Elnur Osmanov

Elnur Osmanov

Çevirmen
9.0/10
215 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
17
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Aslında biz bu kitapta anlatılanları yaşadık, yani atalarımız, dedelerimiz, ninelerimiz yaşadı. Ne zaman? Cumhuriyet Döneminde. Geldi Mavi Gözlü Dev'imiz önce düşmanı kovdu, sonra üstümüzdeki kapkara bulutları kovdu Türk Milleti baştan yarattı.
Şimdi bu kitabı sevmemizin nedeni de işte yine o kaplanan kapkara bulutlar. Halk yine fakir, halk yine cahil. Okumadan, bilmeden, açlıkla terbiye ediliyor.
Şimdi bizim yine Mavi Gözlü bir Dev'e ihtiyacımız var.
İsterse bir halk neler yapabilir hem kendi tarihimizden hem kitaptan görüyoruz.
Bir insanın kendini yetiştirmesi, gerek ahlaki gerek teknik konuda çok zorken bunu toplumun her alanına yaymak ve bunu başarmak.
Aslında fazla lafa da gerek yoktu.
MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR!
“Halk kitleleri cansız bir balçık yığını olup heykeltıraş eli dokunmadığı sürece öyle kalacaktır." (s:58)
Toplumun ezilmiş ve geri kalmış bireylerine, yüzyıllardır dokunması beklenen heykeltıraş elinin dokunamamasının tek sebebi önünde duvar gibi duran ve asla geri adım atmayan devlet engelidir. Finansal olsun olmasın, tüm imkanların sözde kalkınma sağlayacak zenginlere ve ileri gelmişlere yatırılması ve diğer halk kitlelerinin bu denli hor görülmesi bizzat devlet eliyle yapılan bir kötülüktür. Cehaletin, yoksulluğun kol gezdiği bu yaşamlar, devletin ve zenginlerin dillerinde dolanır olmuş; herkes bir şeylerin kötüye gittiğinden yakınıyor ama kimse kötüye giden şeylere engel olmaya çalışmıyor. Bir işi düşüncenin değil, eylemin başlatacağından habersiz şikayet edip duruyorlar; ama ne yazık ki içi boş insanlardan büyük işler yapmaları beklenemez.
İçi boş insanlar diyorum çünkü bu insanlara küçüklüklerinden beri kendine ya da topluma yararı dokunacak bir şey aşılanmamış. Beyin, bireyin gelişip adımlar atması için gerekli olan bilgilerle beslenmemiş. Sahip oldukları şeylere şükür etmelerini söylemek; onları, kaderlerinin bu olduğuna inandırmaktan başka bir şey değil. Bu insanlara umut olacak küçük adımlar atılsa, onların da boş gezmeye niyetleri olmadığı görülür diye düşünüyorum. Halk kitlelerinin içlerinde bir yerlerde harlanmayı bekleyen kıvılcımları en verimli şekilde değerlendirmenin tek yolunun da bir yerden başlayarak harekete geçmek