Ezgi Durmuş

Ezgi Durmuş

Yazar
8.4/10
315 Kişi
·
738
Okunma
·
79
Beğeni
·
2.772
Gösterim
Adı:
Ezgi Durmuş
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1988
1988 Ankara doğumlu olan Ezgi Durmuş, lisede aldığı yabancı dil eğitimini Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladıktan sonra Haberyelkeni adlı online haber sitesinde köşe yazıları yazmaya başladı. Yazmaya olan ilgisini profesyonel iş hayatına taşıdı ve çeşitli reklam ajanslarına bağlı birçok markanın reklam metinlerini yazdı. Türkiye’nin en büyük online bilgi ağı olan Ekşi Teknoloji’de proje yöneticisi olarak görev aldı. 2016 yılında Tunç İlkman’ın Destek Yayınları etiketi ile piyasaya çıkan Aşık Ölüyorum adlı eserinin editörlüğünü üstlendi. Aynı yıl içinde Arka Kapak Dergisi’nde köşe yazıları yazmayı sürdürdü. 2014’ten bu yana kurucularından olduğu Priz Reklam Ajansı’nda marka yönetimi ve metin yazarlığı yapmaya devam etmektedir. Ezgi Durmuş yaklaşık 1 senedir kurucu ortağı olan Flora Yayınevi'nde çalışmalarını sürdürmektedir.
Çok üzülerek söylüyorum ki; bir insan size görüşememenizin ya da daha vahimi, arayamamasının bahanesi olarak vaktinin olmadığını söylüyorsa, o kişinin öncelik sıralamasında çok gerilerde olduğunuzu bilin. Her gün zamanla yarışan ve bazı günler o zamanı ucundan yakalayan biri olarak bana güvenin; eğer isterse, insan her şey için zaman yaratabilir.
Hayat, ilk olarak kendini önemsemeyenleri harcar. İnsanlar da öyle... Başkalarını mutlu etmek için didinip kendini yok saydığın sürece şikayet ettiğin ne varsa artacak. Gittikçe kıymetsiz olacaksın çünkü onların gözünde. Hiçbir zorunluluğun olmadan, içinden gelerek ve çıkarsızca yardım ettiğinde bile buna zaten mecburmuşsun gibi davranacaklar. Beklentilerini karşıladığın sürece sevileceksin, beklentilerini karşılamak senin asli görevinmiş gibi... İsteklerine cevap vermediğin ve 'hayır' dediğin ilk anda ise çok değiştiğini söyleyecek ve sırtlarını dönecekler sana. Fedakarlık adı altında hayatından çaldığın ne varsa, ağır bir yük olarak kalacak yüreğinde.
Bir şeyleri değiştirmekse niyetin, işe kendinden başla. Sadeleş. Sana iyi gelmeyen ilişkileri bitir, sana iyi gelmeyen insanları çıkar hayatından. Sana iyi gelecek şeylere yer aç. Yeninin ne kadar iyi olabileceğini sıkı sıkı tutunduğun o ihtimallerden kurtulmadan anlayamazsın.
Bir gün herkes, birinden kaçtığına, birine geç vardığına, birini anlamadığına, birini yanlış anladığına, birine söylediklerine, birine söylemeyip içine attıklarına, birini sevdiğine, birini sevmeye vaktinin yetmediğine, yaptıklarına ve en çok da yapamadıklarına pişman olacak. Yaşadığın en unutulmaz anlar vasat birer anıya dönüşürken, yaşayamadıkların hiç aklından çıkmayacak.
Gün gelecek, asla affetmeyeceğini söylediğin herkesin sureti bulanıklaşacak. Bir kişininki hariç... O, her aynaya baktığında gözlerini üstüne dikip ''Bunların hepsi senin tercihindi. Artık mutlu musun?'' diye soracak.
