Eren Cendey

Eren Cendey

Çevirmen
8.1/10
3.587 Kişi
·
14.282
Okunma
·
1
Beğeni
·
183
Gösterim
Adı:
Eren Cendey
Tam adı:
Eren Cendey Yücesan, Eren Yücesan Cendey
Unvan:
Çevirmen
Eren Yücesan Cendey İtalyan Lisesi ve İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümü mezunudur.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
249 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Cumartesi akşamüstü bilgisayarın başına oturdun, ya da akşam yemeğinden sonra açtın telefonunda 1000 kitap uygulamasını. Akışında gezinirken başka bir inceleme gördün. Özellikle incelemelere de bakıyor olabilirsin, ya da can sıkıntısından geziniyorsundur sadece sitede. Italo Calvino diye bir yazar, İtalyan muhtemelen. Italo Calvino bildiğin bir yazardır belki de, ya da – hatta büyük bir ihtimalle- sadece kulağına çalınmıştır. Belki de zamanında bir kitap okuma grubunda konuşmuşsunuzdur arkadaşlarınla. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu - evet, belki de yazardan bağımsız olarak dikkatini çekti, ya da uzun zaman önce gördüğün ve hala unutamadığın bir kitap ismi. Ama okuyamadın henüz, incelemelere de bakamadın hiç, çoğunda “spoiler ibaresini gördüğün için. Belki de Erhan adındaki bu kullanıcının daha önce yazdığı incelemeleri şu ya da bu sebepten beğenmişsindir sadece, kitapla hiç bir ilgin yoktur. “Bu kez ne yumurtlayacak acaba, nasıl bir inceleme yazacak, yine yazara mı öykünmeye çalışacak, başka bir şey beceremeyince “ diye düşünüp okumaya başlamışsındır incelemeyi.
Her ne sebeple olursa olsun (Belki de daha önce paylaşılan alıntılardan sadece- mıknatısvari alıntılar var kitaptan sitede, Örneğin: #35032572 ) başladın bir kez incelemeye ve kolayca bırakanlardan değilsen eğer sonuna kadar buradasın ki normal bir okuma hızıyla en az yedi dakika demektir bu. (Belki şimdi de, “Ne kadar yazacağını önceden planlıyor mu bu adam?” diye düşünmektesin, öyle olmadığını umuyordun halbuki daha önceki okumalarında) Hayatının, boş vaktinin, cumartesi ya da pazar gününün, ya da siteye sürekli giren birisi değilsen veya bu aralar diğer işlerle fazlasıyla meşgulsen, hafta içi bir gününün nispeten rahat yedi dakikasını bu incelemeye ayırıyorsan kitaplara gerçekten ilgi duyuyorsun demektir. Ne büyük tespit, değil mi? Her 1000kitap kullanıcısı gibi ana odağının kitap olduğunu ve böyle dahice tespitlere aşina olduğunu yüzüne vurmak istiyorsun yazarın. Eski bir kullanıcıysan, incelemelerin gün geçtikçe bozulduğundan da dem vuruyor olabilirsin. Üçüncü paragrafa gelmene rağmen kitap hakkında bir fikir sahibi olamaman da cabası. Ama yarım bırakmadın hiç bir şeyi, burayı da okumaya kararlısın ne kadar boş cümlelerle doldurulmaya çalışılsa da.

Italo Calvino'yu hatırlamaya çalışıyorsun, İtalyan olduğunu tahmin etmiştin zaten. Postmoderndi galiba. Sıkıcı olmalı bu kitap diye yaftalayabilirsin hemen, çoğunluğun yaptığı gibi. Hem postmodernizm neydi, kendinin göstermeye çalışan bir takım ilgi budalalarının yaptığı türlü türlü şebekliklerin diğer adıydı, değil mi? Sanmıyorum diyorsun, ayıplıyorsun bu “Erhan“ kişisini Umberto Eco, Paul Auster, Georges Perec, hatta hayran olduğun Orhan Pamuk gibi önemli kişilere şebek dediği için. Sonra aklına başka bir şey geliyor, belki bu da postmodern bir incelemedir diye düşünüyorsun ama hemen vazgeçiyorsun. İncelemeye odaklanmalı ama nasıl, daha kitaba bile gelemedi ki adam?

Koca koca “Kahramanı siz olan bir labirent” ibaresini okuyorsun önce. Labirentleri seversin, bulmacaları da öyle. “Kahramanı ben nasıl oluyorum acaba ?“diyorsun, “Nasıl tahmin edebilir ki benim hayatımı bu Calvino yazarı?” Yavaş yavaş aşağıya inmeye devam ediyor gözlerin, “Erkek okur” diye birinin varlığı çıkıyor ortaya. “Herhalde bu benim”diyorsun ya da “erkek okur diyorsan ben bu işte yokum Italo" diye trip atıyorsun yazara. Ama bir iki satır aşağıda bayan okurun da bir yerlerden hikayeye dahil olduğunu öğrenip, gizli bir tatmin duygusu yaşıyorsun.

“Başlayan, ama bitmeyen öyküler dünyasında yaşıyoruz,” diye bir alıntı var incelemenin bir yerinde. Daha önce duyduğun bir şeyi hatırlıyorsun birden. Hem postmodernizmle, hem de bu kitapla ilgili. Metinlerarası diye bir terim vardı değil mi, kitap içinde kitap, öykü içinde öykü gibi bir şeyler ya da. Bunun için de birisi söylemişti, belki de bu siteden birisi , başlangıçlar kitabı diye. Evet, belki de en başta seni bu incelemeyi okumaya iten ana sebep buydu sevgili okur. Sevgili okur mu? Birden kendini incelemenin içinde hissettin değil mi? Yok ama, olsa olsa başka bir oyundur bu.

Okumaya devam ediyorsun bu oyunlarla dolu kitabın biraz lakayt incelemesini. Sen'in yani erkek okurun uzun bir kitap alma serüveninden sonra (#32562993) ulaştığı bir kitapla (Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu) başlayan , ama bitemeyen bir öykü olduğunu öğreniyorsun kitabın. Kitabın sonunu arayışında bu erkek okurun (kimi zaman bayan okur) 10 farklı kitaba başladığını ama bitiremediğini söylüyor incelemenin yazarı. Neden böyle kitaplar yazarlar diye düşünmeden edemiyorsun ama ilgini de çekiyor biraz.

"Konu mu önemli bir kitapta yoksa kurgu mu?" diye bir soru atıyor ortaya sonra “Erhan”. Çok saçma bir şey, konu ile kurgu bir bütün değil mi zaten. Yine yer doldurma amacıyla yazdığı bir şey olduğunu anlıyorsun hemen, ama kitabın konusunun yetersizliğiyle ilgili bir gönderme mi yaptığını düşünmeden de edemiyorsun. Ya da kurgulamanın hatta üstkurmacanın en üst düzeyini göreceğini düşünerek seviniyorsun bir an.

