Didar Zeynep Batumlu

Didar Zeynep Batumlu

ÇevirmenEditör
8.9/10
1.409 Kişi
·
114
Okunma
·
5
Beğeni
·
4060
Gösterim
Adı:
Didar Zeynep Batumlu
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
272 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Düşünsene bir; ölüyorsun ve ardından yine sabah oluyor, güneş yeniden bütün ihtişamıyla yine doğuyor. Hadi bu doğanın kanunu belki ölüm insanın zoruna gitmez ancak korkuyorum. Ya her bahar tazelenen tabiata ne demeli, yeniden açan çiçeklere, yeşile boyanan ormanlara, tohumları çatlatan filizlere; haksızlık değil mi Lord Henry? Biz günden güne yaşlanırken, haksızlık değil mi?

“Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Yaşı şu haziran gününde sabitlenecek; bir gün bile yaşlanmayacak... Keşke tam tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım!” (Alıntı #40915500 )

İngiltere’nin aşırı haz düşkünü ve çağın “züppesi” olan Dorian Gray’in şatafatlı, iğrenç yaşam öyküsünün konu edildiği eser “hedonizm” yancısı karakterlerle güçlendirilmiş, döneminin en parlak yarı felsefe ve bol aforizmalı kurgu romanıdır. “Yazılış amacı ise Oscar Wilde’in üzerinde olan sen roman yazamazsın baskısıydı. Romanın oluşmasının en nice etkeninden birisi de bu baskıydı.”

Konformizmin ve hedonizmin yaşam tarzı olmadığı bir dönemde bazı modern felsefe kuramlarını da içine alarak kendi dönemi ve kendi döneminden sonrasının bir eleştirisidir. Kötülüğün ve iyiliğin hedef alındığı ve kronolojisine inilip; topluma ahlaki darbe vurmuş geçmiş kişilerden örnekler vererek Yunanlılardan başlayıp kendi zamanın öncesine kadar getirmiştir.

“...insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar da hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorlar.” (Alıntı #40827168 )

Dönemin rezilliği ve sınıflar arasındaki vicdan farklılıkları apaçık belli oluyorken “köylü milletin efendisidir,” sözünün değerini bir kez daha kanıtlamış bulmaktayız. Dorian Gray’in yansıttığı kişilik dönemin en aydın kişiliğidir. Hatta Avrupalı’nın da Avrupalısı desek abartmış olmayız. Türk Edebiyatı’nda böyle bir züppenin karşılığı ise kesinlikle yoktur. Ancak medeniyet dediğimiz kültürün olduğu ve ahlaki değerin yerle bir edildiği bir toplumda bu tarz bir karakterle karşılaşmamız ise mümkündür.

İyi görünüşe aldanırız. #Horatius
Dorian Gray’in uzun yaşama arzusu günümüz döneminde anti aging kelime karşılığına denk gelmektedir. Bu uzun yaşama arzusu ise kurguda Tanrı’dan öç alma duygusunu okura vermektedir. Gray’in tapılacak kişi olacak kadar albenisinin varlığı, çevresindeki herkesi kaosun ortasına çekmesi ve içten içe ruhunun yanıp kül olmasını sağlamadaki başarıları ise Oscar Wilde’in yaşadığı döneme olan isteksizliği olarak görüyorum.

“İnsanoğlu kendini fazla ciddiye alıyor. İnsanlık tarihinde işlenen ilk günah budur. Mağara insanı gülmeyi bilseydi, tarih çok daha farklı gelişirdi.” (Alıntı #40823873 )

Kitap içerisinde belirtilmeyen üç ana bölümün olduğunu düşünmekteyim; Dorain Gray’in gençlik pazarlığı, Dorian Gray’in gençlik kazanımı ve Sibly Vane, son olarak ise James Vane ile güzelliğin, gençliğin getirdiği onarılamaz hatalar…

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan… Çevirisi sorunsuz, ancak 2018 yılı basımlı olduğundan dolayı sanki sayfa kaliteleri düşürülmüş gibi geldi. Çok rahat bir şekilde esniyor ve alıntıları çizdiğim zaman sayfa inceliğinden dolayı arka tarafında bariz bir mürekkep izi çıkıyor. Bu yayınevinden beklemeyeceğim bir işti, şaşırdım ve üzüldüm.

