Étienne de la Boétie

Étienne de la Boétie

Yazar
8.6/10
49 Kişi
·
146
Okunma
·
15
Beğeni
·
1980
Gösterim
Adı:
Étienne de la Boétie
Unvan:
Fransız Yargıç ve Yazar
Doğum:
Fransa, 1 Kasım 1530
Ölüm:
Fransa, 16 Ağustos 1563
Étienne de La Boétie, 1 Kasım 1530'da Fransa'nın Périgord bölgesinin küçük bir kenti olan Sarlat'da doğmuştur. Soylulaştırılmış burjuva kökenli olan La Boétie, ailesinin etkisiyle Orléans Üniversitesi'nde hukuk öğrenimi görmüştür. 

Fakülteyi bitirdikten bir yıl sonra, 1554'te bu genç hukukçu, kral II. Henri'nin onayı üzerine Bordeaux Parlemantosu'nda danışmanlık görevine kabul edilmiştir.Ölümüne dek bu görevi sürdüren La Boétie, 1557 yılında kendisi gibi danışman olan Montaigne ile tanışmıştır. Bu iki düşünür arasında çok yakın bir dostluk ilişkisi kurulmuştur.

'Fransız yargıç, politik filozof, anarşist ve Fransa siyaset felsefesinin kurucusu' olarak nitelendirilmektedir.
Kutsal bir sözcük, aziz bir sözcük olan dostluk, yalnızca iyi insanlar arasında bulunur ve karşılıklı saygı ile kurulur; yapılan bir iyilikle değil de daha çok iyi bir yaşamla sürdürülür.
Halk bir kez kulluklaşmaya görsün, özgürlüğü öylesine unutuyor ki artık onun uyanıp tekrar özgürlüğünü ele geçirmesi olanaksız oluyor.Üstelik halk çok içten istekli bir biçimde hizmet ediyor.Bu durumu gören onun özgürlüğünü değil de köleliğini kaybettiğini sanır.
İnsanlar çoğu kez aldatılma ile özgürlüklerini kaybederler; bu durumda başkaları tarafından kandırılmaktan çok kendi kendilerini aldatırlar.
... hasta numarası yapan aslana tilkinin söylediği şu sözleri söyleyecek cüretli ve yürekli tek bir kişi bile çıkamaz: "Mağaranda seni ziyaret gelmeyi gönülden isterim; fakat sana doğru gelen bir sürü hayvan izi görmeme karşın senden uzaklaşan tek bir iz bile göremiyorum."
Eğer insanlar fazla sağır olmasaydılar, hayvanların onlara "yaşasın özgürlük" diye haykırdıklarını duyarlardı.
En büyüğünden en küçüğüne tüm hayvanlar yakalanınca tırnaklarıyla, boynuzlarıyla, gagalarıyla öylesine öylesine büyük bir direnç gösterirler ki, bu onlar kaybettikleri şeyin onlar için ne denli değerli olduğunu kanıtlar.
135 syf.
·1 günde
İnsan hiç kula kulluk eder mi,
Hele ki gönüllüyse buna akıl erer mi?

Montaigne’in en yakın dostu olan La Boetie, sivil itaatsizlik ve şiddetsiz direnişin ilk savunucularından biridir. Hani bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim ifadesi anlam kazanmıyor değil bu bilgiyle. Lakin herhalde bu ifade de günümüzde pek anlamı kalmadı sonuçta herkes herkesle arkadaş. Gel görün ki yazarımızın ömrü kısa sürmüş otuzlu yaşların ilk yarısında vefat etmiştir.