Yavaş yavaş incelemenin sonuna geldiğini fark ediyorsun ama hala kitap hakkında fazla bir fikir edinemediğin için biraz rahatsızsın . Bir iki alıntı daha görüyorsun son kısımlarda (#35079981 , #35242849) Galiba kitabın konusu bu diyorsun , sadece başlangıçlar olan, ama herşeyin birbiriyle ilintili olduğu bir kitap. Tam da postmodernlere göre. Okumak ve Yazmak üzerine bir kitap ya da, herkese göre. Evet bir şans verebilirim belki diye düşünüyorsun sonunda, film arasında çıkanlara rağmen.Sen bırakmayan birisin zaten. En azından güzel alıntılar var kitapta.

Erhan mı? Fazla katkısı yok bu işte, Italo Calvino gördü bütün işi alıntılanan cümleleriyle. O incelemede paylaştığı, kitaptan etkilenerek yazdığını söylediği saçma yazı (#33895429) bile bir şeye benzemiyor zaten. Kitabı okusaydın bile alakasız bulacağına eminsin. Neden tekrar gündeme getirdiğine eminsin adın gibi. Onun kitaptaki okur türlerinden Lotario gibi olduğunu düşünüyorsun – hani şu kitaplarla değil sadece bilimsel incelemeleriyle ilgilenen kız. Neyse, mutlusun her zamanki gibi . Bir incelemeyi daha, sıkmasına rağmen, duraksamadan bitirdin ve okunacak yeni bir kitap buldun. Binbir gece masalları da olabilir tabi ya da Don Quijote. Hangisiydi peki? Ha evet, diyorsun aşağıya bir göz gezdirdikten sonra, Bir Kış Gecesi . Birden aklına geliyor ve saatine bakıyorsun. 7 dakikayı çoktan geçmiş. Mağrur bir şekilde gülümseyerek başka bir inceleme açıyorsun.
249 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Baştan uyarıyorum. Kitabı henüz okumamış olanlar için çok detay içerir. Ama faydalı da olabilir. Okumak, okumamak size kalmış.

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’yu 2. Ankara Kitap Toplantısı için oylama yaparak seçtik. Okurluk ve yazarlık konusunda kitabın ünü ve içeriği bir toplantıda tartışmak için gayet müsait. Kitabı toplantı için okuyanların yorumlarını görünce biraz keyfim kaçmadı değil. Ama kitapta Calvino’nun okumak ve okurluk konusundaki düşüncelerini görünce bunun gereksiz olduğunu düşündüm.

-->Önce nasıl bir kitap?

Klasik anlatı serim düğüm çözümüyle oluşturulmuş, vermek istediğini okura küçük oyunlar aracılığıyla vermeyi amaçlayan postmodern bir kitap örneği var elimizde. Yoğun anlatımlı olduğu için biraz dikkatli okumak gerekiyor. Yoksa gözden kaçan şeylerin önemi kitabın çok çabuk yerilmesine yol açabilir.

-->Olay

Erkek Okur kitapçıdan Italo Calvino’nun yeni çıkan kitabı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’yu alır, eve gelir ve okumaya başlar. Biraz okuduktan sonra okuduğu kitabın başta anlattıklarını aynen tekrar ettiğini görür, kitapçıya gidip durumu açıklar. Kitapçı ciltleme sırasında baskı hatası olduğunu, araya Polonyalı yazar Tazio Bazakbal’ın Malbork Kasabasının Dışında kitabının karıştığını, ellerinde sağlam baskılardan Bir Kış Gecesi Bir Yolcu’yla elindeki hatalı kitabı değiştirebileceğini söyler. Erkek Okur başladığı kitaba devam etmek istediğini söyleyip Bazakbal’ın kitabını ister. Aynı istekle oraya gelen Kadın Okur Ludmilla ile de orada tanışırlar. Aldıkları kitabın yine farklı çıkma ihtimaline karşı da telefon numaralarını birbirleriyle paylaşırlar. Tesadüf bu ki kitap yine farklı bir öyküyü anlatmaktadır. Sürekli bu şekilde, asıl istediği öyküyü arayıp her defasında farklı öykülerle karşılaştığımız, bir yapısı var kitabın. Toplam da 10 farklı roman başlangıcı, 12 bölüm…

-->Nasıl ve ne anlatıyor?

Edebiyatta ikinci tekil şahısla yazılarak üne kavuşmuş romanları saysak sanırım bir elin parmaklarını geçmez. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu ikinci tekil şahısla yazılmış bana göre çok başarılı bir eser. Kitap: “Italo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin. Kapıyı kapasan iyi olur; öte seslen ötekilere:" Hayır, televizyon seyretmek istemiyorum!" Sesini yükseltmezsen duymazlar seni. "Kitap okuyorum. Rahatsız edilmek istemiyorum!" O gürültü arasında seni işitmemiş olabilirler, daha yüksek sesle söyle, bağır hatta: ‘Ben, Italo Calvino'nun yeni romanını okumaya başlıyorum!’” diye başlıyor. Birinci tekil şahıs ve üçüncü tekil şahıs anlatıcılarının tabiri caizse edebiyatın zirvesinde olduğu dönemlerde böyle başlayan bir kitap taşları yerlerinden oynatmıştır ki bunu görmemek imkânsız.

Calvino üstkurmacanın oluşturulma şekillerinden olan ‘metnin kuruluşunu, yazılış sürecini olgu içinde konumlandırma’dan yola çıkarak kitabı yazma sürecini satır aralarında bizlere göstererek hareket ediyor. Daha kitabın başında “Başlayan, ama bitmeyen öyküler dünyasında yaşıyoruz,” diyor. Buradan kitabın bitmeyen öykülerden oluşacağını anlamamak elde değil.

Sayfa 192’de (8.baskı) Silas Flannery: “…Bunun sonucunda yalnızca başlangıçlardan oluşan bir kitap yazmaya karar verdim. Kahramanı, sürekli kitabı yarıda kalan bir Erkek Okur olacaktı. Erkek Okur Z yazarının A romanını satın alacaktı. Ama bu kusurlu bir kopya çıktığı için okumayı sürdüremeyecekti… İşin içine bir Kadın Okur, düzenbaz bir çevirmen, bu günce misali günce tutan yaşlı bir yazar da katabilirdim…”

Bu paragrafta amacını çok çok net bir şekilde görüyoruz Calvino’nun. Bir anlamda kendi yazdığı romanın okuru konumuna geliyor. Aynı şekilde bu paragrafları okuyan okur da bir nevi yazar bağlamında değerlendirebilir. Yani burada okurla yazar arasındaki ayrımın kalktığını görüyoruz. Yazar kendi yazdığı romanı, okur olarak okuyor. Öyle değil mi sizce de? Belki de Calvino bir yazar olarak salt okurluğun tadına bakmak istemiş de olabilir? Düşünüyorum.

