Emre Can Sarısayın

Emre Can Sarısayın

Çevirmen
7.4/10
21 Kişi
·
31
Okunma
·
0
Beğeni
·
15
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
368 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kampanyadan indirimle aldığım bir kitaptı. Konusu oldukça ilgi çekici. Yazar gerçek bir hikayeden yola çıkarak yazmış. Okurken yaşananları katilin bakış açısıyla okuyorsunuz. Aslında bazen bazı şeyler hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmayabiliyor.
368 syf.
·15 günde·Beğendi·7/10
D&R indiriminden aşırı ucuza aldığım bir kitap. Arka kapaktai özeti dikkatimi çekti ve polisiye sever olduğum için tereddüt etmeden aldım.
Kısaca konusuna gelirsek; John Delahunt üniversite öğrencisi kıt kanaat geçinen bir adamdır. Arkadaşının karıştığı bir olayla birlikte gizli teşkilat olan Kale ile tanışır ve onlarla çalışıp muhbirlik yapmaya başlar. Verdiği bilgiye göre ücreti de fazla olacaktır. Zengin ve güzel bir kız olan Helen'e gönlünü kaptırmıştır aynı zamanda. Gizlice evlenirler ama para sıkıntısı içindelerdir. John kazancını artırmak için cinayet çözmek ister ama aslında çözdüğü cinayetin bir numaralı tanığıdır. (Spoiler vermek istemiyorummm) Nereye kadar ileri gidebilir? sorusuna güzel bir cevap bu kitap aslında. Arka kapakta okuduğumuz üzere hapiste ölümü bekleyen bir mahkum olarak bitiyor hikaye ama aslında o cinayetinde bambaşka bir yüzü vardır.

Gerçek hikayeden yola çıkılarak yazılmış aslında acemi denebilecek bir yazarın eseri. İlk 100 sayfayı zorla okusamda sonraki kısımlarda elimden bırakmak istemedim.
368 syf.
·7/10
John Delahunt: Bir Cinayetin Hikayesi |3+/5|

1800’lü yıllarda geçen hikayeleri bir ayrı seviyorum. O dönemin yaşama zorluğu, sanayileşmenin yeni yeni başlıyor olması, kıyafet tercihleri gibi birçok unsur ilgimi çekmeyi başarıyor. Olur da bir zaman makinesi icat edilirse ve birileri gelip beni o zamana götürmek isterse istemem ama. Ya da öldükten sonra bir sonraki hayatım daha olursa o hayatımın 1800’lerde olmasını istemezdim. Evet, ilgimi çeken birçok unsur var ama bunların hepsi uzaktan bakınca güzel.

Yoksa okudukça daha çok anlıyorsunuz, birçok insanın zor ekonomik şartlar altında yaşam mücadelesi verdiği, hastalığın ve sefaletin kol gezdiği zamanlar.

İşte size bu dönemdeki günlük yaşamı aydınlatan bir kitabın yorumunu yapmak için geldim bu sefer. John Delahunt, ismi kitabın da ismi olan karakterimizin hayatından bir kesiti okumaktayız. Kitabın yazarının ve yayınevinin söylediğine göre tarihte böyle bir kişilik yaşamış. Kitabın yazarı olan Andrew Hudges, John Delahunt’a ait notlar bulunca bunu araştırmış ve biraz da kurgu katarak bize bu kitabı sunmuş.

Kitapta ikili oyun diyebileceğimiz bir durum söz konusu. 1841 yılında Dublin’de geçen hikayemizde Kale isminde bir teşkilat söz konusu. Söz konusu teşkilat, suçları çözmek konusunda halkın da yardımını gizli olacak şekilde alıyor. Kendilerine seçtikleri bu muhbirler, halkın arasına karışıp bilgileri topluyor ve Kale isimli teşkilata suçlarda delil olarak kullanılsın diye satıyor. Ana karakterimiz John Delahunt’ta tesadüf eseri bir muhbir oluyor ve kazandığı paradan memnun kalınca bu işi devam ettirmek istiyor.

Kitabın ikili oyun olmasını sağlayan şey, John’un kendi cinayetini ihbar etmesi. Para uğruna böyle bir yola başvuran John’un hayat hikayesini oldukça detaylı olarak okuyoruz. Arka kapağında bu bilgiler yazdığı için spoiler’dan saymadım ama saymamak için bir nedenim daha var. O da, bu işin polisiye olayının kitabın pek de ana odak noktası olmaması.

Eserimizin anlatım dili birinci kişi ağzından. Kitabımızda Delahunt’ın hapse girdiği ve idamını beklediği bir zamandan başlıyor. Ardından da kendi hayatını kendi kaleme alan karakterimizin neler yaşadığına dalış yapıyoruz. Ancak bu hikayeyi polisiye ya da suç hikayesi olarak değerlendirmemek lazım. Bunu biyografik roman olarak adlandırıp suç-gerilim-polisiye üçgenine hiç sokmamak gerekli. Kitabın o parçaları o kadar da baskın değil çünkü. Karakterin üzerine odaklanıldığı için karakterin her şeyi, odak merkezine alınıyor ve işin suç-gerilim-polisiye kavramına pek yer kalmıyor.

Ancak bunun bir artı yönünü de es geçmemek lazım. Böylelikle bir suçlunun psikolojine bakmak için iyi bir fırsatımız olmuş oluyor. Bir insanın bir cinayeti işleyeceği noktaya nasıl geldiği, nasıl işlediği ve işledikten sonra neler yaşadığı gibi süreçleri güzel anlatıyor. Gerçi Suç ve Ceza’yı yeni okuduktan sonra tesadüfen kendimi yine benzer konulu bir kitapta bulmuş olmam ne enteresan bir rastlantı.

Karakterin gri bir noktada duruyor. Karakterin özünde iyi biri olup da çevresi ve yaşadıkları yüzünden mi kötü olduğuna yoksa o kötülüğü hep mi içinde bulundurmuş olduğuna okurun karar vermesi gerekiyor. Romanın da en iyi yanı olarak bunu gösterebilirim. Çok güçlü ve derin bir tartışma olmasa da böyle bir ikilem de söz konusu, mevzubahis romanda.

Kitabı tavsiye eder miyim? Bir polisiye kitabı olarak değil de bir suçlunun biyografik romanı olarak tavsiye ederim. 1800’lerin sanayi devriminde geçen hikaye seviyorsanız o döneme ışık tutan kitaplardan biri olmasının yanı sıra, yazımı da hiç fena değil. Olaylar birinci kişiden anlatıldığı için daha çarpıcı olabiliyor okur için.

Ortalamaya yakın bir kitap oldu benim için. Güzel yanları olduğu kadar tatmin etmeyen yanları da vardı. Okuduğuma pişman değilim ama başka bir kitap okusam eksikliğini hissetmezdim.

Güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
368 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Aslında çok akıcı güzel giden bi eser. Lâkin eserin içeriği kitabı bitirmeme engel teşkil etti diyebilirim.
Evet her sabah kahvaltımızı yaparken Müge Anlı seyrettiğimiz doğrudur.
Ancak bir cinayetler silsilesinin edebi bir dille ortaya konması benim hoşlanacağım bir durum olmadı. Yani sadece roman olsa kurgu derim okurum orada sıkıntı yok.Biyografik bir eser olduğunda da yine güzel gider.
Ama gerçek hayattan bu cinayetler..
Edebî bir dille buluşunca rahatsız olmadım değil.
Haa kitabı bitirmedim mi bitirdim tabi ki...
368 syf.
·8/10
John Delahunt... İki gece boyunca birlikte olduğum John, yer yer, Raskolnikov'u hatırlattı: O da yoksul bir üniversite öğrencisi. Babasının ölümüyle, evleri kendine kalır diye umdu; ama o da gitti-gider... Karısı Helen'a kızdım mı? Zaman zaman. Mücadeleci, âşık bir kız gibi görünürken, rahatından ödün vermeyen kadına dönüşüp terk etti John'u. Ben de rahatıma düşkünüm; ama insan hiç degilse romanlarda aksini istiyor galiba.
Para için mi yaptı onca ihbarı John? Elbette. Parasızlık kadar zor dert azdır. Peki, romanın sonlarında, küçük çocuğunun boğazını neden kesti? Geçmişini düşündüm; 'psikopat' edecek çocukluk yasamamıştı. Yazarın (Andrew Hughes) dalgınlığı mı? Güzel yazmış gerçi; kurguyu ve dilini beğendim. Emre Can Sarısayın da güzel çevirmiş. İmlâ da yerliyerinde.
Yine de üzüldüm John'a. İngilizce bir sayfada yorumları okudum; kadınların çoğu "oh olsun" demiş.
Yalnızca cinayet hikâyesi değil "John Delahunt" ("-Bir Cinayetin Hikâyesi-" altbaşlığı, romanın aslında yok zaten: "The Convictions of John Delahunt"). İrlanda/Dublin polis, istihbarat ve hukuk teşkilâtlarının nasıl 'işlediklerine' dair kesit aynı zamanda. Sıcağı sıcağına bilgiler -günümüz- değil; 1800'lerin Dublin'inde geçiyor. Gerçek bir olaydan esinlenme. Yazarın, sosyal tarih çalışması "Lives Less Ordinary" için araştırmaların meyvesi.
Okurken notlar tuttuysam da onlara girmeyeceğim. Tarih, polisiye, adalet, sınıf ve aşkın iyi bir dille yazıldığı bu romanı sevdim. Emre Can Sarısayın'ın güzel Türkçesi olmasaydı, bu kadar sevmezdim. Ne de olsa iki iyi edebiyatçı ve çevirmen (dedesi Behçet Necatigil ve annesi Ayşe Sarısayın) var soyunda: Edebiyat ve estetikten el almış Emre Can Bey. Tebrikler...

Yazarın biyografisi

Adı:
Emre Can Sarısayın

Yazar istatistikleri

  • 31 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 22 okur okuyacak.