David Cronenberg

David Cronenberg

5.3/10
4 Kişi
·
5
Okunma
·
0
Beğeni
·
334
Gösterim
Adı:
David Cronenberg
Tam adı:
David Paul Cronenberg
Unvan:
Kanadalı Sinemacı, Yazar
Doğum:
Toronto, Ontario, Kanada, 15 Mart 1943
David Cronenberg 1943 yılında Toronto, Ontario, Kanada'da gazeteci bir baba ve piyanist bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlarda edebiyat ve müzik alanlarındaki yeteneğiyle dikkat çekti. Üniversite eğitimine başlamadan önce yazdığı pek çok karanlık hikâye çeşitli yerlerde yayınlandı. Toronto Üniversitesi Fen bilimleri bölümünde yüksek tahsiline başladı. Daha sonra bu bölümden ayrılıp aynı okulun edebiyat bölümüne geçti.

Bu yıllarda yaptığı Transfer (1966), From the Drain (1967), Stereo (1969) ve Crimes of the Future (1970) adlı kısa filmler ile sinemaya başladı. Televizyon dizileri için teklifler aldı.

İlk uzun metrajlı filmi olan They Came From Within (1975) kurbanlarının cinsel arzularını kontrol edemez hale getiren bir parazit türünün anlatıldığı, dönem için normal sayılamayacak bir filmdi. Bu sebeple Cronenberg film için ödenek sıkıntısı çekti. Masrafların yarısını ödemesi için bazı yapımcıları ikna etti. Benzer bir konuyu ele aldığı filmi Rabid (Kuduz - 1977) ve değişime uğramış çocukları temel alan, ancak değişimin esas sebebinin nefret olduğunun anlatıldığı The Brood (1979) filmleri ile adını duyurdu.

1983 yılında çektiği Videodrome ile televizyon izleyicilerinin aslında televizyon dalgaları aracılığıyla yayılan elektrik sinyalleriyle, kurgusal ve yapay bir dünyaya çekildiği tezini aktarırken, önemli toplumsal sorunlara ve histerilere de değindi. Bu başarılı bağımsız yapımları ile Hollywood yapımcılarının dikkatini çekti ve daha popüler görünen The Dead Zone (Kör Nokta - 1983, Stephen King'in romanından uyarlama) ve The Fly (Sinek - 1986, 1956 yapımı aynı adlı filmin yeniden çekimi) filmleri ile adını duyurmaya ve sıradan bir yönetmenden daha fazlası olduğunu göstermeye başladı.

Daha geniş bir kitleye hitap etme fırsatını bulduğu bu dönemde, kendi tarzının en başarılı filmlerinden biri olan Dead Ringers (Ölü İkizler - 1988) adlı yapıma imza attı. 1991 yılında ise filme çekilemez denilen, William Burroughs romanı Naked Lunch'ı (Muhteşem Yemek - 1991) kendi özgün tarzında perdeye aktardı. Bunu diğer filmlerine göre daha az ilgi çeken ve ünlü bir Broadway müzikalinden uyarlanan M. Butterfly takip etti. 1996 yılında Crash (Çarpışma) ve 1999 yılında eXistenZ (vAroluŞ) filmleri ile Videodrome ile değindiği konulara benzer hikâyeleri perdeye taşıdı. Crash ile trafik kazaları ile cinsel hazlarının doruğa çıktığına inanan bir grup insanı, eXistenZ ile de hayatımıza bir daha çıkmamak üzere giren bilgisayarlar ve sanal dünyalarda geçen bilgisayar oyunlarının geleceğini anlatan Cronenberg, her filminde olduğu gibi bu filmlerinde de üzerinde düşünülmesi gereken sahneler ile mesajlar taşıyan öyküleri ile tarzının doruğuna çıktı. 2002 yılında kendi imkânlarıyla, düşük bir bütçe ile çektiği Spider (Örümcek) filminde daha kişisel ve karanlık bir öyküyü, etkileyici bir biçimde izleyicisine sundu.