Dilerim yanıtın evet olur. Aksi halde, 'artık' dünyanın en hüzünlü kelimesi olacak.
''Ortak bir geçmişe dayanmayan, ortak bir geleceği hayal etmeyen, sebepsiz ve çıkarsızca birbirinin acılarını, sevinçlerini, sorunlarını taşımayan insanlara dost denemez. Bunlar yoksa yaşadığın şey bir çıkar ilişkisidir sadece ve çıkar ilişkileri herkesi kötürüm eder.''
Yalnız olduğunu düşündüğün zamanlarda bile yanında onlarca kişi oluyor aslında. Markete giriyorsun, işe gidiyorsun, okula gidiyorsun... Her gün isteyerek ya da zorunlu olarak birileriyle muhatap oluyorsun. Yalnız hissediyorsun ama aslında hiç yalnız kalmıyorsun.
Bir şeyleri değiştirmek için çok uğraştım, değiştiremedim, ısrar ettim, değiştiremedim. Nihayetinde değiştiremeyeceğimi kabullendim. O kabullenişten sonra ise her şey çok değişti. Doğru zamanda vazgeçebilmenin de neticeye ulaştırabileceğini öğrendim.
Hiçbir yere, hiçbir mekana, hiçbir gruba, hiçbir tanıma ait değilim. Kimsenin beklentisi ya da hayal kırıklığı değilim. Kimsenin neşesi de değilim kederi de değilim. Kimsenin derdi de değilim devası da değilim. Hem hiç kimseyim hem de herkesim. Bütünün içinde hiç, hiçliğin ortasında biriciğim. Birçok konuda cahilim ama hiçbir konuda bilge değilim. Çaldığım her kapıda misafirim, kapattığım her kapının ardında güvendeyim. Ne istediğimi çoğu zaman bilsem de insanım; yanılırım, hata yapmaya meyilliyim. Eksiklerimi ve zaaflarımı bilirim.
Kendimi de...
Biliyorum kendimi; sen şimdi o kapıyı aralık bırakırsan arsız bir kedi gibi döner dolaşır ben yine sana gelirim.
İyisi mi kapat, ben de kendi yoluma gideyim.
208 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Ezgi'yi Arka Kapak dergisinden beri severek takip ediyorum.. Harika bir kalemi var. Cümlelerinin çoğu kulaklara kitap olabilecek nitelikte.. Dergide olsun, kitaplarında olsun her yazısında mutlaka altını çizip aklımda tutmak istediğim cümleler olmuştur. İşte Ezgi'nin  son kitabı baştan sona kulaklara küpe olabilecek nitelikte. Tam bir başucu kitabı sabahları bir doz alıp günlük keşmekeşe öyle başlamalık bir kitap.
Kitabı okurken postitlerim bitti o kadar söyleyeyim..  Kitapta bazen eski dergilerden ya da eski kitaplarından bölümler var. Bazı satırlar okurken çok tanıdık geldi. Aynı satırları tekrar hatırlamak garip bir mutluluk veriyor insana. Eski bi tanıdığa rastlama gibi bir şey bu sanırım...
Pek çoğumuzun söyleyemediklerini söylemiş Matmazel.. Kafa diyor ya hani "Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?"
İşte Matmazel kitabıyla sizi sarsmaya niyetli.. Dilerim okuru bol olur. Milletçe sarsılmaya ihtiyacımız olan şu günlerde ilaç gibi geldin Matmazel️
208 syf.
·Beğendi·10/10
İlk defa bir deneme türünde bir kitap okudum ve cidden bayıldım normalde pek bu tür kitapları sevmem diye düşünüyordum fakat bu kitap tüm ön yargılarımı yıktı. Cidden harika bir kitap olmuş bu kitabı bana doğum günü hediyesi olarak alan arkadaşım iyi ki almış ve benim, deneme türü ile ve bu harika kitap ile tanışmama vesile oldu <3

