Coşkun Deniz Ercan

Coşkun Deniz Ercan

Çevirmen
8.5/10
23 Kişi
·
32
Okunma
·
0
Beğeni
·
2
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
181 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitap bu kitaptı kesinlikle. Tesadüfen elime geçen bu eseri okuduğum için gerçekten müthiş bir doyuma ulaştığıma inanıyorum. Baskısı yok sanırım. Kütüphanelerden temin edilebilir benim yaptığım gibi. Ancak ne şekilde olursa olsun mutlaka okunması gereken bir kitap diye düşünüyorum.
Eserle ilgili iki süper inceleme var. Hakan ve Sezen hocalarım müthiş incelemişler. Eğer bu incelemeyi okuyorsanız bahsettiğim diğer incelemeleri de okumanızda yarar var.
Uyku hastalıkları doktoru Joseph'in uykuyla ilgili düşünceleri uykuya verdiği önem hakikaten dikkate ve okunmaya değer. Ne kadar uyuyoruz bu sürenin ne kadarı nitelikli uyku veya nasıl uyuyoruz bunu size ciddiyetle sorgulatıyor. Şahsen ben geceyi seven bir insan olarak bazen erken kalkmam gerektiğinde yaşadığım uykusuzluğun getirdiği gün içindeki eksikliği fazlasıyla hissediyorum. Enerjinizi motivasyonunuzu ve hayata bakışınızı etkileyen bir ihtiyaç uyku. Kimi insanlar az uyur kimileri mütemadiyen sekiz saat. Ancak yazarın da değindiği erken uyanmak için uyumaya çalışmak herhalde en zoru.Blanc eserde Joseph üzerinden uykunun önemini o kadar güzel şekilde belirtmiş ki uykuyu ciddi bir şekilde sorgulamadan edemiyorsunuz. Bir süre sonra Doktorun saplantılı düşünceleri zıt ana karakterin {tam bir sistem adamı (ki bu adama ayrı parantez açılması lazım; Caraco'nun Kaosun Kutsal Kitabı'nda bahsettiği "yitik kitle"nin yok edilmesi fikri, ilginçtir bu zıt karakterin de benimsediği fikir tek çelişki gibi geldi bana. Sonuçta bu adam yitik kitlenin de az da olsa katkısını gören bir adam. Tartışılabilir, kesinlikle tartışmaya açık...} kesişmesiyle öyle bir hal alıyor ki kahramanımız delirme aşamasına geliyor. Blanc'ın güçlü kalemi bunu o kadar güzel işlemiş ki eğer delilik kısmı biraz daha uzun olsa sanırım kitabı fırlatıp atardım.
Söz konusu uyku olduğunda onun en güzel meyvesi rüya da eserde müthiş işlenmiş. Gün içinde karşılaştığımız insanlar, gördüğümüz cisimler, bizi etkileyen olaylar, çok uzun zaman önce yaşadığımız veya ümit veya korku duyduğumuz şeyleri nasıl bilinç altımıza itip rüyamızda buluşuyor özgürce yaşıyorsak bunun çok güzel resmini Blanc eserinde Joseph ile harikulade sergilemiş.
Joseph'in karşılaştığı kadın karakteri de çok ilginç. İlk gördüğünden itibaren düşünceleri, etkilenmesi, kendine ket vurmaya çalışması ama dayanamaması beraberinde genellediği kadın karakterine çok zıt bir karakterin ortaya çıkması ki kadının çalıştığı iş de ayrı bir ironi katmış.
Kitabın çok etkili olmasının en büyük sebebi de sanırım her cümlenin düşünce içeren özenle yerleştirilmiş kelimelerle işlenmesiydi. Sıradan ve düşük tempoyla başlıyormuş gibi görünüp sonlara doğru müthiş patlama yapmasının en büyük etkisi de bu sanırım. Joseph'in uykunun önemiyle ilgili ve buna dayalı hayat, ölüm, us vb. temalara da değindiği konuşmasıyla gördüğü müthiş rüya da yabana atılmamalı tabi.
Üzerine çok konuşulabilecek, daha çok okunması gereken, az okunduğu için mesafeli hiç durulmamasını ve tekrar basılmasını umduğum bu kitabı herkese tavsiye ediyorum. İyi okumalar dilerim...
181 syf.
Heyy gidi koca imparatorluk; diğer imparatorlukların başına geldiği gibi o son senin de başına geliyor gibi belki de çoktan geldi farkında değiliz.