David Cronenberg, filmlerinde sürekli anlatmaya çalıştığı, her zaman savunduğu ve çok da ütopik olmayan fikirleri, karanlık ve ürkütücü mizansenleriyle ve kostüm, müzik gibi öğeleri ustaca kullanmasıyla çoğu bilim kurgu, korku yönetmeninden farklı bir yerdedir. Bedensel Korku diyebileceğimiz bir türün öncüsü olarak, makineler, yapay biyolojik etkenler, değişime uğratılmış parazitler gibi insan kaynaklı tehlikelerin, yine insanı zihinsel ve en önemlisi bedensel olarak bambaşka bir varlığa dönüştürmesini anlatırken, yarattığı her sahnenin arkasına bir anlam gizleyerek filmlerinin üzerinde düşünülmesini sağlamaktadır. Bu bağlamda her zaman sözünü ettiği ve savunduğu New Flesh (Yeni Beden) kavramını geniş kitlelere ulaştırmaktadır.

Bilimin insan tarafından doğal işleyişi saptırmak için bir araç olarak kullanımını ne kadar büyük sorunlara yol açabileceğini Cronenberg filmlerinde görebiliriz. Sonraki dönemlerinde ise bu kavramların beden, kan gibi organik yapılarla gösteriminden çok felsefi ve psikolojik anlatımlar ile sunulduğunu ve her iki yöntem ile de başarılı olduğu söylenebilir.
  • Kitap yorumlarıma, o kitabı neden ve nasıl tercih ettiğimi açıklayarak başlamak gelenekselleşiyor. Bunun iyi bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Bir kitapsever için günümüzde en zor meselelerden birisi hangi kitabı okuyacağını belirlemek. İyi ve verimli bir okur yılda 25-50 adet arasında kitap okuyabilir. Oysa bir yıl boyunca basılan ve yayınlanan kitap sayısı belki de binlercedir. Bir de, geçmiş zamanlarda kaçırdığımız ya da kendi kişisel tarihimizden önce yayınlanmış ve edebiyata iz bırakmış eserler olduğunu düşününce, kitap seçimi başlı başına bir meseleye dönüşüyor. Hızla akan bir nehirde, sürü ile geçen balıklardan birkaç tanesini yakalamaya çalışmak gibi bir iş yaptığımız. Bunu apayrı bir yazı konusu yapmak gerektiğini düşünüyorum.

    David Cronenberg’in “Tüketilmiş” isimli romanını edinme hikâyesi, uzun süredir internetten yaptığım alışverişlerin, kitabı kitapevlerinden sayfalarına dokunarak, arka kapağını okuyarak, kitap tozlarına bulanarak satın alma geleneğine büyük bir ihanet olduğunu düşünmemle başlar. Bu düşüncenin neticesinde, her ay 1-2 kitabı, kitapevlerinden edinmeye karar verdim. Yaşadığım yerleşmede, yayınevine ait kitapevi olarak Yapı Kredi Yayınlarının işletmesi vardı. İlk ziyaretimde, bu yılın Nobel Ödülü sahibi Kazuo Ishigura’nın iki kitabını edinmek için gitmiştim. “Tüketilmiş”, ikinci ziyaretimde, hedef gözetilmeden yapılan bir alışverişin neticesi oldu. Büyük olasılıkla, İlber Ortaylı’nın “İmparatorluğun Son Nefesi” ve Füruzan’ın “Parasız Yatılı”sından sonra, gözümü bir nebze bugüne ve geleceğe çevirmek istedim. Biraz polisiye, biraz teknoloji içerikli ve ilk bakışta tipik popüler Amerikan edebiyatı izlenimi veren bir eserdi.

    Oysa kitab okumadan önce gerek yazar, gerek kitap hakkında yaptığım kısa araştırmada, en azından tipik “bestseller tarzı”, popüler bir kitapla karşı karşıya kalmadığımı anladım. David Cronenberg aslen bir yönetmen. Filmlerinde insan bedeni ile teknolojinin iç içe geçtiği gelecek senaryolarını işlemeyi seviyor.
    “Tüketilmiş” ise yine teknoloji ve tıbbın iç içe geçtiği bir hikâyeye sahip. Ancak bu kez için içine felsefe de katılmış. Hikâyenin başkarakterlerinden Aristide Arosteguy bir Fransız felsefe profesörü. Kitapta kısa bir ekran görüntüsü ile sahne alan eşi Celestine Arosteguy ise yine bir felsefe profesörü olmakla birlikte, kitapta karşımıza eşi tarafından öldürülmüş ve cesedi yenilmiş bir maktul olarak çıkıyor. Ancak hikâye aslen, sevgili olan iki gazetecinin etrafında dönüyor. Bağımsız çalışan ve biri uluslararası tıp haberleri, diğeri cinayet haberleri peşinde koşan bu iki gazetecinin tuttukları iki farklı ip, giderek birbirlerine dolanıyor ve ortak bir yumağa dönüşüyor.