Romanın özetini Azra Kohen’in bir kitabında geçen güzellik tanımıyla özetlersek sanırım hata etmemiş oluruz; “İlkelliğin torpiliydi bu: Güzellik. İzleyene ilham, yokluğunu çekene acı, avcısına amaç, aşığına neden,öfkeye güçsüzlük, yağmacıya hedef, sahibine başta kolaylık sonda lanet veren şey bedeninin her tarafını sarmıştı.”

Sözün özü; kitap kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesi. Sayın Wilde’nin en tecrübesinden faydalanmalı, Lord Henry’den hayat görüşlerini öğrenmeli, Basil ile tanışıp dostluğun ne demek olduğunu anlamalı ve Dorian Gray gibi dostlarınızdan uzak durmalısınız.

Sevgi ile kalın.
272 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Dorıan Gray'ın Portresi, sevdiğim klasikler arasında yerini aldı. Söylenen bütün övgüleri hak etmiş bir roman.

Basil Hallward bir gün son derece yakışıklı  olan Dorıan Gray ile karşılaşır. Basil ressamdır ve Dorıan Gray'ın portresini yapar. Dorıan tabloyu çok kıskanır çünkü, tablo hep aynı yaşta kalırken kendisi yaşlanacak ve güzelliğini kaybedecektir. O an bir dua ediyor, kendisinin hep böyle kalmasını tablonun yaşlanmasını ister ve kabul olur. Dorıan, kötülük yaptıkça ruhunun çirkinliği herkesten gizlediği tabloya yansır.
Kitabın sonu çok çarpıcıydı biraz da fantastik olabilir.
216 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Yüzünüz, sesiniz, boyunuz, vd. fiziksel özellikleriniz… Tüm bunlar sizin kimliğinizi oluşturan, size dair ‘kendiliği’ meydana getiren öğelerdir. Hatta yüzünüzdeki bir ben, doğum lekesi, çil, vs. nin de kişiliğiniz üzerinde etkisi vardır. Ve hatta kullandığınız gözlük ya da başka bir şey varsa bu bile sizin kişiliğinizin oluşumunda etkiye sahiptir. Daha farklı birisi olacakken olduğunuz kişi olmak, sahip olduklarınızın yani her şeyiyle sizi siz yapanların sonucudur. Çünkü görünen, dış dünyaya, yoruma ve etkiye açık olan her bir ürün, her bir sonuç (nihai somut hâl) karşılığında da bir tepki bir oluş meydana getirecektir.

“İnsanın ruhu derisindedir.”

Yüzdeki bir et benine yönelen bakış ve yorumlar, maruz kalanı diğer insanların düşünmediklerini düşündürüp, hissetmediklerini hissettirebilir. Başka bir açıdan bakarsak; yüzünde ciddi bir kusur ya da hasar meydana gelmiş biri, baskın, sosyal birisi olacakken, içe kapanık, pasif birisi olabilir. Tabi zor bir süreci aşıp daha kuvvetli, az yargılayan, kendiyle barışık birisi olarak çıkması da mümkün. Peki bu süreci aşamayıp sürekli garip bakışlara maruz kalan biriyse ne olabilir? İşte kitap baştan sona bu izi sürüyor. Yüzü bir kimya laboratuvarında deforme olan bir adamın psikolojisi, kendiyle savaşı, sevgisi, nefreti, zayıflıkları ve bir başkası olma durumu, maske ve makyaj üzerinden yürüttüğü felsefe ile anlatılıyor.