Şimdi yazarı bir kenara koyup kitaba eğildiğimizde yazarın kastettiği gönüllü kulluk ile günümüz modern ya da postmodern toplumdaki gönüllü köleliğin farklı olduğunu vurgulamak gerektiğini düşünüyorum. Yazarın kulluk sistemi 16.yüzyılın yönetim biçimi merkezli olup tiranlık ve monarşi merkezlidir. Bu merkezde bilgi eksikliği ve cehalet had safhadadır ve toplumların birbirinden haberi olması çokta olanaklı değildir. Daha doğrusu bilgi akışkanlığı daha ilk adımlarını atmaya çalışmaktadır. Peki günümüzde gönüllü kölelik nedir diye baktığımızda gönüllü kulluğun tersine bilgi akışkanlığı had safhada ve toplumların diğer toplumları gözlemlemesi ve dersler çıkarması pek olanaklıyken neden gönüllü kölelik tercihinde bulunuyoruz? Pek tabii tarihten ders çıkarmamak ve bazı şeylerin aslında bilinmesinin insanın anlam kabiliyetine herhangi bir artısının olmamasından dolayı. Bunu biraz daha açmam gerekirse bir şeyi bilmeniz anladığınız anlamını taşımaması demektir. Misal ilahi dinlerin oruç ibadeti bilinen şeyin bir anlam yoksunluğuna sahip olduğunu bunun içinde bu anlam boşluğunu doldurmak için olayın deneyimlenmesi gerektiği üzerinde durur. Böylelikle ifade edilen dönemlerde dinlerin mensupları ruhlarını terbiye edip bazı imkanlardan yoksun olan diğer insanları anlamaya çalışır. Ne kadar başarılı olduğu bizim konumuz değil elbette. Konumuza geri dönersek insan bazı şeyleri deneyimlemeden anlamına varamıyor dersek yanılmayız.

Burada özgürlük kavramına değinmemiz gerek Ortadoğudaki bir insan ile Avrupada olan bir insan için özgürlük kavramı birbirinden mantıken farklı olacaktır. Çünkü ikisinin deneyimlediği yaşam kavramın içeriğini birbirinden tamamen ayrıştırmaktadır. İkiside birbirine bu kendi öznel kavramını ne kadar anlatırsa anlatsın sadece duyduklarından öteye geçmeyecektir bu dinleme edimi ve anlam kazanmayacaktır. Bazı şeylerin aslında genç yaşta anlaşılamamasının en büyük sebebi bu anlam yoksunluğudur. Özgürlük anlamında oluşan bu farklılık tercih edilen asgari yaşam biçimini belirlemektedir. Kimisi için özgürlük sınırlarla belirlenmiş bir toprak parçasında yaşamakken kimisi içinde sırtında bir çanta ile dünyayı gezmektir diyebiliriz bunları çoğaltabiliriz tabiki.

Özgürlük demişken ilk otorite figürümüzün hatta eğitimin ilk başladığı yerin ebeveyn yanı olduğunu vurgulamak gerek. Bu öncelikle sizin hayatta nasıl bir duruş sergileyeceğiniz üzerinde büyük bir etkiye sahip eğer bu kurumda aşağılanmış ve söz sahibi değilseniz ileriki yıllarda düşüncelerini dillendirmekten çekinen çekimser bir çizgide olabileceğiniz anlamını taşır. Bunun yanısıra demokratik bir aile ortamında yetişen bir çocukta aynı şekilde ileriki yıllarda düşüncelerini dillendirmekten çekinmeyen ve özgüvenli bir çizgide olacağı ihtimali üzerinde durmak gerek. Tabiki istisna durumlarda yok değildir. Burada ifade etmek istediğim aslında ebeveynler bir noktada toplumu inşaa etmektedir. Küba devriminin ilk yıllarında sağlık alanındaki eksikliği farkeden Fidel Castro ve Che eğitime evde ebeveynleri eğiterek daha sonra bu ebeveynlerin çocuklarına sağlık eğitimi vermesiyle oluşan sağlık eğitim silsilesinin başarısı sayesinde günümüzde sağlık alanında Küba varolabilmektedir.

