Ezgi Durmuş

Ezgi Durmuş

Yazar
8.6/10
99 Kişi
·
189
Okunma
·
23
Beğeni
·
1.201
Gösterim
Adı:
Ezgi Durmuş
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 1988
1988 Ankara doğumlu olan Ezgi Durmuş, lisede aldığı yabancı dil eğitimini Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladıktan sonra Haberyelkeni adlı online haber sitesinde köşe yazıları yazmaya başladı. Yazmaya olan ilgisini profesyonel iş hayatına taşıdı ve çeşitli reklam ajanslarına bağlı birçok markanın reklam metinlerini yazdı. Türkiye’nin en büyük online bilgi ağı olan Ekşi Teknoloji’de proje yöneticisi olarak görev aldı. 2016 yılında Tunç İlkman’ın Destek Yayınları etiketi ile piyasaya çıkan Aşık Ölüyorum adlı eserinin editörlüğünü üstlendi. Aynı yıl içinde Arka Kapak Dergisi’nde köşe yazıları yazmayı sürdürdü. 2014’ten bu yana kurucularından olduğu Priz Reklam Ajansı’nda marka yönetimi ve metin yazarlığı yapmaya devam etmektedir.
"Seni kitaplarından kıskanacak kadar çok sevmeme izin verir misin?"
Ezgi Durmuş
Sayfa 49 - Destek yayınevi, 5. Baskı: Mayıs 2017
"İnsan arasında kilometreler olan birine sarılabilir mi? Sarılıyorduk. Bazen sesimizle, bazen kurduğumuz ortak bir hayalle sarılıyorduk birbirimize."
“Ben olsam öyle davranmazdım.” diyebildiğim her konuda gücenme hakkı görüyordum kendimde.
İnsan bir başkasına nasıl baktığını kendisi de görebilse, daha az yanlış yapar belki de...
Ezgi Durmuş
Sayfa 45 - Destek yayınevi, 5. Baskı: Mayıs 2017
Kalmak için hiçbir sebebinin olmaması, gitmek için çok yeterli bir sebepmiş, bugün anlıyorum.
Duanın gücü, dileğini gerçekleştirmekten çok, dilediğin her ne ise, onun için savaşacak umudu barındırmasından gelir.
Yan yanarken bile birbirimizin aynı yanında denk gelemiyoruz, ne tuhaf...
Ezgi Durmuş
Sayfa 67 - Destek yayınevi, 5. Baskı: Mayıs 2017
Kitabı bitirdikten sonra iyi ki diyip sarılabileceğiniz bir anneniz varsa; bırakın para, pul, şan, şöhret hepsi onların olsun. Siz en değerli hazineye sahipsiniz zaten..
Bir gece de okumuş olmama rağmen sanki yıllardır bu kitabı okuyormuş gibi hissettim kendimi ya da şöyle söyleyim kitabı okumadım yaşadım.Hissettirdigi duyguların yanında kelimeler kifayetsiz kalır.Ara ara dudaklarımı kemirsem ağlamayacağım diye dirensem de kitap sonunda beni enkaza çevirdi."Anneler önce sesinden kırılır sonra kalbinden sonra gözlerinden." ne de güzel söylemiş Ezgi Durmuş.Kitapta zaten belki Eylül'den birşeyler buluyorsunuz belki annesinden belki babasından. Belki de Deniz sizden bi parçadır ya da Murat kimbilir.... Kitap içinde kitap okudum desem doğru olacak sanırım. Bittiğinde ne hissettim bilmiyorum. Sanırım bunu da Ya da Biz Masal Olsak kitabından bir cümle ile özetlemem lazım."Derdimi anlatabilecek kadar susmayı öğrenmiştim ben."
Nehir'in sonu ne olacak? Hakan onu affedecek mi? Can diye biri gerçekten var mı? Bunun gibi onlarca daha sorunun cevabını merak ettiğiniz için kitabı bitirmeden bırakamayacaksınız. Tek kelimeyle harikaydı! yanınıza kalem almayı unutmayın altı çizilecek çok satır var bu kitapta:)
Çoğu yerde tüyleriniz diken diken oluyor.Karakterlerin duyguları çok güzel yansıtılmış ve kitap kalbinize dokunuyor.Bazen ağlıyorsunuz,bazen kahroluyorsunuz, bazen de çok mutlu oluyorsunuz.Her türlü duyguyu hissettirdiği için kalbinizi beslediğini hissediyorsunuz.Sonuna kadar büyük heyecanla okuyorsunuz,şiddetle tavsiye ederim.
Kitabı okuyacağınız gün mümkünse başka işleriniz olmasın. Çünkü elinizden bırakamıyorsunuz :) Kurgusu yorumlayacak olursak kendini ele vermiyor bir türlü. Kitabı hem bir an önce bitirmek istiyorsunuz hem de hiç bitmesin.
Okurken etkisine daldığınızdan sayfaları nasıl çevirdiğinizi anlayamayacaksınız, o kadar akıcı bi kitaptı. Üstelik içinde öylesine çok altı çizilecek yer var ki.. Sonunu çok beğendiğim bi eserdi, iyi ki okumuşum.
Küçükken annem beni uyutmadan önce bana masal anlatırdı. Tabi anlattığı masallar bitince kendisi uydurmaya başlardı. Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde bir Fulden varmış diye başlardı. Tabi bilmiş ben hemen atlar sen masal anlatmıyorsun beni anlatıyorsun diye.

