Fakir Baykurt

Fakir Baykurt

Yazar
8.8/10
2.586 Kişi
·
7,7bin
Okunma
·
841
Beğeni
·
24,7bin
Gösterim
Adı:
Fakir Baykurt
Unvan:
Türk Yazar, Sendikacı
Doğum:
Burdur, Türkiye, 15 Haziran 1929
Ölüm:
Almanya, 11 Ekim 1999
Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) (d. 15 Haziran 1929, Burdur - 11 Ekim 1999, Almanya) Türk yazar, sendikacıdır.

Çocukluğu
Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) Burdur'un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy'de doğdu, Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber şu sözleri ile 1929 yılında haziran ortası olduğu varsayılmaktadır; "1929 doğumlu olduğum doğru. Ay, gün bilinmiyordu. Anamla konuştuk. Köyde orak mevsimi. Tarlada sancılanıp eve gelmiş. Haziran ortasıdır..." Tahir Baykurt'un annesinin adı Elif ve babasının adı Veli'dir. Doğduğunda ona savaşlarda vurulup geri dönmeyen Amcasının adı olan Tahir adı verilir. Tahir 1936 yılında Akçaköy İlkokulu'na başlar ve iki yıl sonra babasını kaybeder. Babasının ölümünden sonra dayısı Osman Erdoğuş tarafından Balıkesir iline bağlı Burhaniye köyüne götürülür ve orada dayısının yanında dokumacılık yapmaya başlar. II. Dünya Savaşı'nın başlaması ile dayısı askere alınır ve Tahir Akçaköy'e dönerek okula devam etme imkânı bulur. 1942 yılında ağır bir sıtma geçirir bu dönem aynı zamanda şiir yazmaya başladığı dönemdir.

Köy Enstitüsü yılları
İlkokulu bitirdikten sonra Isparta Gönen Köy Enstitüsü'ne yazılır. Köy enstitüsü yıllarında özellikle şiire olan ilgisi artar, kendini okumaya verir. Bu dönemde özellikle Türkçe'ye çevrilen klasikleri okur. Fakir Baykurt Köy enstitüsündeki yıllarını ve kendisine kazandırdıklarını şu şekilde anlatmıştır;
"...Köy enstitüsü benim için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu..."
"...Klasiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı..."

Bu yıllarda Bursa Cezaevi'nde olan Nazım Hikmet'in şiirleri ise gizli gizli yayılmaktadır. Tahir Baykurt da bu dönem Nazım Hikmet'in şiirlerini bulur ve gizli gizli okumaya başlar.

"...Kitaplıkta Nazım Hikmet'in kitapları yoktu. Yasaklandığını öğrenince Çivril'in bir köyüne gidip onları buldum. Nazım'ın yedi kitabını kendi yaptığım defterlere kitap harfleri ile yazıp defalarca okudum."

Köy enstitüsü yıllarında ilk şiiri Fesleğen Kolum Eskişehir'de çıkan Türke Doğru dergisinde çıkar. Edebiyata olan ilgisinden dolayı enstitüde de kitaplığın yönetimine seçilir ve daha fazla okuma fırsatı bulur. 1947 yılında Köy Enstitüleri ve Kaynak Dergisi'nde şiirleri çıkar ve bu yıllarda önce şiirlerinde daha sonra tüm yazılarında Fakir Baykurt adını kullanmaya başlar. Köy enstitüleri üzerindeki baskıların artması ile birlikte tüm enstitülere daha baskıcı yönetimler atanmaya başlar. Bu dönemde enstitüler daha önceki bir çok özelliğini yitirmeye başlarken eski öğrencilerin yaşam alışkanlıkları da bu yeni yönetimlerce sorun olmaya başlar. Fakir Baykurt da yeni atanan müdürle sorunlar yaşar ve defalarca kovuşturmaya maruz kalır. Ancak 1947 yılında Köy enstitüsünü başarı ile bitirir ve Yeşilova'nın Kavacık Köyü'ne öğretmen olarak atanır.