İnceleme yapıp yapmama arasında daha doğrusu yapabilme ile yapamama arasında kalmıştım hala da arasındayım ama bir şeyler yazmadan da duramadım. Her gece yattığımda aklıma geliyor kitap. Bu kitaptan sonra uykularım, uykuya hazırlanırken ki düşünceler bile değişti.

Öncelikle kitabın basımı yok arkadaşlar ve böyle kaliteli bir eserin neden basımı olmadığını gerçekten çok merak ediyorum. Keşke basımı olsaydı da alıp kütüphaneme koyabilseydim. Okumak isteyenlere elimde Epub formatı var ulaştırabilirim.

Bu kitabı Hakan hocamızın (Şu an sitede yok keşke olsaydı da yaptığı incelemeyi bir kez daha paylaşabilseydim) ve Sezen hocanın incelemesinden (#9810771 ) sonra okumaya karar vermiştim. İsmi de dikkatimi çekmedi değil. Böyle bir imparatorluk olsa; ki sanırım şu an var diyebiliriz, antidepresanlarla, uyku haplarıyla oluşturulmuş bir imparatorluk. Kahramanımız Joseph tüm bunlara karşı çıkarak uyku makinesi yapmaya karar veriyor. Aslında burada karşı çıktığı sistem kapitalizm ve bunu kitabın içinde çok net bir şekilde görebiliyoruz. Sistemin ilaçlarla insanları nasıl yönlendirdiğini de fark etmemek mümkün değil. Orada kendi imparatorluklarını kuruyorlar.
Yaşadığımız şu devirde toplumun uyku kalitesinin nasıl olduğunu tahmin etmek güç olmasa gerek. Otobüslerde, metrolarda ve imkanını bulduğu her yerde uyuyabiliyor insanlar. Çünkü uykuya ayıracak vaktimiz kalmadı veya biz uykuya gerçekten zaman ayırmıyoruz. Oysa ki uyumakta bir sanattır. Kaliteli uyku, kaliteli insanlar doğurur.
En büyük zenginlik sabah alarm sesiyle uyanmak yerine kendi kendine uyanmaktır çok net. Ve biz gerçekten çok fakiriz.
Bu şekilde de nasıl mutlu olunur ki. Uykusunu alamamış bir insan düşünün psikolojik, fizyolojik ve bir çok yönden bitik durumdadır aslında. Uykunun önemini bu kitaptan sonra daha da iyi kavrayacaksınız. Günümüzde bir çok doktor, uzman vs. uyku kalitesi konusunda birçok şey söylüyor duyuyoruz Joseph’te uykuyu kurtarmak için makine icat ediyor ancak sonrasında o makineyi ilaç üreticilerine satıyor bunun üzerinden devam ediyor.

Ayrıca Sefiller’den sonra en çok alıntı yaptığım kitap bu oldu. 190 sayfalık kitaptan 42 alıntı yapmışım alıntılar adeta bir manifesto gibi. Örnek vermek gerekirse (#26178941 , #26186580 , #26189663 , #26300321 ) bu alıntılar bile kitabı okumanız için sizi teşvik edecektir.

