık-masumiyet gibi zıt ikilikler arasında başına gelen belalarla mücadele eden iyi kahramanın zaferi, kötünün cezasını bulması gibi pek çoğu klişe örüntülere sahiptir. Ancak, bu örüntülerin, tarihsel olarak taşıdıkları mesaj, o kadar derinlerde kalmıştır ki masalları çözümlemek, Clarissa P. Estes’in yaptığı gibi arkeolojik bir kazı ile orijinal elementlerini ortaya çıkarmayı gerektirmektedir.

Kitap, kadını, erkeği, çocuk veya genç kızı/genç erkeği, dünyanın ve insanın çeşitli halleri içinde, başlarına gelen dünyevi belalar ve çıkmazlar içinde nasıl çıkar yol bulduklarına, yanlış yol/yöntemler seçtiklerinde nasıl yıkıma sürüklendiklerine dair masalların izini takip ediyor. Bizi masalların sembolik unsurlarını ve psikolojik arka plan çözümleriyle “kadının kendisini çözme ve anlama yolculuğu”na çıkarıyor, bunu yaparken de esas olarak kadının içsel dünyasında geçmişle bugün arasında bir köprü kurmaya çalışıyor.

Kitaptaki 16 bölüm içinde yazar, derindeki cevherleri çıkarmak için kazı yapar gibi, bu eski masal ve öykülerin içerdiği işlevsel bilgi ve deneyim birikimini açığa çıkarıp uzman gözü ile analiz ediyor.

Clarissa P. Estes, masal ve öykülerin analizi aracılığıyla eskiye ait ve işe yaramaz bir bilgi yığını yerine toplumsal tarihimizin bireysel izdüşümlerini oluşturan davranışlarımızın kaynaklarıyla bağ kurmamızı öneriyor. Kendi sözleriyle bu kitapta “...kadınlarla ilgili öyküler içeren bir kitaptır ve bu öyküler yol boyunca yıkılmadan duran işaretler gibidir. Doğal olarak kazanılmış kendi özgürlüğünüze; kendinizden, hayvanlardan, yeryüzünden, çocuklardan, kız kardeşlerden, sevgililerden ve erkeklerden hoşnutluk duymanıza giden yolda size destek olsun diye okumanız ve üzerinde düşünmeniz içindir. Hemen söyleyeyim, vahşi benliğin dünyasına açılan kapılar az ama değerlidir. Derin bir yara iziniz varsa, o bir kapıdır. Gökyüzünü ve suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız, o bir kapıdır. Daha derin bir hayatı, eksiksiz bir hayatı, makul bir hayatı özlüyorsanız, o bir kapıdır.

Bu kitaptaki malzeme sizi cesaretlendirmek için seçilmiştir. Bu çalışma kendi içsel ufuklarında zahmetli yolculuklara çıkanlar dahil olmak üzere, hem kendi yolunda gidenlere hem de dünya için zorluklara göğüs gerenlere destek olmak üzere sunulmuş”tur.

Kitap son derece başarılı oldu, 18 dile çevrilerek defalarca basıldı. Birçok uzman, Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın feminizme yeni bir bakış açısı getirdiği ve bunu okura büyülü ve muzaffer bir şekilde sunduğu doğrultusunda beyan verilmiş ve bu zümrece kabul görmüştür.

Kitabın temel fikri; Her kadının içinde vahşi bir ruh bir kurt ruhu olduğudur. Bu ruh, onun doğal varlığından kaynaklanan canlı ve güçlü bir enerjidir. Bu dişi hayvan aynı zamanda şiddetlidir kendini avcılardan korumayı bilir ve tecrübe eksikliği ya da safdilliği aşmayı başarır. Kurt, güçlüdür ve uzun süre uykuda olmuş bile olsa gücünü göstermesini bilir.