Ne anlattığını açıklamak biraz güç. Benim için kitabın kurgusu ve yapısı daha öndeydi. Okuma eyleminin çağlar boyunca geçtiği yolları düşündüğümüzde bu kitapta tüm okuma eylemlerinin ele alındığını görüyoruz. Kitabın en kilit noktası buydu.

Şu da mümkün: Calvino sürekli hikâyelerin bitmediğini ve önceden yazıldığını, hatta öykülerin, anlatıların tek kişiden çıktığını, hep aynı şeyleri okuduğumuzu söylüyor. “Başlayan, ama bitmeyen öyküler dünyasında yaşıyoruz,” “…Bazılarına göre ihtiyar Kızılderili anlatı malzemesinin evrensel kaynağıdır; bütün öteki yazarların bireysel yaratımlarının kaynaklandığı ana magmadır…” Eğer insan olarak bizden önce olmuş ve bizden sonra olacakların öyküsünü yazıyor ve okuyorsak bu döngünün farkına varmamız gerekmez mi? Calvino gerektiğini düşünmüş olmalı ki ‘hayatın çehresi, ölümün kaçınılmazlığı’nda Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’yu yazmış.

Okumak bir birey için ne ifade eder ya da nedir? Okunmak ve ideal okurunu bulmak bir yazar için ne ifade eder? İlk soruya tam 9 cevap buluyoruz kitapta. Kitabın sonuna doğru kütüphanedeki 7 okurun verdiği cevaplar artı Erkek Okur ve Ludmilla’nın cevapları. Bunu 10’a tamamlayan ise kitabı okuyan bizleriz. İkinci soruyu Calvino’nun yarı yarıya kendi yerine koyduğu yazar Silas Flannery’den öğreniyoruz. Verilen cevapları tartışmak için toplantıyı bekliyorum

-->Karakterler

Erkek Okur: Romanın başkişilerinden. Kayıp metinleri Arayan Okur. Aradığı metinlerin peşinde farkında olmadan kendi hayatının öyküsünü yazıyor. Bunu kimse inkâr edemez.
Ludmilla: Dişi Okur. İdeal okur. Ve toplantıda en çok konuşulacak okur.
Lotario: Kitapların sadece akademik incelemeleriyle ilgilenen kötü okur. Ludmilla’nın ablası.
Irnerio: Kitap okumayan ama kitapları sanat için kullanan bir tasarımcı.
Ermes Marana: Türlü türlü işlere bulaşmış sahtekâr çevirmen ve kötü okur.
Silas Flannery: Calvino’nun kendi romanının okuru olmak için kitaba koyduğu yazar.

Kitap bu kadroyla bize hayatın bu tür şeylerle nasıl birlikte bütün olduğunu göstermeyi de amaçlıyor. Bir yazarın ne tür kişilerle karşılaştığını görmek de mümkün. Silas Flannery’i sırayla tüm karakterlerin ziyaret etmesi roman içindeki çok hoş oyunlardan biriydi benim için.

-->Benzerlikler

Erkek Okur’un sürekli kayıp metinlerin peşinde koşması bana Don Kişot’taki anlatıcı-çevirmen arasındaki ilişkiyi hatırlattı. Bilmem siz ne düşünüyorsunuz.

Binbir Gece Masalları’ında anlatımın sürekli bölünerek hikâye içinde hikâyeye geçilmesi gibi Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu da 10 öykünün sadece başlangıçlarının verilip araya olayların girmesi de bana benzer gelen diğer bir noktaydı.

Ama en çok hayata benziyor bu kitap. Gerek okurlarıyla gerek araya giren hikâyelerle gerekse de bir kitabı okurken aslında kendi hikâyemizi yazmamızla. Okumak hayattır. Ya da hayat hiç bitmeyecek öyküleri okumaktır. Ya da “okumak yalnızlıktır.”

-->Sonuç

Daha tartışacak çok şey var aklımda. Onları toplantı gününe saklıyorum. Sonuç kısmını da toplantıdan sonra dolduracağım. 1K Ankara Okuma Grubu/Duvar/’na selamlar ve herkese.
176 syf.
·15 günde·Beğendi·8/10
Umberto Eco oldukça iyi tanınan, ama, o kadar da çok okunmayan bir yazar ülkemizde. Şubat 2016'da hayata gözlerini yumduğunda yedi romanın yanı sıra tarih, edebiyat vb. konularda onlarca eser bırakmıştı bizlere. Ortaçağ ve göstergebilim konusunda dünyanın sayılı isimlerinden birisi olan Eco ülkemizde Sean Connery'nin oynadığı filme konu olan “Gülün Adı” romanı ile tanındı daha çok.

Gerçek bir modern çağ klasiği olan Gülün Adı'ndan öte Foucault Sarkacı diye bir kitabı var ünlü yazarın. Okumak ve anlamak için önemli bir zamanınızı feda edeceğiniz, bitirdikten sonra o hazzı bir kere daha yaşamak için her şeyinizi verebilecek olsanız da, benzer bir deneyim yaşamanızın imkansız olduğunu fark edeceğiniz bir kitap. Sıfır Sayı'da da benzer bir şey deneyimlemek istemiş yazar.

Bilen bilir, Umberto Eco kitapları öyle bir oturuşta okunan kitaplar değil, sıkıcılığından ya da durağanlığından değil ama kesinlikle. Kitap içinde geçen olayların, terimlerin, göndermelerin yani çoğu şeyin derin bir bilgi birikimi gerektirmesi, bir bilgi kaynağına başvurmadan kitapları bitirmeyi hafiften imkansız kılıyor. Yani tabi ki okuyabilirsiniz, ama bu ne bileyim, Wikipedia'sız İnternet'e benzer belki. Yani aradığınız her şeyi İnternet'te bulamadığınız o eski, karanlık günleri düşünün. Neyse ki yıl 2019 ve biz kitaplarda gördüğümüz her türlü şeyi telefonumuzun tek bir tuşuyla kolaylıkla öğreniyoruz bu bilgiye aç ülkede. Evet, bu kitap da verdiğim örneğe bir istisna değil tabi ki.

Sıfır sayı (Necip G. daha iyi bilir gerçi burayı) gazete ver dergilerin dağıtımdan önce hazırladıkları deneme sayısıymış ekşi sözlüğe göre (orası da kapanırsa artık gazetelerden öğrenebiliriz bilgileri). Temel olarak gazeteciliğe sarmış Eco bu kitapta. İnternet'in emekleme aşamasında olduğu, gazetelerin haber aktarımında hala temel araç olduğu 1992 yılında, kitabın arkasında da belirttiği gibi tam bir gazetecilik dersi veriyor bizlere. Gerçi kitabın araksında kötü gazetecilik diyor ama iyi gazetecilik konusunda bir örnek bulunmadığı için şu an önümüzde, hemen her gazetecinin benzer şeylerle haşır neşir olduğunu düşünüyorum çalışabilmek için.

