Dilara Çınar Yavuz

Dilara Çınar Yavuz

Çevirmen
9.1/10
13 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
46
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
934 syf.
·28 günde·10/10
Kimilerimiz dine sıkı sıkıya bağlıyız. Bu yoldan ötesini kabul etmiyor, edemiyor; ve hayatımıza bu kutsallık çevresinde anlam kazandırıyoruz. Eylemlerimizi yaparken, her zaman dini düşünüyor, kafamızda tartıyor, kim bilir tatmin oluyoruz veya karamsar kalıyoruz... Dinine düşkün insanlarda, objektif olarak bakacak olursak oldukça tuhaf birtakım huylar görüyoruz. Bunları yeryüzünde yaşayan başka insanlarda görmemiz pek mümkün olmuyor, görsek de "Yapmacık" etiketini yapıştırmak da gecikmiyoruz. Tuhaf olmasına tuhaf.. Belki de bu Tuhaflıklar insanın içindeki -burada açıklanamayacak- kötülükleri bastırıyor. Ve kişinin dış dünyasında neticede harika bir insan profili görünümü veriyor: Dostoyevski, belli ki Hristiyanlık'tan fazlasıyla etkilenip, bunu romanındaki "Alyoşa" karakterine ustalıkla yerleştirmiş. Alyoşa, Staretz Zosima'nın yolunda ilerleyen, Hristiyanlığa bel bağlamış; kardeşlerine duygusal anlamda bağlı, çoluk çocuk seven, bir tutam kindarlık barındırmayan, iyi insanda toplanabilecek tüm özelliklere sahip (?), saf ruhlu, falan filan boyda klasik Dostoyevski karakteri!

Karamazov Kardeşlerden belki de ben de en çok etki bırakanı "Mitya" (Dmitri) idi. Bu karakterde çözümlenmemiş, gizemli birçok duygu var. Dmitri kendisinin ne olduğunu bile bilemiyor. Canavar mı.. Yoksa bir Melek mi... Dostoyevski bunu okuyucuya bırakıyor şahsen. Karşımıza masum bir Aşk üçgeni çıkıyor. Kahramanlarımız: Birden parlayıveren, küçülmeyi sevmeyen, geçmiş zamanında aşifte olan, Mitya ile zamanında fındıklar kırmış, ve Mitya'nın babasını da ayartmış, gel zaman git zaman Mitya'da karar kılmış, güzel mi güzel Gruşenka; Mitya ile ortanca kardeş Ivan arasında gidip gelen, kime aşık olduğunu bizim de anlayamadığımız, Tuhaf tuhaf hareketler sergileyen, Mahkemede suratına tükürmek isteyebileceğiniz Katerina; ve tabii ki ortalığı kasıp kavuran, Raskolnikov ruhlu, suç işlemek nedir bilmeyen, bahtsız, talihsiz, zavallı, Gruşenka'ya sonuna kadar AŞIK Mitya! Şüphesiz, kitabın en can alıcı detayları Mitya'da saklı. En sürükleyici, en heyecanlı ve okunulası cümleler Dmitri'de!

Dostoyevski'nin mahkeme betimlemeleri kimi zaman sıkıcı ve dayanılmaz olabiliyor. Bu sefer bunu anlamış olmalı ki kısa kesmeye özen göstermiş (meye çalışırken İppolit Kiriloviç adlı aşağılık karakter ile uzatmış daa uzatmış...). Mahkemede geçen Aile tartışmaları harikaydı. Avukatımız Fetükoviç çok da haklı: İnsanın en değerli anılarının, küçükken ailesinin yanında geçen dakikalar olduğunu, erken yaşta öğrenilen kimi detayların; ilerde bizim ahlaki anahtarımız olacabileceğini heyecanla ve alkışların verdiği coşkunlukla söylüyor! Devam ediyor: Babaların, çocuklar üzerinde büyük önemleri olduğunu. onlara kıyılmaması gerektiğini, Babaların birer iyilik meleği gibisinden detaylar ile mahkemeyi süslüyor. Daha sonra aklına gelmişçesine ekliyor: Ama Karamazovlara dönecek olursak, buradaki babamız Fyodor, Ahlaksız, şarlatan, boşboğaz, Evlat sevgisi nedir bilmez, İğrenç mi iğrenç özelliklerle dolu, Vahşi ve katıksız bir adamdır. Her baba, baba mıdır?.. diye son veriyor. (Elbette böyle söylemedi ben kendim okuduğumca yazdım)

Bazı bayanların narinliğine diyecek bir şey bulamıyorum. Ancak Dostoyevski romanlarındaki bu karakterlerin gerçekten tam olarak zarif, saf yapıda mı yoksaa hırçın ruhlu, hilebaz mı olduğuna tam kanaat getiremiyorum. 360 derece dönebilen Dostoyevki kadın karakterleri cidden çok tuhafıma gidiyor... Okurken suratıma birden bir kadın tekmesi yiyecekmiş gibi hissediyorum, Gruşenka ya da Katerina'dan.... Bir de Dostoyevski'nin Lize'yi anlatışı hiç hoşuma gitmedi. Çok boş bırakılmış ve daha fazla detayı hak ediyordu. Ne oldu bilmiyoruz... Gerçi kime ne oldu onu hiç bilmiyoruz. Yani demek isterim ki: Karamazov Kardeşlerin sonu yok.. Sonsuzluğa uçtular; okuyucu kendi düşünecek, anlamlar yükleyecek, Dmitri'ye ne oldu diyecek.... DMİTRI'YE NE OLDU DİYECEK!