Bu fikir üzerinden yola çıkarak değerlendirecek olursak günümüz kadınları İnanılmaz başarılar elde ederek güçlü konumlara ulaşmış olsa da vahşi kurt özlerinden hâlâ çok uzaktalar. Her ne kadar “Kadın olmak bir ayrıcalıktır” dense de kültürümüz bu gerçeği gömmektedir ve nice kadın bunu kendilerine dahi itiraf etmemektedir. Halen pek çok kadın erkekleri taklit ederek bağımsız olmaya çalışıyor.Ama vahşi kadın bir erkek değildir. Dişiliğini takdir eden vahşi ve kararlı bir kadındır. Esasen vahşi bir kadın kimsenin onun vücuduna hâkim olmasına izin vermez. Yalnız ya da bir partnerle dans eder. Çevresindekileri kucaklayıp sarar. Neşelidir ve iç sesiyle arzularıyla bağlantılıdır. Kaç kilo olması, ne zaman çocuk sahibi olması ya da başkalarının onayı için neler yapması gerektiğini kimse söyleyemez ona… Hisleriyle hareket eder,onlar duygulardan önce gelir, bunlara mantık da eklendi mi daha derinlere inen köklere sahip olur. Hisler kişisel deneyimlerle oluşur ve bu yüzden de durumsal değişkenlere bağlı değildir… Daha güvenilir, daha iyi.

Clarissa P. Estes, “Kendimiz olmak, başkaları tarafından sürgün edilmemize neden oluyor ama başkalarının istediklerine uymak, kendimizden sürgün edilmemize yol açıyor.” derken bu konuda tercih yapmamız gerektiğini öne sürüyor. İlerleyen paragraflarda kendimizi tanımanın, ayırt edici özelliklerimizi bilmenin bir beceri olduğunu öne sürüyor, kendi kişiliğimizle ön planda durarak benliğimizi gözlemleme fırsatı bulup, eylemlerimizi değerlendirme ve bunlardan sonuçlar çıkarabilme yetimizi geliştirdiğimiz konusu üzerine vurgu yapıyor.

“Güçlü olmak kas yapmak anlamına gelmez. İnsanın hiç korkmadan kendi aydınlığıyla buluşması, kendi usulünce vahşi tabiatıyla yaşaması demektir. Öğrenmek, bildiklerimize dayanabilmek demektir. Ayakta durmak ve yaşamaktır.”

“Sevilmeye duyduğumuz gizli açlık, hiç güzel değil. Sevgiyi eksik ve yanlış kullanmamız hiç güzel değil. Sadakat ve bağlılıktan yoksun oluşumuz sevgisizlik getiriyor. Ruhsal siğiller, yetersizlikler ve çocukluk hayallerine dayalı ruhtan ayrılmış hâlimiz çirkin.”

“Sürgün, eğlenmek için arzulanacak bir şey olmasa da, beklenmedik bir faydası var; sürgünün hediyeleri çoktur. Zayıflığı darbelerle çekip atar. Mızmızlığı ortadan kaldırır, hızlı kavrayış sağlar, sezgiyi arttırır, keskin gözlem gücü ile ‘içeride olanın’ asla elde edemeyeceği bir bakış açısı verir.”

“Yine de, en dolu haliyle aşk bir ölüm ve yeniden doğuşlar dizisidir. Bir aşamayı, aşkın bir yönünü bırakıp başka birine gireriz. Tutku ölür ve geri getirilir.”

“Yeniden yeni bir şey ekip yetiştirmek için en iyi toprak kaya dibidir. Bu anlamda, son derece acı verici olsa da, kaya dibine vurmak da yeni yaşamı ekmenin zeminidir.”

“Nefes alırken, nefesimizi alıp verirken, hata yapamayız.”

Kitap alıntılardan da anlaşılacağı gibi ‘Kendin ol.’manın yanı sıra ‘Güçlü ol.’, ‘Uzaklaşmak kendini keşfetmenize izin verir.’gibi cümlelerin altını dolduran yazarımız, ‘Kendinizi sevmediğinizde ne olur?’ sorusuna da cevap veriyor bu eserinde. ‘Özgün Sevgi’, ‘Dibe Vurmak’, ‘Gerçekçilik’ kavramlarını mit ve masalları baz alarak analiz ediyor ve olmazsa olmazımız duygularımızın önemine de değiniyor.

