Eric Schlosser

Eric Schlosser

Yazar
10.0/10
2 Kişi
·
5
Okunma
·
1
Beğeni
·
514
Gösterim
Adı:
Eric Schlosser
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
Manhattan, 1959
1996 yılından bu yana The Atlantic Monthly'de araştırmacı gazeteci olarak çalışmakta olan Schlosser, aynı zamanda Rolling Stone ve The New Yorker'da da yazmaktadır. Marihuana ve uyuşturucu savaşları üzerine kaleme aldığı bir makale ile kazandığı Ulusal Dergi Ödülü de dahil olmak üzere pek çok gazetecilik ödülü almıştır. Schlosser'in Reefer Madness: Sex, Drugs, and Cheap Labor in the American Black Market (Marihuana Çılgınlığı: Amerikan Karaborsasında Seks, Uyuşturucu ve Ucuz Emek) başlıklı ilk kitabı 2003'te yayımlandı.
"İster günde iki kere yiyin, ister uzak durun, hatta hiç ağzınıza sürmemiş olun; artık fast food'dan ve onun sonuçlarından kaçamazsınız."
"İnsanların ne yedikleri (ve ne yemedikleri) daima toplumsal, ekonomik ve teknolojik güçlerin karmaşık bir etkileşimi tarafından belirlenmiştir."
Günümüzde fast food endüstrisi, genellikle Amerikan toplumunun en güç koşullarda yaşayan kesimlerine mensup kişileri çalıştırıyor. Neredeyse okuma-yazması olmayan, hiçbir, düzen kuramayan, toplumun genelinden kopuk yaşayan kişilere, işe vaktinde gelmek gibi en temel iş vasıflarını öğretiyor.
"Fast food alma deneyimi her şeyiyle öylesine rutin, öylesine olağan ve öylesine gündelik hale geldi ki, artık dişlerimizi fırçalamak ya da kırmızı ışıkta beklemek gibi sorgulamadan kabul ettiğimiz bir şey oldu."
Sayıları yaklaşık üç buçuk milyonu bulan fast food çalışanları, halen ABD'deki en büyük asgari ücret grubu.
Mc Donald's, ülkenin en büyük sığır eti, domuz eti ve patates alıcısı olmasının yanı sıra, ikinci en büyük tavuk eti alıcısı.
Hollywood filmleri, kot pantolonlar ve pop müzik gibi fast food da Amerika'nın en önde gelen kültürel ihraç mallarından biri oldu. Ancak diğer metaların aksine, izlenen, okunan, oynanan veya giyilen bir şey değil. Vücuda giriyor ve tüketicinin bir parçası haline geliyor.
Bu kitabı, insanların bir fast food alışverişinin ışıltılı, mutlu yüzeyinin altında neler yattığını bilmeleri gerektiğine inandığım için yazdım. O susamlı ekmeklerin arasında gerçekte neyin gizli olduğunu bilmeliler. Gerçekten de ne yiyorsak oyuz.
McDonald's Corporation bugün ABD'deki restoranlarında sekiz binden fazla çocuk bahçesi işletiyor. Burger King'in de iki binden fazla çocuk bahçesi var. Bir "playland" imalatçısı, fast food işletmecilerinin neden böyle büyük plastik yapılar inşa ettiklerini şöyle açıklıyor: "Playland'ler çocukları getiriyor, çocuklar ebeveynleri, ebeveynlerse parayı.
344 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Müteşebbislerin daha rahat hareket ettiği bir coğrafyada yemek sektörü de bundan payını alır. 2.Dünya Savaşından galip çıkmış bir Amerika. Yeni dengelerin kurulmaya başlandığı ve ileri de soğuk savaş adını alacak bir düzen. Amerika yeni bir savaş çıkma olasılığına karşın hem kendini hem de müttefiklerini korumak için savaş sanayine ağırlık vermeye başlar. Bunun içinde bazı eyaletlerde yeni askeri tesisler kurulmaya başlanır. Her yeni fabrika yeni işçilere de ihtiyaç duyar. Yeni işçiler, yeni yerleşim yerleri kurar. Bu da yeni iş kollarına ön ayak olur. Savaşın bitişiyle birlikte yaralar sarılmaya çalışılırken, nüfus artışı da gerçekleşir.

Carl's Jr., Mcdonalds ve bilinen çoğu fast food markasının başlangıcı da bu koşullar altında ortaya çıkar. İmkan ve fırsat önemlidir. Geleceği düşleyip farklı sunum teknikleriyle müşterilerin kalbini kazanmanın yolunu bulurlar.

Kitap önce ortamı, sonra öncü kişileri ve ardından fast food'a yani, bütünden parçalara iner. Kişiler ve markalardan sonra kızartmalık patatesin kısa hikayesi devreye girer. Üretimi, pazar payı, fast food firmalarıyla kurulan işbirlikleri, çok yönlü satış patlaması yapmanın yanında şirketlerin daha da büyümesine yol açar.

Burada önemli bir unsur da geleneksel sofra kültürünün kademeli bir şekilde terk edilmiş olması. Kadının evden çıkıp çalışmaya başlaması evde yemek yapma olayını bitirirken, fast food sektörüne de katkı sağlamış olur. Artık tencere evde değil, sonraki yıllarda motorlu kuryelerin sepetlerinde olur. Fast food sektörünün yeni iş kolları açması yanında iş gücüne katkısı da yüksek olur. Genç, vasıfsız ve sonradan latin kökenli göçmenlerin İngilizce bile bilmeden bu sektöre girmesi; pazarın büyüklüğü, düşük ücret ile kişisel kalkınmadan çok, şirketlerin karlarının artmasına yol açar.

Ayak üstü yemek yemenin İngilizcesi olan Fast food'un tarihine yolculuğa hazır mısınız? Amerika'dan dünyaya yayılan hızlı tüketimin yemek ayağını oluşturan fast food ve onunla özdeşleşen hamburgerin bilinen ve/veya bilinmeyen dünyasında neler yaşandığını ve nereden nereye gelindiğini ve bu başarının ayak izlerini takip ediyoruz.

Hamburger özelinde hızlı yemek tüketimi (gıda, temizlik, hijyen, sağlık açısından ele alınıyor) sektörüne bakmamızı sağlıyor.

Kitabın alt başlığı ise daha ilginç: "Amerikan Fast Food Kültürünün Karanlık Yüzü". Acaba 'karanlık yüzden' kastedilen nedir? Niçin alt başlık olarak 'karanlık yüz' kullanılmış. Fast food'un arka planında yaşananları anlatmaya çalışıyor.

Eric Schlosser tarafından yazılan kitap iki ana gruba ayrılmış. Bunlar 'Amerikan tarzı' ve 'Et ve Patates' kısmı. Patates kızartmalarının neden lezzetli olduğu, hayvan çiftliklerindeki durum, et ve etin içindekiler (mideniz kaldırabilirse okumaya devam edebilirsiniz.) anlatılır. Kitabın kaynakça kısmı da oldukça ayrıntılı. Hem notlar hem de kaynakça takibi ile yazarın kitabın yazma serüvenini de görüyoruz. Şıppadak yazılmış bir kitap değil. Hazır yemek (özelde, Amerikan fast food'u) sektörünün görünmeyen yüzüne de projektör tutuyor.

Vasıfsız işgücü dolaysıyla şirketlerin sonuna kadar yararlandığı bir sektör. Düşük ücret, uzun çalışma saatleri ve özellikle gençlerin en kolay bulabildiği iş kolu olur fast food. Geleneksel yemek kültürünün zarar görmesi ile fast food zincirleri kendi marka, model, tarzlardan oluşan tek tipliye giderler.

Fast food'un (hamburger - patates ikilisi) arka planına bakılması lazım diyerek, görünen yani bize sunulan bu yiyeceklerin tarihi, yapılışı, Amerikan kültüründeki yeri, önemi ve dünyaya yayılışında etkili olan unsurlar da ele alınıyor. Bunun içinde reklam unsuru da (tv, gazete, radyo, sinema) unutulmamış. Bu arka planına Cheyenne Dağı ile benzerlik kurar.

2.Dünya Savaşı öncesi Amerikan sanayisi, savaşa girilmesiyle artan iş yükü, fabrikaların etrafında hazır yemek satan (sosisli sandviç gibi.) yerler çoğalır. Amerikan tarihi ve kültürü kitap içinde zaman çizelgesi şeklinde geçişlerle bahsedilir. Bir arabaya sahip olmak önemli bir hal olur. Arabaların çoğalmasıyla artık dışarıda zaman geçirmede artar ve bu artışın hazır yemeğin de tanınmasına ve güçlenmesine katkı sağladığı anlatılır.

Güney California'nın devlet destekli ve özellikle de savunma sanayi yatırımlarının yapıldığı bölge olması, yeni iş sahalarını da ortaya çıkarmasıyla kişisel servetlerin ve harcamaların da artmasını sağlar. Bir şehrin ya da bölgenin ekonomik olarak nasıl gelişeceğini göstermesi bakımından anlamlıdır.

McDonaldlar kitabın içine girer. Richard McDonald'ın set işçiliğinden, restoran işine girmesi haricinde var olan restoran işletmeciliğinin yükünden bunalıp, alternatif bir şeyler aramaya konulmasıyla hala devam eden şu anki yapının temeli atılır. Çatal, bıçak, kaşık, cam eşya, tabak gibi unsurlardan vazgeçerek daha pratik bir yolla; hem de ucuza mal ederek yüksek kar etmenin yollarını bulurlar.

Dunkin' Donut's, Taco Bell, Dominos, KFC gibi bizlerin de iyi bildiği markaların kuruluşlarına kısaca değinilir. En ilginci ise KFC'nin sahibi Harland Sanders'in hikayesidir. Irgat, katır bakıcısı, lokomotifte ateşçi, hukuk diploması olmamasına rağmen avukat, tıp diploması olmamasına rağmen kadın doğum uzmanı, lastik satıcısı, restoran işletmeciliği gibi işlerle uğraşır.

Walt Disney ve Mcdonaldsların uyumlu işbirliği sayesinde geliştirdikleri ortak çalışma neticesinde büyüme ve gelişmeye de değiniliyor.

Fast food'un tamamlayıcısı olan içecek (kola) satışlarını artırmak için yapılan çalışmalara da değiniliyor. Reklamın sonuna kadar kullanıldığı, okullara girmek için çeşitli kampanyalar, promosyonlar sayesinde satışların arttırılması da anlatılıyor. Hamburgerin yine yanında olmazsa olmaz olan patates kızartmasının hikayesi de kitap içinde kendini bulmuş. John Richard Simplot'un müteşebbisliğiyle ortaya çıkan bu iş kolu hem kendisine çok para kazandırır hem de tüm fast food zincirlerine kolaylık sağlar. Ayrıca fast food zincirlerinin iş yükünü azaltıp, tek tipliye geçerek zamandan da kazanmalarını sağlar.

Büyük besi çiftlikleri, mezbahalar emek yoğun bir işle ucuz işgücü arar. Burada Şikago Mezbahaları devreye girer. Upton Sinclair'in The Jungle (1906 tarihli romanı: Şikago Mezbahaları) kitabında mezbahaların anlık fotoğrafı çekilerek, kare kare durum anlatılır. Kitap yayımlandıktan sonra ABD Başkanı Roosevelt'in anlatılanların araştırılması için bir heyet görevlendirir. Yapılan incelemelerde heyette yazılanları onaylar. Sağlıksız ortamlarda çalıştırılan insanların dramı yansıtılır. Mezbahalarda çalıştırılan işçilerin yüzde yüze yaklaşan işçi devir oranı ile kısa bir süre çalıştırılıp 'vasıflı işçi' yerine 'vasıfsız işçi' ve özellikle de göçmenlerden oluşan yeni işçi sınıfı ile şirketler karlarına kar katarken, düşük ücret uzun mesai ile çalışan işçi ise kısa süreli çalışma ile hayatını idame ettirmeye çalışır. Bugünün yaşanan sıkıntılarını The Jungle ye atıfta bulunarak benzerlik kurar.

Kitabı giriş, gelişme ve sonuç diye üç kısma ayırdığımızda; giriş kısmında öncüler, tarih; gelişme kısmında sığır endüstrisi, patates işleme, çalışanlar, sektör, sonuç bölümünde ise ne yapılabilir ya da insanları şişmanlatmadan daha sağlıklı nasıl bir yol izlenebilir gibi düşüncelerini açıklar.

Kitabı sonuna kadar hep bir merak içinde okudum. Kapitalizmin gıda üzerindeki hakimiyetini yiyecek sektörü üzerinden anlatılıyor. Masa başında değil, sahada görev yaparak taraflarla görüşerek, izin verilen tesisleri ziyaret ederek, işçilerle görüşerek bir çalışma ortaya çıkarmış.

Kitapla ilgili öyle çok yazılacak, anlatılacak bilgi var ki! Bu kısımları da okurlara bırakalım. Örneğin Mcİftira davası bile başlı başına bir olay.

Ezcümle: Fast food sektörünü anlatırken içerden alınan bilgilerle bu kitap oluşturulmuş. Özellikle et sektörü ve ondan yayılan tehlikeye dikkat çekiyor. Mezbahalarda sağlıksız şartlar altında kesilen, depolanan ve parçalanan etlerin daha sonra fast food zincirlerine gidişi ve yenilen etlerden hastalık kapanların durumundan da bahsediliyor. Sağlıksız şartlar altında kesilen etler ve bu etlerden hastalık kapan insanların hastalık kapma sebepleri olarak yazar şunu söylüyor: "Etin içinde bok var". Ve sen bu yüzden hastasın.

Yıllar önce aldığım ve 2015 yılında okumaya başlayıp yarım bıraktığım kitabı, alıntı ve notlar çıkararak baştan okudum. Kitabın kaynakça kısmını oluşturmak bile başlı başına bir durum. Yazdığı her şeyin kaynağı var ve kaynaksız konuşmam diyor yazar. Hatta bazı firmalar dava bile açmış ama bir şey elde edememişler.

Hamburger Cumhuriyeti, 2001 yılında ABD'de yayımlandıktan sonra 2004 yılında Metis yayınları tarafından Hayrullah Doğan'a tercüme ettirilip, Türkiye'de yayımlanmıştır.

Halkla ilişkiler, pazarlama, işletme, reklamcılık, sosyoloji gibi bölümlerde okuyan ve kendini geliştirmek isteyen kişilere çok sayıda kaynak, yeni bilgi ve ufkunu açabilecek bilgiler sağlayabiliyor.

Maalesef kitabın baskısı yok. Ancak sahaflara bulunabilir. Metis yayınlarının internet sitesine göre 'basılacaklar' arasında yer alıyor. Tez zamanda tekrar raflarda görmek umuduyla, tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Eric Schlosser
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
Manhattan, 1959
1996 yılından bu yana The Atlantic Monthly'de araştırmacı gazeteci olarak çalışmakta olan Schlosser, aynı zamanda Rolling Stone ve The New Yorker'da da yazmaktadır. Marihuana ve uyuşturucu savaşları üzerine kaleme aldığı bir makale ile kazandığı Ulusal Dergi Ödülü de dahil olmak üzere pek çok gazetecilik ödülü almıştır. Schlosser'in Reefer Madness: Sex, Drugs, and Cheap Labor in the American Black Market (Marihuana Çılgınlığı: Amerikan Karaborsasında Seks, Uyuşturucu ve Ucuz Emek) başlıklı ilk kitabı 2003'te yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 5 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 13 okur okuyacak.