Kitapla kalın
127 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yazar 16.yy düşünürü, aynı zamanda bir devlet memuru ve hepimizin tanıdığı Montaigne'nin kankisi. Hatta denemelerde de ondan sevgiyle ve özlemle bahseder Montaigne. Ne yazık ki otuzlu yaşlarında hayata veda ediyor. Eserinden de anlaşılıyor ki daha çok yaşasa bir çığır olabilirmiş.

Eser genel olarak deneme niteliği taşıyor. Eserin ana konusu : Hayvanlar bile özgürlüğünün elinden alınmasına dayanamazken (Ki insanda bir hayvandır) kuşlar kafelerinde durmadan inlerken, köpekler hırlarken, öküzler memnuniyetsiz sesler çıkarırken ; insan neden köle olur? Hem de gönüllü bir şekilde!

Yazar hiçbir siyasi tarzı savunmaz yalnızca yönetme ve yönetilme üzerinde durur. J. J Rousseau ile benzer görüşlere sahiptirler ancak Rousseau'nun E. de La Boetie 'den etkilenip etkilenmediği hakkında bir bilgi yoktur.

"Eğer siz vermediyseniz sizi gözetlediği bu kadar gözü nerden buldu?" diye sorar. Soruları uzun ve çarpıcıdır ve neden köleyim diye sorgulamanın artık çok geç olduğunu düşünüp kendinize benim gibi "Acaba ben nasıl bir köleyim?" diye sorarsınız. Zaten yazar da ilk kölelerden sonraki köleleri soyun devamına verilen toplumsal aşı olarak görür. Acaba bu zinciri ne zaman kıracağız?

Çok kısa ama çok dolu bir kitap. Dili acayip rahat, sitede de çok az okunmuş. Siyasetçiler, felsefeciler,sosyologlar,toplum bilimciler... Neredesiniz? Bu kitabı es geçmeyin.
127 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Eser 16. yüzyılda Fransız düşünür Etienne de La Boétie tarafından kaleme alınmış, yönetici yönetilen ilişkisinin özgürlük ve kulluk temelinde değerlendirilmeye ve açıklanmaya çalışıldığı bir yapıt. Yazar insanların neden özgürlüklerinden fedakarlık yaparak yöneticilerin emri altına girdiklerini açıklamaya çalışıyor, bunun sebeplerini araştırıyor. La Boétie devletin siyasi yapısını monarşi, oligarşi, aristokrasi, demokrasi gibi yönetim türlerine ayırmadan, insanların yaşadığı devletteki siyasi yönetimin şekli her ne olursa olsun bunları tiranlıkla özdeşleştirerek hepsini özgürlüğü kısıtlayan bir yapı olarak ele alıyor. Bu eserde anlatılmak istenen asıl konu tiranların savaş, baskı, işgal, zorbalık, zalimlikleri sonucu halkı köleleştirmesinden ziyade, bu tiranın egemenliği altında yaşayan halkın tiranı devirip, ortadan kaldırmaya gücü yeteceği halde bunu yapmamaları, ona uymayı zaruri görmeleri, bu kulluktan memnuniyet duymaları ve kendilerini bu şekilde özgür hissetmeleri. İyi okumalar diliyorum...
127 syf.
·2 günde·Puan vermedi
"Zaman ve mekan içinde değişen öznel kurallardan hareket ederek siyasetin nasıl olması gerektiğini saptamaya yönelmek, siyasetin ne olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesidir."


Söylev gibi söylev'in tam yazım tarihi verilemiyor olsa da 1546-48 yılları arasında yazılıp 1553'te ise ciddi düzenleme ve eklemelere gidildiği fikri bir takım tarihi kanıtlar içeriyor dolayısıyla doğru kabul etme eğilimindeyim. bununla birlikte bu tarihler, boetie'nin kitabı 16-18 yaş aralığında yazdığını da iddia eder durumda. bildiğim kadarıyla bu yaşlarda yazıldığını söyleyen montaigne'dir. montaigne'nin boetie'yi koruma isteğinde olduğu söylenir zira bunlar kanka gibi, best friend forever gibiler. boetie'nin düşünceleri de otoriteye düstursuzca dil uzatır durumda olduğundan montaigne bunu "bir gençlik hatası olarak göstermeye çalışmıştır" denir. eğer montaigne kankasını korumak istemiş ise buna şaşırmam ama küçük yaşta yazılmış olması da daha fazla şaşırtıcı değil.