Öğretmenlik ve yazarlık yılları
1951 yılında ölene kadar birlikte olacağı Muzaffer Hanım'la evlenir. Bu yıl ayrıca körbağırsağı patlar ve iki kez amelliyat olur. Öğretmenliği Dereköy'e aktarılır. Üzerindeki baskılar devam eder, savcılıkça evine baskın yapılır ve koğuşturma geçirir. 1953 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’ne girer ve bir sene sonra bu sefer Gayret Dergisi'nde çıkan bir yazısı nedeni ile yargılanır. 1955 yılında Gazi Enstitüsü'nü de başarı ile bitirirerek Hafik'de açılan ortaokula atanır. Aynı yıl ilk kitabı olan Çilli yayınlanır. 1957 yılında askere alınır ve Ankara Piyade Yedek Subay Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır. İlk kızı Işık da bu yıl dünyaya gelir. 1958 yılında ilk romanı Yılanların Öcü Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı Yunus Nadi Roman Ödülleri'nde birinci olur. Ancak roman nedeni ile hem Baykurt hem Cumhuriyet koğuşturma geçirir. Baykurt bu dönemden sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmaya başlar.

Askerlikten sonra Şavşat Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır ve ikinci kızı Sönmez dünyaya gelir. Yılanların Öcü adlı romanı da Remzi Kitapevi tarafından basılır. Ardından Köy ve Eğitim Yayınları tarafından Efendilik Savaşı adlı kitabı yayımlanır. Cumhuriyet'teki bazı yazıları yüzünden öğretmenlikten alınıp Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı Yapı İşleri Bölümü'nde görevlendirilir. Sürüp giden yazıları ve Yılanların Öcü romanı yüzünden Bakanlık buyruğuna alınarak cezalandırılır. Altı ay açıkta kaldıktan sonra 27 Mayıs 1960'da Ankara İlköğretim müfettişliğine atanır ve aynı yıl Efkar Tepesi adlı kitabı basılır. 1961 yılında yazarın Yılanların Öcü adlı romanı tiyatroya ve filme uyarlanır. Tiyatro gösterimi yasaklanır, film ise ancak Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in konuya el koyması ile gösterime girer ancak filmin gösterimi sırasında olaylar çıkar. Bu yıl ayrıca yazarın Onuncu Köy, Karın Ağrısı, Irazca'nın Dirliği kitapları yayımlanır. Bir sene sonra yazarın oğlu Tonguç dünyaya gelir. Baykurt Amerika'ya giderek, Bloomington'daki Indiana Üniversitesi'nde göze kulağa hitap eden ders araçları ve yetişkinler için yazma öğrenimi görür. 1963 yılında yurda dönerek Ankara İlköğretim müfettişliği görevini sürdürür. Onuncu Köy Bulgarca'ya çevrilir ve kitapları Bulgaristan'da Türkçe olarak da basılır. Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği de Almanya'da, "Die Racheder Schlangen" adıyla basılır. Yılanların Öcü Rusça'ya çevrilir.

Türkiye Öğretmenler Sendikası
1965 yılında TÖS'ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. 1966 yılında İlköğretim müfettişliğinden uzaklaştırılarak yeni kurulan Milli Folklor Enstitüsü'nde uzman olarak atanır. Kaplumbağalar ve Amerikan Sargısı romanları yayımlanır. 1967 yılında Onuncu Köy adlı eseri de Rusça'ya çevrilir. Yazıları ve TÖS'teki çalışmaları yüzünden sık sık kovuşturma geçiren Baykurt Gaziantep'in Fevzipaşa bucağına sürülür. TÖS "Devrimci Eğitim Şurası"nı düzenler. Bir yıl sonra da TÖS "Büyük Eğitim Yürüyüşü"nü bir sene sonra da "Genel Öğretmen Boykotu"nu düzenler. Bu faaliyetlerinden sonra tekrar görevden alınarak bakanlık emrine alınır ancak Danıştay kararı ile görevine geri döner. 1970 yılında Fevzipaşa'dan Ankara'ya Ortadoğu Teknik Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Yayın Müdürlüğü görevine getirilir. Anadolu Garajı ve Tırpan kitapları yayımlanır. Tırpan ve Sınırdaki Ölü ile TRT Ödülleri'ni kazanır. Ardından Onbinlerce Kağnı adlı kitabı yayımlanır.