Maske ve Maskele(n)mek
Kullanışlı ve gerçekçi bir maske; yeni bir kimlik, bir başkası demek. Peki bu maske, sadece sınırsız özgürlük mü demek? Olanı gözlemeye yarayan bir araç mı? Ardına saklanılan bir maske, kimi zaman diğer görünmez maskeleri düşürmeye yarayabilirken, aynı zamanda durup düşünme, normal zamanda görünmeyeni görme imkânı da verebilmekte. Peki ya birbirine görünmez maskeleriyle oynayan insanlar, imkân olsaydı da yüze tam oturan ve sahte olduğu anlaşılmayan yüzler (maskeler) takarak günlük hayatlarını yaşayabilseydiler yani gerçekçi maske takmanın yasal ve yaygın olduğu bir maske toplumu olsaydı nasıl olurdu? Belki maskenin yani yeni kimliğin eskisini bastırarak kontrolü ele geçirdiği, sınırsız özgürlüğünde boğulan insanlar ve çürüyen bir toplum olurdu. Belki de herkesin kendini istediği gibi ifade ettiği, her düşündüğünü yaptığı-söylediği bir toplum… Bilinmez. Eserdeki karakterimiz bu konuya epey kafa yoruyor ve kendi tasavvurunu ortaya koyuyor. O tasavvurda insanın yıkıma dair dürtüleri daha ön planda çünkü temelinde ilaç olmaktan çıkan sonsuz özgürlük var. Maske duruma göre ilaç ya da kendini iyi hissettiren bir şey olabilir. Burada makyajla analoji kuruluyor. Makyajın, kendini makyajsız solgun, hasta hisseden kadınlara daha iyi hissettirdiğini, bu yüzden makyajı iyice özümseyen kadınların ondan vazgeçemez hâle geldiklerine değinirken, maskenin de tıpkı bunun gibi iyi hissettiren bir ilaç olabileceğini anlatıyor. Ancak riskli tarafı; onsuz yapamayacak kadar bağımlı hale gelmek.

“…maskem yokken ben de sönük bir hayalet gibiydim. Maskeli halimse -ve maske aracılığıyla dokunabildiğim diğer dünya- çok daha gerçekçi geliyordu.”

Yüz; dışarıya açılan, insanların sizi tanıdıkları kapı. Diğer azalarınız değişmese de bu kapı değiştiğinde zor tanınırsınız. Bu da sizi tanımlayanların, bir kalıba sokanların yargı ve beklentilerinden sıyrılıp yeni bir çevre oluşturabileceğiniz, yeni bir kimlik meydana getirebileceğiniz imkân demek. Hele de kullanışlı bir maskeye sahipseniz, bu sizi ancak içerideki ‘ben’in durdurabileceği sınırsız özgürlük imkânı da olabilir. ‘Ben’in bir başka kişiye dönüşebilme durumu, sayısız imkân ve ihtimalleri de beraberinde getiren enteresan bir durum. Katıksız iyi, tam bir kötü, zevk peşinde arsız bir hovarda, intikam hesabı tutan ve hesabı bir bir kapatan bir kindar ya da önceden yapamadıklarını yapmaya çalışan sıradan bir insan… Hepsi de mümkün. Burada karakterin seçtiği yol da ilginç. Planını, amacını anlattığı kısma geldiğimde kurguyu şöyle genel olarak düşününce aklıma Pedro Almodóvar geldi. Sanki bir Almodóvar filmi izliyormuşum gibi enteresan bir planın, ilginç bir kurgunun içinde buldum kendimi. Planın sonunun vardığı noktaya belki bu yüzden çok şaşırmadım belki de Abe biraz açık verdi. Ancak yine de sonu kötü değildi. Okuyucunun kendi tasavvurunda oluşan karaktere uygun bulduğu sonu işleyebileceği geniş bir manevra alanı bırakılmış. Belirgin bir sona alışkın olanlar da hayal kırıklığı yaşamayacaklardır.

Kobo Abe’nin diğer romanı Kutu-Adam’da da izleme-izlenme, bir şeylerin ardına sığınarak-gizlenerek gözleme durumu vardı. Kutu-Adam bu kitaptan dokuz yıl sonra yayımlanmış. Ancak bu ortaklık, acaba bu konuya fazla mı kafayı taktı ya da bu konuda bir takıntısı var mıydı? sorularını akla getiriyor. Yoksa bu sadece toplumdan kaçışın bir başka yönü mü?

“Aslında, sargıların gizleyici etkisine daha önceleri de kafa yormuştum. Evet, … başkaları tarafından görülmeyip, sadece gören tarafta olduğum için kendimi görünmez adama benzetmiştim.”

