Duygu Parsadan

Duygu Parsadan

Çevirmen
8.6/10
8.197 Kişi
·
31.047
Okunma
·
10
Beğeni
·
1016
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
360 syf.
·Beğendi·10/10
sarah jio muhteşem kalemiyle anlatıyor duygusal ve akıcı bir kitap.Üç günde okudum hiç sıkılmadan diğer sayfalara geçebiliyorsunuz hikaye yaratıcı.Kesinlikle okunması gereken bir kitap
360 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
"Böğürtlen Kışı ne demek? O akşam eve döndüğümüzde, biraz araştırma yapmak için masamın başına geçtim. Bu ifadenin, mevsim sonu görülen ani soğuklar için kullanılan eski bir meteoroloji terimi olduğunu öğrendim." diyor yazarımız Sarah Jio. Evet romanımızın ortaya çıkış noktasını bu doğa olayı oluşturuyor. Sarah Jio okuduğum ilk iki romanındaki gibi, Böğürtlen Kışı'nda da iki farklı dönemde yaşayan, benzer yaralara sahip iki kadının kesişen hikayelerini ele alıyor. Uzun zamandır okumak istediğim, kapağı ve konusu nedeniyle kış aylarına denk getirdiğim bu kitabı tek kelimeyle açıklayacak olsam, o kelime "kusursuz" olurdu.

Sarah Jio ülkemizde oldukça sevilen bir yazar ve bana sorarsanız gösterilen ilgi ve sevgiyi hak ediyor. Ben de yazarın kitaplarını dilimize çevrilme sırasına göre okumak istedim. Mart Menekşeleri ve Yağmur Sonrası'nın ardından sıra dillerden düşmeyen Böğürtlen Kışı'na geldi. Mart Menekşeleri ve Yağmur Sonrası genel itibariyle aşk temasını ele alırken; Böğürtlen Kışı daha farklı bir konuya sahip. 1933 yılında başlayıp günümüze uzanan bir köprü, Vera Ray ve Claire Aldridge isimli iki kadının hayatları... 1933 yılının Mayıs ayında karlar altında kalan Seattle şehrinde Vera Ray oğlu Daniel'ı büyütmek için gece çalışan bir kadındır. Bir sabah işten eve döndüğünde oğlunun yatağını boş bir şekilde bulur. Öte yandan bundan yıllar sonra yine aynı şehirde ve yine karlar altında muhabir Claire Aldridge patronunun isteğiyle bu doğa olayı hakkında makale yazmak zorundadır. Claire araştırmaları sırasında şu gazete küpürü ile karşılaşır: "Üç yaşındaki Daniel Ray'in 2 Mayıs sabahı Seattle'daki evinde kaybolduğu bildirildi." Çocuğunu kaybetmenin nasıl bir acı olduğunu bilen Claire'in yapmak istediği tek bir şey vardır: Vera ve küçük oğluna ne olduğunu bulmak.

Böğürtlen Kışı bir annenin çocuğu için neler yapabileceğini anlatan, umudun ve umutsuzluğun karakterler aracılığıyla neredeyse hissedilebilir hale geldiği bir kitap. Sarah Jio okuyanlar bilir, yazarın oldukça duru bir dili var ve bu da kitaplarında akıcılığı ve okurun sıkılmamasını sağlıyor. Açıkçası ben bu kitabı okurken tek bir paragrafta bile sıkıldığımı hatırlamıyorum. Okuduğum kitapları genelde yaşarım ve bu kitabı okurken özellikle son sayfaları gözlerim dolu dolu okudum. Bir kitap bende bu hisleri uyandırabiliyorsa o kitap için eleştiride bulunabileceğim bir nokta yoktur. Konu, kullanılan dil, olayların kurgulanışı, tamamı mükemmeldi. Birbirinden güzel alıntılarla, dopdolu bu 353 sayfayı okumak, hissetmek harika; sonuna gelmek ise üzücüydü.

