F. Cihan Dansuk

F. Cihan Dansuk

Çevirmen
8.6/10
113 Kişi
·
267
Okunma
·
0
Beğeni
·
59
Gösterim
Adı:
F. Cihan Dansuk
Tam adı:
Fatma Cihan Dansuk, Cihan Dansuk
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
186 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
"Bı­rakın, o davetsiz gelen insan, kitap ve kurum güruhunu şa­şırtıp afallatalım; ilahi gerçeği basit bir biçimde tebliğ ederek. Söyleyin, o istilacılar Tanrı burada olduğu için ayakkabılarını çıkarsınlar."

Bu felsefi zenginlik elbette ki Emerson gibi bir dahinin dizeleri olabilirdi... Kitap hem düşünsel hem de felsefi manada öyle yüksek bir konumda bulunuyor ki, ilk okumaya başladığımda heyecanlandığımı hissettim. Bu hissi bana yaşatan nadir birkaç kitaptan birisi olarak, eser büyük beğenimi kazandı. Abartılı övgülerden ne ben ne de Emerson hazzetmiyor olsak da; kitap gerçekten muazzam! Belki daha da fazlası.

Emerson'u dahi, dolayısıyla da eserini dahiyane bulduğumu söylemiştim. Dehanın çeşitleri vardır denilir: Sosyal, teknik, duygusal, akli veya sezgisel... olabilir. Emerson, kanaatimce sezgisel yapıda ve akli olarak dahiliğin sınırlarında gezinmektedir. Bu bağlamda tam bir sezgisel olan Nietzsche'nin Emerson'dan oldukça etkilendiğini bilmek de beni hiç şaşırtmamıştır.

Eserde, yazımsal olarak genel itibariyle kısa cümlelere dayalı ifade tarzı benimsenmiştir. Bu kısa cümleler arasında bazen konu dışına çıkılmış, bazen de yan dallara atlanmıştır. Bu açıdan Emerson'un eseri yazarken doğaçlama bir çalışma şeklini benimsediğini anladığımı düşünüyorum.

Eser ne anlatıyor? diye soracak olursanız; kuşkusuz panteizm ve teizm derim. Açıkça ifade edilmemesine, hatta terimsel ifadeler olmasa da, felsefi okumalar yapanlar panteizm unsurunu açıkça göreceklerdir. Ama spinozacı panteizm'in dinsel olarak daha yoğunlaşılmış bir halini düşünmeliyiz. Eser, etik konularına, aksiyom veya önermelere de girmemiştir. Doğa'dan esinlenme diğer panteist metinler kadar yoğun değildir. Çünkü tümtanrıcılık görüşüne "ilahi kelam" ezgisi karıştırılmıştır. Bu açıdan arkeik, modern veya sade haliyle insan aklına hitap eden bir yapıdadır. Her hangi bir bilgi veya kültür seviyesine sahip insan, eseri anlayabilir. Anlatılmak isteneni kavrayabilir. Kitapta değişik konu başlıkları olsa da aslen ve asli olarak insanın ruhsal yapısı hep ön planda kalmıştır. Tek cümleyle anlatmak gerekseydi, kitabın vitrini ruh'dur derdim...

Kitabı oldukça beğendim, beğenmediğim tek satırı da olmamıştır. Kitap son bölümünde teolojide hululiye olarak tabir edilen görüşe yakın fikirler barındırsa da fikri zenginlik açısından kıymet arzetmektedir. Tasavvuf'da vahdet olarak bilinen görüşe yakındır. Konuya sadece farklı bir perspektiften bakmıştır. Metinlerin özü, tasavvuftaki tin'e bakış açısı neredeyse aynıdır. Kesinlikle okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Şiddetle tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
186 syf.
Daha ilk cümleleriyle sizi bulunduğunuz mekândan koparan, zihninizde ayaklarını çatlatırcasına koşturan eserler vardır. Öyle ki her cümlede durup bir dinlenme ihtiyacı duyarsınız, sanki diğer cümleye geçerseniz benzersiz bir sanat eseri elinizden düşüp kırılacakmış gibi...

Emerson'un dehasına duyduğum ilk şaşkınlığın etkisiyle bahsetmek istediğim pek çok şeye değinemeyeceğim muhtemelen. :)

Öyle bir dil kullanmış ki; karşınıza alıp herşeyi bütün yalınlığıyla anlatabileceğiniz dostunuz olmuş. Gözlerine bakıp içtenliğinde şifa bulduğunuz anneniz olmuş.Vakarına bakıp başınızı öne eğeceğiniz babanız olmuş. 'Bırakın' diye içini dökmüş. 'Bırakalım' diye, size senelerdir duymak istediklerinizi, ifade etmek için çırpındığınız, haykırmak için beklediğiniz hakikatleri duyurmuş.

