Giriş Yap

Emile Zola

Yazar
8.1
11,3bin Kişi
Tam adı
Émile François Zola
Unvan
Fransız Yazar
Doğum
Paris, Fransa, 2 Nisan 1840
Ölüm
Paris, Fransa, 29 Eylül 1902
Yaşamı
Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransada natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zolanın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransayı terkedip bir süre Londrada yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davasının yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında,kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane” en tanınmış romanlarıdır.Tüm romanlarında,doğal ve gerçekçi bir tarzla,hayatın zorluklarından bahsedilir.Örneğin Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı,büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.

İncelemeler

Tümünü Gör
48 syf.
·
3 günde
'Yalnızlık İçinde Ölünür'
Modern toplumun görünmeyen nahoş yüzünü ortaya koymada başarılı olan Emile Zola, beş kısa öyküden oluşan Nasıl Ölünür'de; bir aristokrat olan Kont Vertueil'in, burjuva sınıfından Bayan Guérard'ın, eşiyle esnaflık yapan Adélé'in, işçi sınıfından Morisseaular'ın oğlu Charlot'un ve köylü Jean-Louis'in ölüm sürecini nasıl yaşadıklarını okuyucularına başarılı bir şekilde tablolaştırıyor. • İnsanların sadece hayatlarında değil, ölürken de hayattayken olduğu gibi bir sınıfın mensubu olduğunu ve bu sınıfın sahip olduğu toplumsal ayrıcalıklara, ekonomik haklara göre -ölüm sürecini- yaşadığını vurgulamak istemiş, Zola. Bunu yaparken de öncüsü olduğu akımın bir getirisi olarak gözlem gücünden yararlanmış, gerçeklik ilkesine bağlı kalmış, sade ve yalın bir dil kullanmış. • Kitaptaki karakterlerin ölüm sürecini yaşarken içinde bulundukları -yalnızlık- duygusu beni gerçekten etkiledi. Kont, ölüm döşeğindeyken etrafındakilerin sahte davranışlarını, sıkıcı komedilerini istemez. Bilinçli, seçilmiş bir yalnızlıktır bu... Bayan Guérard, etrafında oğulları olmasına rağmen oğullarının kendisini soyacağı düşüncesiyle, güvensizlik ve korkunç düşünceler içinde can verir. Bir bakıma kendisini anlayan biri olmadığı için kaçınılmaz bir yalnızlıktır içinde olduğu durum. Adélé ise eşi tarafından çok sevilmesine rağmen son nefesini yalnız verir. Çünkü eşi tüm zamanını çalıştığı kırtasiyeye ayırmak zorundadır. Hayallerini ertelemeyi alışkanlık haline getirmiş çiftin, aralarında anlaşarak tercih ettiği bir yalnızlıktır bu. Lois Baba ise çocuklarının hasatta olduğu sırada yine yalnızlık içinde ölür. Hasat başladığı için tek bir sabah ziyan edilemezdi! Böylece babaları son nefesini verirken ölüme -terk edilmiş bir yılkı atı- gibi gider. Morrisseau çiftinin oğulları Charlot ise can verirken anne ve babası yanında olmasına rağmen yoksulluğun getirdiği yalnızlık içinde, karanlık ve soğuk bir odada son nefesini verir. Karanlıktan körleşmiş bir baba, kibritleri arka arkaya çakarak çocuğun yüzünü görmeye çalışan bir anne.. Tüm bu ölüm sahnelerini okurken düşündüğüm tek şey, son nefesini veren bu insanların acısını paylaşacak, onları teskin edecek bir yakınlarının yanlarında olmamasının ne kadar ürkütücü olduğuydu. • Kısa olmasına rağmen çok derin mesajlar taşıdığını düşündüğüm Nasıl