Duygu Bolut

Duygu Bolut

ÇevirmenEditör
7.7/10
331 Kişi
·
460
Okunma
·
0
Beğeni
·
180
Gösterim
Adı:
Duygu Bolut
Unvan:
Yazar
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
48 syf.
·8/10
Merhabalar Kadın ve Manzara eseri diğer eserlerinde olduğu gibi kısa ve öz olarak kaleme alınmıştır.Kitap kısa olmasına rağmen yazar az kelime kullanarak size söylemek istediğini o sayfalara sığdırıp sizi düşündürmeye itiyor.Kitap adı belli olmayan erkek kahramanımızın dilinden anlatılmaktadır.Kahramanımız Sıcak bir yaz gününde tatildeyken otelde yapayalnız kendisiyle mücadele etmeye çalışmaktadır.Tatilde tanıştığı bir bayanla huzuru ve mutluluğu bulma çabası anlatılmaktadır.Kitapta kadın ve doğanın muhteşem uyumu,adamın kadına karşı hissettikleriyle fırtınanın uyumu anlatılıyor bu yönden biraz ilginç gelebilecek bir eserdir.Ayrıca kitabı okuyacaklara önerim cümleleri anlamadan geçmemeye çalışın çünkü üzerinde durdukça anlaşılan cümlelerdir.Stefan Zweig’in olmazsa olmazlarından olan betimlemeler,psikolojik tahliller ve aşk bu eserinde de gayet başarılı bir şekilde kaleme alınmıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
48 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
!!! Sonu ‘güzel’ biten bir Zweig kitabı !!!


Zweig’in okuduğum kitapları içerisinde en derin tasvirleri olan bu, bu kadar detaylısını ilk kez okudum, akıcılığa anlatıma diyecek bir söz yok. Alışagelmişin dışında farklı bir öyküydü.Keşke bu öykünün devamı olsaydı bu kadar kısa kesmeseydi ne iyi olurdu.

Belki tek lokmada okursunuz ama tadı damağınızda kalır, öyle leziz bir öykü kitabı.

İsimsiz bir adamın isimsiz bir kadınla otelde karşılaşıp adamın ona duyduğu saplantıyı ‘manzara’ adı altında rüzgar ve sıcaklıkla ilişkilendirdiği hazzı üzerine kurulu yarı düş yarı gerçek gibi algıladığınız bir öykü.
Keyifli okumalar.
88 syf.
·2 günde·8/10
Çoğu Stefan Zweig kitabı gibi
“...kısa ve sarsıcı...”
Diğer biyografik kitapları gibi bu da çok güzel biyografik bir hikâyeydi... Belki de efsane...

İçerisinde iki adet öykü var. İkinci öyküden bahsetmek istemiyorum zira “Mürebbiye” kitabındaki ikinci öykü olan “yaz novellası” öyküsünün aynısı ve daha önce okumuştum.(İş Bankası yayınlarındaki çeviri çok ama çok daha güzel) Şu Zweig kitaplarında uğradığım yayınevi azizliğine başka kitaplarda uğramadım...Bir de Dostoyevski kitaplarında her kitaba bir “beyaz geceler, yufka yürekli”yi sıkıştırıp durmaları da baydı. Bu olay Zweig’in kitaplarında kat ve kat daha fazla. Yayınevleri de içerikten ziyade kapak tasarım yarışına girmişler resmen...Neyse.

İlk hikâye o kadar güzel ki yine içime dokundu Zweig... Hikayede krallık için çalışan, kralın dostu olan Virata adındaki bir adamın inzivaya çekilmesi, günahsız yaşamak için her şeyi yapmaya ve her şeyden vazgeçmeye çalışan kendini arayan, kendi içsel dünyasında arınma yaşayan bir adamın efsane öyküsü...
Bu içselleşme Viratanın abisini yanlışlıkla öldürmesinden sonra başlıyor. Her günahında o kara gözleri görüyor. Biz buna vicdan diyoruz... Ve bu hikayeyi okuduktan sonra ne kadar günahkar olduğunuzu sorulayacaksınız...