İnsanın kendine bakışına, aklının sadeliğinde gizlenen sonsuzluğa işaret ederek çeki düzen veriyor yazar.Siz başkasının ruhundakini görmekle kendinize bakarsınız, başkasının aklıyla düşüncelerinize yakınlaşır, insanlığın müşterek ve mucizevi doğasında kendi cevherinizin parladığını hissedersiniz...Bu fikri deneyimlemek muazzam bir ufuk açtı düşüncelerimde...

"Bu uyum sağlama oyununun nasıl bir kö­rebe olduğunu görmek gereklidir."

Silindiğinizi duyumsadığınız, hep bir ağızdan nefes alıp, hep bir zihinden sustuğunuzu ve hep bir övünçle, aynılaşmanın korunaklı rüyasını gördüğünüzü hissettiğiniz zamanlarda, saklandığınız şeylerin içinde aynı renge bürünmüş bir mahlukken nasıl sobeleyeceksiniz kendinizi? Bunu dert edinmeli...İşte bunun işçiliğine gönül vermeli...Herşeyin bir parçası olmanın memnuniyetsizliğinden, eriyen ve bütünleşen bir karışımın özünden bir numune olmanın hissizliğinden kurtar kendini ve lâyık olduğun saygıyı göster, kimsenin değil ama kendi doğanın karşısında ilikle düğmelerini.Çünkü kim olduğunu bilmeden, zerreden sonsuzluğa eremezsin...Yahut sende gizlenen o ışığın şiddetini bilemezsin.

Emerson transandantalist'lerin öncülerindendir. Bu nasıl bir akım diye soracak olursanız, her bireyin ruhunun dünyanın birebir bir mikrokozmozu olduğunu ve kişinin kendi iradesiyle, iç dünyasında ki hâkikâte erişebileceğini savunurlar.Bu eserde de 'özgüven' ve 'tarih' kısımlarında bu gerçeğin vurgulandığını gözlemliyoruz.

İlk kez dostluk üzerine böyle kusursuz bir deneme okuyorum, bu bölüm kendi başına bir eserdi.

"Bırakalım birbirine bakan, birbirinden korkan iki büyük ve zorlu kişilik, bu farklılıkların altındaki onları bir araya getiren derin kimli­ğin farkına varmadan bir ittifak kursunlar."

Bütün dostluk tanımlarını altüst eden bir yaklaşım bu, fakât son derece isabetli.Zira birlikte yürümek, fikirlerin birlikteliği koşulunu dâhi reddeder. 'Avatar' filminde, kâlbinden geçenleri biliyorum mânâsında bir cümle vardı; "Seni Görüyorum"

Aslolan kâlbin kâlbi görmesi ise, sözlerin, fikirlerin, bir arada, gözgöze olmanın geçerliliği de siliniyor.
Dostlukta kaybedilen bir zaman var ise, o da iki kalp atışı arasında ki zamandır.

Başladığımda geceyi yarılamıştım fakât elimden bırakamadım eseri...İnsan çözümleyemediği tasavvufi bir mevzunun etraflıca üzerinde durulduğunu farkedince sanıyorum günlerce de sürse, mutlaka son cümleleri okumak istiyor.Şaşırtıcı biçimde kader ve tevekkül, ruhun inkişafı, imanın gereklilikleri konularını, pek çok tasavvufi eserde rastlayamayacağımız bir derinlikle ele alan Emerson'a hayranlığım "İlâhi Ruh" denemesiyle zirveye ulaştı.

Ezcümle benim için tarifsiz bir tecrübe oldu...Bu tespitler kitabını mutlaka okuyun, hediye edin, hattâ koli koli dağıtın :)

Derin saygımla...

Not-1: Eserle tanışmama vesile olan Dost'a teşekkür ederim :)
Not-2: Bu bir inceleme değildir. Bilgi edinmek isteyen arkadaşlar için okuma notlarımdan ibarettir.
224 syf.
·Beğendi·10/10
Aklın,unutturmaya çalıştığı travmalarının cezasını bedenimizle ödüyoruz. Bedenimizi,ruhumuzu,aklımızı dinlemenin neden önemli olduğunu anlatan çarpıcı bir gözlemler dizisi. Düşüncelerine ve tespitlerine hak vermemek elde değil.
186 syf.
Başında ve sonunda Nietzsche’nin

“Kendimi Emerson’a o denli yakın buluyorum ki onu övmekten çekiniyorum, çünkü kendimi övmüş gibi olmaktan korkuyorum” sözü yer alıyor.