Bu kitabı okurken aklımın bir köşelerinde bu anım canlandı. Yüzümde oluşan tebessüm ile okudum bu kitabı bir günde. Masalsız büyüyen çocuklara inat her yerde bağıra çağıra masal anlatmak lazım.

Nehir geçmişinde yaşadıklarından sonra kendini eve kapatır. Bir blog oluşturur ve orada yazılar yazmaya başlar. Bu blog sayesinde hayatının aşkı Hakan ile tanışır. Hakan'ın en nefret ettiği şey ise yalandır. Tabi Nehir ilişkilerinin en başında yalan söylemiştir. Bu yalanın çıkmamasını umarak susar. Hani derler ya yalancının mumu yatsıya kadardır diye, o misal Hakan ile İstanbul'da ev bakacakları gün yalanı da ortaya çıkınca Hakan ve Nehir'in ilişkisi de çıkmaza girer.

Hakan bu yalanı affetmeye çalışırken Ankara'ya giderken Nehir bir yalan söyleyince ilişkileri artık geriye dönülmeyecek yollara girmiştir. Tabi bu durum Nehir'in ataklarının yeniden başlamasına neden olur. Ankara'ya giderken otobüste tanıştığı Aziz Bey'in yürüttüğü Geçmişi Şifalandırma Semineri'ne katılmaya karar verir. Çünkü bir kişinin başkasını affedebilmesi için ilk başta kendini affetmesi gerekir. Geçmişi ve hatalarıyla...

Kendisini affettiğinden ise hayatına devam etmeye başladı. Hakan üzülmesin diye onu aramamaya başladı. Fakat hayat sürprizlerle doluydu. Ve onun hayatı da asıl şimdi başlayacaktır.