Bazılarımız film izler, gün boyu kitap okur.. Bu aktivitelerdeki "Aile", kişinin beyni üzerinde ilginç bir etki bırakır. Kişi kendini sorgular: "Sahiden ben ailemle iyi miyim?Ailem arasında nasıl biliniyorum? Annem ve babam ile anlaşmam olması gerektiği gibi mi? Saygısızca davranışlarda bulunuyor muyum?" gibisinden sorular ile kısa bir meşgul olur... Bir başkası daa, Okunulan romandaki aile şenliğine hayran kalır, FAKAT! Okuyanımızın Aile bağı nasıldır? Ya kişi sadece okuduğuyla kalıyorsa, ve sadece kurgu olduğu için, sevencenlikle kitabı okuyup, kıdemli kütüphanesine koyuyorsa?.. Dünyada ailenin önemini kavramayan binlerce okur var belki de.. Kendini kurguya kaptırmışlar (Bunu da buraya bırakmak istiyorum, sahiden tuhafıma giden konulardan).
934 syf.
·13 günde·8/10
UYARI
Bu kitap size içerik olarak ruhsal, hacim olarak fiziksel şiddet uygulayabilir.
UYARI
.
Karamazov kardeşler uzuuunnn (gerçekten uzun) zamandır okumak istediğim kitaplığımda sürekli bana göz kırpan, mütemadiyen raftan alıp öpüp okşayıp geri yerine koyduğum, bir türlü gözümü karartıp okuyamadığım gönlümün yarası kitaplardan biriydi ve NİHAYET! okuyup bitirdim. Kitap -adından da anlaşılacağı üzere- karamazov kardeşleri anlatıyor :)) Baba Karamazovun işi gücü itlik serserilik. İki tane karısı üç tane evladı oluyor ama bizim adam hala uslanmıyor. Bahtsız yavrucakların anneleri de genç yaşta ölünce çocukları ya akrabaları büyütüyor ya da evdeki hizmetçileri.. Çocuklar bi şekilde büyüyor ama çileleri bitmiyor tabiki ve olaylar gelişiyor... Kitapta çok karakter var gibi yorumlara mutlaka denk gelmişsinizdir ancak o konuda gözünüzü korkutmayın derim ben. Evet karakter zenginliği var fakat asıl olay belirli kişiler etrafında döndüğü için yaklaşık ilk 200 sayfalık bölümü peşpeşe, araya soğukluk girmeden dikkatle okursanız zorlanmadan bitireceğinize eminim. Karakter demişken biraz kardeşlerden de bahsedelim. Beş parmağın beşi bir olmaz deriz ya buradaki kardeşlerimiz de öyle, hepsinin karakteri kendine özgü. Kardeşlerin en büyüğü Mitya anı yaşayan, saf, bir o kadar gururlu, tutkulu bir genç, bu karakterimiz cesareti temsil ediyor. Ivan okumuş, -bana göre- kibirli ve sorgulayıcı. Aklı temsil eder kendileri. Alyoşa ise dindar, var olamayacak kadar temiz, yüce duygulara sahip, en küçük kardeş. Alyoşa da sevgiyi temsil ediyor. Yazarın önsözde söylediğine göre Alyoşa ana karaktermiş ama ne hikmetse herkes sayfalar boyu paragraf paragraf konuşurken alyoşa, en az konuşan, hep dinleyen -yine dostonun dediği gibi- silik bir kardeşimizdi. Son olarak şunu da söyleyeyim, o kadar uzun uzun okuduktan sonra daha tatmin edici bir sonu hak etmiştik bence.. Bütün kitap boyunca bir konuya değinip neyse bunu zaten ilerde anlatacağız diyip konuyu geçiyordu dostocum kitabın sonu da aynı öyleydi, bunu ilerde anlatacağız demesini bekledim ben açıkçası :) Velhasıl iki haftalık bir okuma süreci sonunda vedalaştık kardeşlerimizle, okuyacaklara şimdiden Hazreti Eyüp sabrı ve iradesi diliyorum :)
Romanın sonunda karakterlerin yaşadıkları dönüşümler “ sorumluluk “ fikrinin ardında gerçekleşir bu fikrin içselleştirilmesi ile birlikte karekterlerin eğilimlerinde bir kırılma yaşanır. Alyoşa tüm insanları birleştirme sevdasından vazgeçer ve çocuklara yönelir. Ivan bir meteryalistken, her yerde şeytanlar gören fanatik rahipe dönüşür. Dimitri mucizelere inanan bir adam olmasına karşın mahkemede, çarmıha gerilen İsa gibi, insanların özgür iradeleriyle kendisinin suçsuz olduğunu inanmalarını ister.
Herkesin herkesten sorumlu olması ve ahlaken başkasının eylemleri üzerine verilecek yargıların askıya alınması aynı şeyi dile getirir ;yargılanan ve yargıç aynı kişidir.Suç bireysel değildir.Alyoşa’nın ağzından bu şu şekilde dile getirilir:” Hepimiz dünyadaki herkesin ve her şeyin suçunu taşıyoruz yalnızca genel dünya suçunu değil, fakat dünyadaki her şeyin ve herkesin suçunu birey olarak taşırız.” Bunun farkına varan kişi ,bir yanılsama olan bireysellik’i ortadan kaldıran ve bu eylemi ile ilk kez bütünlük elde eden ‘yeni insan’dır.