Bu roman, tahlillerin ve fikir yürütmelerin olduğu psikolojik bir roman, Dostoyevsky, Kafka okumalarına dalmış birine yakışır bir eser. Abe’nin en meşhur romanı; Kumların Kadını , ancak bu romanının bu kadar az duyulup az popüler olması ilginç. Sitede dahi bilinmiyor, en az okunan Abe kitabı, sadece yirmi bir kişi okumuş, ancak çok daha fazlasını hak ediyor. Açıkçası ben Kumların Kadını’ndan çok beğendim bu kitabını. O yüzden psikolojik roman sevenlere tavsiye ediyorum, pişman olmayacaklardır. (8.5/10)
272 syf.
·3 günde·Beğendi
Nasıl muhteşem, nasıl akıcı ve yalın bir kitaptı. Çevirmeni Didar Zeynep Batumlu’ya da bir selam çakalım.
Güzellik, gençlik, zevk ve tutkular ne kadar gelip geçici. İnsanların bize gösterdikleri yüzlerinin arkasında belki de hiç tahmin edemeyeceğimiz karanlıkta ruhları gizli. Hedonizme, heyecana, hayatın tutkusuna kapılan narsist Dorian Gray, hem bir yaratılan, tapılan hem de yok eden, yok edilen bir karakter. Sanat, toplum eleştirisi, din ve inançlar, kadın ve erkek ilişkileri, el emeği gösterişli eşyalar üzerine yazılmış harika bir eserdi. Klasikleri sevdirecek, soluksuz okuyacağınız bir kitap isterseniz listenin başına yazın
“Bir insanın işe yarar bir şey yapmasını, yaptığına hayranlık duymaması koşuluyla affedebiliriz. İşe yaramaz bir şey yapmanın tek mazereti, o insanın, o şeye derinden hayranlık duymasıdır.
Sanatın tamamı hayli yararsızdır.”
Youtube kanalım: https://www.youtube.com/user/ayseum
272 syf.
·7/10
Etik ve sanat felsefesinin; estetik ve ahlaki bakış açılarının; sınıfsal değer yargılarının işlendiği; insan psikolojisinin derinliklerinde yatan bilinmezliği Dorian Gray'in şahsında resmeden bir metin. İkilemlerin, çelişkilerin, karşı konulmaz isteklerin, dürtülerin, güdülerin, arzuların, tahriklerin... Bu duyguların önlenemez hakimiyetine giren bir ruhun- dışardan bir etkiyle- iradesini salt haz odaklı kullanıp hayatını ve hayatları mahvetmesi ve buna rağmen iç sesinin onun gerçekte kötü olmadığını fısıldaması, bu sesin haklılığını bilmesine rağmen, bütün kötü eylemlerinin günahlarını üzerine yıkabileceği -kiralık bir vicdan olarak- portresi... İnsan olabilmenin dayanılmaz hafifliği. Yer yer 19.yüzyıl dünyasının düşünsel ve sanatsal eleştirisi.
O dönemin ve o dönemin üst toplumsal konumunda yer alan insanların dünyayı algılayışlarına, bazı ayrıcalıkların elit sınıflara ait olduğuna, entelektüel birikime sahip insanların dünyayı daha iyi kavrayabileceğine vurgu yapılarak belli bir aristokrat dünya görüşünün savunuculuğunun benimsenmesi. (Bu da felsefe yapmak için refah seviyesinin yüksek olması gerektiğinin mesajını bizlere vermekte). Ve insan denen muammanın enteresan halleri...
....

Kitabı okurken Oscar Wılde'ın kendi kişiliğinden ve cinsel yöneliminden detaylar görmek dikkat çekici. Yazarın özellikle William Shakespeare'den gerek dil kullanımı gerekse felsefe olarak etkilendiğini söylemek mümkün. William Shakespeare eğer bir roman yazmış olsaydı kuşkusuz dili ve uslubu bu şekilde olurdu. Kitap bir nevi Shakespearevari bir nesir diyebilirim. Bu güzel ve hoş eserde; insana,dünyaya, hayata dair düşündüren ve etkileyen aforizmalar bulacaksınız.
Şimdiden iyi okumalar.
272 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
İrlandalı şair, romancı, oyun yazarı ve eleştirmen olarak tanınan Oscar Wilde, ayrıca sıra dışı kişiliğiyle de dikkat çeken bir yazar. Hem sanat hem de siyasi görüşleriyle dikkatleri üzerine toplayan yazar, en çok da cinsel tercihleri nedeniyle eleştirilmiştir. Hatta cinsel yöneliminden dolayı iki yıl hapse mahkum edilmiştir. Aldığı bütün tepkilere rağmen yaşayışını değiştirmemiş, düşüncelerinden bir an olsun vazgeçmemiştir. Sonunda da Paris’te bir otel odasında son nefesini vermiştir. Dorian Gray'in Portresi Oscar Wilde'ın tek romanı. O dönemde değersiz ve ahlaka aykırı bulunan eserin değeri zamanla anlaşıldı ve günümüze dek etkisini sürdürmeye devam ediyor. Oscar Wilde hakkında bilgi sahibi olduktan sonra daha çok merak etmeye başlamıştım Dorian Gray'in Portresi'ni ve okumayı geciktirdiğim için de pişman oldum kesinlikle. Harika bir roman okudum. Felsefe, eleştiri, sanat, toplum, din, kadın erkek ilişkileri üzerine düşünceler içeriyor, akıcı ve aynı zamanda düşündürücü iyi bir klasik yapıt.

