Duygu Bolut

Duygu Bolut

Çevirmen
0.0/10
0 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
2
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
!!! Sonu ‘güzel’ biten bir Zweig kitabı !!!


Zweig’in okuduğum kitapları içerisinde en derin tasvirleri olan bu, bu kadar detaylısını ilk kez okudum, akıcılığa anlatıma diyecek bir söz yok. Alışagelmişin dışında farklı bir öyküydü.Keşke bu öykünün devamı olsaydı bu kadar kısa kesmeseydi ne iyi olurdu.

Belki tek lokmada okursunuz ama tadı damağınızda kalır, öyle leziz bir öykü kitabı.

İsimsiz bir adamın isimsiz bir kadınla otelde karşılaşıp adamın ona duyduğu saplantıyı ‘manzara’ adı altında rüzgar ve sıcaklıkla ilişkilendirdiği hazzı üzerine kurulu yarı düş yarı gerçek gibi algıladığınız bir öykü.
Keyifli okumalar.
Çoğu Stefan Zweig kitabı gibi
“...kısa ve sarsıcı...”
Diğer biyografik kitapları gibi bu da çok güzel biyografik bir hikâyeydi... Belki de efsane...

İçerisinde iki adet öykü var. İkinci öyküden bahsetmek istemiyorum zira “Mürebbiye” kitabındaki ikinci öykü olan “yaz novellası” öyküsünün aynısı ve daha önce okumuştum.(İş Bankası yayınlarındaki çeviri çok ama çok daha güzel) Şu Zweig kitaplarında uğradığım yayınevi azizliğine başka kitaplarda uğramadım...Bir de Dostoyevski kitaplarında her kitaba bir “beyaz geceler, yufka yürekli”yi sıkıştırıp durmaları da baydı. Bu olay Zweig’in kitaplarında kat ve kat daha fazla. Yayınevleri de içerikten ziyade kapak tasarım yarışına girmişler resmen...Neyse.

İlk hikâye o kadar güzel ki yine içime dokundu Zweig... Hikayede krallık için çalışan, kralın dostu olan Virata adındaki bir adamın inzivaya çekilmesi, günahsız yaşamak için her şeyi yapmaya ve her şeyden vazgeçmeye çalışan kendini arayan, kendi içsel dünyasında arınma yaşayan bir adamın efsane öyküsü...
Bu içselleşme Viratanın abisini yanlışlıkla öldürmesinden sonra başlıyor. Her günahında o kara gözleri görüyor. Biz buna vicdan diyoruz... Ve bu hikayeyi okuduktan sonra ne kadar günahkar olduğunuzu sorulayacaksınız...


Kitabın özü, özeti...
“... her kim hüküm veriyorsa, diğerlerini tutsak eder ama en büyük tutsak kendi ruhudur. Eğer bir kimse günahsız yaşamak istiyorsa, ne bir evde ne de başkasının kaderinde payı olmalıdır, başkasının hizmetinden faydalanmamalı, başkasının teriyle geçinmemeli; bir kadının şehvetine , doyumun uyuşukluğuna bağımlı olmamalıdır.Ancak tek başına yaşayanlar Tanrı için yaşar; yalnızca eylemde bulunanlar onu duyumsarlar.Yoksullar daima onu en derinden hissederler. Ama ben görünmez olana , toprağıma olduğumdan daha yakın olmak isterim, günahsız yaşamak isterim...”
Tesadüfen elime geçen bu kitap beni gerçekten etkiledi. Yağmurun yağmadığı ve toprağın su için yanıp kavrulduğu bir zamanda yaşanan susuzluğu, tamamiyle psikolojik bir bunalımla özdeşleştirerek anlatan kitap birbirinden uzak ama bakıldığında aynı duyguları veren iki konuyu birbirine bağlayarak anlatmış.
Kuraklığın imlasız kalan duyguları sera etkisi niteliğinde ve gecenin dolunayda barındırdığı
Bol tasvir barındıran bir hikaye..
-Doğanın en görkemli olduğu an gecenin şakağında gizli..
Çok yoğun olaylar örgüsü olmasada yoğun bir şekilde hissedilen duygu kitabın kendisini okutmasını sağladı ama bir zweig klasiklerine göre vasat kaldı diyebilirim....
Modern Klasiklerden okumaya alıştığımız Sweig bu sefer Zeplin Yayınlarından tercih ettim. İsmi ve kapağının farklılığı ve incecikliği beni daha da tercih ettirdi. Fiyatı da çok çok uygun. Tam çerezlik. Zweig bildiğiniz üzere yine doğayı bize cümlelerle resim çizer gibi anlamış. Otele tatile gelen kadına aşık olan bir adamın hikayesi. ( Belki otobitografik ) Tutkuyu ve manzarayı öylesine birleştirip anlatmış ki gerçekten Zweig çok farklı bir yazar. Puntolar da büyük tam bir otobüs, metrobüs, tramway için ( kısa yolculuk ) kitabı.
Kurak bi yaz aynın adeta okuyucusuna suyun önemini hatırlatacak şekilde en detaylı şekilde anlatma başarısı ancak bu kadar olurdu. Hikâyedeki erkek kahramanin Anlatılan Yaz sıcağı kadar kurumakta olan duygularını bir anda tatil icin gitti otelde karşılaştığı genc bir kadınla saplantili şekilde hissettiği duygularini yeniden canlanmasi anlatılmaktadır Zweig gene okuyucusunu büyülemeyi başarmış buldum.
Pamela Olsen ile Filistinlilerin zor şartlardaki yaşamlarını gerçekçi ve ilk ağızdan öğreniyoruz ki duvarın arkasındaki yaşam her geçen gün zorlaşıyor ve insanlık bu ayıp karşısında gözünü sımsıkı kapatıyor.
Çok hoş ve dokunaklı bir kitaptı.
Orta doğu da yaşananları görünmeyenleri anlatması bakımından çok kıymet verdiğim bir eser.Ayrıca kitabı yazan Amerikalı yazar çok harika tespitler yapmış kutlamak gerekiyor siyaset ve tarih sevenlerin okuması gerekli.
Bir adam, tanımadığı bir kadın ve yağmura hasret bedenler. Duygular ve betimlemeler.. Kısa fakat içinde bolca tasvir bulabileceğiniz bir kitap.
Keyifli okumalar...