Kendisi gibi danışman olan montaigne ile meslek vesilesi ile tanışırlar. Boetie, bordeaux parlementosundaki görevini yaşamının sonuna kadar sürdürür. bu belki de yaşamının 32-33 yıl gibi kısa bir zaman olmasından kaynaklıdır. varlıklı bir ailenin iyi eğitimli oğlu olan boetie'nin söylev'deki düşünceleri eylem boyutuna ulaşmamıştır. böyle bir niyeti de yoktur. yansıttığı düşüncelere baktığımızda anarşist eğilimler görüldüğü halde "bu düzen kötüdür ama bu geri zekalı insanlarla eskiye dönemeyiz" tavrı bir anarşistten çok elitiste yaraşır.

boetie'ye göre "toplum devletten bağımsız düşünülebilir". başka türlü dendikte, devletsiz toplum mümkündür. İnsanların toplum olma yolundaki ilerleyişi doğal bir devlet olgusunu doğurmamıştır. İlk toplumlar devletsizdir ve devletsiz kalabilirler-miş-tir. Bununla birlikte devletli toplumdan devletsiz topluma geçilemeyeceğini de umutsuzluk ve hüzünle belirterek bir hayalperest olmadığını kanıtlar.

Reddettiği "otoriteye itaat" sadece siyasi alanı kapsar, dini düşünceyi bunun dışında tutar. aile büyüklerine gösterilecek itaati ise kutsal sayar. Dolayısıyla eğilimi birçok noktada anarşizmden ayrılır lakin kullandığı dilin tam bir anarşist dili olduğu söylenebilir. bu dil, olgun olmayan insanın olgunlaşmamış düşüncelerini ifade şekli olarak algılanmaya yatkındır ki bu fikri paylaşıyorum. bu durum beni hume'dan bir alıntı yapmaya sevk ediyor. gidip tam cümle neydi diye bakarak yazımın akışını sekteye uğratmak istemediğimden aklımda kaldığı şekliyle "çok sert konuştuysam ukala ve skolastik sanılırım, çok basit ve boş konuştuğumda da ahlaksızlık ve terbiyesizlik ile suçlanırım" minvalindeydi. tabii bu alıntıyla botie'nin göründüğünden çok daha derin olduğunu söylemiyorum; bu dil, var olanı olduğundan az gösterir diyorum.
135 syf.
·1 günde·8/10
1550 de yazılmış bir kitap günümüzde bile geçerliliğini koruyorsa çağın ötesinde bir eser olarak değerlendirilmelidir.
Beğendiğim bazı örneklendirmeleri var ki mesela: Tiranlar için halk yiyici, kral çıplakçılar için iktidarın organik aydınları benzetmesine gitmiş.
1550 yılında yaptığı tespitlerle günümüz iktidarlarının davlarnışlarını, işledikleri suçları, yozlaştırılan toplumları öngörmüş.
Kitap kısacası şuanda aşırı kutuplaşmış tolumumuzda ki 'futbol takımı gibi parti tutan holigan seçmeni, tek adamcılığa duyulan sevgiyi' anlatmış ve bunun nasıl gerçekleştiğini açıklamıştır, tüm bunları yaparken çözüm yolu sunmaması ise benim için ciddi bir handikapıdır.
135 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bu kitap, halk kitlelerinin bir insana nasıl gönüllülükle itaat edip boyun eğdiğinin anlaşılabilmesi üzerine bir analizdir.
Buradaki kulluk edilen kişiden kasıt devlet yöneticisidir. Yazarın tabiri ile tirandır.
Boetie, halkı tahakküm altına alan bu hükümdarlara, halkın neden boyun eğdiğini neden isyanı değilde kulluğu seçtiğini dönemi içerisinde incelese de, bugün halk ve yöneticiler hakkında yazdıkları hala güncelliğini korumaktadır.
Boetie, söylevinde gönüllü kulluğu anlamak adına insan doğasını inceleyerek örnekler verir.