olduğunu Fin halkı çok güzel göstermiş. Geçilen dönemde yaşanan olumsuzluklara rağmen, yapılması gerekenin ne olduğunu bilerek, emin atılan adımlar toplumsal kalkınmanın en başarılı örneklerinden biri. Günümüz otoriteleri aksine, Fin halkı bir şeyler başarmaları için sadece öğretmenlere ve okul kurumlarına bel bağlamamış. Din ve siyaset insanları, doktorlar, bilim insanları… Nerede işe yarayacak kim varsa, hep birlikte, bir bütün olarak çıkmışlar bu yola. Önlerinde beliren engellere birlikte göğüs germişler; bu büyük başarıya da birlikte ulaşmışlar. Bizim nesil, ülke ve hatta dünya olarak anlamamız gereken asıl mesele bu; tek başımıza radikal bir değişiklik yapmamızın neredeyse imkansız olduğu. Atalarımız boş yere “birlikten kuvvet doğar” dememişler. Eğer bu denli büyük bir emelimiz varsa, çıkar gözetmeksizin elimizden geleni yapmamız gerekir; kendimize sakladığımız her şey bizi emelimizden alıkoyar. Kitabın Papaz McDonald’ı anlattığı bölümde “Dünyaya zarar verirsen, insanlara veya hayvanlara kötülük yaparsan, kendinde zarar vermiş, kendini sakatlamış ve hayatını karartmış olursun.” diye bir cümle geçiyor. (s: 206) Ben bu cümleyi okuduğum an Tengricilikteki Buyan anlayışını ve dolaylı olarak da karma felsefesini hatırladım. Buyan anlayışına göre insanın benliğindeki güç ve bu gücü kullandığı yol, aldığı sonuçlarla doğru orantılıdır. Yani gücü kötüye kullanan, kendi rüzgar tayına zarar vermiş olur ve yaptığı kötülüğün karşılığını zayıflayarak alır. Bu anlayışı karma felsefesiyle yoğurup gücünü iyiye kullananların daha da güçlenerek yola devam edeceğini çıkarabiliriz. Fin halkının da benimsediği anlayış buymuş ki böyle bir sonuca ulaşmışlar.
Tarihe yön veren diğer liderlerin de hemfikir olduğu konu birlik ve bütünlük. Kimsenin tek başına bir şeyleri başarmasını beklemiyoruz; mühim olan hedefimizin
belirlenmiş olması ve bu hedef uğruna tüm imkanların uygun şekilde kullanılıyor olması. Önümüzde engeller olabilir, hep vardı, hep de olacak. Biz eğer barış içinde, ayrıştırmadan, sınıflaştırmadan çalışırsak, sonucun istediğimiz yönde olacağından eminim.
“Yürüyeceğiniz yol dikenlidir, hemen başarılı olmaya şartlanmayın. Takdir ve anlayış beklediğiniz bir anda sizinle alay edebilirler.” (s:231)
"Yere tükürenin vatandaşlıgı iptal edilir" memleketi Finlandiya'nın gecekondudan nasıl toplu konut haline geldiginin hayranlık uyandıracak hikayesi.