Kitabın arka kapağında şöyle yazıyor: Bu öyküyü yüreklerinizden kolay kolay silip atamayacaksınız. Ve evet ben bu kitabı yüreğimden uzun süre silip atamayacağım...
360 syf.
·Beğendi·9/10
O kadar etkili akıcı bir kitap ki tadı damağımda kaldı diyebilirim.
Olaylar birbirine mükemmel bir üslupla zincirlenmiş. Bir kez daha Sarah Jio ya hayranlıkla imrendim.
360 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Herkese merhabalar oncelikle,
Oncelikle bana onerdigi icin https://1000kitap.com/avsar_kizi38 ya tesekur ediyorum🤗

Mayis, 1933 yilinda cocuk kaybolmasi olayi nerelere kadar gidiyor...

Bu kitap hakkinda size anlatacagim o kadar cok sey varki ama yazinca spoiler diyorlar bu yuzden kabaca anlatacagim ve o kadar guzel bi kitap ki, bittigi icin uzuldum...

Kitabin asil anlatmak istedigi Vera’nin nasil bi annelik duygusu oldugu. Ve bi anneyi oyle guzel anlatmis ki bu kitap...
En onemliside bu annenin kalbine aciyi dusurenlerde sirf kiskanclik hasetlikten yapan kisi.
Zengin, yoksul ask hikayesinden akla gelmeyecek olaylar oluyor, ve iki ana karakterin dilinden yaziliyor; Vera ve Claire...
Bi zamanlar Vera’nin hayatini mahveden kiside Joseph. Cok sinirleniceksiniz bu kadina.. Claire ise bu olayi cok uzun zaman sonra ortaya cikaran kisi...
Ama sonu oyle guzel gidiyor ki cunku Daniel butun olanlari anliyor ve gercek babasiyla buyuyor...
Boyle guzel bi kitabi herkes okumali bence...
480 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Kimberley Freeman yaz aylarında tanıştığım bir yazardı. Okuduğum ilk kitabı olan Kır Çiçeği Tepesi'ne bayılmıştım, ardından okuduğum Deniz Feneri Koyu ise beklentilerimin biraz altında kalmıştı. Küçük bir ara verdikten sonra Freeman'ın dilimize çevrilen üçüncü kitabı olan Kor Adası'nı okumaya karar verdim. Kitaba başlar başlamaz yazarın dilini ne kadar özlediğimi fark ettim. Üslubun duruluğu, akıcılığı ve konuya kısa sürede adapte olabilmem sayesinde sayfalar akıp gitti.

Kitabın arka kapağını okuduğunda birçok kişiye bu tür kitaplar klişe gibi gelebilir. Arkadya'nın her zamanki kurguya sahip, geçmişle gelecek arasında gidip gelen kitaplarından biri gibi de gelebilir. Ama ben bu tür kitapları okumaktan o kadar çok keyif alıyorum ki bu gibi noktalar beni hiçbir şekilde rahatsız etmiyor. Kor Adası'nda Tilly Kirkland ve Nina Jones ana karakterlerimiz. 1800'lü yılların son çeyreğinde yaşayan Tilly Kirkland hayallerindeki evliliğe kavuştuğunu düşünürken ne evliliği ne de hayatı umduğu gibi gitmez ve kendini bir kabusun ortasında bulur. 2012 yılında ise yazar Nina Jones karşımıza çıkıyor. Yaşadığı çeşitli sıkıntılar nedeniyle Kor Adası'ndaki evinin yolunu tutan Nina bir taraftan yeni kitabını yazmaya çalışırken bir taraftan da geçmişin tozlu ama bir o kadar da dokunaklı raflarında bulur kendini. Geçmişleriyle yüzleşmek zorunda kalan iki kadının hikayesini konu alan Kor Adası, benim açımdan oldukça keyifli bir kitaptı.

Yazarımız Kimberley Freeman yine capcanlı anlatımıyla bana huzur verdi desem yeridir.  Kitaptaki betimlemeler, bana göre, bir yandan hikayeye güzellik katarken, bir yandan da terapi işlevi görüyor. "Arkada, göremediğim tarafta ise azgın Pasifik Okyanusu kayalara çarpıyor, arada bir geri çekilerek dar bir kumsalı açığa çıkarıyordu. Taze ve keskin akşam rüzgârı  günün nemli sıcağını azaltıyordu. Gözlerimin görebildiği her yer beyaz ve mor çiğdemlerle kaplıydı." huzur bulduğum betimlemelerden sadece biri. Bu gibi daha birçok alıntı aracılığıyla Kor Adası'ndaymış gibi hissedip kendimi cümlelerin rahatlatıcılığına bıraktım.