Kitabın içeriğine gelecek olursak yazar kendi hayat tecrübelerinden ve yaşanmışlıklarından yola çıkarak her insanın her gün yaşadığı veya ömrü boyunca illa yaşayacağı konuları, durumları ve söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi, hayatımızdan çıkarmak isteyip de çıkaramadığımız insanlar hakkında ve mutlu bir hayat sürebilmek için ne yapmamız gerektiğini öyle güzel dile getirmiş ki okuduğum her satırda kendi düşüncelerimden parçalar buldum. Ve en önemlisi bazı görmezden geldiğimiz gerçekleri hiç çekinmeden yüzümüze vuruyor yazar ve iyi ki de vuruyor. Okurken her görmezden geldiğim gerçeklerin farkına varıp ' Yazar haklı o yapabiliyorsa ben neden yapamayım ki neden kendime engel olup bazı şeyleri görmezlikten gelip susuyorum ve mutsuzluğuma neden oluyorum ki!'' dedim. Bu kitap bana çok şey kattı diyebilirim en önemlisi bazı gerçekleri görmemi sağladı.

Hür olmak istiyorsanız, mutlu olmak istiyorsanız, kendini bilmenin ve kendine değer verip sevmenin o eşsiz hissini ve huzurunu hissetmek istiyorsanız bu kitabı okuyun derim.
208 syf.
·Beğendi·10/10
Ne demek hür yaşamak? İnsan kendi hürlüğünü nasıl sağlayabilir. Peki ya önem verdiklerimiz, özel kıldıklarımız? Hepsi bizi istisnasız sırtımızdan vurmadı mı? Kendimizi istemedik şartlarda, ortamlarda kabul ettirmeye çalışmadık mı? Hangimiz birileri bizi sevsin, saygı duysun diye davranışlarımızı törpülemedik! Hepimiz bu hatalardan geçtik. Bazen sonuçları çok acı oldu, bazen de öğretici. Ama bildiğim tek bir şey var ki eğer o dönemler de biz bunları yaşamasaydık yarınımızda bu kadar dik, bu kadar cesur duramazdık.
Bizler çok değerli varlıklarız ve her zaman değer görmeyi hakediyoruz. İnanın bana bunu bir insandan görmeye ihtiyacımız yok. Kendi değerimizi bilmez ve sahip çıkmazsak kim bize değer gösterebilir ki?
Hiç kimseye ait değiliz, biz sadece kendimize sahibiz. Kimsenin neşesi de değiliz kederi de! Hem hiç kimseyiz hem herkesiz. Bütünün içinde hiç, hiçliğin ortasında biriciyiz.
Bana kendimi hatırlatan bu güzel kitabın hepinize şifa olmasını diliyorum.
Kendi yoluna gitmek isteyenlerin öyküsü, mutlaka okuyun...
200 syf.
·Beğendi·8/10
Aslınsa bu kitaba başlamadan önce hafif bir önyargım vardı. Günümüz yazarlarının kitaplarını, anlattıklarını ve anlayış biçimlerini pek beğenmediğimden. Ama bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle kendime önyargımı iyi ki kırmışım dedim.

Okuduğum kitaplara, yazarlara ve hikayelere göre aslında çok da kaliteli bir içeriği yok. Okurken okuduğunuz başka bir kitapla benzetebilirsiniz. Olayları daha önce okumuş( yaşamış ) gibi olabilirsiniz. Hatta belki sonunu bile tahmin edebilirsiniz bu kitabın.

Ama şunu söylemek istiyorum ki, bu kitabı bunlara rağmen begenmemin çok güzel bir sebebi var. O da şudur ki; kitabı okurken size yaşadıklarınızdan çok, onları 'nasıl' yaşadığınızı düşünmenizi sağlıyor.

Eğer siz de kitapta ki olay kadar kitabın nasıl anlatıldığına önem veriyorsaniz okumanızı tavsiye ederim. :) :) :)
192 syf.
·3 günde·10/10
Kitabı bitirdikten sonra iyi ki diyip sarılabileceğiniz bir anneniz varsa; bırakın para, pul, şan, şöhret hepsi onların olsun. Siz en değerli hazineye sahipsiniz zaten..
192 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kitabı elime aldığımdan okuyormuş gibi hissetmiyorum. Sanki Eylül ile tesadüfen karşılaşmış ve birden samimi oluvermişiz o da onu bugüne getiren hikayesini bir çırpıda anlatıyormuş gibi hissettim. Benzer olayları yaşadığımızdan mi ileri gelir bu samimiyet bilemiyorum. Kitabı her bırakışımda lafını unutma hemen geliyorum demek istedim. Son bölüme kadar bu his hiç gitmedi. Son bölümde anlatıcı değişiyor da. İyi okumalar.
160 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Martı Jonathan'a yapılan göndermeleri ve kurgusu ile öne çıkan bir roman. Tatlı sempatik bir dili var yazarımızın. Ağır duyguların yer etmesi sebebiyle, keyifle okunamıyor maalesef, insanı kederlendirebilecek, oldukça hisli üslupta yazılmış.
200 syf.
·9/10
Bir kitapta altını çizdiğim kelimeler fazla ise, o kitaba ayrı bir sempati besliyorum. “Ya Da Biz Masal Olsak” da bu aralar en çok altını çizdiğim kitaplar arasında yerini aldı.. Ben sevdim ve inanıyorum ki sizde çok seveceksiniz. Kitabı okurken içinde size ait bir anı, bir parça mutluluk ya da hüzün bulacaksınız. O kadar gerçek, o kadar bizden bir hikayeydi ki ana karakterimiz Nehir ile bağ kurduğunuzu hissettiğiniz pek çok an oluyor. Sanki size derdini anlatan bir arkadaşınızı dinler gibi okuyorsunuz kitabı. Bizden bir hikaye okumak istiyorsanız hiç düşünmeden okuyun! Kendinize iyi bakın..
.
.
.
Bol okumalı günlerimiz olsun dostlar
160 syf.
·2 günde·7/10
"Sonunu bile bile kendini kaptırmak mı? Buyursunlar, uzmanlık alanım." dedim dün gece.