Dr. Clarissa P. Estes, en bilinen kitabı Kurtlarla Koşan Kadınlar’da erkek egemen ve kapitalist düzen içerisinde gücünü fark edebilmeleri için kadınlara doğal ve uygulanabilir birçok yöntem sunuyor. Bu yolda kadınların yapması gereken ilk şeyin içlerindeki doğal ve yabanıl sesi keşfetmek olduğunu; bu sesin kadınlara yaratıcılık ve gücün kapılarını açacağını ileri sürüyor.

Kurtlarla Koşan Kadınlar ilk yayımlandığı günden biri dünya çapında birçok kadının yaşamını derinden etkiledi.

İşte, vahşi benliğini ortaya çıkarmak isteyenlere 'Kurtlarla Koşan Kadınlar' kitabından öneriler;

 Dünyaya binlerce yıldızlı gözle bakmak için iç sesini ve sezgilerini yabana atma! Onlara kulak ver, sahip çık.

 Her beden güzeldir, yalnızca bunun farkına var! Günün modasına ve kalıplarına uygun olmadığı için bedeninin güzelliğini yok saymak onun sonsuz mutluluk hakkını elinden almaktır.

 'Bilinmeyen' yüzünden korkup adım atmaktan çekinme! Karanlık bilinmeyen bir kadının yolunu aydınlatacak en önemli etmenlerden biridir.

 Gerçekten kim olduğun konusunda kendini cesaretlendirmekten korkma!

 Yaşam süren içerisindeki zamanı korumayı bil. Kendi zamanına sahip çık ve başkalarının onu parça parça çalmasına müsaade etme.

 Güvenli limanlarını terk etmekten korkma...

 Hayat/ölüm/hayat doğasını anla ve onunla yüzleş!

 'Yırtıcı' olandan kendini sakınmayı öğren.

 Yaralarından utanma ve yaraların hayat boyu kendi dönüşüm gücünü yeniden keşfetmene yardımcı olduğunu anımsa...

 Gülmenin hayat verici gücünü ve içinde barındırdığı tinselliği unutma!

 Kendi içindeki alevi közlemek, kendi gücünü ortaya çıkarmak için etrafında seni koruyan bütün güçlerden kurtul!

 Bütün hikâyeler şifadır! Hikâyeciliğin, kadınlar arası hikâye paylaşımının şifacılığına itibar etmekte fayda var.

 Dibe vurmak tam anlamıyla acı dolu olsa da yeniden başlamanın tohum ekmenin, filizi beklemenin başka bir adıdır. Vurulan dibin sahip olduğun vahşi benliği filizlendireceğini unutma...

Kurtlarla Koşan Kadınlar’da yazarın yirmi sene boyunca masalları ve halk hikayelerini harmanlayarak, araştırarak ve çözümleyerek yazdığı tam bir başucu kitabı.

Doğadaki bağımızı güçlendirmek ve asla kopartmamak gerekirken, sezgilerimize ne kadar önem vermemiz gerektiğini anlatan Kurtlarla Koşan Kadınlar, bence herkesin okuması gereken bir kitap. Her kadın okumalı, arada toplanmalı, her kelimeyi, cümleyi yakalayarak tartışmalı.

Öyle roman gibi değil… her gün az az. Okurken, arada topraklanma ihtiyacıyla dışarı çıkarak yürüyüş ya da koşu yaptıktan sonra gelip yeniden okumaya devam etmeli…

Ne kadar yerinde olur bilmiyorum ama sormadan geçemeyeceğim. Şu alıntı kadınlara dair en büyük gerçekliği anlatmıyor mu? “Kadınların gücü konusundaki literatürün büyük bir bölümü, erkeklerin, kadınların gücünden korktuklarını söyler. Bense hep şöyle haykırmak isterim: Meryem Ana! Ne kadar çok kadın, kadınların kendi gücünden korkuyor.”