Bu sözü gördüğümde anlamıştım okunması zor kitap dedim kendime. Çünkü Nietzsche de zordur. Severim zor kitapları çünkü anlayabilmek için tekrar tekrar okursunuz ve bu sizin aklınızda yer eder. Düşünme fırsatı verir size. Düşünme yorumlama.
Kitabı okurken günümüz dünyasını yaşıyormuş günümüzden bahsediyormuş gibi hissediyorsunuz, buda kitabın evrenselliğini gösterir.
Bir tarafı itici geldi belki tam anlayamadım kitabın adından da anlaşılacağı gibi insanın görkemine bu kadar değer katmak erdemli ve etik anlayışla çelişiyor bence.
Tavsiye ederim.
186 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Yazarı ilk defa duydum. Kitabını merak ettim ve sosyal çevrede araştırınca da beğenildiğini, olumlu yorumları hatta yazarın neden diğerleri kadar ön planda olmadığı gibi serzenişlerle karşılaşınca merak edip okudum bu eseri.
Biri 1841 diğeri 1844 yılına ait 2 bölümün birleşiminden elde edilen hikayelerden yararlanılmış bu eserde.
İlk bölümde Tarih, Özgüven, Dostluk ve İlahi Ruh üzerinde durulurken; İkinci bölümde Şair, Tecrübe ve İlahiyat Fakültesi’nde Yaptığı Konuşma paylaşılarak kitap tamamlanmış.
Metinlerde geçen sözlerden bazıları çok hoş. Anlatım tekniği de oldukça yalın ve pek fazla süslü dil kullanmamış. Aksine süslü anlatımlara da karşı olduğundan bahsetmiş. Tabi ki ara sıra süslü metinleri de yok değil ama genel tarzı bu ve hoş bir deneme olmuş. Gerçi çağımızın 1-2 sayfayı aşmayan ‘Deneme’ metinlerine göre ortalama 30 sayfalık deneme metni verilmesi de hoş bir durum olarak değerlendirilebilir. Söyleyeceklerim bu kadar.
Merak eden, geçmiş yazarlara ilgi duyan arkadaşlar için iyi bir yol alternatifi. Dün yola çıkarken okudum, bugün de yoldan dönerken bitirdim. Öyle de çabuk bitebiliyor. Şimdiden keyifli okumalar ve iyi tatiller dilerim..
224 syf.
·Beğendi·10/10
Kalbin kilitlerini bazen bir şarkı, bazen içten bir gülümseme, bazen bir kitap açıyor. Kendiliğinden düşen bir yara kabuğu gibi, ağrısız. Ben de bu aralar daha çok gülüyorum, şarkı dinliyorum ve deli gibi psikoloji kitapları okuyorum. İçsel çocuğu himayeme aldım, yeniden büyütüyorum. Beni derinden etkileyen bir kitap oldu:

“Beden asla yalan söylemez- Alice Miller”

Yazar, fiziksel istismar gören, sevgi ve ilgiden yoksun büyütülen, aile içi şiddete maruz kalan çocukların, klasik terapi yöntemleriyle tedavi edilmesinin büyük bir yıkıma yol açtığını örneklerle anlatıyor. Ebeveynlerini zorla sevmeye, affetmeye mahkûm edilmiş çocukların, yetişkinlik dönemlerinde karşılaştığı hastalıkları, kronik depresyonu; büyük yazarların hikâyeleri üstünden de anlatmış.

Suistimal edilmiş çocukların, sahip olmadıkları duygulara sahipmiş gibi yaptığı bir ilişkinin , zoraki minnetin; bedende saklı bilgiyle çelişerek bir yalancılık ruhu yarattığını ve bunun nesilden nesile aktarılışını öyle güzel anlatmış ki. Aynı ekolün temsilcisi Nihan Kaya da, “iyi aile yoktur” isimli kitabında, tam da ciğerimde hissettiklerimi kısa bir cümleye sığdırmış.

“Güçlü psikoloji, içimizdeki çocuğun güçlü olduğu psikolojidir.”