    Hikâyenin geçtiği mekânlar oldukça geniş. Paris’te başlayan yolculuk, Budapeşte, Tokyo ve Toronta’ya kadar uzanıyor. Hatta Amsterdam’da kısa geçişler de mevcut.

    Kitabın üzerine oturduğu temel felsefi mevzu ise tüketim. Bu mevzu kitabın ismine de yansımış; Tüketilmiş. Kitabın en çarpıcı ifadesi ve belki de özeti, Celestine Arosteguy’un bir sözünde saklı; “Modern çağdaki tek gerçek edebiyat kullanım kılavuzlarıdır.” Kitapta tüketim mevzu, marka fetişizmleri ile örülmüş. Kitaptaki tüm karakterlerin kullandığı ürünlerin markaları ve modelleri, özellikleri ile birlikte sergileniyor; Fotoğraf makineleri, bilgisayarlar, tabletler, cep telefonları, ses kayıt cihazları vs.

    Kitabın polisiye kısmına denk düşen, Fransız profesörün eşini öldürmesi ve cesedini yemesi de, benzer bir tüketim sürecine dâhil edilmiş bir senaryoya dönüşmüş. Ama aynı sürece, tıbbi bir rahatsızlığın da eşlik ettiğini eklemek gerekiyor, Apotemnofili; Yani vücut bütünlüğüne ait kimlik bozukluğu, kişinin herhangi bir uzvunu kendine ait hissetmemesi ve varlığından rahatsız olması. Benim bile ilk okuduğumda gerçek olduğunu düşünemediği sendromun, biraz araştırınca dünyada rastlanan bir rahatsızlık olduğunu fark edince dehşete kapıldım açıkçası.

    Felsefi kökeni ve gerçek bir sendrom üzerine kurulan hikayenin ucunun, sonunda Kuzey Kore ve birazda komplo teorilerine bulaşması, kitabın bir Amerikan Edebiyatı ürünü olduğunu sonlara doğru bana hatırlattı. Amerikalılar büyük olasılıkla, karşılarında karanlık bir düşman üretemeden düşünme becerisine sahip olmayan bir toplum. Bu edebiyatlarına ve sinemalarına da yansıyor. Her gizemli ve kaotik süreci bir karanlık düşmana bağlamayı başarıyorlar. Bu kitapta da benzer bir duruma tanıklık ediyoruz. Cannes film festivaline kadar müdahale eden bir Kuzey Kore’nin varlığına şahitlik etmek mümkün, kitabın sayfalarında.

    Kitabın, Yapı Kredi yayınlarının genel kalite ortalamasından biraz daha düşük olduğunu düşünsem de, farklı tarzlara kaçış yapmak isteyen okurlar için iyi bir tercih olabileceğini düşünüyorum. Tüketim toplumu meselelerine biraz daha derin girebilse, daha anlamlı bir romana dönüşebilecek olan eser, yazarın komplo teorilerine bulaşması ile, Amerikan edebiyatının “bestseller” geleneğinden yeterince sapamamış. Roman sahnelerindeki sinematografi, David Cronenber’in hikâyeyi senaryolaştırma isteğini de ortaya koyuyor gibi.

Yazarın biyografisi

Adı:
David Cronenberg
Tam adı:
David Paul Cronenberg
Unvan:
Kanadalı Sinemacı, Yazar
Doğum:
Toronto, Ontario, Kanada, 15 Mart 1943
David Cronenberg 1943 yılında Toronto, Ontario, Kanada'da gazeteci bir baba ve piyanist bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlarda edebiyat ve müzik alanlarındaki yeteneğiyle dikkat çekti. Üniversite eğitimine başlamadan önce yazdığı pek çok karanlık hikâye çeşitli yerlerde yayınlandı. Toronto Üniversitesi Fen bilimleri bölümünde yüksek tahsiline başladı. Daha sonra bu bölümden ayrılıp aynı okulun edebiyat bölümüne geçti.

Bu yıllarda yaptığı Transfer (1966), From the Drain (1967), Stereo (1969) ve Crimes of the Future (1970) adlı kısa filmler ile sinemaya başladı. Televizyon dizileri için teklifler aldı.