Kaynakça:
https://aklinizikesfedin.com/...kitabindan-7-alinti/
https://aklinizikesfedin.com/...nde-bir-kurt-vardir/
https://onedio.com/...indan-13-ders-763487
https://ekmekvegul.net/...ak-hafizasini-aramak
560 syf.
·8 günde·10/10 puan
Teşekkür Bölümü

Bu kitabı bana öneren Emel ve Derya Ablaya, kitabı bana armağan eden Pelin'e sonsuz teşekkürler... Bu bir kız kardeşlik dayanışması! Ben de bu sorumluluk ile kitabı inceleyeceğim.

Spoiler Var mı?

Bu kitap hakkında uğraşsam bile spoiler veremem. İncelememde yazarın bana fısıldadıklarını kendi yaşam deneyimimle ve bakış açımla sentezledim. Sadece bunu yaptım. Ayrıca bu kitaba benim gibi ihtiyacı olan kadınlar için özenle durdum incelemenin üzerinde. Dilerim işe yarar.

Okuma Sürecim

Bu kitabı içsel çatısmalarımın doruklara ulaştığı bir zaman diliminde okudum. Bana ilaç gibi geldi. Kuşkusuz başka hiçbir şey beni bu denli iyileştiremezdi. Kitabı okurken yaşamım da benimleydi, sezgilerim etkindi. Her tümce üzerine uzun uzun düşündüm. Sözgelimi: "Kadınların yaşlarını yıllarla değil de, savaştan kalmış yara izleriyle saymaları da iyi bir fikirdir." (s.431) Burada durup yara izlerimi saydım. On savaş yarası yaşında olduğuma karar verdim. Bu sadece küçük bir örnek, kitabı okurken defalarca kendimle yüzleştim. Kendinden kaçanlara önermem bu yüzden. ;)
Bu biz kadınlar için bir baş yapıt! Okuyup kenara koyabileceğimiz bir kitap değil. Ben de yeniden yeniden okuyacağım. Yazar da bunu salık veriyor: "Başka birçokları için olduğu gibi benim için de, birçok kitabı anlamak yeniden okumakla başlar." diyerek..
(s.524) Anlamak, anlamak bütüncül ve derinlemesine...


Neden Kadın?

Kitabı okurken "Neden sürekli kadınlara yönelik okumalar yapıyorsun?" gibi sorularla karşılaştım. Onlara verdiğim yanıtlardan bir tanesi: "Çünkü bir kadının bireyselleşmesi sağlıklı bir toplumun en temel gereksinimidir."

Kız Kardeşlere Açık Mektup

Merhaba, kız kardeşim.
Ben de senin gibiyim. Tarih boyunca örselenen kadınlardan yalnızca bir tanesiyim. Biliyorum sen de tıpkı benim gibi sana ait olmayan seslerle kuşatıldın hep. Hayatında daima farklı sıfatlarla yer aldılar. Ama hepsinin değişmez bir tek rolü vardı: Yok etmek! Yaşamı yok etmek... Bazen kulak tıkadık onlara ve La Loba gibi ölü kemikleri şarkılarımızla dirilttik. Bazen de sesimizi duymaz olduk onların gürültüsünden. Kirbitçi kız gibi yandık, kül olduk, ama bitmedik! İçimizde dev bir anka kuşu var, onu duyuyor musun? Haydi, ormana kurtlar bizi bekliyor. :)



