F. Doruk Ergun

F. Doruk Ergun

Çevirmen
8.6/10
20 Kişi
·
51
Okunma
·
0
Beğeni
·
27
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
232 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Çağımızın en ünlü sosyologlarından biri olan Zygmunt Bauman'ın okuduğum ilk kitabıydı. Oldukça doyurucu ve akıcı bir dille kaleme alınan bu eserde adından da anlaşılacağı üzere modernite, sosyalizm ve kapitalizm gibi insanlık tarihini etkileyen ideolojilerden bahsederek, bunların tarihsel olarak ele alıyor ve detaylı bir şekilde sorguluyor Bauman.

Bunlar arasında özellikle modernitenin inşası sürecinde ortaya çıkan yeniliklerin, ilerlemelerin yol açtığı duyarsız bireyselleşmeye, eşitsizliklere ve 'öteki'ye duyulan dışlama eğilimi sıkça vurgulanıyor.

Kitabın başlarında, hukuken demokratik bir devlet iktidarının esasen totaliter girişimlerle insan özgürlüğünü kısıtlayabileceğinden bahsediliyor. Yani sadece görünürde demokratik ancak çıkarları söz konusu olduğunda totaliter olan bir iktidar.  İnsanların özgürlüklerinin yavaş yavaş ellerinden alınmasını gözden kaçırması ve bunun sonucunda ortaya çıkan otoriter kısıtlamalara maruz bırakılması. Bauman'a göre sosyal olmayan bir devlet asla bireye tembellik ve acizlikten kurtulma vaadinde bulunamaz. Başka bir deyişle kapitalizmin akışkan serbestliği -sosyal olmayan ekonomi- toplumun birbirinden ayrışmasına ve bireylerin birbirlerine karşı tembelleşmesine yol açar. bunun sonucunda da eşitsizliklerin ortaya çıkması kaçınılmaz olur diyor Bauman. Kısaca özetlemek gerekirse bu devletin ticari piyasayı özgürleştirmesinin, başka bir deyişle devletin kapitalist bir tavır takınmasının ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar çok çarpıcı bir şekilde analiz edilmiş. 

Bauman'ın küreselleşmiş piyasanın yol açtığı eşitsizliklere değinmesi ve çarpıcı örneklerle somutlaştırması karşısında şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bu bölümü okurken çagimizda yaşanan ekonomik eşitsizliğin nedenleri ve sonuçları konusunda büyük bir farkındalık sahibi oldum. Bauman'ın 'Sosyal devlet' ideali bir nebze olsun bu haddini aşmış serbest ekonomiye denetim getirerek çareler üretebilir ancak bana göre büyük bir dezavantaj şu: İnsan eylemlerini kısıtlayan bir anlayışa gebe olduğu da bir gerçek.

insanlık tarihini etkilemiş bir ideolojiyi ele alınıyor Bauman: 'Komünizm'... Burada öncelikle Bauman, tüm ideolojilerde olduğu gibi, sosyalizmin de 'en doğrusu benimki' ya da 'sorunlara tek çözüm benim' diyerek yola çıkmış olduğuna vurgu yaparak başlıyor. Sosyalizm de tıpkı modernitenin ortaya çıktığı sürecte olduğu gibi tüm insanlığın taleplerini yerine getirme vazifesiyle yola çıkmıştı. Ancak Marx ve Engels'in öngörüsü yanlış cıkmıştı. Proletarya devrimi bir türlü gerçekleşmedi. Bauman'a göre Komünizm, işte bu öngörünün bir türlü hayat bulamamış olmasının bir ürünüydü. Yani artık bu ideali baskıyla, kanla yaratmak şart olmustu. İşte Komünizm böyle doğmustu. Yani sosyalizmin zorba ve despotlaşmış bir türüydü. Lenin ve Stalin işte bu bilinçle hareket etti ve bunun sonucu da doğal olarak kanlı bir devrimdi. İnsan sorunlarina en iyi cevabi sunacagi sozunu veren bu ideoloji de tam olarak gorevini yerine getiremedi diyor Bauman. Ve sonuc olarak o da kokuşmuştu!

Bana göre kesin ve mutlak doğru bir değer olmadı hiçbir zaman. Evet ben böyle düşünüyorum çünkü şöyle tarihe kısaca bir göz attığımızda dünyanın bitmek tükenmeyen sorunlarına kalıcı çözümler sunmayı vaadederek iktidara oturan her ideoloji maalesef sözünü tutmadı. Burada Bauman'a katılmamak mümkün değil. Ben bu bölümden yola çıkarak şöyle demek istiyorum: Komunizm, Modernizm vb. ideolojilerin hiçbiri kusursuz değil, her birinin olumsuzlanması gereken sayısız açığı var. Bunların herhangi birinin büyüsüne kapılarak körü körüne savunan fanatikler oldukça insanlar yeni değer, yeni fikir oluşturmaları gerektiği bilincini hiçbir zaman fark edemeyecek maalesef.