Bir kitaba başladığında onu okumakla kalmayıp karakterlerle birlikte yaşayan okurlar bilir. Zaman zaman kimi karakterlere çok sinirlenir bağırıp çağırmak isteriz, zaman zamanda bir karaktere üzülüp rahatlatmak... Kitabın ilk bölümlerinde Tilly karakterinin saflığı, gözünün önündeki apaçık gerçekleri göremeyip kendi kendini teskin etme çabası beni sinir etmedi değil. Bir kişinin karşısındakini memnun etmek için kendinden bu denli taviz vermesi oldukça iticiydi. Tabii ki sevdiğimiz insanlar için çeşitli fedakârlıklar yaparız ama karşımızdaki kişi bunu suistimal ediyor ve hak etmiyorsa kişinin kendisinden verdiği ödün bir süre sonra pişmanlık ve hüzün olarak yine o kişiye dönüyor diye düşünüyorum. Ayrıca karakterlerden birinin yazar olması kısmını ise çok sevdiğimi söyleyebilirim.

Yazarın anlatımı, kitaba konu olan hikaye kadar huzur veren bir diğer unsur ise kitap kapağı ve iç sayfaların tasarımıydı. Kapağa her baktığımda ister istemez bir sıcaklık kaplıyor içimi ve ben bu hissi de çok seviyorum, bu açıdan da yayınevi benden yine tam puanı kaptı. Kimberley Freeman'ın dilimize çevrilen ve okumadığım son bir kitabı kaldı: Zümrüt Şelaleleri. Bu kitabı da en kısa zamanda okuyup yazarın diğer kitaplarının çevrilmesini beklemek kalıyor geriye. Son olarak Kor Adası, güneşli ancak serin bir havada, rüzgâr usulca teninize değerken, soğuk bir içecek eşliğinde okuyup, her sayfasında huzur bulabileceğiniz bir kitap...
360 syf.
Tek kelime ile mükemmeldi. Keşke her kitap böyle akıcı olabilse. Geçmişte Vera'nın ve günümüzde ki Claire'n olayı çok güzel bağlanmış. Okuduğum ilk Sarah Jio kitabı olarak çok beğendim. .:)
347 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Bu benim ilk incelemem biraz endiseleniyorum aslinda belkide hosunuza gitmeyecek ama ben bu kitap icin oyle cok inceleme yapmak istiyorum ki cunku butun duygulari bu kitapta yasadim. Ve bunu bana oneren balima Hilal’ime ( Hilal )cok ama cok tesekur ederim. Ve benimle bu kitabi okuyan Tugba’ma ( https://1000kitap.com/avsar_kizi38 )da cok tesekur ederim.️ Neyse cok uzatmadan geceyin :)

Bu kitap gercek aski anlatiyor, hic inanmasamda aska ama bu kitap oyle cok guzel anlatmis ki gercek askin ne kadar guzel yasandigini anlatiyor.

Icindeki onde olan karakterlerden biraz bahsetmek istiyorum sonrada hakkinda yazilar yazmak istiyorum.
Jennifier, Anne nin torunu.
Gerard, Anne nin nisanlisi ve evlendigi adam.
Anne karakteri bu kitabi onun dilinden yaziliyor.
Westry, Anne ya asik olan ve onu onur boyu bekleyen kisi.
Kitty, Anne nin soz de en iyi arkadasi.
Mary, ve Stella, savas alaninda tanistiklari hemsireler.