Ormana Dalış

Bir kadını hangi canlıya benzetirsin? diye sorsalardı ne yalan söyleyeyim kurt hiç aklıma gelmezdi. Varsıl doğamızın benzeştiği canlılardan bir tanesi vahşi bir kurt. Üç günlük kelebeklere, ilk rüzgarda hemencecik yaprakları düşen gelinciklere değil, vahşi bir kurda! Kitabı elime ilk aldığımda kurtlar ve kadınlar arasındaki benzerlikleri düşündüm. İlk kez çocukken uzaktan görmüştüm kurtları. Yabani ve görkemliydiler. Yetişkinler biz çocuklara hiç iyi şeyler söylemezdi onlar hakkında. Kurtları tanımadan haklarında olur olmaz efsaneler uydururlardı. Tıpkı biz kadınlara yaptıkları gibi. Bu benim tespit ettiğim ilk ortak özellik. Gelelim ikincisine. Kitabı okurken arkadaşlarımla, özellikle erkeklerle, aramızda yaptığımız tartışmalardan yola çıkarak şunu sezinledim. Onlar vahşi olan kadından korkuyorlar, tıpkı vahşi kurttan korktukları gibi. Onlarla alay etmedim, kız kardeşlerim. Çünkü biz de korkuyoruz bu vahşi kadından. Ona uymamak daha kolay geliyor çoğumuza. Öyle değil mi? Oysa onun benliğimizde olduğunu bile bile nasıl yokmuş gibi yaşarız? Yok olarak günden güne...

Şimdi de Clarissa Pinkola Estes'in gerçekçi bir gözlemle bizlere sunduğu 'kadınlar ve kurtlar arasındaki ortak özelliklere' bakalım. "Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir." (s.25) Yazar postu kolayca deldirmek için burada olmadığımızı da vurgular devamında. Tıpkı kurtlar gibi! Dikkate alınmasını istediğim diğer tespit ise şu: Bir kurt "Bir kıtlığı takiben sürü bir öldürme cinnetine kapılabilir. (...) Yiyeceklerinden çok daha fazlasını, ihtiyaç duyabileceklerinden çok daha fazlasını öldürürler." (s.258)
Peki uzun bir süre aç kalan bir kadın ne yapar?
İşte yanıtı: "... Bir hayata aç olan kadınlar, aşırılıklar ya da aşırı davranışlar yoluyla güçlü bir öldürme dürtüsü duyabilirler. Bir kadın uzun dönemler boyunca kendi döngülerinin ya da yaratıcı gereksinimlerinin dışında yaşadığında alkol, uyuşturucu, öfke, tinsellik, başkalarının ezilmesi,onunla bununla düşüp kalkma, gebelik, çalışma, yaratma, denetim, eğitim, düzen, beden sağlığı, abur cubur yiyecekler (adını siz koyun) gibi sık görülen aşırılıklara kaçmaya başlar." (s.259)

Peki, kız kardeşim bu sorunlar ve daha fazlası ile nasıl baş edeceğiz? Silahlarımız neler? Bence en güçlü silahımız: sezgiler! Bu yaşamda öyle işlevsel ki... Size de olmuştur mutlaka şu: Yanlış ilişkiler ya da iletişim ağında yer aldığınızda, canavarların ortasında kalmış gibi huzursuz olursunuz. İçimizdeki bir ses bize huzur vermez: "Buraya ait değilsin. Git, kurtul ya da kal saldır ama özgür ol" diye haykırır adeta. Bazen de sustururuz bu sesi. Belki de böyle böyle yaralanır içgüdülerimiz... Zedelenen bir içgüdü ise bizi tuzaklardan korumayı başaramaz. Böyle olunca da gider katilimize aşık oluruz. Onunla pazarlık yaparız, karşılığında yaşamımızı ortaya koyarak.
Bizi saldırılara açık hale getiren bir başka yönümüz ise yazarın da vurguladığı gibi safdil bir kadın olmamızdır. Bence yaşamın başında bütün kadınlar safdildir. Belki de bu yüzden yazar şöyle diyor: "Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir." (s.408) Peki bu saldırıları atlatmış olmamız bir daha hiç karşılamayacağımız anlamına mı geliyor? Bence hayır! Biz güçlendikçe karşılaşacağımız kötücül güç de büyüyecek. Bence sırf bu yüzden bile geçmişimize teşekkür etmemiz gerek. Onların saldırıları olmasaydı belki de pençelerimizi hiç fark edemeyecektik. İyi ki geçmişler yaşamımızdan. Annelerimizin, babalarımızın gözünde olduğu gibi yaşam boyu kız çocuğu kalarak bu yok edicilerle savaşamayız. Vahşi kadına gereksinimimiz var. Vahşi kadının da tıpkı iskelet kadın gibi kendini mavi sulara bırakmaya gereksinimi var. Ama yanıltıcı olmayan mavi sulara...