Sıkıyönetim yılları
1971'de ordunun yönetime el koyması ile başlayan sıkıyönetim döneminde Baykurt iki kere gözaltına alınır. Aynı yıl Tırpan ile Türk Dil Kurumu Ödülü'nü kazanır. Kitaplarının yeni basımları yapılırken yazar askeri tutukevinden Ankara Merkez Cezaevi'ne aktarılır. 1973 yılında Can Parası ve Köygöçüren basılır. Baykurt'un yurt dışına çıkışı da yasaklanmıştır. 1974 yılında İçerdeki Oğul basılır. Keklik romanını yazar. Can Parası ile Sait Faik Ödülü'nü kazanır. Askeri Yargıtay'da TÖS Davası'ndan beraat eter. Sınırdaki Ölü ve Keklik kitap olarak basılır. 1976 yılında Sakarca basılır.

Emeklilik Yılları
Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli olan Baykurt Madaralı Roman Ödülü'nün kuruluşuna yardımcı olur. 1977 yılında İsveç'te öğretmen yetiştirme çalışmalarına katılır ve Yayla romanı basılır. Frankfurt Uluslar arası Kitap Fuarı'na katılır ve Almanya, Hollanda ve İsviçre'ye geziler yapar, göçmen işçilerle iletişim kurar. 1978 Yılında Sakarca sahneye uyarlanarak İstanbul Şehir Tiyatroları'nca oynanır. Kara Ahmet Destanı ile Orhan Kemal Ödülü'nü kazanır ve Kültür Bakanlığı'na danışman olur. 1979 yılında Tırpan adlı eseri de tiyatroya uyarlanır. Devlet Tiyatrosu tarafından İzmir, Ankara ve Antalya'da oynanır. Baykurt, göçmen işçi konusunu incelemek üzere tekrar Almanya'ya gider. Duisburg şehrinde yaşamaya başlar. Yandım Ali kitap olarak basılır. Bu dönemde ODTÜ'de öğrenci olan oğlu Tonguç da tutuklanır. 1980 yılında Tırpan İstanbul Şehir Tiyatroları'nca da sahneye konulur ve iki mevsim oynanır. Tırpan'dan ötürü Baykurt ve Taner Barlas, "Avni Dilligil En Başarılı Yazar" ödülü kazanırlar. Suna Pekuysal da "En Başarılı Oyuncu" seçilir. Rur Havzası'nda Türk işçi çocukları için başlatılan RAA programında görev alır ve bir İngiltere gezisi yapar. Kızı Işık da bu yıl tutuklanır. Baykurt, Taner Barlas ve oyunda rol alan sanatçılar "İsmet Küntay Ödülü" kazanırlar. Tırpan'daki oyunu nedeniyle Suna Pekuysal "Ulvi Uraz Ödülü"nü kazanır.

1981'de "Sakarca" İsveç'te çizgi film yapılır ve Macarca'ya da çevrilir. DDR'de bir inceleme gezisi yapar. Öyküleri Gürcistan'da da kitap olarak basılır. "Kaplumbağalar" filminin senaryo çalışmalarına katılmak üzere İsviçre'nin Neuchatel şehrine gider. Almanya'daki göçmen işçilerin yaşamını konu alan öyküleri "Gece Vardiyası" adıyla basılır. İşçi çocuklarının yaşamını dile getiren öyküleri de "Barış Çöreği" adıyla basılır. Kitaptan yapılan seçmeler Almanya ve Hollanda'da iki dilli olarak yayımlanır. 1983 yılında "Yüksek Fırınlar" kitap olarak basılır. Oğlu Tonguç'la birlikte Sovyetler Birliği gezisi yapar. Moskova, Bakü, Batum ve Leningrad şehirlerine ve Yasnaya Poliana'ya giderek Tolstoy'un Yurtluğu'nu ziyaret eder.