Kendi portresiyle büyülenerek sonsuz gençlik ve güzellik uğruna ruhundan vazgeçen Dorian Gray'in hikayesi. Ressam Basil Hallward, Basil'e modellik yapan Dorian Gray ve Basil'in arkadaşı Lord Henry karakterlerimiz. Dorian Gray herkesi büyüleyebilecek bir güzelliğe sahip bir genç, gençliği, yakışıklılığı Basil'e ilham veriyor, onu çok fazla etkiliyor. Yalnız Basil değil Henry de tanıştığı andan itibaren bu genci çok seviyor. Henry'nin hayat felsefesi Dorian'ı çok etkiliyor. Onu kötülüğe sürükleyen olayların başlangıcını oluşturuyor.

Basil'in yaptığı kendi portresinin güzelliğinden etkilenen Dorian'ın dileğiyle başlıyor her şey. "Ne hazin! Ban yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Yaşı şu haziran gününde sabitlenecek; bir gün bile yaşlanmayacak... Keşke tam tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım!" (s.30) İlginç bir şekilde dileği kabul oluyor Dorian'ın ve yıllar geçiyor Dorian aynı genç, etkileyici görünümünü koruyor, portre ise çirkinleşiyor. Tüm arzu ve günahlarının yükünü bu portre taşıyor artık, Dorian'ın sihirli aynası oluyor. Gençlik, hedonizm düşünceleri üzerine kurulan Henry'nin görüşleri Dorian'ı etkisi altına alıyor ve kendisinin genç kalıp portrenin yaşlanması başlarda çok güzel geliyor Dorian'a.

Gençken Basil'in iltifatları ve ilgisiyle kibirlenen, Henry'nin gençliğin harika bir şey olduğu üzerine sözleriyle etkilenen Dorian genç kalıyordu ama onun ruhunu yansıtan portre çirkinleşiyordu. Dorian günah işledikçe, kötülüğe doğru adım attıkça portrenin kötü görüntüsü rahatsız etmeye başladı Dorian'ı. Günü gününe hayatımı yazdığım bir günlüğüm diye tanımladığı portre ruhunun karardığını, kötüleştiğini yansıtıyordu Dorian'a. Onu akıl almaz kötülüklere sürükledi. Suçluluk duygularıyla yiyip bitirdi. Hayatını korkulu bir rüyaya çevirdi. Yalnız kibirle yozlaşan bir insanın hikayesi değil elbette Dorian Gray'in Portresi. On dokuzuncu yüzyıl toplumunu, insanları eleştiren, sanat üzerine güzel düşünceler sunan, hayata dair düşünmemizi sağlayan bir yapıt aynı zamanda.
280 syf.
·Beğendi·10/10
Zamanı bir nevi kendi bedeninizde durdurabilmek mümkün olsaydı eğer nasıl bir hayatınız olurdu? Fiziksel yaşlanmanın sizin için durduğunu ancak ruhunuzun muazzam bir tabloda hapis olduğunu ve işlediğiniz her günahın ruhunuza nasıl acı çektirdiğini, adeta çürüttüğünü o tabloda gün be gün seyredebilmek mümkü olsaydı? Aynaya baktığınızda ise seneler geçmiş olmasına rağmen gençliğin baharındaki o tazeliği dün gibi taşıyan bir yüz gördüğünüzü düşünün.
Yalnızca bir anlık ve masum bir dilek... Tamam düzeltiyorum, kesinlikle masum değil.
Peki ya gerçek olsaydı?
Gerçekten de ruhun düşündüğünü atomların hissetmesi mümkün müydü acaba?

Müthiş etkileyici, hayal gücünüzü zenginleştiren, merak duygunuzu her an taze tutan bu yüzden de inanılmaz akıcı bir roman...