İnsan doğasında, hayvanlarda da olduğu gibi itaat etmek gibi şeylerin bulunmağını, bu durumun sadece aileye mahsus olması gerektiğini vurgulayarak insan doğasına aykırı bulur ve tüm siyasal otorite ve rejimleri red eder.
Boeiete, söylevinde karamsar bir tutum sergilemiş ve halktan ümidini neredeyse kesmiştir..
80 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
16 yy da yazılmasına rağmen bugüne bile ışık tutabilen insanın beynine sorgulamayı kimleri sorgulayacagini yerleştiren halkın geneline hitap eden bir kitap köleleştirme ancak bu kadar güzel elestirebilir nasıl özgür bir dünya kurulabilir çok güzel dile getirmiş
135 syf.
·9 günde·9/10
Bol alıntı yaptığım kitaplardan biri oldu Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev... 1550 yılında yazılmış olmasına rağmen güncelliğini son derece koruyan bir kitap. Gerçek "tiran"lardan ziyade "demokrasi" ile başa geçmiş "tiran"lardan söz etmesi açısından son derece etkileyici
112 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Genç yaşta toprakla kucaklaşan bir insan. Yaşasaydı ne eserler çıkarır diye düşünmekten alıkoyamıyor kendini insan. Kitabı okurken aklımdan geçen şeyleri de yansıtmak isterim öncelikle Montaigne ile sıkı dostluğu ardından da Montaigne'den daha iyi bir yazar olabileceği gerçeği ve küçük yaşta yazdığı yazının günümüzde de geçerliliği. Tüm bunlar da yaşasaydı ne eserler verebileceği konusunda bir düşünceye kaptırıyor insanı. Okumanızı tavsiye ederim. (Size savaşın demiyorum sadece desteğinizi geri çekin. )
80 syf.
·3 günde·Puan vermedi
La Boétie, 16. yy 'da yaşamış günümüzde hala devam eden devletçilik-tiranlık sorununu Roma & Yunan geleneğinden örnekler vererek bizlere özgürlüğü ilk tattıran yazarlardan biri. Kısa hayatı çok çalkantılı olsa da zamanında bir Luther 'den farkı olmamıştır. Kitabın %30 'u Rothbard 'ın yazdığı önsözden oluştuğu için her ne kadar La Boétie anarşist olmasa da, her anarşistin gözü kapalı okuması gereken, her zaman el altında tutması gereken bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Étienne de la Boétie
Unvan:
Fransız Yargıç ve Yazar
Doğum:
Fransa, 1 Kasım 1530
Ölüm:
Fransa, 16 Ağustos 1563
Étienne de La Boétie, 1 Kasım 1530'da Fransa'nın Périgord bölgesinin küçük bir kenti olan Sarlat'da doğmuştur. Soylulaştırılmış burjuva kökenli olan La Boétie, ailesinin etkisiyle Orléans Üniversitesi'nde hukuk öğrenimi görmüştür. 

Fakülteyi bitirdikten bir yıl sonra, 1554'te bu genç hukukçu, kral II. Henri'nin onayı üzerine Bordeaux Parlemantosu'nda danışmanlık görevine kabul edilmiştir.Ölümüne dek bu görevi sürdüren La Boétie, 1557 yılında kendisi gibi danışman olan Montaigne ile tanışmıştır. Bu iki düşünür arasında çok yakın bir dostluk ilişkisi kurulmuştur.

'Fransız yargıç, politik filozof, anarşist ve Fransa siyaset felsefesinin kurucusu' olarak nitelendirilmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 146 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 151 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.