1984 yılında Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü'nü kazanır. Gece Vardiyası ve Kara Ahmet Destanı Almanca, Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği Bulgarca basılır. Türkiye'de "Barış Derneği İkinci Davası"nda sanık olarak aranır. 1985 yılında Gece Vardiyası ile Alman Endüstri Birliği BDI'nin Yazın Ödülü'nü alır. Dünya Güzeli ve Saka Kuşları adlı Kitapları Türkçe ve Almanca olarak basılır. 1986 yılında Duisburg'ta öğretmenliğe başlar ve yurt dışında oluşan Türkiye Aydınlarıyla Dayanıma Girişimi'nin yönetiminde görev alır. "Duisburg Treni" adlı eseri basılır. Kopenhag'ta Dünya Barış Kongresi'ne katılır aynı yıl Koca Ren basılır.

1987 yılında Keklik romanı 20 öyküsüyle birlikte Rusça’ya çevrilip basılır. Londra’ya bir gezi yaparak Highgate’te Karl Marx’ın gömütünü ziyaret eder. Aynı yıl aralarında birçok yabancı dile çevrilen kitabının da bulunduğu 19 kitabı Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Halikarnas Balıkçısı, Mihail Şolohov, Ernest Hemingway, İvan Gonçarov, Tolstoy, Gogol, Panait Istrati gibi yazarlarla beraber gerekçe göstermeden yasaklanır. Aynı yıl Sakarca adlı eseri de Hollandaca ve Almanca olarak basılır. Türkiye – Yunanistan Dostluk Gelişimi’nin Avrupa’da kuruluşunda görev alır. Tiflis’te İlaya Cavcavadze’nin 150’nci doğum yıldönümü konferansına katılır.

1988 yılında İçerdeki Oğul’u oyun olarak tekrar yazar. A. Çetinkaya ile birlikte Fridan Halvaşi’nin şiirlerini Türkçe’ye çevirir; Kitap Eninde Sonunda adıyla Almanya’da basılır.

1989 yılında Kuru Ekmek romanını yazar. İçerdeki Oğul, Amersfoort Halk Tiyatrosu’nda oynanır. Şiirleri de Bir uzun yol adıyla basılır. Moskova’ya yeni bir gezi yaparak Nâzım Hikmet’in evinde ve arşivinde çalışır.