Kitabın özü, özeti...
“... her kim hüküm veriyorsa, diğerlerini tutsak eder ama en büyük tutsak kendi ruhudur. Eğer bir kimse günahsız yaşamak istiyorsa, ne bir evde ne de başkasının kaderinde payı olmalıdır, başkasının hizmetinden faydalanmamalı, başkasının teriyle geçinmemeli; bir kadının şehvetine , doyumun uyuşukluğuna bağımlı olmamalıdır.Ancak tek başına yaşayanlar Tanrı için yaşar; yalnızca eylemde bulunanlar onu duyumsarlar.Yoksullar daima onu en derinden hissederler. Ama ben görünmez olana , toprağıma olduğumdan daha yakın olmak isterim, günahsız yaşamak isterim...”
Kitap, tekdüze yaşananan ve içerisinde belli bir amaç barındırmayan hayatın ölümden farksız olduğunu gözler önüne seriyor.
İçindeki ateşi, hayattan talep ettiği ne varsa almış olduğu için sönmüş, duygusal olarak boşlukta olan karakterimizin duygusal hissizliğinin sebebi, her şeyi çabalamadan elde etmiş ya da elde edebilecek güce sahip olduğunu bilmesinden kaynaklıdır.
Hiç çaba harcamaksızın elde ettiği saadet duygusu zamanla en büyük duygusal boşluğu haline geliyor. Öyle ki, hayatını yeniden canlandırabilme ümidiyle başkalarının heyecanlarına ortak olma çabası da sonuçsuz kalıyor.
Kahramanımız ilerleyen sayfalarda, ruhundaki ölgünlüğe su verip onu yeniden filizlendirmeyi başarıyor. Tek bir gün içerisinde yaşadıkları, ruhunu derin uykusundan uyandırıp yeniden tutkulu bir heyecanla yanıp tutuşturmasına yetiyor.
Kahramanımız, kitabın sonlarına doğru, insanları keşfetmeye, onları mutlu etmeye odaklanıyor. Böyle yaşamın daha güzel olduğunu ve hayatın anlamının aslında insanları mutlu etmekte gizli olduğunu fark etmesiyle kendini buluyor.
~ipekmantolumadonna
286 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
《Güçlülerin savaşında olan zayıflara olur. En güçlü yandaş en zayıf düşmandan daha tehlikelidir bazen. Çünkü sizle işi bittiğinde kendi çıkarları için ilk gözden çıkaracağı kişi siz olursunuz. Tıpkı Kraliçe Marion'un yaptığı gibi. Bu konuya istinaden bizde çok güzel bir laf vardır: "Filler tepişirken olan çimenlere olur."》



Fantastik kitaplar size bir çok duyguyu aynı anda ve beraberinde yaşatabilecek türde kitaplardır. Edebi niteliği yok diye genellikle geri plana atılsa da içinden çok güzel anektodlar çıkaracağınız dersler bulunur. Hayal gücünüzü geliştirir. O yüzden kesinlikle geri plana atılacak kitap türlerinden asla olamaz.
 
Sürekli klasik -edebi metinler belli yerden sonra sıkıyor ve beni farklı bir tür arayışına sokuyor. Ben de tam o sırada böyle kitaplarla nötralize etmiş oluyorum ruh halimi.

Hem insan ders çıkarmak isterse her türlü romandan iyi yönleri bulup seçip çıkarabilir öyle değil mi? Bazen bir Sherlock Romanından neler öğrenmiyoruz ki? Ya da ben daha henüz okumadım ama okuyan arkadaşlardan methini duyduğum Harry Potter serisi. Ya da bir Game of Thrones serisi.

Okuyanlar bilir anlatır. Bu tarz kitaplar bizi birazcık olsun iş koşuşturmasından hayat telaşından alır hayali bir ütopya ya da distpoyaya götürerek bizi farklı alemlerle tanıştırır. Bize farklı kapılar açar bazen hiç olmayacak bir şey için ümitlendirir kitaptaki hayali karakterler için oturur ağlarız.

Bu da tam öyle bir kitap işte.

Kitabı okurken bütün duyguları yeterince derin bir şekilde hissettirdi.

Çok güzel dersler çıkarmamı sağladı. Karakterlerin biyolojik özelliklerini zihnimde tahayyül ederken ve her bir olay akışında, savaş sahnesinde sanki oradaymışım hissini duydum. Epik fantastik dediğimiz bir türe de giriyor bu sebepten.

Ve ayrıca kötülüklerin kol gezdiği zorba bir düzen tasviri de olduğu için bir tür distopya da denilebilir. Bu kitapta distopya bölgesi olarak Avalon belirlenmiş.