Bu kitabı okurken çoğu satırın altını çizerken buldum kendimi. Okurken beni çocukluğumun masumluğuna ya da şimdiki zamanın acımasızlığına sürükleyip durdu. Sonunda ise gözlerimden mutluluk ya da yaşanmışlıklar aktı. Bana göre bu duyguyu her yazar yansıtamaz. Kendinizden bir parça bulacağınıza eminim.
"Kitap okumak erdemliktir." diyorlar. Yok, canım! Ne alâkası var kitap okumanın erdemlikle? Kitap
okumak bir bütündür, bana kalırsa. Ya da bütünleşmek... Peki kitapla mı bütünleşir insan, yoksa kendi
iç dünyasıyla mı? Kabul, biraz yüzde elliye oynayan bir soru oldu bu. Ama insan kendini dış dünyadan
hikâyelerle birleştiğini düşündüğü ân, farklı kapılar aralanıyor ve bambaşka evlere konuk oluyor. Hiç
bilmediği karaktere sahip çıkıp bazen yine o karakterle kendini bağdaştırıyor, yetmiyor kendini
karakterin ta kendisi yapıyor. Okurken kurguyu ve hayallerini de alıp bambaşka bir yolculuğa çıkıyor.
Çıkılan bu yolculukta herkes gibi ben de farklı diyarlarda bambaşka olaylar ile karşılaşıyorum. Bazen
öyle olaylar oluyor ki belki de 'hiç' dediğimiz kavram yerinde olmamış diye kızıyorum kendime. Bazı
yerler de öyle ağır geliyor, yetmezmiş gibi gözyaşlarımla okuyorum. İşte Ezgi Durmuş da okurken tam
da bu duyguları yerinde yaşadığımız bir yazar. Özellikle kitapla beraber ben de yara aldım bu
hikâyede. Tanıdığım yüzlerce yazar ve yüzlerce kitap varken kendime 'neden' diye sordum bu kitapta.
"Neden bu kadar gerçekçi bu kitap?"
Bir kitap gerçekçi ise size bir şeyler katmış ve istediğiniz mesajı vermiş demektir. "Bu kitaplar sana ne
katıyor?" Bu sorunun yanısıra okuduğum bazı kitaplardaki altını çizdiğim cümlelerin 'neden çizerim'
düşüncesi de karıştırır aklımı. Ama bu kitapta aklımı karıştıran şeyler olmadı, olaya direkt olarak ben
de karıştığım için. Bilakis, altını altını çizdiğim cümle de olmadı. Çünkü altı çizili cümleler
hayatımızın bazı yerlerinde lazım olur, çerçeveleyip kullanırız hatta. Ancak bu kitapta cümlelerin
etkisi altında kalıp yaşamına yön verdiğin durum değil, okurken gözyaşlarının ıslattığı o sayfaların
bütününün etkisinde kalıyorsun. Öyle ki gerçekten de sonradan oluyor her şey... Hep Sonradan. İlginçtir ki ilk başlarda kitabın adını benimseyememiş, neden hep sonradan diye düşünmüştüm bir
müddet.Meğer sözcükler insanın hem yarası hem de pansumanı olurmuş. Öyleymiş yani, Ezgi Durmuş
öyle demiş. Okuyanların kalbini sızlatmış ve bir kitapta iki hikâye yazmış bana göre. Birinin sonu
belli, birinin başı. İkisinde de aşk var. Birinde aşktan çok acı da var. Ağlatan, sızlatan acı. Kurgu mu
yoksa gerçek mi diye düşündüren bu kitapta güçlü olan tarafta olduğunuz mu, yoksa acının eşiğinde
kaybolduğunuzu mu, anladığınız zaman siz de kendi yolculuğunuza başlamış olacaksınız. Çünkü ben
ne yazarsam yazayım, duygularımı gerçek anlamı ile hiçbir zaman ifade edemeyeceğim. Hayat kadar
gerçek bir kitabı hayatın gerçek olduğunu anladığında yaşarsın ancak.
Bir de...
İlk cümlelerimdeki soruma da kendi cevabım şu olurdu: İnsan bir beklenti içinde kitapla bütünleşir. İç
dünyası ile umutları ona eşlik eder ve hayallerini süsler.
Çünkü "Kimseden beklentisi olmayanlar, içinde en çok umut barındıranlarmış meğer..."
Kitabı okurken mutlaka kendinizden bir parça bulacaksınız. Özellikle kendinizi Nehir'in yerine koyarak okuyunca etkileyiciliği daha da artıyor. "Ben olsam en başında şunu söylerdim, şunu yapardım." diyerek kitapla çok atışmıştım okurken. Son olarak okurken ağladığım nadir kitaplardan.
Ah Eylül.. Adı gibi naif Eylül, adı gibi sonsuz ucu bucağı olmayan Deniz.. Öyle güzel öğütler var ki içinde. Sevdiklerinin değerini bilmek, onları kaybetmeden varlıklarına şükretmeyi öğretmek. İlk kitabı gibi bunu da son 30 sayfayı ağlatarak okuttu Ezgi Durmuş. Onun dik duruşu örnek alınası. Belki başka biri yazmış olsa ya bu kadar tesadüf olur mu deriz.
Doktor Murat,yayınevi,onun cinsel tercihi vs. Ama öyle güzel kurgulanmış ki. Öyle güzel akıp gidiyor ki kitap,sayfalar. Bir yanım bitsin istiyor bitsin ki gözyaşım dinsin gideyim bi kahve suyu koyayım. Bir tarafım bitmesin istiyor bitmesin ki okuyayım.. İlk kitabı da aylarca durmuştu kitaplığımda elime aldığımda hazır değilim demiştim sanki kitap okumanın hazırlıkla alakası varmış gibi doğru zamanı beklemiştim. Aynı şeyi Hep Sonradan’da yaptım. Bakıştık aylardır ve dün nihayet hazırım dedim ama ağlarken farkettim ki yine hazır değilmişim. Okuyun okutun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ezgi Durmuş
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 1988
1988 Ankara doğumlu olan Ezgi Durmuş, lisede aldığı yabancı dil eğitimini Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladıktan sonra Haberyelkeni adlı online haber sitesinde köşe yazıları yazmaya başladı. Yazmaya olan ilgisini profesyonel iş hayatına taşıdı ve çeşitli reklam ajanslarına bağlı birçok markanın reklam metinlerini yazdı. Türkiye’nin en büyük online bilgi ağı olan Ekşi Teknoloji’de proje yöneticisi olarak görev aldı. 2016 yılında Tunç İlkman’ın Destek Yayınları etiketi ile piyasaya çıkan Aşık Ölüyorum adlı eserinin editörlüğünü üstlendi. Aynı yıl içinde Arka Kapak Dergisi’nde köşe yazıları yazmayı sürdürdü. 2014’ten bu yana kurucularından olduğu Priz Reklam Ajansı’nda marka yönetimi ve metin yazarlığı yapmaya devam etmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 189 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 91 okur okuyacak.