Baykurt ders vermeyi Pestalozzi Okulu’nda sürdürür. Şiirleri Hollanda’da “Vuurdoorns – Ateşdikenleri” adıyla basılır. 1991 yılında Ortaokul öğrencileri için, “KALEM – Schreiber” dergisini çıkarmaya başlar aynı yıl boynundan bir ameliyat geçirir. 1992 yılında, bugün Literaturcafé Fakir Baykurt adıyla varlığını sürdüren Duisburg Edebiyat Kahvesi'ni kurar. Bir Uzun Yol’un Almanca’sı “Ein langer Weg” adıyla çıkar. Yazar bu yıl bir de Çin gezisi ertesi yıl da Avustralya gezisi yapar. 1995 yılında Almanya’da öğretmenlik yaptığı çalıştığı Pestalozzi Okulu’ndan emekliye ayrılır. Öykü Kitabı bizim İnce Kızlar basılır ve 7 kitaptan oluşan Özyaşam öyküsünü bititir. 10 Mart'ta Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Yardımlaşma Vakfı tarafından “Fakir Baykurt’a Saygı Gecesi” düzenlenir. Bu yıl Yarım Ekmek romanı da yayımlanır. 1998 yılında Telli Yol öykü kitabı ile birlikte, “Özyaşam” dizisinin ilk cildi “Özüm Çocuktur” yayımlanır. Gezi yazılarının bir bölümünü Dünyanın Öte Ucu (Avustralya Gezi İzlenimleri) adıyla yayımlanır. Benli Yazılar deneme kitabıyla birlikte “Özyaşam” dizisinin ikinci ve üçüncü ciltleri (Köy Enstitülü Delikanlı; Kavacık Köyünün Öğretmeni) çıkar. 1999 Nisan genel seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi İzmir milletvekili Adayı olur. 11 Ekim 1999 Pazartesi günü tedavi gördüğü Almanya’da Essen Üniversitesi Kliniği’nde pankreas kanserine yenik düşerek ölmüştür.
"Kabahat sizin... demeğe dilim varmıyor. Ama birazı sizde... bizde... aklını başına toplamayan, dünyayı beylerin eline bırakan hepimizde!..."
Fakir Baykurt
Sayfa 535 - Literatür Yayınları - 3. Basım 2017
"Seveceksen bir devrimci sev, ... herkesin mutluluğu için savaşıyorlar, yarınki güzel günleri getirmek için ölüme gidiyorlar..."
Fakir Baykurt
Sayfa 324 - Literatür Yayınları - 17. Basım 2020
Hiçbir ülkede, diktatörlükler dünyanın sonuna kadar süremez! Diktatörlükle yönetilen ülkelere de özgürlük gelecektir.
Fakir Baykurt
Sayfa 118 - Literatür Yayınları - 5. Basım 2018
"İnsan haksız bir iş görür de susar mı? Eğer susarsa, o insan mıdır? Değildir! Madem öyle susmayın. Verin el ele! Çıkarın sesinizi!"
Fakir Baykurt
Sayfa 157 - Literatür Yayınları - 11. Basım 2020
"Ezen, ezilen her zaman olacak mı yani?"
"Hayır! Ama bir süre olacak. Ezilenler yeterince bilinçlenip, bilenip, birleşene kadar olacak."
Fakir Baykurt
Sayfa 514 - Literatür Yayınları - 3. Basım 2017
"'Niçin kıza yarım, oğlana bütün miras?' diye sorabilecek erkekler üretmeliyiz. Bu bilinci elbet önce kadınlarda uyandırmalı. Niçin İslam'da bir erkek tanığa karşı iki kadın tanık?"
Fakir Baykurt
Sayfa 305 - Literatür Yayınları - 5. Basım 2018
323 syf.
·Beğendi·9/10
Aleyna Tilki' nin anlamlandırılamaz bir yükselişle Türkiye'de paraları kırdıktan sonra tutmuş olduğu danışmanlarının da tavsiyesi doğrultusunda yurtdışına yatırım yapıp Myanmar'da montaj sanayisine dayalı Bianchi fabrikası kurduğu ve benim de tam bu sıralarda işimden ihraç edilmemle kalan son 7 aylık SSK primimi doldurmak için "Deniz - Yılan" simbiyotik yaşam formu dialektiğini göz önüne alarak dört elle sarılmış olduğum işbu müessesede "AKARSU KONTROLÖRLÜĞÜ" (WTF!!!?!?) yaptığım ve "Yok Artık Bundan Daha Beteri Olamaz!" klasörümde yerini HAKLI BİR GURURLA alan işsiz rüyam ile başlayan günümün sonunda bu incelemeyi kaleme almaktan kıvanç duymaktayım Sevgili Muhittinler .. Biliyorum yandı beynin .. 3 saat uyuyunca benim beyin de böyle alev alıverdi .. Yaz , yaz diyorsunuz rüyaları.. AL , YAZDIK İŞTE SAYGIDEĞER MONÇİÇİLER! Açmak istediğiniz dehlizlerin kapısını az aralayıp siz de bakın, neyi uyandırmaya çalıştığınızı bilin istedim .. Siz siz olun , yatağınızın üzerini kitapla kaplamayın .. Ve kitapla kaplanan yatağınızdan dolayı salonda yatıyorsanız ,sahura kalkan annenizden için "nasılsa mutfakta , beni duymaz" diyerek açık bırakılmış sahur programını baltalamaya kalkıp "na-mübarek" zapping operasyonlarına yeltenmeyin .. Saniyenin trilyonda birinde dahi olsa göreceğiniz Aleyna Tilki kıvamındaki parametreler ,işte böyle ayrık otları kıvamında zehirli tohumlar ekiverir uyku öncesinde bilinçaltınıza .. Ben yandım siz yanmayın... Evet! Durumu izah ettiğimize göre sanırım incelememize geçebiliriz sevgili cimcimeler ! =)))