Uzun bir süre sonra ilk defa bir kitaba kafadan on puan ile başladım, sandığım gibi ilerlemedi fakat pişman da değilim.

Bitirmemi bekleyen, yarım kalmış bir sürü kitabım olmasına rağmen İntihar Ormanları sürekli gözüme takılıyordu. Ezgi Durmuş'u Masa Dergisi'ndeki yazılarından ve instagramdan takip ediyorum. Daha önce kitabını okumadım, bu ilkti fakat yazıları ucundan kıyısından bile olsa mutlaka bir şeylere dokunuyor benim için. Bu sebeple emindim İntihar Ormanları'ndan. Bu anlamda yanılmadım çünkü çok fazla satırın altını çizdim.

İçimizde kanayan bir şeyler var; toplum veya birey olarak. Yazar öyle güzel parmak basıyor ki "Ben mi yazdım bu cümleleri, bu fikirler bana ait aslında." demekten kendinizi alamıyorsunuz.

Bu çıkarımları bırakırsak kurgu, sonunu bize söyleyerek başladı aslında. Uzun uzun konusundan bahsetmeyeceğim. İz ve Umut'un hikâyesine tanıklık ettim; Umut'un bakış açısından. Söylediklerinin, kelimenin aklımıza gelen ilk anlamı kadar basit olmadığını en başında anlamıştım. Ortalarına geldiğimde küçük bir yanılgıya düştüm aslında. Birkaç sayfa sonra ise son bölümünde ters köşe olup bizi şok etmesi gereken şeyi anlamıştım. Bu yüzden cümleleri içime işlese de şaşırmadım.

Şöyle güzelce ağlarım, rahatlarım diye de başladım kitaba aslında ama özellikle bu gece epey meyilli olmama rağmen iki kez gözlerim doldu sadece. Halbuki ben bayağı kalbim kırılacak, içime işleyecek ve uzun süre ağlayacağım diye düşünmüştüm. Not düşmem gerekirse beni ağlatmak çok basittir, özellikle okurken. Sonunu tahmin ettiğim için sandığım kadar etkilenmemiş olabilirim.

Herkes benim gibi başında anladı mı durumu bilmiyorum ama -sanırım mesleğim gereği- kitabı okurken varolan kurguyu evirip çeviriyorum kafamda. Olabilecek tüm ihtimallere göz atıyorum. Çoğu zaman da ters köşeleri bulmak zor olmuyor benim için.

Ezgi Durmuş'un kalemini sevdim. Söylediğim gibi zaten yazılarını takip ediyordum. Geçtiğimiz günlerde Hür ismini verdiği bir kitabı daha çıktı. Bu kez roman değil deneme türünde bir kitap. Henüz okumadım ama daha çok sevecekmişim gibi bir his var içimde.

İntihar Ormanları'nı okumadıysanız sırf altını çizdiğim satırlar için bile mutlaka göz gezdirmenizi tavsiye ederim.
208 syf.
·2 günde·10/10
İnsanın kendisini sevmesi,mutlu olabilmesi için yaşam kalitesini nasıl arttırabileceğine dair, yazarında kendi hayatından örnekler vererek aktarmaya çalışmış.Okuduğunuz da inanın kendi içinizden düşündüğünüz ya da yaşadığınız durumları satırlarda okuyorsunuz.
'Kendime bir şeyler katmak istiyorum,bunun için bir kitap arıyorum' diyorsanız o zaman bu kitabı hemen edinmelisin...

Yazarın biyografisi

Adı:
Ezgi Durmuş
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1988
1988 Ankara doğumlu olan Ezgi Durmuş, lisede aldığı yabancı dil eğitimini Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladıktan sonra Haberyelkeni adlı online haber sitesinde köşe yazıları yazmaya başladı. Yazmaya olan ilgisini profesyonel iş hayatına taşıdı ve çeşitli reklam ajanslarına bağlı birçok markanın reklam metinlerini yazdı. Türkiye’nin en büyük online bilgi ağı olan Ekşi Teknoloji’de proje yöneticisi olarak görev aldı. 2016 yılında Tunç İlkman’ın Destek Yayınları etiketi ile piyasaya çıkan Aşık Ölüyorum adlı eserinin editörlüğünü üstlendi. Aynı yıl içinde Arka Kapak Dergisi’nde köşe yazıları yazmayı sürdürdü. 2014’ten bu yana kurucularından olduğu Priz Reklam Ajansı’nda marka yönetimi ve metin yazarlığı yapmaya devam etmektedir. Ezgi Durmuş yaklaşık 1 senedir kurucu ortağı olan Flora Yayınevi'nde çalışmalarını sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 79 okur beğendi.
  • 738 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 297 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.