Kız kardeşim başka yaşamlar düşlüyoruz. Bu yaşamlar uğruna, çirkin ördek yavrusu gibi yolda olmaya devam edelim olur mu? Elbette bir gün bize benzeyenler çıkacak. El yapımı bir yaşamda!

Kız kardeşim
Ruh evine en son ne zaman uğradın? En son ne zaman yollarda kendini dinleyerek salına salına kaygısızca yürüdün? En son ne zaman estetik algısı gelişmemiş çirkin modernizmin dayatmalarına aldırmadan kendini güzel buldun? Yapay dünyaya bütün doğallığınla en son ne zaman kafa tuttun? Seni sen kılan özel yeteneklerinle tanıştın mı? Bu yetenekleri geliştirmek için kendine zaman ayırdın mı?
Bu soruların nicesini soruyorum kendime. Öykülerle yanıt verdim her birine. Ve kendi öykümle de en büyük yanıtı vereceğim, günün birinde. El yapımı kırmızı ayakkabılarımı giyerek elbette.

Kız kardeşim, senin öykün de benzersiz olacak. Buna yürekten inanıyorum. Öykünü cesurca yaratırken gülmeyi, sınırsızca gülmeyi unutma olur mu? Gülmek çoğaltır, büyüler, yeniler ve daha güçlü yaşatır. Gözyaşlarının da bir anlamı var, ruhu yıkar. Gözyaşı deyince aklıma yaşadığım bir anım geldi. Geçen gün yolda yürürken bir oğlan çocuğu ve bir kız çocuğu gördüm. Birbirlerine sarılmış ağlıyorlardı. Uzaktan baktım onlara. Bir çocuğun yarasını zaten en en iyi diğer çocuk sarardı. Bu büyülü anı bir kadın çığlığı bozdu: "Lan ne ağlıyon! Sen gız mısın? Erkek adam ağlar mı?" (O an bütün erkekleri ağlatmak istedim, elimde bir sihirli değnek olsaydı kesin o an bunu yapardım. İyileşsinler diye) Bu sözler üzerine oğlan hemen gözlerini sildi. Kız ise yalnız başına ağlamaya devam etti.

Bu sadece bir örnek!
Aslında erkekler de tutsak. Onlar gözyaşlarını saklamak zorunda, biz kahkahalarımızı... Oysa ikisi de iyileştirir insanı.
Kız kardeşim hepimizin iyileşmeye gereksinimi var. Öteki olanı yaftalamadan, onu da hasta yapmadan...
Haydi şimdi.
Ormana.
Öykünü yazmaya...

Yorumum

Ne desem eksik kalacak biliyorum. Şu şekilde toparlayayım son olarak. Bu yapıt sayesinde bir kadının, en önce kendisiyle, sonra öteki olanla, doğayla, toplumla ve tarihle nasıl ilişki kurması gerektiğine yönelik harika yönergeler aldım. Kendi özel çeşnimi katarak daha da renklendireceğim yaşamı. Mücadeleye devam. :)
544 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
HAYATINIZI, ÇİÇEKLENENE KADAR SULAYIN: GÖZYAŞINIZLA, KANINIZLA, KAHKAHANIZLA...