Sayın kikirikler , öncesinde okumuş olduğum bu kitabın incelemesi , Ebru Ince ' yi zehirlemem sonucunda oluşturmuş olduğumuz ve "666" kapı numarası ile katıldığım Fakir Baykurt etkinliği dolayısıyla kaleme alınıyor .. Daha önce de sizlere Fakir Baykurt kitapları tanıttım .. Yalnız ilginçtir ki, bu büyük yazar , kelimenin TAM ANLAMIYLA BÜYÜK YAZAR ,kendi ülkesinde hiç ama hiç bilinmiyor! Bakın arkadaşlar , gelin şu adamın kitaplarına bir şans verin .. Bana inanın ne vaktiniz , ne de paranız boşa gitmeyecek .. AHA TOP PATLADI !! DU' GELİYORUM ! Hatta kal !! İnince görüşürüz =))

https://www.youtube.com/watch?v=oZuwZiaW4kA
.
..
...

Döndüm gobeller!! Ve sofrada kardeşimin internet kotamın dibine hunharca incir ağaçları dikerek youtubedan 1080p ile izlediği ,içerisinde bir adet Özcan Deniz barındıran "İstanbullu Gelin" adlı dizi, bu ülkede 84 bölüm oynamayı başardıysa ,Fakir Baykurt' un okunmamasının gayet normal olduğunu anladım ..

Neyse devam edelim sayın cevizkabukları.. Bundan önceki incelemelerimde size yazardan , bağrından çıkıp gelmiş olduğu Köy Enstitülerinden, neye karşı mücadele ettiğinden falan bolca bahsettim .. Diğer arkadaşlar da gerekli bilgileri verdiler incelemelerinde.. Bu konuda başka kelam etmeye gerek görmüyorum o yüzden ..Biliyorsunuz ki ,Türkiye' de iyi ve güzel şeylerin cezası muhakkak ki kesilir .. Aksi olaydı zaten romanımızın adı "ONUNCU PLAZA" falan olurdu sizin de hak vereceğiniz gibi .. Konuyu da bu vesileyle anlamışsınızdır sanırım az buz .. Bu incelemede , romanda başından geçen türlü türlü olayların hammaddesi haline getirilen öğretmenimiz yerine, ben başka bir isimden, başka bir öğretmenden bahsetmek istiyorum sizlere kısaca .. Mahmut Makal .. Köy romanı ekolünü Türkiye' de Bizim Köy isimli anılarıyla başlatan kişi .. Zulum Makinası isimli eseri kaleme alan öğretmenimiz .. Bu son bahsettiğim kitap ile Onuncu Köy' ün konuları ve Mahmut Makal' ın başına gelenler de esasen birbirine paralel .. Türkiye' de 60'ların sonları ve 70'lerin başında gerçekleşen öğretmen kıyımı ve sürgünleri esasen bu kitabın yazılmasına sebep .. Dolayısıyla basit bir dille yazılmış ve kurgu gibi gözüküyor olsa da, Onuncu Köyün arka planında yer alan olayların hemen hemen hepsi gerçek.. Şimdiiii ... Fakir Baykurt' un şiddetle eleştirilen icraatlerinden biri ne idi ? Türkiye Öğretmenler Sendikası yani TÖS'ü kurması! Niçin bir sendikal hareket bunca şiddetli eleştirilere maruz kalıyordu ? Gelin Aziz Nesin cevap versin sizlere ..