Foucoult Sarkacı gibi sonlardan başlıyor kitap ve yetenekli ama “kaybeden” biri olan Commoli'nin iki ayını anlatıyor. Simei diye bir gazeteci, hayırsever bir işadamı tarafında çıkarılacak – aslında hiç bir zaman çıkarılmayacak- Yarın isimli bir gazetenin sorumluluğunu teklif ediyor Commoli'ye. 12 ay için 12 sıfır sayı basılacak. Ve sonunda Commoli bu gazetenin hazırlanma hikayesini içeren bir kitap yazacak.

Evet, olaylar böyle başlıyor, ilgi çekici karakterler var gazetede ve ilk bölümlerde onlarla birlikte tüm pisliklerini öğreniyoruz işte bu gazetecilik işinin. Aslında o kadar çok manipülasyona maruz kalmışız ki şu ana kadar, çoğunun aslında bildiğimiz şeyler olduğunu görüp seviniyoruz. Neyse ki İnternet var diyoruz, Twitter vb. siteler var da, bize her söylenene inanmıyoruz.

Aynı Foucoult Sarkacı gibi ortalarına doğru komplo teorileri üzerinden şekillenmeye başlıyor bu kitap da. Milano sokaklarını gezerken, bir anda kendinizi ikinci dünya savaşının sonundan itibaren başlayan bir olaylar zincirinde buluyorsunuz. Mussolini, Gladio, Stay Behind, Vatikan, Aldo Moro Arjantin vb. derken kitap bitiyor ve sonlardaki şu paragraf (#38652964) ile 90'ların İtalya'sı ile aslında fazla bir farkımız olmadığını düşünüyorsunuz.

Foucoult Sarkacı gibi tamlamasını bolca kullandım biliyorum, ama elbette o kadar yoğun değil bu roman, topu topu 176 sayfacık. Ama hakkını vererek okursanız – ben Bagnera sokağında gezdim mesela Google Street View'de- çok güzel bir tecrübe oluyor bu kitap da. Çeviri kötü değil,Umberto Eco'nun kıvrak diline uyum sağlamış. Kitap boyunca bilgi sağanağına tutulmanıza rağmen hiç sıkılmıyorsunuz anlatımdan.

Bazı arkadaşların söylediği gibi Umberto Eco'ya başlamak için iyi bir kitap olabilir kendisinin bu son eseri. Ama en iyisini, en zorlusunu tercih ederseniz her zaman için Foucoult Sarkacı'nı önerebilirim size. İyi okumalar.
496 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
#spoiler icerebilir#

"Prag mezarlığı nı okumak isteyen kitaba otopsi yapmayı göze almalıdır " çünkü kitabı çizersiniz , sayfa kenarlarına notlar alırsınız eğer hunharca kitabın kalbini -cigerini sökemezseniz bu kitabı okuyamazsiniz :)
Prag mezarlığında çok nefret edeceğiniz bir baş karakter var... kişiliği ikiye bölünmüş bir nevi "fight clup " ...tarihe yön verecek sahtecilik uzmanları ,ünlü yazarlar , karanlık karakterler (ben diana sevdim ki kendisi bir parça vanessa ives i anımsattı bana )
Dumas var kırım savaşı var napolyon ve garibaldi var fransa ,almanya ,rusya ıtalya var ..devrimler savaşlar savaşlara sebep olacak ajanlar ,masonlar gizli cemiyet toplantıları şeytan ayinleri var ..machivelli ,lagrange,ve kahal var nedir kahal ?
Devlet içinde devlet kurmanın belgeleri ..yahudilerin dünyayı yönetmek için uyguladığı planlar ,yahudi finans çevreleri ,rotschildler ,kolera salgınları ,dizanteri ,tifus,dünyayı kasip kavuran hastalik dönemleri. ..allance israilite liste uzayarak gider....
Klasik bir kitap yorumu isterseniz bu zaten arama robotunda bulabilirsiniz ben kitabın beni nasıl oyaladigi ,neyi öğrettiği peşindeyim ..öncelikle eco nun bu kadar sert bir yahudi dusmanligi olduğunu bilmiyordum ..kitaptaki yahudi tasvirleri gerçekten enteresan.. ikinci olarak prag mezarligini içinden çıkan ikinci kitap var ve ben onun peşindeyim. ..
Son olarak umberto eco nun beynindeki hazine o kadar buyukki biz yazdıklarını anlamak için arastimak zorunda kalıyoruz..

Okumak isterseniz lütfen bu konulara ilginiz olduğu bir dönemde okuyun çünkü size hitap etmiyorsa kitap ağır ve kötü diyeceksiniz ..ben çok sevdim ve zaman zaman geri dönüşler yapıp başvuracağım bir kitap olarak kütüphanemde baki kalacak ...
Sevgiler /iyi okumalar
246 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Aslında yaşam hepimiz için bir yürüyüştür. Başladığımız nokta doğumumuz ve yolun sonu ölümümüz olan, çok uzun görünen ama kısacık bir yolda yaptığımız yürüyüş..
İşte biz mutant insanlar o yolda yürümeyi unutmuş hatta o yürüyüşü ve yürürken elde edilenleri ilkel sınıfına sokmuşuz.
Sanırım ilkel olan bir şey varsa, o da  düşüncelerimiz..

Mutant insanlar ve gerçek insanlar ayrımı yapıyor kitap.
Mutant yani biz. Taştan kentlerde yaşayan, alabildiğine mutsuz, sevgisiz, kirli düşünlerle dolu, çoğunlukla yaşama amacı olmayan, yıllarca çalışsa da yol katedemeyen insanlar. Mutantız çünkü özümüzle olan bağlarımız kopmuş. Maddi güzellikler peşinde koşarak tükettiğimiz hayatımız bizi gerçeklikten soyutlamış..
Gerçek insanlar var birde. Yurtları çöl olan, doğayla iç içe, her zaman mutlu ve güler yüzlü, sevgi dolu, saklayacak bir şeyleri olmayan, geçici eşyalara bağlanmayan, boşa yaşamayan insanlar. Gerçek insan onlar evet. Gerçekler çünkü özleriyle iç içeler..

50 yaşında olan bir kadın, kendisine ödül verileceğini zannederek çıkıyor yola. En pahalı giysileri giyiniyor, güzel takılara bürünüyor, son modaya uygun yapıyor saçlarını ve makyajla kendini güzel hissediyor.
Umduğu gibi bir ödül vermiyor oysa onu yanlarına çağıran Aborijinler, ona umduğundan kat be kat büyük bir ödül veriyorlar. Ve 50 yaşına kadar gerçekten yaşamamış olan bu kadın, 3 dolunay sürede gerçekten yaşamanın tadına varıyor..

Kitapta yer alan Aborijinler gerçek mi bilmiyorum ama kitap o kadar gerçekçi bir dille yazılmış ki.. Ama bir o kadar da hoş bir tat bırakan hikayemsi bir havası var. Ve bu ikisi çok güzel dengelenmiş. Gerçek ile hayal arasında..
Sanırım Aborijinler gerçek olsa aralarına katılmak isterdim. Yolculukları, dansları, şarkıları, düşünceleri, yaşam tarzları çok hoşuma gitti. "İşte gerçek insanlık bu." dedim. Ama tabii solucan, yılan ve daha neler neler yemeye hiç özenmedim. Öyk!

Kitaba yapılan yorumlarda kitap kişisel gelişim kitabı gibi gösterilmiş. Hayır efendim. Bu kişisel gelişim kitabı değil, nasıl insan olabileceğimizi gösteren bir kitap. Evet biz çöllerde yaşayamayız, aylarca yürüyemeyiz yani onlar gibi yaşayamayız ama onlar gibi düşünebiliriz. Şu dünyadaki herkes onlar gibi düşünse, dünya harika bir yer olurdu..
Ah keşke...

Bana kalsa bu kitabı alıp okumaz ve bu muhteşem dünyayla tanışamazdım. O yüzden kitap kardeşim Selcen/Duvar/'a çok teşekkürler. ^^

Okunulacaklar listenize almanız gereken ve kesinlikle okumanız gereken bu harika kitabı göz ardı etmeyeceğinizi umuyorum.

Yüreklerinize iyi bakın.
Yüreğiniz ne kadar güzel olursa, o kadar gerçek bir insan olursunuz...

Keyifli okumalar.. ^^
176 syf.
·Beğendi·8/10
Kişileri tanıma ile başlayan duygusal yoğunlukla devam eden ve sonunda özümüze dönüşle son bulan bir kitap Yüreğimin Sesini Dinle .... Kitabı keyif alarak okudum, okudukça bir taraftan hüzünlendim bir taraftan da sürekli olarak kendimi ve içinde bulunduğumuz hayatı sorguladım , zaten kitap ister istemez bunu yaptırıyor. Eğer kitaptaki duygusal yoğunluk devam etseydi yarıda kesmek zorunda kalabilirdim çünkü bu kadar hüzün karakterime uygun değil :)) Hayatın için de haliyle her şey mevcut ölüm, aşk , sevgi, hastalık , mutluluk ama ana karakterdeki Sevgili Hanımefendi tüm bunları özümseyerek hayatına devam etmeyi biliyor ama aslında burada tüm Sevgili Kitapseverlere hayatımızla ilgili ışık saçıyor. Sevgili Kitapseverlere yüreklerinin sesini dinlemeleri dileğiyle ...
249 syf.
·93 günde·8/10
GÖVDE GÖSTERİSİ
Bu incelemeyi (?) daha çok kitabı okuyan ve yarım bırakan arkadaşlar için yazıyorum. Sürprizbozan içerebilir demek istiyorum ama hangi sürprizi bozabiliriz ki diye diyemiyorum. Yani okumamak size kalmış. Bu kitap gibi, daha az kişiyi hedef alarak kaleme alıyorum. Murat Sezgin'in #27798378'in incelemesini de okursanız da kitap açısından daha yardımcı olucaktır.

Post modern edebiyat... Nedir bu? Bunu anlayabildiğimizde ki bu bile oldukça zor -bence- bu türdeki okumaların amacı ve sonucu daha anlamlı bir yere gelir. İnternette bu konuda yaptığım araştırmalar neticesinde kopyala yapıştırla, post modern edebiyatı biraz daha anlama kavuşturmaya çalışacağım. -Umarım.-
1)''Postmodern yazın, modern anlayıştan farklı olarak öz ve biçimde yeni bir yaklaşımı beraberinde getirmiştir. Buna göre tür ayrımı ortadan kalkmıştır. Modern yapıtta yorumlanabilirlik sınırlandırıldığı halde, postmodern yapıtta okuyucu, okuduğu sırada metni yeniden yazma durumuna geçer. Modernlikte yapıt anlamlılık taşımaktayken, postmodern yapıt söz söyleme sanatıyla (retorik) bezenmiştir. Dil oyunlarına geniş yer verme ve zaman-yer bütünlüğünden uzaklaşma görülür. Postmodern yazında konu bağlarında geriye dönüşler vardır. Daha önce yazılmış metinlerden yola çıkarak yeni metinler üretilir. Hem sorgulama, hem de yanıt arama bir arada görülür.''
Calvino ne yapmıştır peki? Daha önce yazılmış metinleri kendisi yazmıştır. 10 romanın ilk bölümleri, bunun örneğidir.

2)''Modernizm, nesnelerin, varlıkların, durumların göründükleri gibi olmadıkları düşüncesine dayalıdır.'' Bütün bir kitap boyunca, sırtımızda kitaptan bir pelerin, soyut bir yerlerde gezerken, tam olarak bu özelliği hissediyoruz. Bu kitap öyle elime alayım hadi okuyayım denebilecek bir kitap değil. Tam olarak entelektüel insanların kalemi bir kitap.

3)''Klasik (geleneksel) roman; dış dünyayı, çevreyi ve toplumsal olanı önemser, dışa dönük bir özelliğe sahiptir. Modern roman ise içe dönüktür. Bireyin iç dünyasına, ruhuna, bilinçaltına eğilir.'' İkinci tekil şahıs kullanılarak yazılmış bu kitapta, size ne düşündüğünüzü ve düşüneceğinizi anlatan cümleler var. Karşı koyamadan okuyorken, birden karşı koyarken buluyorsunuz kendinizi.
Nedense geleneksel tavrı, bu modern dünyada biraz küçümseme içererek kullanırız. Ben, klasik olanı da modern olanı da tercih ederim. Bence klasik olan da sadece toplumsal yazılmıyor. Aklıma İnsancıklar ve Anna Karenina geldi. Bunlar bireyin hem içini hem dışını önemseyerek yazılmış klasik eserler. Ama bu kitap, tamamen içe dönük bir kitap. Post modernizm adına verilen örneklerin içinde zirve sanırım James Joyce'a ait. Ama onun da övdüğü biri var. İrlanda'lı yazar Flann O'Brien. Üçüncü Polis Bu kitaba nazaran okuması daha kolay bir kitap olduğunu düşünüyorum. Post modernizmden hoşlanan ve bununla ilgilenenlerin ıskalamaması gereken bir eserdir. Tavsiye ederim.

4)Bu madde için kopyala yapıştır yaptığım siteye nasıl bir minnet duydum, şu anda anlatamam. Çünkü ben de bilinçakışı var diyeceğim ama tam olarak Körleşme ya da Tutunamayanlar'daki gibi de değildi. Bu yüzden yazarsam ''Hadi canım!'' diyen olur diye vazgeçmiştim. Teşekkürler yazan kişi! :) Kendimle de övündüm böyle düşündüğüm için :) ''Öykülemede diyalog ve hikâye etme yerine bilinç akışını kullanır. Dolaşık ve karmaşık anlatım yöntemlerini dener. Simgelere, mitolojiye, efsanelere, mistisizme, nihilizme, fanteziye yönelir.'' BİLİNCİNİZ AKIYOOOOR. Calvino bu kitapta, zihnimizi bir muhallabi misali akışkan ama yeteri ısıyı bırakırsa donacağını bilen bir eminlikle oradan oraya akıtıyor.

Post modernizm ile ilgili bu kadar yazmak yeterli. Şimdi kendi notlarıma döneceğim. Aşağıya da yararlandığım sitenin linkini bırakacağım. Benim okuduğum tek site bu olmadı. Ama en güzeli. Siz de okumalısınız. Buradaki her madde bu kitabı daha anlaşılır kılıcak.
https://www.turkedebiyati.org/...modern-edebiyat.html

***

Kitap okurken not alıyorum. Bunu da bu siteden öğrendim. Hatta yanılmıyorsam Hakan S. abi bunu yazmıştı bir yere. O gün bu gündür, elimde bir cep ajandası okuduğum kitabın kankası olarak gezer, ben de yazdıkça yazarım ona. Bir kitabı okurken, düşündüğümüz binlerce şey var. Bunların bilincimizden öylece geçip gitmesine müsaade etmemeliyiz.

Kitapla ilgili 2 ayrı görüşüm olucak. İlki yarısına kadar düşündüklerim olucak. Bir noktaya kadar bilinçakışımsı tavrı sezdiğim ama kondurmakta emin olamadığım için ''Hah'' dedim, ''Yine, yeni, yeniden!'' Daha önce yazdıklarıma denk gelenler bilinçakışı tekniğini ne kadar sevdiğimi bilirler :)) Ben kaçtıkça o beni kovalıyor gibi bir durum... Neyse.. Açtım kitabı ilerlerken dedim ki; ''Ben bu tür kitapları sevmiyorum. Ne zaman başladı, ne anlattı, ne hayal ettirmek istedi, nereye sürüklemek istedi?'' Ayağı yere basmadan okumak gibi bu tür kitaplar. Bir şeyler havada. Birçok şey havada. Zihniniz havada. Ama.. Calvino yaa... Çok tatlı adam. İkiye Bölünen Vikont'u okumuştum. Bazı yerlerde çocuk kitabı diye geçiyor. Onlar nasıl çocuksa artık... Bu kitabı öneririm çok eğlenceli, akıcı, anlamlandırmakta kesinlikle zorlanmaycağınız ve konu olarak ilginç de bir kitap. Calvino ile böyle sempatik bir tanışma yaşayınca dedim ki ''Ben, bu yazarın en az 3-4 eserini daha okumalıyım. Çok beğendim.''

Calvino ilk yarıda beni zorlamadı. Aksine ne kadar kendimi Ay'da yürüyor gibi hissetsem de yap-boz misali geldi bu kitap. Sabırla, elime yap-boz parçaları gibi tutuşturduğu kelimeleri alıp, onları birleştireceğim ya da birleştimeyi umduğum zaman gelicek mi diye ilerledim. Kitapta altını çizdiğim çok fazla yer var. Alıntı paylaşmak çok yaptığım bir şey değil. Ama paylaşmaya kalksaydım, çok verimli bir kitaptı. Okuması zor bir eser olduğu için o altı çizili satırlara ancak dinç bir zihinle ulaşmak mümkündü. Bu yüzden 93 günde dura dinlene, sindire sindire okudum. Tabi kitap bittiğinde dahi vaaoov denecek satırlar beni bekliyormuş, tahmin etmedim. Kitap, bitince kendinize dondurma ısmarlamanız gereken bir kitap. Gidin doğru düzgün pastaneden alın, yürüyün az da bacaklarınız açılsın. Bu yangını ancak dondurma soğutur çünkü. Düşünürken başınızın fırına döndüğü çok olmuştur. O yüzden ''Beynim yandı.'' ifadesi vardır. :) Bu kitabı okurken, sık sık gökyüzüne baktım. Şehrin ışıklarının taarruz ettiği gökyüzüne, geceleri.. Belki bir yıldız görürüm dedim. Göremedim..

***
Calvino'nun kaleminde yer yer insana tebessüm ettiren bir yan var. Betimleme yaparken alıp başını gitmiyor. Eğlenceli, insanı allak bullak eden de bir yanı var. Tabi bu yorulmadan önce düşündüklerimdi.

Calvino, bu kitabıyla, edebiyat dünyasına GÖVDE GÖSTERİSİ yapmış, adeta meydan okumuştur. Kitaptaki 2 karakter, kitapçıdan bir kitap alırlar. İlk bölümden sonrası yoktur. Tekrardır. Bu, bu şekilde alınan her kitapta devam eder. Yarım kalan her roman, en heyecanlı yerinde kesilmiş ve okuyucuyu meraka düşürecek niteliktedir. Tam 10 kitap, 10 ilk bölüm içinde, ana bir romanın da bunların dışında şekillendiği bir kitap Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu. Yazar diyor ki: ''10 tane roman yazarım. 10'unu da aynı anda yazarım. 10'unu da sağlam bir temele oturturum. 10'unda da öyle farklı karakterler ve isimler bulurum ki şaşakalırsınız.'' Bence puro falan da içiyor olabilir. Dumanlarını insanın yüzüne yüzüne keyifle üfleyip, gülümseyecek bir adam gibi geldi bana. :)

Bu türde bir kitabı bana 2 sene önce verseler okumazdım. Zihnin en azından sabretmeye hazır olması gerekiyor. Her zaman söylüyorum, çok farklı özelliklere sahip insanlarız. Bu tür bir kitap daha ziyade entelektüel okumalar yapanlara hitap ediyor diye de; bu, o kişilerin üstün özelliklerine işaret etmiyor. Aksine, yine hitap konusu bu. Şahsen ben böyle bir eser karşısında klasikçi bir yaklaşım benimseyenlerdenim. Post modernciler yerine Dostoyevski, Victor Hugo ve diğerleri bana daha çok hitap ediyor.

***
Gelelim ikinci görüşüme, kitap sy. 167'de başlayan 8. bölümün bir kısmından sonra artık tadını kaçırdı. Bence burdan itibaren zorlama bir şekle girmiş. 10 kısa roman var bu kitapta demek daha çekici gelmiş olmalı. Lakin okuyucu için 7. bölümden sonra yürünen yol, yol değil, çıkılan bir yokuş olmuş. Hele ki; ana romanın kendisi de son 4 yarım roman da iyice insanı sıkan, saçma sapan bir yere ulaşmış ki, artık okuyucunun yıldığı yerdir, bıktığı yerdir, vazgeçmek istediği demdir.

Kitabın sonuna geldiğimde ise... Şaşırdım itiraf ediyorum. Sürprizbozan geliyor: 10 hikayenin ismi birleşip, anlamlı bir cümle oluyor'u okumuştum ama bana yine de anlamlı gelmemişti. Meğer cümle 10'u ile bitmiyormuş. Calvinoooo. Seni seni. Ne oyuncu adamsın yahu. :)

Bir Kış Gecesi eğer bir yolcu; Malbork kasabasının dışında, sarp yamaçtan sarkarken, rüzgardan ve baş dönmesinden korkmadan gölgelerin yoğunlaştığı aşağıya bakarak birbirine bağlanan çizgilerin ağında, birbiriyle kesişen çizgiler ağında ay ışığıyla aydınlanan yapraklardan halının üstünde, boş bir mezarın çevresinde ''Oracıkta sonunu bekleyen öykü hangisi?'' diye, öyküyü dinleme sabırsızlığı içinde sorarsa.

İşte bütün mevzu buydu okuyucular. Ama mevzu neydi hala net bir cevap veremiyorum.
249 syf.
·18 günde·10/10
Kitap hakkında oldukça güzel ve doyurucu incelemeler okudum sitede.Özellikle okuma gurubumuzdaki bir kaç arkadaşımın incelemeleri tek kelimeyle muhteşemdi.
İfade edilmiş konuları yineleyip tekrara düşmemek bakımından kitabın içeriğine yönelik detaylara girmemeye çalışacağım.Daha çok anlatım biçimine yönelik fikirlerimi paylaşmayı amaçlıyorum.Diğer inceleme yapan bir çok arkadaşımın değindiği ikinci kişi üzerinden anlatım konusunu biraz daha irdelemek kitabın değerini daha doğru ifade edebilmek açısından çok değerli bana göre...


Anlatıma dayalı edebi türledeki iki ana unsur, bakış açısı ve anlatıcıdır.Bakış açısı yazarın okuyucuyu sürüklemek istediği noktayı işaret ederken,anlatıcı da bu yolda, yazarın sözü nihai noktaya teslim etmek için ihtiyaç duyduğu varlıktır.
Her anlatı mutlaka bir anlatıcıya sahip olmak zorundadır.Bu anlatıcı çoğunlukla yazarla karıştırılsa da tamamen kurgusal dünyaya ait bir varlıktır.Okuyucu,yazar ve eser arasındaki çimentodur demek çok yanlış olmaz kanaatimce.Bu yönüyle gerçek ve görünür bir yapıdadır...Bu görünürlük yazarın tercihine göre değişkenlik gösterebilmektedir.Bazı anlatıcılar sürekli göz önünde ,çoğu zaman merkezde olabiliyorken,bazı anlatıcılar da kendilerini görünmez kılıp sadece hissettirmeyi tercih ederler.Ancak bütün anlatıcılar için mutlak olan tek şey, yazarın bakış açısını taşımalarıdır.Neticede başta hikaye ve roman olmak üzere ,bütün anlatmaya dayalı kurgusal metinlerde olay,bakış açısı ve onu aktaran bir anlatıcı olmak zorundadır.
Roman ve hikaye üzerine yapılmış olan teorik çalışmalar sonucunda kabul görmüş anlatıcı biçimleri vardır.Türk ve Dünya edebiyatı örneklerine bakarsak genelde iki çeşit anlatıcıdan söz edilir.Bunlar;kahramanın bakış açısı ile aktarım yapılan birinci kisi(ben,biz) ve daha çok,hakim,dikte eden,tanrısal bir bakışaçısı ile aktarım yapılan üçüncü kişi(o) olduğunu görürüz.Yine gözlemci ve çoklu bakış açıları olan anlatıcı türleri de görülebilmektedir

.
Türk edebiyatında sık raslanmayan ,Dünya edebiyatında görece daha sık görülebilen ikinci kişi anlatıcısı metodu var birde.Bu metod ile anlatıcı sürekli sen/siz zamirleri ile okuyucunun kendi bakış açısıyla metni aktarmayı/algılamasını sağlamayı amaçlar.
Birinci ve üçüncü kişiler duygu ve düşünceleri bilebildiği için olayı çok rahatlıkla yorumlayıp aktarabilirler.Ancak ikinci kişi duygu ve düşünceleri bilemez.Sadece gözlem ve sezgilerden hareketle olayı aktarmaya çalışır.Bu durum anlatımı oldukça kısıtlar ve zorlaştırır.Türk ve Dünya edebiyatında ikinci kişi anlatıcısının nadir görülmesinin en önemli nedeni budur.
Dolayısıyla bu metodla metin kaleme alan yazar sayısı oldukça az.Araştırıp tam olarak net bir sayı bulamasam da Türk edebiyatında yirmi, Dünya edebiyatında ikiyüzü geçtiğini pek sanmıyorum.


Calvino Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu isimli eserini ikinci kişi üzerinden aktarmış olması nedeni ile ,şekil itibariyle tüm eserlerden ayrı bir yerde durduğunu söylersek, sanırım diğer türlerdeki bütün eserlere haksızlık etmiş olmayız.Neticede bu metod ile metin kaleme almak derin bir edebi birikim ve olağan üstü kurgusal bir yateneğe sahip olma gerekliliğini ortaya çıkarıyor.Bu bakımdan Calvino 20.yüzyıl edebiyatçıları arasında özel bir yerde durmakla birlikte ,tüm edebiyat tarihinde de ayrı bir başlığın altında listelenmesi gereken bir yazar.Bu eseri de okuma merakı ve bu yolda verilecek mücadelenin değerini vurgulamaya çalışması bakımından çok özel,önemli ve çok kıymetli...
Mutlaka okuyun,okutun.
249 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Bu incelemede kitabın içeriğiyle ilgili önemli noktalar olabilir!

Eğer kitabı okumayı düşünüyorsanız ve etkilenmeyeceğinize inanıyorsanız okumaya devam edin.
Ya da yine okumayı düşünüyor ve etkilenmenize rağmen kitabı okuyacağınız süreye kadar hafızanızdan atabileceğinize inanıyorsanız yine devam edin.
Ya da sadece bu incelemeyi ben yaptığım için okumak istiyorsanız yine okumaya devam edin.
Ya da bu müthiş kitabı hiç okumayın ve aşağıda bahsedeceğim şeylerin çok daha detaylısını tatma zevkinden kendinizi mahrum bırakın.
Ya da bu kitabı okuyun ve sonrasında keyifle üzerine konuşalım.

Hala incelemeyi okumayı sürdüryorsanız başka bir ihtimal sizi cezbetmiş olabilir.
Ya da sadece merak ediyorsunuz.
Ya da sadece okumak istiyorsunuz.
O halde tercih sizin...

Bir kış gecesi eğer bir yolcu; Malbork kasabasının dışında, sarp yamaçtan sarkarken, rüzgardan ve baş dönmesinden korkmadan gölgenin yoğunlaştığı aşağıya bakarak birbirine bağlanan çizgilerin ağında, birbiriyle kesişen çizgiler ağında ay ışığında aydınlanan yapraklardan halının üstünde, boş bir mezarın çevresinde "Oracıkta somunu bekleyen öykü hangisi?"

Yukarıdaki başlangıç bu kitabın başlangıcı değil. Bu cümleler kitabın içindeki öykü başlıklarının birleşimini oluşturuyor ve gayet anlamlı bir roman başlangıcı değil mi?

Başlangıç demişken kitabın "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu" adlı ilk hikayesinden önce sizi müthiş karşılayan bir Calvino var. Seçerek yaptığım alıntıları okuduğunuzda eminim siz de sorarsınız kendinize nasıl bir kitap bu? ( #18459454 , #18459903 , #18461065 ,
#18463098 )

Henüz kitaba başlamadan aldığım müthiş bir gazla kitaba hemen devam edip hunharca sayfalara daldığımı düşünüyorsunuz değil mi? Hayır. Önce bu farklılığın keyfini çıkardım, ilk kez karşılaştığım bir hazırlıktı bu; hem de yazar tarafından! Bu özgüven, bu cümleler, bu daha girişte bile insanı cezbeden anlatım nereden geliyordu? Nasıl bir kitap böyle bir giriş barındıyordur? Ne amaçla?...

Bu bana Zweig'ın satranç kitabına, bir kitaba ulaşan ve onun ne kitabını olduğunu hemen öğrenmesini bastırarak onu elde etmenin vermiş olduğu hazzı yaşamak isteyen Dr. B'yi anımsattı.

Calvino daha girişte bu etkiyle sizi öyle konsantre bir şekilde kitaba başlatıyor ki resmen her kelimeyi yutmak istiyorsunuz. Yazar dikkatinizi çekti, sizi uyardı, gerçekten uyardı, hatta sigara içtiğinizi bilip küllüğünüze kadar uyardı. Bu girift ve katmanlı romanın okunmasını sağlamak için bunu yapmak zorundaydı. Nitekim ilk öyküsüyle de karanlık bir giriş yaparak konsantrasyonunuzu iyice tavana çıkardı ancak hikaye asıl şimdi başlıyordu.

Gayet normal bir romanın akıl dolu cümleleri arasında ilerlerken Calvino romanın karakteri olarak 'sen'i kullanıyor ve artık kitaba okurun gözünden devam ediliyor. Bu okurun cinsiyeti erkek.

Malbork Kasabasının Dışında'da artık bir de bayan okur var. Ancak erkek okur bundan habersiz. O sadece yarıda kalan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu'nun devamının okunması ve bayan okurun cazibesine kapılmasında. Bununla başlayan serüvende Calvino bir ara aynayı bayan okura çeviriyor. Çok küçük bir bölüm de olsa bu kez bayan okurun gözünden ve hatta ikisinin ve tabiki yazarla birlikte üçünün gözünden ilerleyen bir roman haline geliyor.

Erkek okur bu serüvende kitapta on farklı öyküde on farklı karakterde karşımızda. Ancak bu karakterler arasında benzerlikler, öykülerde zihinsel geçişler söz konusu. Bunlar o kadar ince ince ve özenle yerleştirilmiş ki karşınıza çıktığında enteresan bir gülümseme oluşuyor yüzünüzde. Bazen kızıyorsunuz, bazen yok artık diyorsunuz. Kitabı fırlatıp atasınız geliyor. Ancak tahminimce de yazar bu kısımlar okunurken size kıs kıs gülüyor :)

Varysayımlar, kurgu ve zekanın müthiş birleşimi. Sadece ortada bir roman yok, on hikayelik bir kitap da; yazmanın, yazarın, okurun önemi var.

Eğer iyi bir yazar olmak istiyorsam bu kitabı mutlaka okurdum.
Daha iyi bir okur olmak istiyorsam da.

Calvino'nun yeri geldiğinde delirten, yoran (ama gerçekten yoran), ciddi konsantrasyon isteyen (girişte yazar bunu sizden bizzat istedi) bu kitabını kesinlikle tavsiye ediyorum.

Herkese keyifli okumalar...
246 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Klasikler bir sanat eseri olarak türünün tüm özelliklerini yansıtırken onu en ileri noktaya taşırlar. Hem biriciktirler, kendilerine hastırlar hem de herkes tarafından onaylanırlar. Diğer yandan her zamanda geçerli olan bir değer üretirler. Bu anlamda klasik; ileri, seçkin, kalıcı ve değer taşıyıcısı bir eser konumundadır. Zamanla yanlışlanamaz, her durumda değer taşımayı sürdürürler. Çünkü bir yol, yöntem göstermişlerdir. Bu nedenle her durumda takipçiler, taklitçiler yaratırlar. Onların bu etkisi yüzyıllarca sürer. Hem medeniyetin hem de tüm insanlığın aklını, duygularını zenginleştiren tanımlamalar getirir, gizli, tanımlanamaz duyguları bilinir, görünür kılarlar.

Şimdi asıl gelelim sorumuza böyle bi eser neden klasikler arasında yerini alamadı ?

Klan Yayinlarinin çevirisini başarılı buldum. Bir anî bir gözlem sonucunda yazilan eser içerik olarak modern dünyanın yapmacikligini insan ve doğa hayatına zararlarini anlatirken okuyucuyu sarsacağına eminim okurken çağlar arası yolculuğa tanıklık edeceksiniz. Yazarin, bu kitap yuzunden agir eleştirilere maruz kaldığını kitabi okurken tahmin edeceğinizi belirtirim. Kitap ile ilgili en tartışmali konu ise en başta bir gözlem sonucunda yazıldığını belirtirmekte ama bunu ilerleyen zamanlarda bir kurgu sonucunda yazıldığını internet üzerinden yapilan çeşitli araştırmalarda öğrene bilirsiniz. Buna kitabi okuduktan sonra en iyi kararı sizler verebilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Eren Cendey
Tam adı:
Eren Cendey Yücesan, Eren Yücesan Cendey
Unvan:
Çevirmen
Eren Yücesan Cendey İtalyan Lisesi ve İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümü mezunudur.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 14.282 okur okudu.
  • 217 okur okuyor.
  • 5.101 okur okuyacak.
  • 222 okur yarım bıraktı.