Ölünür'de beni etkisinde bırakan diğer bir konu da yaşanan bu kayıpların arkasından yakınlarının normal hayata geçiş sürecinin hızlılığı oldu. - Kontun ölümünün ardından hayallere dalmış olan Kontes; - Bayan Guérard'ın oğullarının zaten oynadıkları dramın sona ermesi ile miras kavgasına başlamaları; - Adélé'in eşinin hissettiği tek şeyin yorgunluk olması ve Adélé'in kız kardeşiyle ölünün önünde kavga etmesi; - Charlot'un yokluk içindeki anne babasının komşunun getirdikleri yiyecekleri ölünün yanında iştahla yemeleri ve cenazeden sonra toplulukla şarap içip neşe içinde olmaları; - Lois Baba'nın çocuklarının da toprak böyle şeyleri kanıksamayı onlara öğrettikleri için çok üzüntü taşımamaları, sona eren hasatın memnuniyeti içinde olmaları.. ölenlerin ardından kalanların hayata ne kadar hızlı adapte olduğunu gösteriyor. Bu da beni etkileyen ve üzen diğer bir durum oldu. • Beş kısa öyküyle çok daha fazlasını anlatan Nasıl Ölünür'ü herkese öneriyor ancak diğer okurlar gibi bir çırpıda bitirebileceğiniz bir kitap olarak nitelendiremiyorum. Çünkü yavaş okuyarak üzerinde uzun süre düşüneceğiniz, okuduklarını sindirmenizin zaman alacağı bir eser bence. Hala düşünüyorum, ölümü, Lois Baba'nın çocukları gibi hayatın bir döngüsü olarak mı kabul etmeli miyiz? Ya da yitip gidenleri, ardında bıraktıklarıyla anmalı, yasını mı tutmalıyız?
Nasıl Ölünür
7.5/10 · 8bin okunma
·
4 yorumun tümünü gör
48 syf.
·
8/10 puan
Doğmak, doğurmak, yetiştirmek, yaşamak, yaşatmak. Bunları biz insanlık çok doğal olarak kabul ediyoruz; bunların, hayata geldiysek hakkımız olduğunu daha doğduğumuzda ağlayarak kabulleniyoruz. Ölmek. Peki ölmekle neden barışamıyoruz? Yoksa barışamadığımız sevdiklerimizin ölümü mü yoksa kendimizin bir bavul dahi alamadan bu dünyayı terk edecek olmamız fikri mi? Yaşama hakkını kullanamamamız, bu durumun acısını hissetmemiz mi bizi korkutan? Émile Zola beş hayata kenarından konuk ediyor bizi. Aristokrat, burjuva, esnaf, köylü ve işçi. Hepsinin hayatı algılayış biçimi, düşünceleri, yaşadıkları yer, yedikleri yemekler dahi farklı. Sadece bu hayattaki tek ortak noktaları var: Ölüm. Kitabımızda beş farklı kısa hikaye var ve tek tek beşinin ölümünü, ölüm anındaki duygularını ve yakınlarının tepkisini okuyoruz. Toplumsal sınıfın ölünün tabutunda bile kol gezdiğini, paranın biz ölsek dahi elinin eteğinin üstümüzden çekmediğini görüyoruz. Hepimizin gideceği yer, o toprak, aynı derler, Hayır, aynı değil. Sadece toprağın bizi kabullenişi aynı. "Şefkat artık burada bitmeliydi, toprak onu almalı ve saklamalıydı." Yoksa yazarın dediği gibi ölmemiz toprağın bizi yanına istemesinden dolayı mı? Saklanma sebebimiz ne? Ya da kimden koruyor bizi toprak? . En çok hangi öykü seni etkiledi derseniz; İşçi' deki çocuğun ölümü oldu. Çevrenin, toplumun hatta anne babanın bile kayıtsızlığı onun ölümünü getirdi. Tüm toplum, küçücük bir çocuğun ölümünü bekledi. Komşunun tabutu gömmeye gelmek yerine çocuğun aç ölmesine engel olmasını okumak toplumsal açıdan beni daha mutlu ederdi. Tabi bunun bir kitap olduğunu unutmuyor yazımıza devam ediyoruz.. . Kitaptaki metaforlar içinde beni en çok etkileyen mezarlığın 'yas tarlası' olarak betimlenmesiydi. Acının bir kokusu var mı bilmem ancak acı kokar her taraf. Gerçekten de mezarlıklar dünyanın neresinde olursa olsun kasvetlidir. İyi hissettirmez, korkutur ve ruhla kişinin yüzleşmesini sağlar. Sevdiklerimizin, hayatımızdaki kişilerin toprağa emanet olduğunu biliriz sadece. . Benim kitapta dikkatimi çeken diğer bir önemli husus; tüm karakterlerin ölüm anına hazır olması ve bunu beklemesiydi. Hepsi öleceklerini biliyordu ve biz her ne kadar detaylı okumasak da kendi iç hesaplaşmalarını tamamlamış, toprağın huzuruna sunulmayı bekliyordu her biri. Çerez bir kitap olarak okumalarınızın arasına alabilirsiniz. Ben keyifle okudum. Yine de işlenen ölüm konusunun hepimiz için ortak ama aynı zamanda hiçbirimiz için ortak olmadığını unutmayalım diyorum ve yazımı sonlandırıyorum. Okumak isterseniz de kapanışı 2020 Mart'ta yazdığım kendi şiirimle yapmak isterim. Buraya kadar okuyan varsa teşekkür ederim. . "İnsan hastalanır ve ölür." Tüm ölümler bir hastalık üzerine kuruluydu, Ölüm ne zenginliğine, ne dinine, ne günahlara bakıyordu. O sadece hastalığına ulaşan bir boşluktu. İntihar bir ölüm değil miydi o zaman ? Evet ölümdü. Hatta en acılısından. Ruh hastalanıp, yataklara düşüyordu. Yaşlanıp, bir mezara bürünüyordu..
Nasıl Ölünür
7.5/10 · 8bin okunma
·
3 yorumun tümünü gör
556 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Germinal!
Okuma grubumuz ile listelerimizde, Kasım klasiklerinde Germinal vardı. Benim ikinci okumam olan ve çok az kitapla kıyaslanabilecek bir eserdir Germinal, bilenler bilir. Lâtincede, tohum, tomurcuk, filiz anlamına gelir Germinal. Aynı zamanda Fransız Cumhuriyetçi Takvimi'nin 7. ayı anlamındadır. Yazarın, Germinal öncesinde Meyhane adlı kitabını okuyanlar Etienne'e aşina olacaktır. Rougone - Macquart Serisi'nin 7. kitabıdır Meyhane. Etienne burada Jervez'in oğlu olarak çıkar karşımıza. Etienne'in çocukluğunu Meyhane'de okuruz bu sayede. Yine yazarın Nana adlı eserinin (9 nolu kitap) baş karakteri Nana da Etienne'in kardeşidir. Yani kitap karakterleri arasındaki bağ büyüktür. Germinal de Rougone - Macquart Serisi'nin 13. kitabıdır. Etienne burada göçebe bir işçidir. Hayatını kazanmak için birçok işte çalışır. 1877 yılında yazılan Meyhane'den sekiz yıl sonra, bir gece Montsou yolunda bir genç yürür Germinal'in ilk sayfasında. Makinecidir, iş arar. Adının Etienne Lantier olduğunu öğreniriz. Büyümüştür, Kuzey Fransa'ya gelmiştir. İş bulmak, geçinmek için çalışmak zorundadır. Madene inip burada tumbacı olarak çalışmaya başlar. Maheu ile arkadaş olur. Maheu kıdemlidir; 7 çocuğu, babası ve bir eşi vardır. Voreux Maden Ocağı'nda ailesini geçindirmek için çalışanlardan biridir ancak 10 kişilik aileyi besleyecek kazanç tabi ki sağlayamaz. İş zordur, maden zordur. Kazalar, havasızlık, öksürük, hastalık birleşince ekmek parası kanla terle kazanılır! İşçi mahallesinde güne erken başlanır, soğan kokusu karşılar bu mahalleye girenleri. Biraz kahve, bir parça ekmekle geçer günleri buranın sakinlerinin. Gün gelir kadınlar birbirine ödünç kahve verir, gün gelir evde sadece irmik olur çorba yapılır. Ama yine de kadın, ailesini ayakta tutmaya çalışır! İşte hâl böyleyken; madenin büyükleri, ortakları şartları değiştirir. Kötü gidişat daha da kötüye gidecektir ama büyük etkilenmez ki bu işten! Tok açın halinden anlamaz misali oturur sıcacık evinde büyük insan. Misafir ağırlar, yer, içer, kahkahalar atar büyük insan. Yakınana inanmaz, madenden çıkan kötü yakacakları işçilere dağıtması ile övünür, işçi mahallesine harcadığı paralarla hizaya getirmeye çalışır karşısındakileri büyük insan! Maden işçilerinin hayatlarındaki karmaşa artar, açlık artar, zulüm artar ama asla aldıkları maaş artmaz. Yapacak en doğru şey direnmektir der Etienne. İşçi hakkını alacaktır! Artık devir değişecek, suyun başına onlar geçecektir! Greve liderlik eden Etienne hem okur hem de fikirlerini işçiler ile paylaşır. Madenciler ve aileleri direnişe tüm benlikleri ile katılır. Tek vücut olurlar, tek yürek olurlar, yaşadıkları acıların son bulmasından ve hak ettikleri kazancı almaktan başka istekleri yoktur. Hayalleri vardır, insanca (!) yaşamak isterler, gece aç uyumamak isterler, en azından çorbaya atacak şehriye ve eve girecek iyi yanan biraz kömür isterler. Bu grevin en büyük amacı onları yok sayanlara biz de buradayız demektir! Tüm dünyadaki işçiler gibi onlar da ezilendir, hor görülen, değer verilmeyendir. Bahanelerle gözleri boyanmaya çalışılır, yeter ki madene insinler iş aksamasındır. İş şartları iyileştirmeye gelince herkes yok olur, biz de emir kuluyuz teraneleri ile süsler cümlelerini. Mezbahalarda bu böyledir, muz işçileri direnirken böyledir ve madende de böyledir. Çünkü işin adı değişse de açgözlü patron değişmeyecektir. Umutla ve ılımlı bir uzlaşma yolu aramak için başlanan direnişler öfkeyle başkaldırı ile sürecektir! Direniş son ana kadar çaresizliğin önüne geçer, soğan kokuları ile insanı karşılayan mahallelerde artık sadece bekleyiş vardır. İşçilerin dirençlerini kırmak için her yol denenir, işkenceler şiddet bu yolların en zalimce en alçakça olanıdır. Havaya kalkan el işçiye vurulan tokat olur, insanı ailesinin aşkının önünde yere seren tekme olur, utanç olur. Bir de bunu yazan Zola ise, yaşananlar okurun boğazında düğüm olur! Yine de, her kötü günün bir sonu vardır umudunu verir Zola her şeye rağmen. Çünkü; insanlar yetişecek, kara kin dolu bir ordu bir asır sonraki hasada hazırlanacaktır. Tohumlar filiz verecek, bir gün düzen değişecektir! Bir gün hak yerini bulacak, işçi hakkını alacaktır! Zola'nın mezarının başında "Germinal" diye haykıran kalabalık asla "Ekmek" diye haykırmayacak, adalet yerini bulacaktır!
Germinal
9.0/10 · 8bin okunma
·
4 yorumun tümünü gör
417 syf.
·
15 günde
Saçma sapan inançlar ve inançların getirdiği yasaklar . Bir rahibin aşık olmasını ve inancına karşı geldiği için vicdan azabını konu alan bir eser .Çünkü inancı papaz olduğu için bu gibi duyguları ona yasakliyor. Elin din adamları bir kadına karşı hissettikleri aşk yüzünden vicdan muhasebi yaparlar bizim din adamları ortada 4 taneye kadar serbest diye ortalıkta gezerler :))) Zola'nin din adamının yapması gereken tek şey aslında çok eşlilige musade eden bir dine geçip bu azaptan kurtulmakmış :D
·
4 yorumun tümünü gör
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42