Benden bu kadar. Yazılacak o kadar çok şey var belki ama hiçbir şey yazmamaktan iyidir herhalde.
Tekrardan bu eseri pas geçmeyin mutlaka okuyun.
181 syf.
Joseph Cavalcanti... Kendini uykuya adamış, mütevazı bir dairesi, Livingstone adlı kedisi, "düşlük" olarak adlandırdığı ve yatak odası olarak kullandığı kitaplığı ve Kristof Kolomb tablosundan başka pek de bir şeyi olmayan bir adam. Maddi açıdan bakarsak pek fazla bir şeye sahip olmayan dehalardan biri yani. Lakin onun en büyük zenginliği, kapitalist dünyanın çarkları altında ezilmiş birçoğumuzun yitirdiği bir şey: Uyku. Hem de öyle, sadece günün yorgunluğunu atmak adına yapılan, karanlık sahnelerle ve günün karmaşasından kesitlerle yoğrulmuş vakit kayıplarından değil. Onun rüyaları tamamen bambaşka dünyalara açılan kapılar misali canlı ve kendisi tarafından yönlendirilebilir. Hatta bu dünyalara yaptığı yolculukları o kadar çok önemsiyor ki, yolculuk için kıyafetlerini bile (yani pijamalarını) özenle seçiyor. Rüyalarında bir de düşmanı var tabii, her uyku öyle pamuk gibi bulutlar üstünde uçarcasına uyunmuyor. Engizisyon Başyargıcı, Joseph'in uykularını ele geçirmek için peşine düşüyor. Bu serüvenin yanında gerçek diye tabir ettiğimiz dünyada ise Joseph'in hayatına giren karakterler gerçekten harika karakterlerdi. Özellikle ben, kütüphanedeki adamı, kitapta az bir yer kaplıyor da olsa, çıkarımlarından dolayı tuttum yani. Onun dışında Sonia, olması gerektiği gibi iticiydi, Halkların Babası, olması gerektiği gibi nutuk atıp duran bir tipti. Yine de her birinin, altı çizilesi cümleleri mevcuttu. Joseph'in ideali olan makineyi icat etmesi ve sonrasında bunun amacı dışında, aymazlıkla kapital düzene alet edilmesi, beni fazlasıyla üzdü. Nitekim insanın yaşama gayesinin, böylesi çirkin bir çarkın dişlileri arasında öğütülüp manasız bir posa haline getirilmesi, ona hayatını adayan insanın ömrüne saygısızlık olarak kabul edilebilir. Finali ise bende mutlu bir son izlenimi uyandırsa da, derininde bir yenilginin izlerini de taşıyor olabilir. Çıkarımı okuyunca yapınız deyip keyifli okumalar dileyeyim şimdilik :)
181 syf.
·10 günde
Uyku...

Hayatımın bir döneminde onunla ilgili çok olumlu şeyler duydum. Uyursam büyürdüm mesela, dinlenirdim. Erken yatarsam uykumu iyi alır sabah dinç uyanırdım.

Hayatımın başka bir döneminde ise uykuyla ilgili oldukça olumsuz şeyler duydum. Tembellik belirtisiydi mesela. Yapılacak onca iş varken öğlene kadar yatılmazdı. Hem sonra ‘’yalnızca aptallar günde sekiz saat uyur’’ şeklinde bir şehir efsanesi yayılmıştı bir zamanlar.

Uykuyla ilgili duyduklarım bunlarla sınırlı değildi. Bir de mistik boyutu vardı olayın. Uykudayken ruh insan bedeninden ayrılıp bilmem kaçıncı kat semada gezinirdi, diğer ruhlarla karşılaşırdı. Sonra bir de rüyalar vardı, rüyalar öyle hafife alınmazdı, bazılarında ilahi mesajlar gizli olabilirdi ama bu rüyanın rahmanî mi yoksa şeytanî mi olduğuna bağlıydı.

Bense uykunun bir ihtiyaç olduğunu düşünürüm hep, yemek yemek gibi. Üstelik karşı konulmaz bir şeydir, uykuya yenik düştüğüm ya da bir yerlerde uyuyakaldığım zamanlar olmuştur. Rüyaların ise tamamen bilinçaltı ile ilgili olduğunu düşünürüm. Bugüne kadar gördüğüm rüyalar ya gün içinde yaşadığım olaylarla alakalıdır ya da o sıralar kafama taktığım bir şeyle. Kötü rüyaları ise hep uyanmam gereken bir saat veya durum varsa ve ben uyanamamışsam, uyanmamın hemen öncesinde görürüm. Anlayacağınız benim açımdan aşırı anlam yükleyecek bir durum değildir rüyalar.

Uyku bazı bilim insanlarının ve sanatçıların çalışmalarında ve eserlerinde de büyük rol oynar. Bu sanatçılar ve bilim insanları düşüncelerini serbest bırakıp uyku sırasında yeni eserler üretmek için ilhamlar yeni çalışmalar yapmak için fikirler edinirler. Bu kişiler için uyku adeta bir çalışmadır. Albert Einstein ve Salvador Dali bu isimlerden yalnızca ikisi.