Her tarafı bataklık, börtü böcük kaplamış çevre ülkelerin bile bu topraklardan bir cacık olmaz diye sallamadıgı, halkın resmen kaya balıgı muamelesi gördügü bir ülkedir Finlandiya. Hal böyleyken, aralarında ögretmenlerden, din adamlarına, tüccarlardan doktorlara kadar her branştan aydın kimselerin "beyler toplu defans toplu hücum oynuyoruz, taktik yok bam bam bam" diyerek halkı her alanda bilinçlendirmesi ve ülkece dayanışmanın hayat bulması sonucu beylikdüzü gibi memleketin nasıl Finlandiya'ya dönüştügünü vay be diyerek okuyoruz.

Okudukça ülkemizde böyle olurmu diye ister istemez kıyaslama yapıyor insan. Şahsi fikrim, umutların asgari oldugu cografyamızda, muasır medeniyetler seviyesine çıkma kavramının 48 ay taksitle iphone almak olmadıgını anladıgımız zaman bu ancak mümkün olabilir.

Şimdilik Finlandiya gibi olmamız zor ama en azından şimdilik metroda kıza bakarken yerde kaval çalan adamın üstüne basmasınlar yeter, oda bir adımdır.

Kitap neresinden bakarsanız bakın müthiş, tavsiye edilir :)
Bir ülkeyi yoktan var etme, uyandırma hikayesi..Bugün saygıyla ve özlemle andığımız ULU ÖNDERİMİZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ‘ün okuduktan sonra tüm okullarda okutulmasını istediği kitap.Mutlaka okuyun , okutun...
Beyaz Zambaklar Ülkesi; ertelediğim için çok üzgünüm, bir eğitimci olarak.
Var mı böyle bir eğitim anlayışı.
Hem öğrenci hem eğitimci hemde yöneticileri önemseyen böyle yazıldığı gibi yaşanmış mı eğitim politikasını irdelemeye başladım.
Kitapta diyor ki; ilk alti yıla kadar sınav yok not yok. beceri kazandırıyor...
Bizde bugün universitede bile not ve yoklama korkusu mevcut....
Biz de öğretmene saygı ile onların ki çokkkkkk farklı...
Bizde ki ironi...
Ya aslında bizim ki ile karşılaştırmak istiyorum lakin buradaki karakterler yetmez. Farkında olmadan bütün kitabın altını çizmişim :))
Vay be diyerek okuduğum bir kitap
Finlandiya'da yaşamak istiyorum :))
Ne yazsam kifayetsiz okuyun...
VAY VAYY DIYE OKUYORUM...
ABARTI VAR MI YOK DIYE ARAŞTIRACAM.
ŞIDDETLE TAVSIYE EDİYORUM.
Bir millet nasıl ölüm uykusundan uyandırılıp, çocuklar gibi park ve bahçelerde güneşin ve o yumusak ayazın yüzlere dokunan o tatlı hissiyatını yaşayaraktan o günün güzelliği karşısında oyunlarını oynasın. Bu hayatı ve kendi hayatını o kadar güzel anlamlandırmak herkese ve herşeye nasip olmaz. Finlandiya'yı kaba bir tabirle pislenmiş ve yozlaşmış bir bok çukurundan nasıl yeryüzündeki bir cennet bahçesine çevirdiğini anlatan bir hikaye. iyi ki varsın Snelman iyi ki varsın Atatürk.İyiki ki varsın Grigoriy Petrov.Bir milletin ruhuyla beraber bir liderin mükemmel bir suret oluşturması liderin toplumu yönlendirecek ateşini milletinden alması.. Ölmeden önce okunması gereken bir yapıt
Öncelikle bu kitap hakkında bildiğim bir-iki bilgiyle başlamak istiyorum.

Bu kitap, Atatürk'ün okulların müfredatına konulmasını istediği kitaptır.

Ayrıca, kitabın arka yüzünde verilen bilgiye göre kitabın çıktığı vakitler Türkiye'de Kuran'ı Kerim'den sonra en çok okunan kitap olmuş.

Finlandiya'nın diğer adı bu kitap sayesinde "Beyaz Zambaklar Ülkesi"dir.

Bu kitapta anlatılan şey bir ülke en baştan nasıl kurulur, nasıl idare edilir, nasıl yönetilir ve refaha, bağımsızlığa, kültürelleşmeye, her anlamdan nasıl modernleşmeye ulaşılırın cevabı. Finlandiya üzerinden anlatılıyor ve asla sıkıcı değil. Okurken anlatılan bilgiler gerçek, görsel anlatımla desteklenmiş. Etkilenmeden yapamıyorsunuz. O zamanki Finlandiya lideri nasıl lidermiş, diyorsunuz. insanlarla "tek tek ilgilenilir miymiş" de diyorsunuz. (Hatırlatma: Finlandiya şu an özgür bir Avrupa ülkesidir, eğitim sistemiyle çok konuşulur, 5 milyon gibi az bir nüfusa sahip olmasına rağmen en modern ülkelerin arasında gelir. Bu kitapta, bugünkü Finlandiya'nın nasıl Finlandiya olduğunu öğreneceksiniz.)

Bu kitabı okurken ve şuanki Finlandiya'nın durumuna baktığınızda oraya yerleşmek isteyebilirsiniz.