Zygmunt Bauman her zaman vurguladığı fakir ve zengin arasindaki uçuruma da değiniyor. kitaptan bir alıntıyla özetlemek istiyorum: "Devletin, kapitalist düzeni, kapitalistlerin hastalıklı eğilimlerinin -açgözlülüklerinin ve hızlı kâr elde etme arayışlarının- dizginlenmemesinden doğacak, intihar niteliğindeki sonuçlardan korumasının nedeni de buydu. Devlet bu ihtiyaçtan dolayı asgari ücret uygulamasına başladı ya da günlük/haftalık çalışma saatlerine kısıtlama getirdi ve bunun yanı sıra işçi sendikalanyla yasal koruma ve işçilerin kendilerini savunmak için kullanacaklan başka silahlar sağladı. Fakir ile zengin arasında gittikçe artan uçurumdaki genişlemenin durmasının ve hatta, günlük deyimi kullanmak gerekirse, "negatife dönmesinin" nedeni buydu. Hayatta kalmak için eşitsizliğin kendini kısıtlama sanatım icat etmesi gerekiyordu. Ve bunu yaptı ve bir yüzyıl boyunca, gelişigüzel de olsa uyguladı."

bireyin ötekiye karşı takındığı dışlama ve korku eğiliminden  de bahsediyor. İnsanın kaçınılmaz kaderi olan 'belirsizlik' kaygısı kaçınılmaz olarak bireyin yabancıya karşı uzak durma tavrını doğuruyor. Bu 'belirsizlik' korkusu Bauman'a göre bu belirsizlik bizleri toplumdan ya da öteki olandan soyutluyor. Bu sebepten ötürü hem bireyin hem de devletin kendisinin hiçbir masraftan kaçınmayarak güvenlik önlemleri alması zorunlu oluyor. Ancak hiçbirimiz bu savurganlık yerine ötekiyle diyalog sürecine girmeye cesaret edemiyoruz. Belki de bu yüzden her zaman belirsizlik kaygisiyla yaşayacağız. Diyaloğu hiç tercih etmeyişimizden dolayi.

Bauman gündelik yaşamımızdaki toplumsal ilişkilerimize çok farklı bir pencereden bakıyor. Ona göre artık kapitalist düzenin oluşturduğu 'bilgi çağı'nın esirleri olduk. Sevgilimizle, dostlarımızla, akrabalarımızla olan ilişkilerimizde artık manevi duyguların yerini maddi duyguların aldığını belirtiyor. "Metalaşmış sevgi"... Bu ne demek? Bu şu demek: Meta piyasalarının bu ikilemleri kovalayıp onlan geçersiz kılmak bir kenara, bu ikilemleri bizim için çözmeyecekleri apaçık ortada; biz de onların bize bu hizmeti sağlamalarını beklemiyoruz. Fakat vicdan azabını yatıştırmak ve hatta acılarını dindirmek konusunda yardım edebilirler ve bunu yapmaya hevesliler. Bunu değerli ve heyecan verici hediyelerle yaparlar; bu hediyeleri mağazalardan ya da internetten görebilir, alabilir ve sizin sevginize aç insanları, bir anlığına da olsa, güldürmek ve neşelendirmek için kullanabilirsiniz. İnsanlara yüz yüze ve el ele saatler geçireceğimiz saatler vaat etmemiz gerekirken, mağazalardan alacağımız hediyelerin bunu telafi etmesini beklemeye alıştık. Hediyeyi veren, hediye ne kadar pahalıysa, telafinin o kadar büyük olmasını bekler, dolayısıyla hediyeyi verenin vicdani sancılarını rahatlatıcı ve dindirici etkisi de o kadar fazla olur." Katılmamak mümkün değil.

Bauman, biz her ne kadar sabit bir şey, her sorunun üstesinden gelen, tüm isteklere cevap veren bir şeyin arayışında olsak da (O buna modernite diyor), biz insanlar hiçbir zaman o lanet belirsizliğin üstesinden gelemeyeceğiz diyor. İnsanlar modernite sayesinde büyük bir seviye atladı. Bu bir gerçek ancak tüm sorunları halledemedi. Halâ belirsizliğin üstesinden gelebilecek bir fikir ortaya koyamadı. Auschwitz buna güzel örnektir. Bu belirsizliğe...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 51 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 133 okur okuyacak.