İlk uzun metrajlı filmi olan They Came From Within (1975) kurbanlarının cinsel arzularını kontrol edemez hale getiren bir parazit türünün anlatıldığı, dönem için normal sayılamayacak bir filmdi. Bu sebeple Cronenberg film için ödenek sıkıntısı çekti. Masrafların yarısını ödemesi için bazı yapımcıları ikna etti. Benzer bir konuyu ele aldığı filmi Rabid (Kuduz - 1977) ve değişime uğramış çocukları temel alan, ancak değişimin esas sebebinin nefret olduğunun anlatıldığı The Brood (1979) filmleri ile adını duyurdu.

1983 yılında çektiği Videodrome ile televizyon izleyicilerinin aslında televizyon dalgaları aracılığıyla yayılan elektrik sinyalleriyle, kurgusal ve yapay bir dünyaya çekildiği tezini aktarırken, önemli toplumsal sorunlara ve histerilere de değindi. Bu başarılı bağımsız yapımları ile Hollywood yapımcılarının dikkatini çekti ve daha popüler görünen The Dead Zone (Kör Nokta - 1983, Stephen King'in romanından uyarlama) ve The Fly (Sinek - 1986, 1956 yapımı aynı adlı filmin yeniden çekimi) filmleri ile adını duyurmaya ve sıradan bir yönetmenden daha fazlası olduğunu göstermeye başladı.

Daha geniş bir kitleye hitap etme fırsatını bulduğu bu dönemde, kendi tarzının en başarılı filmlerinden biri olan Dead Ringers (Ölü İkizler - 1988) adlı yapıma imza attı. 1991 yılında ise filme çekilemez denilen, William Burroughs romanı Naked Lunch'ı (Muhteşem Yemek - 1991) kendi özgün tarzında perdeye aktardı. Bunu diğer filmlerine göre daha az ilgi çeken ve ünlü bir Broadway müzikalinden uyarlanan M. Butterfly takip etti. 1996 yılında Crash (Çarpışma) ve 1999 yılında eXistenZ (vAroluŞ) filmleri ile Videodrome ile değindiği konulara benzer hikâyeleri perdeye taşıdı. Crash ile trafik kazaları ile cinsel hazlarının doruğa çıktığına inanan bir grup insanı, eXistenZ ile de hayatımıza bir daha çıkmamak üzere giren bilgisayarlar ve sanal dünyalarda geçen bilgisayar oyunlarının geleceğini anlatan Cronenberg, her filminde olduğu gibi bu filmlerinde de üzerinde düşünülmesi gereken sahneler ile mesajlar taşıyan öyküleri ile tarzının doruğuna çıktı. 2002 yılında kendi imkânlarıyla, düşük bir bütçe ile çektiği Spider (Örümcek) filminde daha kişisel ve karanlık bir öyküyü, etkileyici bir biçimde izleyicisine sundu.

David Cronenberg, filmlerinde sürekli anlatmaya çalıştığı, her zaman savunduğu ve çok da ütopik olmayan fikirleri, karanlık ve ürkütücü mizansenleriyle ve kostüm, müzik gibi öğeleri ustaca kullanmasıyla çoğu bilim kurgu, korku yönetmeninden farklı bir yerdedir. Bedensel Korku diyebileceğimiz bir türün öncüsü olarak, makineler, yapay biyolojik etkenler, değişime uğratılmış parazitler gibi insan kaynaklı tehlikelerin, yine insanı zihinsel ve en önemlisi bedensel olarak bambaşka bir varlığa dönüştürmesini anlatırken, yarattığı her sahnenin arkasına bir anlam gizleyerek filmlerinin üzerinde düşünülmesini sağlamaktadır. Bu bağlamda her zaman sözünü ettiği ve savunduğu New Flesh (Yeni Beden) kavramını geniş kitlelere ulaştırmaktadır.

Bilimin insan tarafından doğal işleyişi saptırmak için bir araç olarak kullanımını ne kadar büyük sorunlara yol açabileceğini Cronenberg filmlerinde görebiliriz. Sonraki dönemlerinde ise bu kavramların beden, kan gibi organik yapılarla gösteriminden çok felsefi ve psikolojik anlatımlar ile sunulduğunu ve her iki yöntem ile de başarılı olduğu söylenebilir.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur okudu.
  • 2 okur okuyacak.