Konusundan hakkında spoiler vermeden bahsedecek olursam :
Laurel, Tamani,David,Chelsa,Shar,Jamison, Kraliçe Marion,Yasmine ,Yeardly ve Yuki'den oluşan bir ekibin kötü kalpli Klea ve trollere karşı Avelon'da savaşa gitmesi üzerinden olaylar gelişiyor. En sonunda asıl kötüler ekibin içinden çıkan hainler oluyor.

Tabi bu süreç içerisinde bazı isimler yarı yolda ölüyor (isim vermiyim ki spoiler olmasın) Bazı isimler de Klea'nın zorbalığına katlanmamak için bazen arkadaşlarını satıyor. Bunu yüz üstü bırakmak, yarı yolda bırakmak olarak düşünmeyin sakın. Kalbi habis Klea'nın düzdüğü tuzakları okuyunca bana hak vericeksiniz. Hatta böyle kitabın içine girip o Klea'yi saç baş yolasınız gelir. En azından benim içimden geldi :D Ama Kleadan çok Kraliçe Marion'un saçını yolasınız gelecek ilerleyen dakikalarda. Asıl kötü kötüleri kullanandır politikası içinde bulacaksınız bir an kendini.

Bu iyi kalpli ekibimiz Klea'nın onlara kötülük yapmasına rağmen yine de ona iyilikle karşılık veriyorlar. Ama Klea kötülük yapmakta çok diretiyor ve bunun bedelini çok acı bir sonla ve çok ağır bir şekilde ödüyor. Hani domuzu kesmişler de kanı içine akmış derler ya . Ha işte ondan :D

Baş karakterimizi de ayrıca tüm özellikleriyle çok sevdim. Hem dik başlılığı hem ekip ruhuna verdiği önemi hem de duygusal kalpli oluşuyla bayıldığım bir karakter oldu.

Bu ekibin içinde Dallastan hallice bir aşk ilişkisi de var bu da çok güzel bir hava vermiş hikayeye. Özellikle Laurel ve Tamani aşkı çok güzeldi.

Fedakârlık,dostluk ve iyilik etmenin önemini çok güzel anlatan bir kurgu olmuş. Başarılı buldum. Beklentimin bir tık üstüne çıktı diyebilirim .



Kitaba beklentimin üstüne çıktığı için 10 verdim. Kesin tavsiye ediyorum diyemem daha güzel fantastik eserler var. Ama basitten almak için iyi gelir.

Hoşçakalın..
79 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Stefan Zweig’ın muhteşem kaleminden bir solukta okuduğum bir kitaptı. Gerek anlatım olsun gerek duyguyu aktarma olsun tek kelimeyle mükemmeldi. Bu sıkıntılı ve sıkıcı günlerde kısa ama öz bir kitap okumayı isteyen herkese tavsiye ederim. Ve bir alıntı bırakmak isterim;
‘Gülerek, sohbet ederek dalgalanan bir insan kalabalığının ortasında ben kendi kendimi arıyordum, içimdeki o yitik insanı arıyordum…’
48 syf.
İsimsiz bir adam ve isimsiz bir kadın. Bir otel. Kavurucu bir yaz mevsimi. Stefan Zweig, tatil için geldiği otelde genç bir kadına rastlayan ve ona saplantılı bir tutku duyan isimsiz bir adamın hikâyesini anlatıyor. Yaklaşmakta olan fırtınayla bir adamın saklı duygularını ilişkilendirerek, okurları imgelerle süslü bir yolculuğa çıkartıyor.
56 syf.
·9/10
Bir başka Zweig harikası. Bir babanın eşinden ve kızından uzaklaşmasını, içsel dünyasını anlatıyor. Baba ailesi için onca şey yaparken nasıl dışlandığını, istenmediğini ve sonucunun neler olabileceğini görüyoruz. Sonu oldukça hüzünlüydü. Aslında kitap yaşamdan bir kesit gibiydi. Önerebileceğim, güzel bir kitaptı.
80 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Elit kesimden bir adamının 36 yılını kendini tanımadan, bilmeden yaşamış olmanın ve sonrasında kendi ruhunun derinliklerinde yine kendini bulmuş olmanın hikayesini anlatır bu kitap. İnsanın gerçek kimliğinin bilinçaltında yattığı savini iddia eder yazar.
Stefan Zweig'in bu kitabında diğerlerinin aksine dil biraz daha ağır, betimlemeler ve psikolojik çikarimlar daha fazla yer tutar. İlginç ve bir o kadar da okunmaya değer bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Duygu Bolut
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 460 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 302 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.