Önce yık, sonra yine yarat!
Kaderini baştan yaz...
Özünü bul...
Hayatın ışığı sensin, ışığın sönmesin!
Işığını söndürmelerine izin verme!
Sezgilerini umursa ve güven.
Dans et, şarkı söyle, şiir oku.
Bilgesin unutma!
Sahte bir özgürlük duygusunu hissettirip seni esir almak isteyenlerden uzak dur!
Ruhunu öldürme!
Hayatındaki yıkımların sebep ve sonuçlarını değerlendir, yıkımlarından ders al.
Arzu, ilgi ve özlemlerinin tahrip edilmesine izin verme!
Hayallerinden vazgeçme!
Kendinle yüzleş.
Önce kendine şifa ver, sonra şifa dağıt.
Gölgeye gizlenmiş gerçeği gör!
Yorulsan da ilerle!
Bir gardiyana ihtiyacın yok, kimsenin kölesi olma!
Everest’e tırmanmasan da, üç doktora yapmasan da değerlisin unutma!
Duygularını temiz tut.
Yaz...
Resim yap...
Dans et...
Yarat...
Sadece hayatta kalmakla yetinme; serpil, büyü...
Hayatını küçük bir pakete tıkıştırma...
Düşersen ayağa kalk ve yine kendine yaslan.

Eşinden, sevgilisinden, patronundan, arkadaşından, toplumdan sürekli eleştiri ve direktif alan kadınların enerjileri gittikçe soluyor, cesaretini yitiren kadın öğrenilmiş çaresizlikle vazgeçiyor kimi zaman.
Dışlanmaktan korkup toplum kurallarına uyduğunda vahşi ilk içgüdüsel kadınlığından da vazgeçiyor.

Direnen, isyan eden kadın bu kuralları reddedererek özünü korumaya çalışıyor, ardından da böyle kadınlara “deli” damgası yapıştırılıyor.
Uyumlu ve terbiyeli olmaya zorlanan kadınlar da ruhsuzlaşıyor.

25 yılda yazılan ve içinde pek çok masal ve efsane derlemesi bulunan bu kitap KADINın kendi özünden nasıl uzaklaştığını ve içgörüsünü tekrar kazanmak için kendine inanması gerektiğini anlatıyor.

“Estes’e göre, kurtlarla kadınlar arasında; vahşilikleri, zarafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estes’in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağlarını kopartmamış temel alan kadınları içeriyor.”

Hey kadın! Sezgin seni ışıklandırsın...Işığın sönmesin...
560 syf.
·29 günde·10/10 puan
Okuyup da sizin için bitmeyen kitaplar vardır. Okuyup bitirirsiniz sonrasında içinize işler, zihninizde gezinir, her öyküsü ile hayatınıza dokunur, size yön verir, yeniden şekillenir ve doğarsınız.Bu kitap tam da böyle bir kitap. Her satırı başka bir aydınlanma, sorgulama ve yeni bir ufka yelken açıyor... Bitirme kaygısı duymadan yavaş yavaş okudum, cümleleri adeta içtim. İçtikçe susadım. Kendi içinize ruhsal bir yolculuğa çıkarak orada saklı kalmış, belki de unutulmuş tine seslenirken bulacaksınız.. Kadın olmanın güçlüğü hiçbir toplumda, kültürde değişmemiş zaten, hep aynı hadiselerle karşılaşıp tekerrür edip durmuş. Ve bu kitapla kendi elinizden tutup, aldığınız güçle ayağa kalkıcaksınız. Kitap size önce durumunuzu gösteriyor, sonra sonuçlarını ve en sonda ne yapmanız gerektiğini. Tüm bunların yollarını aramanıza gerekte kalmıyor. Kitap tüm yolları göstermeden önce içinize dönmeyi, seslenmeyi öğretiyor. Doğru seslenmeyi bilirseniz nasıl canlandığınızı, silkelenip kendinize geldiğinizi görüceksiniz. Benim için ruhsal bir yolculuk, güzel bir deneyim oldu. Kadınların anayasası denilecek nitelikte bir kitap.. Bitmedi. Bütün sayfalarını okudum. Ama henüz bitmedi. Hatta, bu defa, yeni başlıyor sanki.
560 syf.
·14 günde·10/10 puan
Kadınların ANAYASASI kitabı denilecek nitelikte bir kitap.