Yaşamımızın bir gerçeği olan, çoğu zaman göz ardı ettiğimiz ama şöyle bir durup düşününce üzerine söylenebilecek çok sözün olduğu, biraz araştırma yapınca hakkında çeşit çeşit bilgiye ulaştığımız bir kavram uyku. Yani üzerine kitap yazılacak derecede kapsamlı.

Uyku İmparatorluğu bu düşünceyi desteklemek amacıyla mı yazılmış? Emin değilim. Ancak okurunu büyülü bir yolculuğa çıkaracak kadar güzel bir edebi eser olmasının yanında karakterler arasında geçen diyaloglardan tutun da uyku hakkındaki betimlemelerine varıncaya kadar nerdeyse her sayfası oldukça ilginç görüşlerle bezenmiş felsefik bir kitap.

Adı üzerinde Uyku İmparatorluğu.

Biraz da kitabın anlattıklarına değinelim. Joseph Cavalcanti, uyku hastalıkları alanında çalışan bir doktor, kitabın baş kahramanı ve onun dünyası uyku üzerine kurulu. Onun için uyku sıradan bir eylem değil öyle ki pijamalarını bile özenle seçiyor. (#37007757) En büyük hayali bir gün insanlara uykunun sanılandan daha önemli olduğunu anlatmak ve onlara düşler yardımıyla yeni dünyaların kapısını açabileceklerini göstermek.

Bunu başarabilmek için insanları ikna etmeyi sağlayacak bir şeyin (gördüğü düşten yanında getirebilmeyi başardığı bir nesnenin) peşinde Joseph Cavalcanti. Bu yüzden de uykuyu adeta bir ritüel haline getirmiş durumda.

Uyku ile ilgili çok ilginç bulduğum görüşleri var Joseph’in. Bunlardan ikisi:
* #37246613
* #37246749

Beni en çok etkileyeni ise uykunun en büyük düşmanının uyuyamama korkusu olduğuydu. (#37246832)

Uyumak dediğimiz şey günümüzde zaten olması gereken anlamı ve değerinin çok uzağında. Daha çok çalışma ve bunun için de çalışmaya erken başlama amacıyla uykuya sınırlı bir saat ayırdığımız için birçoğumuzun en büyük korkusu uyanması gereken saatte uyanamamak ve buna bağlı olarak da uyuması gereken saatte uyuyamamak.

Oysa kitabımızın kahramanı Joseph Cavalcanti ‘’Uykuyu bir zaman dilimiyle sınırlamak, sonsuzluğu kutuya sokmak demektir. Uyku sonsuzluğa açılmalıdır, bir çalar saatin kulak tırmalayan zili üzerinde kırılmamalıdır…’’ diyor. (#37246869 )

Joseph için uyku bir çalışma alanı halini almışken yaşadığı toplumda bir ‘’sorun’’ halindedir. Çünkü birçok insan uyku problemi yaşar ve bunun üstesinden gelmek için de uyku ilaçlarına yönelir. Joseph uyku gibi önemli bir şeyin bu yöntemlerle yara almasına kesinlikle karşıdır. (#37005016 , #36916984) Bu nedenle uykuyu kurtaracak bir icat geliştirir. Geliştirdiği icat çalar saatin tam tersi bir mekanizma ile işleyen uyutucudur.


* Kitap hakkında keyif kaçıran ayrıntılı bilgi *


İnsanların uyku problemine çözümü uyku ilaçlarında bulması ilaç üreten firmaların işine gelen bir durumdur haliyle. Bunların başında da Rapion isimli bir adamın sahibi olduğu bir ilaç şirketi gelmektedir. Joseph geliştirdiği makinenin piyasaya sürülmesi için bu adamla görüşür. İcadın arkasındaki dehayı fark eden ancak makinenin bir getirisi olamayacağını söyleyen Rapion önce teklifi geri çevirir ancak sonra aklına bu icadı kapitalist hedeflerinde (rüyalara reklam yerleştirme gibi) kullanma fikri gelince karar değiştirir.