Ayrıca eklemek isterim ki, ben Atatürk'e her bakımdan objektif yaklaşan bir insan olarak,şuan bu kitabı okurken, Atatürk'ün yaptıklarını anlayabiliyorum. Siz de anlarsınız çünkü kitapta yazanların; yani Finlandiya liderinin Finlandiya'ya uyguladıklarının aynısının bir çoğu bize de uygulanmış. Bir kaç yere takılabilirsiniz fakat bu kitapta Atatürk ve yaptıklarını hatta daha da ileriye gidiyorum "yapmak istediklerini de" çok rahat anlayacaksınız. Yapmak kelimesiyle iyi ya da kötüyü değil; getirdiği kanunlar, inkılaplar, vs... belirtiyorum.

Kitaptan alıntı şu söz ile incelemeyi bitireceğim:
"Her halkın içinden hem büyük hem de aşağılık insanlar çıkabilmektedir. Bunların hangisinin iktidara geleceğini belirleyen temel etken halk kitlelerine hakim olan ruh halidir."
Bu kitaptan önce hediye olarak Kürk Mantolu Madonna'yı alırdım. Tabi bunun yanında başka kitaplar da olabiliyordu. Şimdi önceliğim arasında yer alan kitap Beyaz Zambaklar Ülkesi oldu.

Atatürk'ün okulların müfredatına konulmasını istediği kitap !



Aydınlık yolunda olduğunu düşünen, ya da ben aydınım diyen, her bireyin üzerine eğilip düşünmesi gereken kitap. Diyelim ki aydın değiliz o halde aydınlık yolunda okunması gereken bir kitap, ama gerçekten güneşe öykünmek gibi bir şey.. Diyelim ki öğretmeniz, o halde bir kereden fazla okunulması gereken bir kitap..

Her halükarda, okunması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan biri, toplumu kucaklayan, yargılar yerine, ayaklandıran, gecenin başlangıcında güneşin doğacağından haber veren kitap..
Finlandiyanın ülke oluşunun hikayesi..

Bir rahip olan Petrov’ un müthiş eseri.. Kitabı okuduktan ve Petrov’ un fikirlerini kavradıktan sonra şöyle bir düşünmeden edemedim:

“ Bu adam din adamı olup ülkesi için yalnızca tanrıya dua etmeyi ve halkın haline şükretmesini öğütlemek yerine harekete geçmiş. Gençliği, köylüyü, kadını, çocuğu demeden herkesin içinde üreten, refah ve işbirliği içinde yaşayan bir Beyaz Zambaklar Ülkesi yaratmak için bir kıvılcım yakabilmiş. Neden biz tam bağımsız bir Türkiye için din adamı, öğretmen, asker, doktor, temizlikçi, işçi, zengin, fakir, kadın, erkek bir olup bir şeyler yapamıyoruz. Neden herkes kendini düşünür olmuş. Neden bir Finlandiya olmayalım. ”


Bu kitabı okuduktan sonra Atatürk’ ün ne kadar büyük bir lider olduğunu daha iyi anladım. Onun inkılaplarını ve çabalarını, Türk milleti için yaptığı yenilikleri çok daha iyi anladım.

Sizlere de kesinlikle tavsiye ederim. Özellikle gençlere okutmanızı temenni ediyorum.
Beya Zambaklar Ülkesi( Finlandiya) bugün nasıl eğitim sistemin de en üstte nasıl böyle iyilerin cevabını veren bir kitap. Atatürk'ün zorunlu kıldığı kitap şu an neredeyse hiçbir okulda okutulmuyor. Bu kitabı okuduktan sonra herkesin hayata bakış açısına bir şey eklenecek diye düşünüyorum. Sömürülen bir ülkeyi kurtarmak için çabalayan bir halk. Biz kendi destanlarımızı görüp sevip övünüyoruz evet ama şu ülkenin çektiği acı bizimki gibi olmasa da verdiği tepki bizden ne kadar yüksek onu göreceksiniz. Bizim sözde vatan severliğimizin yanında gerçek vatan severlik göreceksiniz. Derse geç gelip zorla ders öğretmen değil. Sabahtan akşama öğretmek için gelen bir öğretmen göreceksiniz bu kitabı okuyunca daha çok şey göreceksiniz