Yakında yayınlanacak olan kitabım, "Kalbe Eşlik Eden Adımlar", spiritüel yazılarım ve şiirlerimden oluşsa da; bütünlüğü, büyüme denen sancılı süreçten geliyor. İçsel çocuğu duymak, dinlemek, anlamak, kişisel yolculuğumun en kutsal bölümü. İçimdeki küçük kızı çok seviyorum.
224 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kitabı ilk elime aldığımda öncelikle yazarı hiç tanımamanın pişmanlığını yaşadım bir çoğumuza kişisel gelişim kitabı gibi gelebilir özellikle isminden dolayı sadece beden dilinin ne anlama geldiğini anlatan bir kitap gibi gelebilir ancak yazarın hayatını okuyup bir de sayfaları karıştırınca elinize sağlam bir kaynak aldığınızın bilincine ulaşıyorsunuz aslında kitabın tam ismi ''Beden asla yalan söylemez .Üzerini örttüğümüz her şeyin altında kalırız'' ikinci cümle her şeyin özeti aslında altında kalıyoruz öylesine eziliyoruz ki.
Kitaba gelicek olursak birinci bölüm ağzınızda öyle bir tat bırakıyor ki bağımlılık yaratıyor keşke biraz daha uzun tutulsaydı diyorsunuz bu bölümde yazarların bu kadar ünlü olmasının temel sebebinin ailenin otoriter tavırları her ne kadar kaliteli eserlerin ortaya çıkışı bu bozuk aile yapılarına dayansa da yazarı ölüme götüren şey de bu oluyor ne yazık ki.Diğer bölümlerde güzeldi özellikle sonda verilen bir anoreksiya hastası kızın günlüğünün değiştirilmeden aynen verilmesi aile tavırlarının ne kadar belirleyeceği üzerine enfes bir günlüktü ve kız sonuda terapistin doğru yaklaşımı sayesinde kurtuldu .
Kitabın en önemli vurgusu ailede görülen istismarın her türlüsünün bireye verilen zararın telafisinin çok zor olduğu ve yanlış buyrukların affetme gibi ne kadar yokuşa sürdüğü.Freud un sürekli çoçukla ilgili belirtiği birkaç noktanın antitezi niteliğinde bu eserin her psikoloji öğrencisine öneririm aslında herkes okumalı tabi ama ilk önce Freud u okumanızı tavsiye ediyorum.Ağzımızdan çıkan sözlerin bedenimizi ne kadar etkilediğini bilmek istiyorsanız mutlaka okuyun derim.
224 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Beden asla yalan söylemez ama..." diyerek bitirdiğim bir kitap. Anne baba ile ilişkinin kopması gerekir mi diye çok sorduğum ve bu ilişkinin kopmaması gerektiğine inandığım için okurken savaştığım bir kitap. Kim kazandı derseniz, kitapta anlatılan öykülerde görüldüğü kadar travmatik bir ilişkim olmaması zannıyla, tabi ki ben. Şaka bir yana, bu kadar derin acılar yaşatan ilişkilerin elbette gözden geçirilmesi, gerekirse koparılması gerekir.
Anneler, çocuklarına verdikleri zararın belki farkında değiller ama... İşte beden "ama"yı kabul etmiyor.
224 syf.
·3 günde·10/10
Çocukluk yaraları olup erken yaşlardan itibaren gerçek duygularını bastırmak ve yok saymak zorunda kalan ,aslında koşulsuz seven diye bilinen anne baba kavramı yerine gerçekten koşulsuz seven, bundan başka da bir gerçeği bilmeyen , kendisine yapılan tüm davranış hatalarını ve sevgi eksikliklerini normal zanneden, bazen tüm hayatı boyunca da bunlarla yüzleşmeden yansıtma yoluyla hayatın tüm alanlarında ve de en önemlisi bedeninde sayısız sorunla karşılaşıp nedenini anlayamayan, ailesi kendisine ne yapmış olursa olsun onlara karşı saygısını kaybetmemesi ahlaken ve dinen öğretilmiş,korumasız biz çocukların öyküsüdür.
224 syf.
Kitabı okumaya başladığım an beni biraz sarstı diyebilirim.Okumaktan vazgeçmek üzereyken yarım birakmamaliyim düşüncesiyle devam ettim.İyi ki devam etmişim ezberlerimizi bozsada kitabın sonlarına doğru "bedenimizde ki sinyallerin, aslında bize küçükken yapılan davranışların bir tepkisel biçimi olarak bedenimizdeki davranışlarla ortaya vurduğunu bizlere gösteriyor.Cocukken yaşadıklarımız şeylerle barismadigimiz müddetçe altında ezilip kalacağımızı tüm yasantimizi etkileyeceğini anlatmistir.Yazar biraz öfkeli bir yaklaşımla anlatsada farkındalık adına okunasi bir kitap sevgili kitap severler.....

Yazarın biyografisi

Adı:
F. Cihan Dansuk
Tam adı:
Fatma Cihan Dansuk, Cihan Dansuk
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 267 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 494 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.