Joseph yaptığı icadın bu gibi amaçlarla kullanmasına kesinlikle karşıdır ancak bir gaflet anında anlaşmayı kabul eder. (Daha sonra bir tank ile makinenin üretildiği fabrikayı düm düz ederek bu icadı yok etmek zorunda kalacaktır. Tabi sonrasında akıl hastanesi)

Yaptığı onca şeye rağmen icadını hayata geçiremeyen ve insanlara uykunun gerçek değerini anlatamayan Joseph içine kapanır, herkesten ve her şeyden kaçarak köyüne yerleşir.

Kitabın beni en çok etkilediği ikinci nokta ise Joseph'in katıldığı kurultayda gerçekleştirdiği konuşmasında saklı. Bu konuşmanın sonu kitapta en büyük hayal kırıklığını yaşadığım yer oldu. Uyku alanında çalışmalar yapan insanların konuşacağı bir kurultaya katılmak üzere gemi yolculuğuna çıkan Joseph bir ruh doktorunun onu akıl hastanesine kapatması nedeniyle kurulyaya gidemez, ilaçların etkisiyle uyuyakaldığı için konuşma yapacağı günü kaçırır. Uyandığında pijama ile sokağa atar kendini, kurultayın ancak sonuna yetişebilir. Konuşmak için kendini sahneye atar ve inanılmaz etkileyeci bir konuşma gerçekleştirir. Fakat...
(Devam eden kısmı öğrenmeniz için kitabı okumanız gerekiyor :)) )

Kitap boyunca okuru büyülü bir anlatımın içine alıp düşler ülkesinde yolculuk yaptıran bu anlatımın mutlu sonla bitmemiş olması beni biraz hayal kırıklığına uğrattı açıkçası. Joseph, her ne kadar geleceği pembe gözlüklerle görsek de içinde bulunduğumuz gerçekliğin umutsuzluğu ile yaşadığımızı bir kez daha hatırlattı.
181 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10
Gerçekten çok keyifsiz bir kitaptı. Beynimi çok yordu, bunu okuyana kadar iki kitap bitirirdim, o kadar elime alasım gelmedi ki, bir türlü okuyamadım. Zor bitti. Okuduğum güzelim kitaplardan sonra sanki bunu bitirmek bana işkence gibi geldi. Kurgusu, dili imgelemi güzel, fakat konuları çok uzatması ve kitaba ve konusuna nazaran fazla felsefik cümleler kurulması beynimi çok yordu. Pek tavsiye etmiyorum, meraklısına keyifli okumalar dilerim...
181 syf.
Tek kelimeyle bayıldım! Dr. Joseph Cavalcanti'nin düşlerine girmek müthiş keyifli. Uykunun bu kadar anlamı olacağını hiç düşünmemiştim. Yazar, yaptığı kelime oyunları ve ortaya koyduğu hikayeyle okuru etkilemeyi kesinlikle başarıyor. Okumanızı tavsiye ederim.
181 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Dikkat spoiler içerir.
Güzel diyebileceğim bir roman. Doktor Joseph Cavalcanti, uyku problemleri ile ilgili olarak ihtisas yapmıştır ve insanlık adına daha iyi bir uyku için çalışmalar yapmaktadır. Bir gün aklına bir fikir gelir ve çalar saate benzer bir yapıda uyutucu adında bir alet icat eder. Bu arada sık gittiği bir barda Sonia adında güzel bir bayanla tanışır. Ancak uyutucuyu bir iş adamına satar ve adamın cihaza reklam koyduğunu öğrenir. Ayrıca Tahiti'deki uyku konferansına katılır ancak jandarma kendisini deli diye içeri atar. Bu arada Engizisyon Papazı kendisini uykusunda takip etmekte ve ona zarar vermek istemektedir. Acaba Joseph normal düşünme şekline erişecek midir? Uyutucu ve uyku ile ilgili olarak ne yapacaktır? Hayatını bir düzene sokabilecek midir? Biraz felsefi yönü ağır da olsa kendini okutan bir roman.

Yazarın biyografisi

Adı:
Coşkun Deniz Ercan

Yazar istatistikleri

  • 32 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 158 okur okuyacak.