Benim için bir kitaptan çok sanki karşıma oturmuş bana terapi uyguluyormuş gibi bana ruhumu, tinimi, egomu, enerjimi, bilinç altımı farkına olmamı sağlayıp, kendimi süzüp, hayatta yerimi, durumumu tartmama neden oldu.

Sevgi, akıl, inanç, sabır, cesaret gibi her kişinin doğasında mevcut bulunan hisleri doğru şekilde, doğru yerde ve doğru zamanda kullanmama rehberlik edip bana hayatı dengeleyerek, zorluklarla nasıl başedeceğimin yolunu gösterdi.

Hayatta; amaçları, hedefleri, cesaret edemedikleri için erteledikleri hayalleri olan tüm kadınlar bence hemen kendilerine rehber olacak bu kitabı edinmeli.
Kitabın size en büyük katkısı :ESARET İLE DEĞİL CESARET İLE YAŞAMANIZIN yolunu göstermesi olacak
544 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10 puan
Harika bir kitap okudum ama ne açıdan harikaydı onu açıklayayım. Roman okumanın dışında ders çalışır gibi notlar alarak, araştırmalar yaparak kitap okumayı çok severim. Ayrıntı Yayınları’ndn “Ağır Kitaplar” adı altında baskısı olan bu kitabı muhakkak görmüş veya duymuşsunuzdur. Uygun zaman olduğunu düşündüm ve günlere yayarak okumaya başladım, düzenli bir planlama yaptığım için yanında farklı okumalar da yapmaya devam ettim.
Yazar klinik çalışmalarını, araştırma ve gözlemlerini farklı coğrafyalardan derlediği masal, mit ve öykülerle harmanlayarak kadınların ruhsal derinliklerine doğru bir çözümleme yapmış. Öykülerin kahramanları, kahramanların temsil ettiği arketipler, öyküdeki mekanlar, objeler, simgeler ve bunların varsa psikanalizdeki karşılıkları, olayların oluş biçimleri, durumlar, sonuçlar hepsi incelenmeye çalışılmış. Dünya mitlerinden kadın kahramanların benzerlikleri, anaerkinin ataerki karşısında kayba uğraması mitler ve masallar bağlamında ele alınmış. Zaten kitap tam 25 yılda tamamlanmış, ne kadar doyurucu bir kitap okuduğumu daha nasıl anlatayım :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Clarissa P. Estes
Tam adı:
Clarissa Pinkola Estés
Unvan:
Amerikalı Psikanalist, Şair, Yazar
Doğum:
Indiana, ABD, 27 Ocak 1945
New York Times'ın en çok satanlar listesinde 145 hafta kalan ve iki milyondan fazla satan Kurtlarla Koşan Kadınlar (1992) kitabının yazarıdır.

Estés, sertifikalı psikanalistidir. Doktorasını 1981 yılında Union Institute & University'den, kültürel ve kabile gruplarındaki sosyal ve psikolojik kalıpların incelenmesi üzerine etno-klinik psikoloji alanında almıştır. Ruhsal yolculuğa dair birçok kitabın yazarıdır. 1992'den itibaren çalışmaları 37 dilde yayınlandı. Women Who Run With the Wolves: Myths and Stories of The Wild Woman Archetype adlı kitabı, 145 hafta boyunca New York Times'ın en çok satanlar listesinin yanı sıra USA Today, Publishers Weekly ve Library Journal gibi diğer en çok satanlar listelerinde yer aldı.

Estés, çalışmalarına 1960'larda Illinois, Hines'daki Edward Hines Jr. Veterans Administration Hastanesi'nde başladı. Orada kuadrapleji ile yaşayan, kol ve bacak kaybı nedeniyle sakat kalan Birinci Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı, Koreli ve Vietnam Savaşı askerleriyle çalıştı.

Yazar istatistikleri

  • 408 okur beğendi.
  • 2.612 okur okudu.
  • 1.420 okur okuyor.
  • 6,8bin okur okuyacak.
  • 425 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları