Edgar Allan Poe

Edgar Allan Poe

Yazar
7.9/10
3.366 Kişi
·
10,5bin
Okunma
·
1.949
Beğeni
·
52,1bin
Gösterim
Adı:
Edgar Allan Poe
Unvan:
ABD'li Yazar ve Şair
Doğum:
Boston, Massachusetts, ABD, 19 Ocak 1809
Ölüm:
Baltimore, Maryland, ABD, 7 Ekim 1849
1809’da Boston’da doğdu. Henüz bebekken yetim kaldığından onu yanlarına alan John ve Frances Allan çifti tarafından yetiştirildi. John Allan’la para konusunda sürekli anlaşmazlıklar yaşayan Poe, 1827’de orduya yazıldı. Aynı yıl ilk kitabı Tamerlane and Other Poems’u (Tamerlane ve Diğer Şiirler) isimsiz olarak yayımlandı. 1831’de ordudan atıldı. Bunu izleyen yıllarda düzyazıya yoğunlaştı ve yaşamını yalnızca yazarak kazanmaya çalıştı. Southern Literary Messenger, Burton’s Gentleman’s Magazine, Graham’s Magazine gibi dergilerde yardımcı editör olarak çalıştı, Broadway Journal’ın önce editörü, daha sonra sahibi oldu. Nantucket’lı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü 1838’de ve Tales of the Grotesque and Arabesque (Grotesk ve Arabesk Öyküler) adlı iki ciltlik derleme ise ertesi yıl yayımlandı. Fakat Poe’nun adını asıl yaygınlaştıran, 1845’te yayımlanan “Kuzgun” şiiri oldu. 1835’te, o sırada on üç yaşında olan kuzeni Virginia Clemm’le gizlice evlendi. Virginia’nın 1847’de veremden ölmesinin ar­dın­dan Poe kendini daha da fazla içkiye verdi. 1849’da, bilinmeyen bir sebepten öldü.
272 syf.
·4 günde·8/10
Fransız sandığım ama aslında Amerikalı yazar Poe'nun okuduğum ilk öykü kitabı.
Yazar Romantizm akımın tensilcilerindendir. Özellikle gizemli, polisiye tarzı yazıyor, zaten kitabın kapağına baktığınızda da bunu anlayabiliyorsunuz. Ancak kitap başta öyküler bu havada ilerlerken daha sonra normal öyküler (hatta bazen sıkıcı diyebileceğim) öykülere geçiyor, kitabın sonunda ise daha güzel öyküler mevcut.
Sevgili yazarımızın korku, gerilim tarzında olan öykülerinde gerçekten tuhaf bir hayal gücü var, şöyle düşünün; gözlerinizin teki düşüyor yuvarlanıp gidiyor sonra diğer teki de ardından gidiyor sonra kafanız kopuyor o da gidiyor ve siz buna seyirci kalıyorsunuz, peki bunu nasıl görebiliyor? Diyeceksiniz ama işte yazarımızın hayal gücü fazlasıyla uçuk :D

Başta şeytandan bahsetmesi hatta iki üç bölüm böyle gidiyordu, bende okurken kitabın bölüm bölüm öyküden değil de daha çok tek bir öyküden oluştuğunu sanmıştım ama değilmiş. (yani kitap bölüm bölüm öyküler içeriyor.)
Yazarın hayal gücünün uçuk olduğunu söylemiştim; yazarın hayal ettiği şeytan gerçekten çok farklı, örneğin gözlerini şöyle anlatıyor: "Majesteleri'nde göz namına dair bir izin de bulunmadığını fark etti; çünkü gözlerin bulunması gereken yerde sadece ölü bir et tabakası vardı." (s. 19) Ayrıca kitapta şeytana hem ismi hem de Majesteleri deniliyor.

Poe ayrıca kitap üzerinden bir çok şeyi eleştiriyor, bazen bilimi de ele alıyor. Ama özellikle dönemin insanlarını eleştiriyor. Örneğin; Rufus Wilmot Grisword adlı editör, şair, eleştirmen (Poe'nun da editörlüğünü yapmıştır.) şöyle eleştirmiş: "Avrupa'da adı hiç duyulmamış, 'Amerika Edebiyatındaki Tuhaflıklar' adlı kitabın yazarı..."(s. 222)devamında küfür yok merek etmeyin :D
Tabi bu editör de Poe'yu sevmiyor hatta Poe ölünce (şairin ölümünün nedeni bilinmiyor.) şöyle demiştir:"Poe öldü. Bu haber pek çok çoğunuzu şaşırtıp üzebilir, ama birkaç kişinin de rahat bir nefes aldığını söyleyebilirim," bunu söyler ve Poe sadece ona değil bir çok kişiye gönderme yapıyor neyse bu kadar dedikodu yeter. :D

Kitaba genellikle olumlu eleştiriler yapılmamış, açıkçası bende başta beğenmedim ama kitabı okudukça mantığını kavradım ve bence güzeldi. Kitapta en çok açıklamaları (notları) sevdim ve bence açıklamalar sizin de dikkatinizi çekecektir.

İlk kez poe kitaplarını okuyacaklara tavsiyem bu kitapla başlamak yerine şiir kitaplarından başlamaları çünkü beğenmeyebilirsiniz. Şiir kitabı olarak 'Kuzgun' adlı kitabını kesinlikle tavsiye ederim gerçekten güzel. Şiir neden yazıldığını, şiirin açıklamasına falan mutlaka bakın yoksa beğenmezsiniz ya da size saçma gelebilir.

İncelemeyi burada bitiyorum, umarım anlaşılır bir inceleme olmuştur.
Okuyacaklar için keyifli okumalar :))
64 syf.
·1 günde·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Kuzgun kitabını önerip en sevdiğim şiirlerden bahsettim:
https://youtu.be/ZHFew7sBSeE

Şiir incelemek zor iş. Yazarken şair akla karayı seçer ama biz geliriz 15 dakikada şiiri bitiriveririz, sonrasında da o şiir hayatımızdan bir kuş gibi uçar gider. Peki, o şiiri korkutup kaçırmadan önce duygu dallarımızda nasıl tutabiliriz?

Poe, karayı seçenlerden. İnsanlığı en çok hüzne boğan evrensel acı ne olabilir diye sorup cevabını ölüm bulanlardan. Bize de sorulsa çoğumuz bu sorunun cevabını aynı şekilde veririz. Peki, ölümü nasıl şiirselleştirebiliriz? Ölüm, toprak altına gömülen sevdiklerimizin cesetlerinden mi ibaret? Bastığımız yerleri çoğu zaman toprak diyerek geçtiğimiz gibi okuduğumuz şiirleri de çoğu zaman şiir diyerek geçiştirmiyor muyuz? Ölüm adlı sonu gelmeyen bu şiire mısralık yapan fani bedenlerimiz, şairine nasıl bu kadar kayıtsız kalabiliyor?

Yıllardır kalbimde yaşattığım ve ıssız bir adaya düşsem yanımda bulunmasını isteyeceğim şeylerden biri olan kuzgunun zekiliğini ölüm kavramı ile çok bağdaştırırım. Ölüm aynı kuzgun gibi zekidir. Ne zaman, nereden çıkacağı bilinmez. Hafife alınır. Üzerine düşünülmez. Düşüncenin bedende olup olmamasının arasındaki ince sınırdır ölümün tanımı. Zaten biz de bir gün kesinlikle öleceğini bildiklerimizle konuşuruz. Sanki yüzümüze bir gün toprak atılmayacakmış gibi burnumuzu havaya doğru dikeriz. Ateş ve suyun da bu arada bizi kıskandığını sanırız. Oysaki her nefsin istisnasız tadacağı ölümün yasına doğru gittiği dünyanın her karesinde kuzgunlar neden yaslarına gitmesin?

Mesela kuzgunlar, insan konuşmasını çok iyi taklit edebilirler. Yoksa ölüm de mi bir taklitçidir? Bizim konuşmamızı mı taklit eder? Sahi, hep sevdiklerimizin ölmesi belki de bu yüzdendir. Sevdiklerimizin dilinden konuşur ölüm. Sevdiklerimizi taklit eder. İsveç'te gece öten kuzgunların, düzgün bir şekilde yakılmamış Hristiyanların ruhları olduklarına inanılan bir batıl inanç gibi, geceye, siyaha, ölüme ve kuzgunlara pek de değer vermiyor oluşumuz belki bizim de düzgün bir şekilde yaşamıyor oluşumuzdandır. Gündüz insanlarıyızdır biz. Beyazı ve mutluluğu severiz. Ruhlarımıza bir mutsuzluk parçası dokundu mu "Aman Ruh! Ağzımızın tadı kaçmasın." deriz. Oysaki Danimarka'daki insanların kuzgun kanatlarındaki oyuğa baktıklarında bir kuzguna dönüşeceklerine inanmaları gibi, biz de sevdiğimiz insanlardaki vücut oyuklarına, gözeneklere, gamzelere baktığımızda belki de yaşamın sonunu görürüz. Sevgilinin kanatları altına girdiğimizde onunla birlikte ölümün çukuruna kadar gidecek olduğumuzu düşünmemiz ölümün bir kuzgun gibi çok iyi taklitçi olduğunu göstermez mi?

Kuzgun, kuzgun... Kelt savaş tanrıçalarının savaşırken kuzgun şekline bürünmesi gibi, ben de aşk denilen sonsuz meydan muharebesindeki yüzlere bakarken çeşitli kuzgunlar olurdum. Viking tanrısı Odin'in, her gün dünyayı dolaşıp ona haber getiren Hugin ve Munin adındaki iki kuzgununu taklit edip, ben de akıl ve kalp adındaki iki kuzgunumu her gün kitaplar arasında yaşadığım dünyayı dolaşıp bana haber getirmeleri için salardım. Bazı Kızılderililerin, dünyayı yarattığına inandıkları kuzguna bir ilah olarak taptıklarını öğrenirdim. Bu insanlar sevdiklerine mi tapardı, yoksa korktuklarına mı?

Kuzgun işte. Benim de kalbimde saklı, aylardır orada profil fotoğrafımın ortasında duruyor. Görmesini bilene. Bir gün gelirse pencerenizin önüne, korkmayın ondan, anlamaya çalışın onu. Sevgilinin yüzünü nasıl inceliyorsanız, ölümün yüzünü de öyle inceleyin. Zira boşuna değil bu şiirlerin yazılması. Ölüm de bir şiirdir nitekim, biz de ölümün mısralığını yapanlarız. Uykularımızın hepsi bir kelimedir ve biz rüyalarımızda gerçekleştiremediğimiz hayallerimizle gün gün ölürüz, ölüme layık olmak için. Yaşadım diyebilmek için ölmek gerekir ve belki biraz da şiir okumak. Araya Poe katıp, size siyah bir dünyanın kapılarını açacak kuzgunlara misafir olmak.

Yanımda bir kuzgunum olsaydı, ölümsüzlüğü keşfetmeye çalışırdım onla Edgar Allan Poe gibi:

"Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Hiçbir bilim adamı yanaşamazdı bu ölümsüzlük iksirine, alırdım kuzgunumu yanıma, kaçırırdım Hogwarts'taki bütün baykuşları. Sonraları aklımın kuzgunlarıyla birlikte bir şiir incelerdim, bir daha uçup gitmesin diye akıldan. Zira şiirler de uçup gidiyor akıldan sevilenler gibi. Oysaki insan, unutmamak için sever. Neden sürekli unutmaya çabalar ki insan dediğimiz? Unutmak, hatırlamanın tam tersi olmadığı için, bilakis hafızamızın en büyük başarısını kendimize kanıtlamak için mi unutmak isteriz?

Seni unutmayacağım Poe.
128 syf.
·5/10
Hem okuyucular hem şairler hem de çevirenler için çok büyük tartışma konusu olan, münazaralara yakışır konulardan biri!

ŞİİR ÇEVİRİLMELİ Mİ? ÇEVİRİLEBİLİR Mİ? ÇEVRİLİRSE NASIL ÇEVRİLMELİ?

Kitaptan, Edgar Allan Poe'nun en bilindik, en güzel şiirlerinden biri olan Annabel Lee'den örnek vereyim;
Şiirin şah dizesi:

"We loved with a love that was more than love."

Elimizdeki Erdoğan Alkan çevirisi olan kitaptaki Türkçesine bir bakalım:

"Sevdik birbirimizi
Aşktan büyük daha özge bir aşkla"

En çok tutulan Melih Cevdet Anday çevirisi:

"Sevdalı değil karasevdalıydık"

Erdoğan Alkan çevirisinde İngilizce aslına sadık kalındı ve Türkçede şiirsellikten uzaklaştı. M. Cevdet Anday çevirisinde İngilizcedeki anlam derinliğinden uzaklaştı, Türkçede İngilizce aslında var olan ahenk sürdürülmeye çalışıldı.

Ya da Kuzgun şiirinde sıkça tekrarlanan "Quoth the raven: Nevermore." dizesi:
"Dedi Kuzgun: Bir daha asla." diye çevirmek doğru olsa da Ülkü Tamer kafiyeyi sağlamak adına Nevermore kelimesini "hiçbir zaman" diye çevirir.


Düz yazılarda bile yayınevi,çevirmen farkını böylesine gözetirken şiir çevirilerini nasıl okuyacağız?
Şiir çevirilerinde çevirmenler de okuyucular da aslına sadık kalmak ya da çevirilen dilde yeniden anlamlandırmak konusunda bir ayrıma düşüyorlar.
Peki tekrar:
ŞİİR ÇEVİRİLMELİ Mİ? ÇEVİRİLEBİLİR Mİ? ÇEVRİLİRSE NASIL ÇEVRİLMELİ? bu soruya bilinen ilk kadın şair Sappho'nun Şiirlerinin çevirisinde Azra Erhat ve Cengiz Bektaş'ın konuşmalarında Sabahattin Eyuboğlu'nun bir yazısından yaptığı alıntı ile bir yorum getirelim:

"Paul Valéry, şiir bir dilden başka bir dile çevrilmeyen şeydir, der; ama kendisi Vergilius'u Fransızca'ya çevirmiş. Bizim Cahit Sıtkı, bir şiiri kepaze etmek istiyor musun? Bir başka dile çevir, derdi; ama kendisi Baudelaire'in, Verlaine'in en sevdiği şiirlerini bal gibi çevirdi Türkçe'ye. Baudelaire kendi şiirlerini İngilizce'ye çeviren bir delikanlıya kızmış, ama kendisi Edgar Allan Poe'nun şiir saydığı öykülerini çevirmek için akla karayı seçmiş; üstelik onunkilere benzer öyküler yazıp şiir diye yayınlamış.

Şairlerin bu söz ve iş tutmazlığını hoş görelim: şiir çevrilmez, derken de haklı, şiir çevirirken de haklıdırlar."

Bu söz de usta çevirmenin kaleminden bu konuya konulabilecek en güzel noktalardan biri olabilir :)

Çevirisi yapılabilecek en zor edebi tür şiirdir şüphesiz. Peki aslını dümdüz çevirsin mi yoksa şiir şiirselliğini kaybetmesin mi? Bu kitap için konuşursak Erdoğan Alkan aslını direkt çevirenlerden. Eğer arzunuz buysa bu kitabı okuyabilirsiniz. Kendi adıma okurken sıkıldığımı inkar edemeyeceğim.
Şiirleri çevirisi ne kalitede olursa olsun mümkün mertebe aslını da çevirerek aslından okumanızı tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar :)
125 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Dedektif Auguste Dupin Öyküleri; Edgar Allan Poe'nun üç polisiye öyküsünün yer aldığı eseri. Poe bu eserinde polisiye öykülerden ziyade polisiye edebiyatın vazgeçilmez yapı taşı olan akıl yürütmenin felsefesini bizlere aktarmaktadır.
Polisiye edebiyatla birazcık da olsa ilgilenen herkes bilir ki, Poe polisiyenin kurucularından sayılır. Özellikle bu eserde yer alan Morgue Sokağı Cinayeti polisiyenin başlangıcı ve en önemli kaynağı olarak bilinir.
Poe'nun Fransız dedektifi Dupin; hem Sherlock Holmes'a hem de Hercule Poirot'a ilham kaynağı olmuştur. Poe'nun bu eseri polisiyenin edebiyat olarak kabul edilmesinde yapı taşı olarak kabul edilmektedir.
Poe'nun bu eserini polisiye edebiyatın manifestosu olarak görmekteyim. Çünkü bu eserde öne sürülen düşünce yapısı suçlunun ve suçun ortaya çıkarılmasında temel teşkil etmektedir.
Dedektif Auguste Dupin Öyküleri; suçun ve suçlunun ortaya çıkarılmasında izlenecek yolları apaçık gösterdiğinden özellikle polisiye sevenlerin okuması gereken bir eser olarak ele alınmalıdır...
112 syf.
·10/10
Arthur Schopenhauer'dan sonra beni en çok etkilemiş insan Edgar Allan Poe...
Kimilerine göre edebiyatın en kara, kimilerine göre en belirsiz tarafının temsilcisi. Gotik edebiyatının öncülerinden tabi ki korku, gerilim ve polisiye türlerininde.
Morgue Sokağı Cinayetleri kısa bir kitaptır. Kitapta cinayet mahali ve cinayet mahalindeki insanların detaylı bir tasviri vardır, detaylı tasvirler de Edgar Allan Poe'nun uzmanlık alanına girer :)
Hacettepe de okuyan ve ya ziyaret etme şansı bulunanlar için söylüyorum dil öğrencileri duvara portresini çizdiler ve ünlü sözlerinden bir kaçını eklediler bizzat şahitlik ettim :)
Edgar'dan etkilenip birçok kısa ve uzun metrajlı film çekilmiştir, dizilerde mevcuttur. Benim favorim " The Following " dizisidir.
Bu arlar yeni bir dizi arayanlar hiç düşünmesin.

Dipnot: Diziye kendinizi kaptırıp, yazarın diğer kitaplarını okumayı ihmal etmeyin :)
35 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kuzgun, Amerikan ve Dünya Edebiyatının en önemli şairi, öykü yazarı ve edebiyat eleştirmeni Edgar Allan Poe tarafından yazılmıştır. Poe'nun bu eseri iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda 'Kuzgun' şiirinin oluşma süreci, ikinci kısımda ise şiir yer almaktadır. Poe, şiirinin yazım sürecini, tüm açıklığı ve samimiyetiyle okuyucuya aktarmaktadır.

Poe, ilk olarak şiirini oluşturan adımları anlatır. Bunlardan ilki şiirin uzunluğudur. Poe'ya göre bir şiirde duygu yoğunluğu ve bütünlük önemli olduğu için, şiirin uzunluğuna dikkat edilmelidir. İkinci adımda, okur üzerinde iyi bir izlenim bırakmak için estetik ve güzellik değerlerini ön planda tutmak gerektiğidir. Şiir akla değil ruha hitap etmelidir. Üçüncü adım, şiirsel edadır. Poe'ya göre insanları en çok etkileyen şiirsel eda hüzündür.

Bundan sonraki adım ise şiirde yer almasını gerekli gördüğü nakarattır. Nakaratın uzun olması okuyucuyu sıkacağından tek kelime olmasında karar kılar. Ses ve anlam bakımından bunun 'kuzgun' olması gerektiğine karar verir. Çünkü İngilizce'de 'r' sesi etkileyici, kuzgun(raven) da uğursuz bir hayvan olarak bilinmektedir. Ölen güzel sevgilisinin ardından inleyen erkek ile sürekli 'asla(nevermore)' sözcüğünü tekrar eden bir kuzgun, şiirin ana karakterleridir.

Mekân olarak da, hüzünlü sevgilinin odası seçilmiştir. Fırtınalı bir gecede, evinden ve sahibinden kaçan kuzgun, hüzünlü sevgilinin huzurlu odasına, pencereye vurarak dikkatini çeker, böylece içeriye alınır. Ölen sevgilisinin acısını unutabilmek için kuzgunla konuşan ve ona sevgilisinin nerede olduğunu soran acılı erkeğin dilinden dökülen sözcükler şiiri oluşturmaktadır.
968 syf.
·Puan vermedi
Charles Baudelaire, her ne kadar Poe’yu öven bir dille yazmış olsa da oldukça öfkeli bir ön yazı ile sizi kapıda karşılıyor.

Peşinen söyleyeyim, okuduğunuz hikayelerin hiçbirinden zevk almayacaksınız hissettiğiniz duygu daha çok gerilme diye tanımlanacak.( ki rahmetli de böyle isterdi).Hele de karanlıkta kitap okumayı tercih edenlerdenseniz özellikle birkaç hikaye yüzünden 3,5 boyutuna bile ulaşabilirsiniz.

Genel olarak hikayelerden pek hoşlanmasam da [ Bu fakire göre hikayenin tanımı: Çok acil bir yere yetişilmesi gerekiyormuşçasına, anlatılması gereken şeyin soluk soluğa aktarılmasıdır… ( İlmiği sen geçir boynuma TDK ) ] yazılanlar daha önce okuduğum hikayelerden çok farklı olduğundan kitap boyunca merakımı diri tuttu.

Poe, hadi yeterince gerdim biraz da mizah yapayım dediğinde de bile yaptığı mizah huzursuz edecek kadar kara…(Balla kesiyorum. Poe hatırına seyredilecek bir film var dostlar. Bence seveceksiniz http://www.imdb.com/...192/?ref_=fn_al_tt_1 )

Başıma bir şey gelmeyecekse hoşlanmadıklarımdan bahis açmak istiyorum. Özellikle Hans Pfaall … hikayesi mavi ekran vermeme sebep olacak kadar farklı bir dünya dili ile yazılmıştı sanki. Öz metne sadık kalmak amacıyla külhan beyi gibi hikayelerin her yerinde gezmesine izin verilen yabancı kelimeler, tüm yazılarda olduğu gibi, akıcılığa karşı Nuri Alço’ca niyetlerini kitap boyunca gösteriyorlar.

Kitap genel olarak bana seslenmediğinden 2.cildi okuyacağımı pek sanmıyorum.

Bu vesile aramızdaki pek kıymetli YKST ( Yazar ve Kitap Savunma Timi) üyelerine seslenmeyi bir borç bilirim. Azıcık yukarıda belirttiğim kitap hakkındaki olumsuz düşünceler (sümme haşa huzurdan) yazar veya kitabın değil benim aciz eşit ağırlıkçı algı seviyemin bir sonucudur. “Kim kü bizim beğendiğimiz eseri beğenmeye, yılan dilini yazarımıza uzatağğğ; buna cesaret eden o cahil gafilin kancık kellesinin ödlek bedeninden ayrılması caizdir” hükmünün tarafıma uygulanmamasını arz ve talep ederim.

Saygılarımla
256 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
Kuyu ve Sarkaç; seçme öykülerden oluşan, psikolojik-gerilimin önde yazarlarından Edgar Allan Poe kitabı.
Kitap ismini içindeki "Kuyu ve Sarkaç" adlı öyküden alıyor. Öykülerdeki kurgular gerçekten etkileyici. Yazar size olayları âdeta yaşatıyor.
Psikolojik-gerilim severler için tavsiye edilebilecek bir kitap...

İyi okumalar
701 syf.
·19 günde·Beğendi·8/10
Poe ile tanışmam Detachment filminden bir sahne ile olmuştu ve okuma listeme eklemiştim.
(https://youtu.be/PKXJDBuGDi0)

Yaşamından çok şey aktarmış yazılarına, bu sebeple okumayı düşünenlere daha iyi analiz edebilmeleri açısından öncesinde yaşam hikayesini okumalarını tavsiye ederim. Gerçi bu tüm yazar ve şairler için geçerli. Aslında yazılanlar yaşamlarından sızanlar bir nevi... Bu yüzden önemsiyorum.

Poe, ikisi de oyuncu olan anne babanın ikinci çocuğu olarak 1809 da doğmuş. Doğumundan kısa bir süre sonra babası aileyi terk etmiş, annesi de bir yıl sonra tüberkülozdan ölmüş. Böylece yetim ve öksüz kalan Poe'yu John ve Frances Allan çifti sahiplenmiş ama resmî olarak evlat edinmemişler. (Allan soyadını bu tüccar aileden almış.) Daha sonra Poe nun gençlik yıllarındaki alkol, kumar borçları ve eğitim masrafları nedeniyle John Allan'la arası bozulmuş. Üniversitesiyi parasızlıktan bırakmak zorunda kalmış. Takma ad kullanarak 1827 yılında orduya katılmış. Bu dönemde yayımcılık kariyerine de başlamış. Kendisini büyüten Frances Allan'ı da 1829 yılında kaybetmiş. Şair ve yazar olmak isteyen Poe, West Point Okulundan başarısız olarak ayrılmış. Yaşamını yazarak sürdürmeye çalışmış. 1836 yılında 13 yaşındaki teyzesinin kızı, Virginia Clemm ile evlenmiş. Ancak eşi henüz 24 yaşındayken, 1847'de tüberkülozdan kaybetmiş. Poe'nun özel hayatında sıkıntılarla devam ederken iş yaşamında da durum farklı değil. Edebiyat dergilerinde eleştirmen olarak yazıyor, ancak hayatını kıt kanaat geçindirebilen maaşını ya zorla alıyor ya hiç alamıyor. Yaşadığı dönemde de sık sık eleştirilen bir yazarmış, tabi kendisi de döneminde yaşayanları hicvetmekle ünlü. Poe nedeni hala açıklanamayan bir nedenden 40 yaşında hayata veda ediyor. Poe'nun değeri ne yazık ki öldükten sonra anlaşılmış.

2019 da New Yorkta düzenlenen bir müzayede de Francis Wahlgren'in "Amerkan edebiyatının kara lalesi olarak bilinir." dediği Allan Poe ya ait Tamerlane 800 bin dolara satılmış.
(https://www.ntv.com.tr/...Bx0cUSTU6IijZ3TKT8vQ)

Poe, yaşadığı dönemde asıl olarak satir tarzında dergiye yazdıkları ile ünlü. Ve yine haftalık yayınlanan, 19. yy da revaçta olan gotik türündeki kısa öyküleri ile.

Kitaba genel olarak bakacak olursak; 1. cilt 3, 2. cilt 4 başlık altında toplanan öykülerden oluşuyor.

1. Cilt, ilk bölüm: Dehşet Öyküleri; 18 öyküden oluşuyor.
Hikâyeler, gotik yapıya uygun olarak okuru kasvetli bir ortam ile karşılıyor. Soğuk, huzursuz, ürpertici bir sessizliğin olduğu; bazen de boğuk seslerin, tiz çığlıkların olduğu yankılar, gaipten sesler; puslu, ölümün renkleriyle çevrelenmiş; terk edilmiş, mistik ögelerin imgeleri ile tedirgin edici, dehşet veren bir mekan kurguluyor yazar. Tüm duyularınıza hitap ederek sizi o atmosfere hazırlıyor adeta.

Karakterlerinde ise yine aşkınlık içgüdüleri hissediyorsunuz; ölümle yaşam arasında olan, tuhaf ızdıraplar çeken, isterik, bölük pörçük anıları olan, tuhaf figürler... Bu karakterlerin sezileri kuvvetli, olacakları tahmin ediyorlar ama bir tür yazgılarına teslim olmuşluk var, ne yapsalar da değişmeyeceğini düşünüyorlar.

Benim favorilerimin çoğu bu bölümden oldu, tabi bu bölümde öykü sayısı da fazla.

(***spoiler içerir.***)

Randevu
İki aşığın fiziksel olarak kavuşmalarının mümkün olmaması nedeniyle (kadın başkası ile evli) karşılaşılan saatte zehir içip ölümle daimi olan ikinci hayatlarında buluşmaları...

Ligeia
Yazarın sevdiği kadını anlatırken kullandığı büyülü ifadeler beni çok etkiledi. Muhteşem güzelliği, ileri derede bilgilere sahip olması, hatta metafizik konularında kendisine öğretmenlik yaptığını büyük bir özlemle anlatır. Ölen eşine bu kadar bağlı olmasına rağmen, aynı zamanda onu unutmak ister ve Ligeia nın zıttı görünüme sahip biriyle 2. evliliğini yapar. Ancak o hastalanıp öldüğünde, Ligeia'nın hayatta kalma arzusu, iradesi ve mistik bilgileriyle birleşerek, ölen kadının bedeninde yeniden hayata dönmesini sağlıyor.

Usher Malikanesinin Çöküşü
Burda iki kardeşin yaşadığı malikanenin kasveti aslında onların ruhunu yansıtıyor. Kitabın son sözünü yazan eleştirmen, erkek ve kız kardeşin ensest ilişkide olduklarından erkeğin vicdan azabından dolayı yaşarken öldüğü, kızın ölürken yaşam mücadelesi verdiğine değinmiş. Bu öyküyü ile başlayan ve Poe nun birçok öyküsünü sinemaya aktaran yönetmenin konuşması duyduğu heyecanın hala canlı olması benim ilgimi çekmişti. (https://youtu.be/18nHtX8k4eE)

William Wilson
Ana karakterimiz, çocukluk döneminden kalma, bastırmaya çalıştığı duygular nedeniyle kendisiyle savaşan, kendi kendini huzursuz eden, buhranlara sürükleyen, bölünmüş bir ruha sahip. Kendisini mahvedenin yine kendisi olduğu gerçeğini fark ettiğinde bir nevi ikiz ruhunun şu sözleri beni çok etkiledi. "Sen kazandın! Ölüyorum. Ama bundan böyle sen de ölüsün; Dünyada, Ahret ve Umut için ölüsün!...gör kendi kendini nasıl katlettin!"

Kuyu ve Sarkaç
Ölüm cezasına çarptırılmış bir mahkûmun tüm zorluklara rağmen, akıllıca uygulamalarıyla ve sonunda tam ölmek üzereyken, belki de mücadelesini hiç yitirmediğinden şans eseri kurtuluşu. Eleştirmen, kendi yüreğinin derinliklerindeki karanlığa doğru yolculuk etmekte, diye yorumlamış.

Boşboğaz Yürek
Akıl sağlığı yerinde olmayan bir kişinin yanında bulunduğu yaşlı ve zengin adamı öldürmesi ama vicdanının sesini bastıramaması nedeniyle suçunu kendi itiraf etmesi. Vicdanı bu kadar net ele almasından etkilendim bu öyküde.

Oval Portre
Burda ressamın işine aşk derecesinde bağlı olup, karısının bu durumu kaldıramaması ve adamın işine sevdasından bunu görememesi... ancak bu kadar naif anlaşılabilirdi gibi geliyor bana. #65648809

Terslik Şeytanı
Burda hepimizin zaman zaman yaptığı, başımıza gelen olumsuzlukların sorumluluğunu almak yerine bir günah keçisi bulup onu suçlamamızı anlatıyor. Eleştirmen notunda, Frenolojide yıkıcılık organı diye adlandırılan yapıdan, Poe terslik şeytanı diye bahsettiğine yer vermiş ve eğer bir terslik varsa, ahlaki sorumluluğun reddedilmesinde aranmalıdır bu diyor.

2. Bölüm: Gizemli Öyküler ve Dedektif Öyküleri; 8 öyküden oluşuyor.
Poe, dedektif öykülerinin prototipini vermiştir.
T.S. Eliot, Poe hakkında şunları söylemiş: "İnsan, bir dedektif öyküsünde keskin bir zekanın işleyişini takip etmekten zevk alır. Zekâ keskinliğinde ve bunu sergileme tarzındaysa hiç kimse Poe nun Mösyö Dupin'inin eline su dökemez."

Bu bölümdeki favorilerim:
Morgue Sokağı Cinayeti
Marie Rogêt'nin Esrarı
Çalınan Mektup
Altın Böcek

3. Bölüm: Politik ve Edebi Taşlamalar; 14 öyküden oluşuyor.
Bu bölümdeki karakterler: (çoğu döneminde yaşayan) aristokratlar, yazarlar, şairler... Alegorik ifadelerle onlara karşı ironik bir dille yaptığı göndermelerle dolu.

Poe nun dili alegorilerle dolu, sırlı bir dil. Okuyucusu tarafından çözülmeyi bekliyor. Bu sebeple okuduğum kitapta önsöz ve sonsözün olması çok iyiydi. Ben diğer basımlarını incelemedim ama biraz araştırdığımda bu yayınevini tavsiye eden birçok yorum okudum. Ayrıca kitapta, Poe nun doğumundan ölümüne kadar; hem şahsi hayatındaki gelişimleri hem de dönemdeki siyasi, edebi gelişimleri sunan 15 sayfalık bir kronolojik çizelge var; bu dönemi kafamda oturtmama yardımcı oldu diyebilirim. Ek olarak, öyküleri okurken Tim Burton'un animasyonlarını izliyormuş hissine kapılmamı sağlayan, Harry Clarke gibi isimlerin yaptığı çizimler de çok güzel. Çeviri Hasan Fehmi Nemli'ye ait. Özellikle Dehşet ve Dedektif öykülerini tavsiye ederim.

Jules Verne, Charles Baudelaire, Arthur Conan Doyle başta olmak üzere birçok yazarı etkileyen Poe'nun okunması gerektiğini düşünüyorum.

Eğlenceli bir animasyonla Edgar Allan Poe yu kısaca tanıtan videoya göz atabilirsiniz:
https://youtu.be/8lgg-pVjOok

Bu arada gizemli öyküleri ile tanınan Poe nun ölümü arkasındaki sorular da hala devam etmekte ilgisini çeken olursa diye ekliyorum:
https://youtu.be/JNG6AaCNYJ4

Keyifli okumalar...
24 syf.
·1 günde
Edgar Allen Poe, bu hikayesinde Morella karakterini yaratırken ilk fikir olarak deli gibi aşık olduğu karısı Virginia’dan etkilenmiş hissi vermekte. Öte yandan hikaye ilerledikçe, ana karakterin düşüncelerine, bilgisine, öğretici ve bambaşka havasına hayran olduğu karısının aslında o kadar da gözünde büyüttüğü kadar özel bir kadın olmadığını fark etmektedir. Kendisi bilgilendikçe onun bilgisizliğini fark etmeye başlamaktadır. Morella da bir kadın olarak bunu fark eder elbette. Bu durum, pek çok efsanede de geçen aşkın bittiğinde kusurların görünür hale gelmesi ve insanın çok sevdiğinden soğuması şeklinde kendini göstermektedir. Hatta bu öyküde de Morella’nın hastalandığında yüzünde kırmızı benek görmesi bunu hatırlatır. (Bkz: Ah Tamara Efsanesi)

Zaman geçer ve Morella yataklara düşer bilinmeyen bir sebepten. Ana karakterimiz karısından bunalmış olsa da ondan desteğini çekmez. Morella ise öldüğünde onu daha çok değerli göreceğine dair bir kehanette bulunarak bebeklerini doğururken ölür. Doğan kız bebeği büyürken tamamen annesine benzemeye başlar. Ana karakterimize en büyük cezaya dönüşür sevmediği karısının kendi canından bir parçada varlığını sürdürmesi. Halbuki karısı Morella’ya aşık olma nedeni bilgili olmasının kendisine verdiği hayranlıkken bunu kendi kızında görmesi bir lanet gibidir. Sonunda kızının babasının etkisiyle yok oluşunda görüldüğü üzere, insan kendisinden bir parçayı öldürmeyi göze alarak kurtulmak ister sevmediği her şeyden! Katlanamadığı özelliklerin arasında fiziksel özellikler yerine ruhsal özellikler olması etkileyici bir psikolojik çıkarım. Bu öyküde maddi bir varlık olarak karşımıza çıkan kız iken kimi zaman yaşam tarzımız, hayallerimiz vs. gibi manevi olabilir bu kayıplar.

Poe’nun kadın ölümleri üzerine travmatik bir geçmişi de söz konusu. Gerek aşık olduğu karısı Virginia’nın gerekse annesini ve üvey annesini kaybetmesi bu travmanın sebebidir. Öte yandan hayatı boyunca pek çok kadın tarafından reddedilen Poe, kadınlara dair intikamını bir karakter olarak güçlü yarattığı kadından saygıyı hak ettirici özellikleri ondan alıp öldürmesinde de görebiliriz. Her ne kadar güzel bir kadının ölmesinden daha şiirsel bir şey olamayacağını söylese de inanmayınız...

Yazarın biyografisi

Adı:
Edgar Allan Poe
Unvan:
ABD'li Yazar ve Şair
Doğum:
Boston, Massachusetts, ABD, 19 Ocak 1809
Ölüm:
Baltimore, Maryland, ABD, 7 Ekim 1849
1809’da Boston’da doğdu. Henüz bebekken yetim kaldığından onu yanlarına alan John ve Frances Allan çifti tarafından yetiştirildi. John Allan’la para konusunda sürekli anlaşmazlıklar yaşayan Poe, 1827’de orduya yazıldı. Aynı yıl ilk kitabı Tamerlane and Other Poems’u (Tamerlane ve Diğer Şiirler) isimsiz olarak yayımlandı. 1831’de ordudan atıldı. Bunu izleyen yıllarda düzyazıya yoğunlaştı ve yaşamını yalnızca yazarak kazanmaya çalıştı. Southern Literary Messenger, Burton’s Gentleman’s Magazine, Graham’s Magazine gibi dergilerde yardımcı editör olarak çalıştı, Broadway Journal’ın önce editörü, daha sonra sahibi oldu. Nantucket’lı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü 1838’de ve Tales of the Grotesque and Arabesque (Grotesk ve Arabesk Öyküler) adlı iki ciltlik derleme ise ertesi yıl yayımlandı. Fakat Poe’nun adını asıl yaygınlaştıran, 1845’te yayımlanan “Kuzgun” şiiri oldu. 1835’te, o sırada on üç yaşında olan kuzeni Virginia Clemm’le gizlice evlendi. Virginia’nın 1847’de veremden ölmesinin ar­dın­dan Poe kendini daha da fazla içkiye verdi. 1849’da, bilinmeyen bir sebepten öldü.

Yazar istatistikleri

  • 1.949 okur beğendi.
  • 10,5bin okur okudu.
  • 578 okur okuyor.
  • 6bin okur okuyacak.
  • 223 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları