Estela V. Welldon

Estela V. Welldon

Yazar
8.8/10
4 Kişi
·
5
Okunma
·
2
Beğeni
·
55
Gösterim
Adı:
Estela V. Welldon
Unvan:
Psikiyatrist, Öğretim Görevlisi, Yazar
Londra'da Portman Clinic'te 30 yıldır uzman psikiyatrist olarak çalışmaktadır. University Collage London'daki Forensic Psychotherapeutic Studies'te çeşitli görevler yürütmekte ve dersler vermektedir. International Association for Forensic Psychotherapy'nin kurucusu ve eski başkanıdır ve yakınlarda bu kuruluşun ömür boyu onursal başkanı seçilmiştir. Ayrıca alanındaki çeşitli kuruluşlarda görevler almaktadır. Ceza ve aile hukuku üzerine mahkemelerde uzman olarak görüşlerine baş vurulmaktadır.
...kadınlara doğru tanı konamamasının nedeni, kısmen, toplumun anneliği yüceltmesi, anneliğin herhangi bir olumsuz yönü olabileceğini kabul etmemesiydi.
Kadınların çoğu kez, tüm bedenleri cinsel bir organmış gibi davrandığını biliyoruz. Patolojik vakalar da kadınların kendi bedenlerine sapkın olarak değerlendirilebilecek çok çeşitli saldırıda bulunduğunu gösteriyor. İştahsızlık hastalığı (anoreksia nervosa), aşırı yeme (bulumia) ve kendi kendini yaralama bu saldırılar arasında. Söz konusu durumlara kadınlarda erkeklerden daha sık rastlandığı gayet iyi biliniyor. Bunlara eşlik eden adet bozukluğu, kadınların yalnızca beden imgeleriyle değil, cinselliğini ve cinselliğinin doğal biyolojik işlevlerini kabul etmesiyle ilgili çözülmemiş sorunları olduğunun göstergesi olabilir.
Sapkın kadın, gelişim duygusunu, kendi kimliği olan ayrı bir birey olarak yaşamasına izin verilmediğini duyumsar; bir başka deyişle, kendisi olma özgürlüğünü yaşamamıştır. Bu yüzden, tam bir varlık olmadığına, annesinin bir yarı nesnesi olduğuna, çok küçük bir bebekken annesini yaşantıladığı biçimde, bir varlık olduğuna dair derin bir inanç vardır içinde. Yaşamının ilk günlerinden itibaren, istenmediğini, arzulanmadığını ve önemsenmediğini ya da ana-babasının (genellikle annesinin) yaşamının çok önemli ama neredeyse tanınmayan bir parçası olduğunu duyumsar. Sözü edilen
son durumda, boğulduğunu ve "aşırı korunduğunu" (ki bunun gerçek anlamı, hiç korunmadığıdır) hissedecektir. Her iki koşul da çok büyük bir güvensizlik ve kırılganlık yaratır; bu sonuçsa bebekken kendisi için en önemli olan kişiye, yani anneye karşı yoğun bir nefret uyandırır.
Bu kişiler önceleri kendisi kurbanken, daha sonra kurban edici haline gelirler. Eylemleriyle, daha önce kendilerinin maruz kaldığı aşağılanma ve kurban edilme süreçlerinin uygulayıcısı olurlar. Kurbanlarına kendilerine davranıldığı biçimde, yani yalnızca kendi kaprislerini ve tuhaf beklentilerini karşılamak için orada olan yarı nesneler gibi davranırlar. Bu tür cinsel aşırılıklar, hem anneyi hem de kimlik duygusunu yitirme tehdidiyle ilişkili amansız korkulara karşı manik bir savunmadır.
İnsan cinselliği aslında psikocinselliktir. Psikocinsellik zihinsel cinsellik demektir; yani toplumsal bir dünyada gerçek ve hayali yaşantılar ve durumlar çevresinde gelişmiş ve örgütlenmiş anlamlar ve kişisel ilişkiler cinselliği demektir... Nihai doğurgan cinsellik
üzerine bu odaklanma, Freud'un kadın psikolojisindeki kusurlarının bazılarını açıklar ... "
Anneliğin bu "öteki yüzü"nün varlığı, bizi şaşırtmamalıdır. Kadınların bu zorlu ve sorumlu annelik görevini --çoğunlukla herhangi bir duygusal hazırlığı olmadan- yerine getirmesi beklenir. Annenin sorumluluğu, giderek artan dış taleplere yeterli biçimde uyum sağlayacak, sağlıklı ve dengeli bir bebek yetiştirmektir. Aslında kadın, kendinden bekleneni gereğince yapamayacak kadar yalnızdır ve bu, erkekle kadın arasındaki temel farklardan birine işaret eder. Büyümekte olan bebek, yetişkinlik ilişkilerini üzerine kuracağı temelleri annesiyle ilişkisinin ilk birkaç ayında alır; ve anne, dengeli ve duygusal açıdan olgun olsa da olmasa da, bu süreç gerçekleşir. Annenin yetiştirilişi nasıl olursa olsun, her zaman "annelik içgüdüsü"nün öne çıkacağı ve mucizeler yaratacağı varsayılır. Ya da Kestenberg'in ifadesiyle, "...gerçek bir anne olan kadına ilişkin ideal resmimizde, bebeğiyle ne yapacağını salt sezgileriyle bilen, her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen bir anne vardır"
Toplum, annelerden, sanki ellerinde onları önceki çatışmalarından kurtarmakla kalmayıp, anneliğin ortaya çıkardığı yeni acil durumlarla becerikli, doğru ve usta bir biçimde başa çıkmalarını sağlayacak sihirli bir değnek varmış gibi davranmasını bekler. Acaba anneliğin kimi kadınlarda eski sorunları artık baş edemeyeceği bir noktaya kadar yoğunlaştırdığını görmemiz neden bu kadar zor?
Welldon, sapkın kadını anlamak için onun annesine ve anneannesine ilişkin bir şeyler bilmemiz gerektiğini öne sürer. Annelikteki sapkınlık, bir dizi tacizin ya da bebeklikte kronik olarak ihmal edilmenin son ürünüdür. Anneliğin çoğalması, sapkın anneliğin de çoğalmasıdır. Yetişkin kadın, bebeklikteki korkusunu ya da güçsüzlüğünü zalimce bir egemenliğe dönüştürecektir ve bu egemenlik hükmünü daha zayıf olan üzerinde sürdürecek, fahişenin müşterisine ya da annenin çocuğuna karşı gösterdiği şiddet veya nefret biçimini alacaktır.
Erkekler sapkınlığa penislerini yitirme korkularıyla başetmenin yolu olarak başvurduğu için, kadınlar, sapkınlıkların onlar için erişilmez olduğu bir durumda bırakıldılar. Bu sava göre, kadının penisi olmadığına göre farklı bir tür Ödip kompleksi ve hadım edilme kaygısı olmalıydı. Böylece "Penisi olmadığı için kadınların cinsel sapkınlıkları olamaz" görüşü çok az sorgulandı. Freud, küçük kız çocuğunun, babanın bebeğini içinde taşıdığını hayal ettiğini söylemekle kız çocuktaki Ödip kompleksinin çözüldüğünü iddia etti. Onun görüşlerini geliştirerek, "Kadın çocuk doğurabildiği için onun cinsel sapkınlıkları olamaz" diyebiliriz kışkırtıcı bir biçimde.
Ne var ki sorun, kız çocukta cinsel nesnenin değişmesidir. Bleichmar' ın (1985) işaret ettiği gibi, sorun, yalnızca sevgi nesnesinin anneden babaya değişmesiyle değil, kız çocuğun, ataerkil, eril ve fallik bir dünyada neden kız olmayı isteyeceğiyle de ilgilidir.
190 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Earthling arkadaşımın feminizm okumaları için önerdiği kitaplardan biri. Kendisine teşekkür ederim. Çok etkileyici bir kitap. Anneliğin hergün daha çok kutsandığı, anne olmak istemeyen kadınların sürekli psikolojik baskıya maruz kaldığı şu dönemde, kavramın aslında hiç masum olmadığını, ama aynı zamanda bu masumiyeti yok edenin de yine toplumsal cinsiyet rolleri olduğunu, aile kavramının hiç de övünülecek, teşvik edilecek bir kurum olmadığını örnekleri ile anlatan çok etkileyici bir kitap.

Hastaların yaşadığı travmaları saç baş yolarak okudum. Sapkınlık, sağlıklı olmayan aile yapılarının bir sonucu maalesef. Bu durum nesillere de aktarılıyor. Eğer birey tedavi olmayı reddeder ve/veya bu durumu bir hastalık olarak görmezse çok ciddi boyutlara ulaşan ve zincirleme travmalara neden olan durumlar yaratıyor.
190 syf.
·92 günde·Beğendi
Kitabın konusu "anne olmak". Tüm iyi güçlerinin yanı sıra bazen de sapkınlık gücü var mı annelerin? "Çocuklarına asla yan gözle bakmazlar" ya da "sapkınlık gerçekten erkeklere mi özgü?" "Kadınlar olsa olsa nevrotik olurlar" gibi ön kabulleri sorguluyor yazar. Çocuğunu taciz eden veya hırpalayan annelerin yahut fuhuşa yönelen kadınlarında sapkın olabileceğini ileri sürüyor ve iddialarına klinik deneyimlerinden de katkılar getiriyor. Kötü bir çocukluk kötü bir ebeveynlik beraber gidiyor. çocukluğu yeterli ebeveyn ilgisinden yoksun geçen ya da anne babanın, birinci derece cinsel saldırısına maruz kalan kadınların; hem kendi bedenine hem de çocuğuna karşı sapkın tutumlar geliştirilebileceğini ya da bizzat kendisinin. "3 kuşak" en az "3 kuşak incelenmeli".

Kadınların kendi bedeninde çocuğunun ya da müşterisinin bedeninde anne ve babasından intikam alma olasılıklarını da yine klinik deneyimlerinden deneyimleri üzerinden irdelemeye çalışıyor.

Kitabın önsözünü Juliet Mitchell yazmış ve bu önsözde şu sözlerin altını çizmek gerekiyor: "artık hiç kimse anneliği idealleştirmeye ya da alçaltma kolaylığına kaçmasın toplumsal politikalar ve psikolojik anlayış insan olma zorluğunun merkezindeki nokta olan anneliğin yerli yerini almasını sağlamaya çalışmak zorundayız"
Estela V. Weldon'un deyişiyle: "Bir annenin gücünü kimse küçümsememelidir".

Yazarın biyografisi

Adı:
Estela V. Welldon
Unvan:
Psikiyatrist, Öğretim Görevlisi, Yazar
Londra'da Portman Clinic'te 30 yıldır uzman psikiyatrist olarak çalışmaktadır. University Collage London'daki Forensic Psychotherapeutic Studies'te çeşitli görevler yürütmekte ve dersler vermektedir. International Association for Forensic Psychotherapy'nin kurucusu ve eski başkanıdır ve yakınlarda bu kuruluşun ömür boyu onursal başkanı seçilmiştir. Ayrıca alanındaki çeşitli kuruluşlarda görevler almaktadır. Ceza ve aile hukuku üzerine mahkemelerde uzman olarak görüşlerine baş vurulmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 5 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 22 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.