Okurken hem Dorian'ın yerinde olmak isteyecek, ona hayran kalacak hem de o olmadığınız için sevinecek ve onun gibi biriyle asla tanışmak istemeyeceksiniz. Ama hayranlığınız da sürüp gidecek...

Son olarak, bana bu romanı hediye eden, okuma serüvenimde ön sıralara alan Selman Ç. tekrar tekrar teşekkür ediyorum..
272 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
"Ahlâklı kitap ya da ahlâksız kitap diye bir şey yoktur.
Kitaplar ya iyi yazılmıştır ya da kötü. Mesele bundan ibarettir."


Girişinde şöyle bir önsöz yazıp yine de yayımlandığı dönemlerde büyük tartışmalar yaratmış, sert eleştirilere maruz kalmış ve hatta yargılanırken aleyhinde delil olarak gösterilmiş bu kitapta,

"İnsanların ahlâksız diye nitelediği kitaplar kendi ahlâksızlıklarıyla yüzleştiren kitaplardır." [s.250]

demiştir. Fakat hiçbir dönemde eksik olmayan ahlâk bekçileri, harika bir yazarın cinsel yönelimi nedeniyle önce hapse girmesine, hapisten çıktıktan sonra da yoksulluktan ölmesine neden olurlar. Yine Oscar Wilde'ın dediği gibi:

"Zaten bu ülkede zeki ve özel biri olmayagör, avam tabakasının diline düşersin. Hem bu ahlak abidesi gibi dolaşan insanlar nasıl yaşamlar sürüyorlar kim bilir?" [s.173]

---------------

Önsözünde "Sanatı açığa çıkarıp, sanatçıyı gizlemektir sanatın amacı." diyen Oscar Wilde, bu sözüne sadık kaldı bu kitabı yazarken. Çünkü kendini gizleyip muhteşem karakterler ortaya çıkardı bu kitapta:

Lord Hanry: XIX. yüzyılın romantizmden hoşlanmayan realist karakteri.
Basil Hallward: Ressam ve romantik karakter
Dorian Gray: Realizmin çekiciliğine kapılıp insanı insan yapan değerlerden uzaklaşan karakter.

Bu kitapta bir bilge var bu Wilde değil, yalnızca Wilde'ın bir parçası olan Lord Hanry. Bu, hayatımızda karşılaşmak isteyeceğimiz, bize düşünce olarak çok şey katabilecek ve sürekli bir aforizma söyleyen Ramiz Dayı gibi her konuştuğunda dikkatle dinlemek istediğimiz o kişi, Lord Hanry. Düşünceleriyle muhalif ve realist, yaptıklarıyla bir sanatçıyı aratmayan gerçeküstü bir karakter.

Bu kitapta bir romantik var. Bu, duygulardan arınmışlığın çekiciliğine kapılmamış hâlâ dostluğa ve insanların sevgiyle yaşayabileceğine inanan ve arka plana atılan, görülmek istenmeyen karakter.

Bu kitapta bir duygusuz olmaya çalışan ama özünde bunu hiçbir zaman başaramayan Dorian Gray var. Realist değil, romantik değil ve hiçbiri olamayan, yaşadıklarını düşünce edinen bencil bir karakter.

----------------

Bunların hepsinin bir arada olduğu, etkileyici felsefik tartışmaların yapıldığı, insan psikolojisinin derinden incelendiği ve kişisel ilişkilerin bu kadar güzel bir dille anlatıldığı bir kitabın baş yapıt olmaması için hiçbir neden yok.
272 syf.
·Puan vermedi
Kitabı okurken aklımdan sıkça geçen düşünce şu oldu: "İnsanların yaptıkları, yüzlerinde kalıcı izler bırakıyor muydu gerçekten?"
Kitap ilk yayımlandığında çok fazla eleştiri almıştır. O zaman ki halk bu kitabı kültür yozlaşması olarak görmüştür. Tabi o zaman ki halk şu yüzyılda yaşasa ne düşünürdü acaba.. ama konumuz o değil. Kitap sizi felsefik bir çağa götürecektir. Sizi düşünmeye, sorgulatmaya itecektir.
Bu kitap bir kitap değil, bin kitaptır. Gündelik hayattan, evrenden, ideolojiden, insani hislerin tehlikesinden, bilgiden, sanattan her kafadan bir dem bulacağınız kitap!

Yazarın biyografisi

Adı:
Didar Zeynep Batumlu

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 114 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 137 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.