Roman soyle basliyor, Ada dan, Anne ye gelen bi mektupla basliyor.
Anne adaya gitmeden once Gerard ile nisanli ama Kitty nisan gunu geliyor ve diyor ki Anne ya, “sen evlenip beni birakacaksin, bende savas alaninda yardima ihtiyaci olanlarin hemsireligini yapicam” diyor ve bunu duyan Anne, sok oluyor ve oda Kitty ile birlikte gitmeyi kabulleniyor. Oraya gittiklerinde, Kitty orada olan albayla ve Lance ile ilgili oluyor ve bunlarin ikiside aslinda kotu karakter olan kisiler. Sonra Anne da Westry asik oluyor ve Westry de ona. Aradan zaman geciyor ve Anne artik ordan ayrilma zamani geliyor ve geri donuyor. Ama bunlarin aski cok buyuk bi ask oluyor iksiide birbirine bekleyecellerini soyluyorlar. Gerard ile nisanlanip bi hafta icinde evlenmeye karar veriyorlar. Sonra Mary ariyor Anne yi ve diyor ki acilen Parise gelmen gerekiyor cunku Westry olabilir onu gormen lazim diyor. Bi sekilde gidiyor oraya hastaneye giriyor ve Kitty diyor ki “uzgunum ama seni gormek istemiyor” ve Anne cok kiziyor iksinede ve cani cok yaniyor ve gidiyor ordan. Gerard ile evleniyor. Sonra zaman geciyor ve bi mektup ulasiyor ellerine Jennifer ve Anne savas olan yere gidiyor.

Ben boyle aralari atlayarak anlattim evet ama inanin ki okumaya basladiktan sonra neden bitti kitap diye uzuleceksiniz.

Ben bu kitabi okudugumda, butun duygulari ayni anda yasadim, yeri geldi guldum, agladim, sasirdim, mutlu oldum, ve cok asiri sekilde kizdim (Kitty’e).... butun duygulari bi araya gelen bu kitabi bence herkes okumali.

Ver gercekten herkeseee ama herkesee Siddetle oneriyorum🤗
368 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Aile dünyadaki en önemli şeylerden biridir. Hattâ, bu önem sıralamasında ilk sırada yer aldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Çoğu insan zaten bunun farkındadır ancak zaman zaman öyle bir şey çıkar ki karşımıza, bir kitap, bir film ya da daha farklı bir şey, bunun farkına daha şiddetli bir şekilde varır ve sahip olduğumuz şeyler için biraz daha fazla şükrederiz. Öksüzler Treni de o şeylerden biri. Yoksulluğun, acımasızlığın, hüznün, umudun iliklerinize kadar işlemesine neden olacak bir kitap Öksüzler Treni.

Öksüzler Treni maalesef geçmişte gerçekten de var olmuş bir tren. Bu trende çoğunluğu İrlandalı çocuklardan oluşan binlerce çocuk yolculuk sırasında duraklarda indiriliyor ve alıcılarının gelmesi için bir nevi satışa çıkarılıyor. Kimi tarla işlerini yaptırmak, kimi dikiş diktirmek, kimi çocuklarına bakıcılık yaptırmak için bu çocuklardan birine evinin kapısını açarken, aldığı çocuğa gerçekten bir aile sunmak ve onun ebeveynleri olmak isteyenlerin sayısı ise yok denecek kadar az.

Öksüzler Treni 1929-2011 yılları arasında geçen bir roman. 1929'da, Vivian Öksüzler Treni'nde yolculuk yapan binlerce çocuktan sadece biri. Ailesini çok küçük yaşta kaybeden Vivian, 10 yaşında hayatın her yönünü görmek zorunda kalmıştır. 2011 yılında ise bir diğer karakterimiz Molly karşımıza çıkıyor. Molly 17 yaşında son derece asi bir genç kız ve tıpkı Vivian gibi kimsesiz, koruyucu ailesinin yanında kalıyor. 17 yaşındaki Molly ve 91 yaşındaki Vivian'ın kesişen hayatlarını konu alan Öksüzler Treni, özellikle dram severlerin dikkatini çekecek bir kitap.

Christina Baker Kline'ın okuyucuyu sıkmayan, akıcı bir dili var. Arkadya Yayınları ise yine işinin hakkını veriyor. Kapak tasarımı, ayraç yine mükemmel. Ayrıca kitabın sonunda yazarımız Christina Baker Kline ile yapılan bir söyleşi ve Öksüzler Treni'nin gerçek hikayesinin anlatıldığı bir bölüm mevcut.

Tavsiye edilir...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 31.047 okur okudu.
  • 368 okur okuyor.
  • 9.604 okur okuyacak.
  • 211 okur yarım bıraktı.