"1940' ta , köylümüzün, işçimizin yoksulluğundan söz etmek komunistlik sayılıyordu.
1944'te sendikaların kurulmasını isteyen herkese, komunist diye bakılıyordu.
1946'da grev hakkı istemek , komunist olmak için yetiyordu.
1950'de toplumcu bir partinin kurulmasını istemek, toplumcu bir parti kurmaya kalkmak, en büyük komunistlik..
1955'te basamaklı vergi istemek toplumsal adalet ve güvenlik istemek...
Ya bugün ? Ulusal gelirin hakça, emek oranında üleşimini , topraksız köylüye toprak ve tarımsal üretim aracı dağıtımını, dışalım ve dışsatımın devletleştirilmesini istemek , komunistlik diye adlandırılıyor.
İyi ama , daha önce istenilenlerin çoğu bugün uygulanıyor. KOMUNİST Mİ OLDUK?"

"Öğretmen YALVARMAZ ,
Öğretmen BOYUN EĞMEZ,
Öğretmen EL AÇMAZ ,
Öğretmen DERS VERİR." diyen , henüz 20 yaşlarındayken başına geleceklerden habersiz Sabahattin Ali için ,

"Işıtan bir yazar Sabahattin Ali , pırıl pırıl
Körlerin gözü, dilsizlerin dili
Parmakları halkın nabzında sürekli
Fişlediler, yılları zindanlarda geçti
Toplattılar kitaplarını, kapattılar gazetesini
Kıvılcımlı yıldızlardır öyküleri
Masalları yoksul çocuklara bilinç taşır
ÖLDÜRDÜLER ONU , DAHA ÇOK EZMEK İÇİN HALKI" dizelerini kaleme alan Fakir Baykurt' u suçlayanlar kimlerdi.. Savları nelerdi ?

BUYRUN OKUYUN !

"Ey cemaati müslimin! Biliyor musunuz fitne masum yavrularımızı teslim ettiğimiz öğretmenlerin içine de girdi? Görüyor yada işitiyorsunuz, şimdi sendika kuruyorlar! Sorarım size: Öğretmen sendika kurar mı? Sendikayı işçi kurar! Öğretmen işçi mi? Bu fitne değil de nedir? Bunların en büyüğü, başına büyük taşlar düşsün inşallah, TÖS diyorlar, genel başkanı üç kez mahkum olan tescilli komonist! Bu sendikayı kurup öğretmenler yoluyla Türkiye’yi Rusya’nın recimine çevirmek istiyorlar! Adından belli: TÖS! Bu ne? diye soruyorsun efendiye, Türkiye Öğretmenler Sendikası diyor, sakın inanma! Bizim bin yıllık yazımız Arap yazısı değil mi? Bu yazı Allah yazısı olduğu için sağdan okunur. OKUYUN TÖS’ü SAĞDAN, BAKIN NE ÇIKIYOR? SOSYALİST ÖĞRETMENLER TEŞKİLATIIIIII ! GÖRÜYORSUNUZ DEĞİL Mİ FİTNEYİ? Cenaballah hepimizin sonunu asan eyleye, hem de bu KIZIL yılanların belasını tez veree! Amin! "

NASIL ?!? GÜZEL DEĞİL Mİ?!? =))

Kısaca ,bunlarla uğraşan bir öğretmenin Onuncu Köy 'de biten öyküsünün yer aldığı bir roman bu ..


(Bu arada ben bu konuda şampiyon Şevki Yılmaz sanıyordum .. Zira onun, "BUNLARIN KAPI ZİLLERİ BİLE "DİNDEN DÖN" DİYE ÇALAR !" açıklaması kulaklardadır .. Bu TÖS açılımı o açıklamayı dahi tahtından etti !! )

Esen Kalın ! İŞSİZ KALIN!
180 syf.
·7 günde·10/10
Kendisi de köy enstitulerinde yetişmiş olan yazar Fakir Baykurt bu eserde bir serzenişte bulunmuş bizlere. Dünyaya örnek olmuş eğitim modelinin başından geçenler bu kitapta.

Türk tipi eğitim sistemi olan Köy Enstitüleri ve başından geçenler bizzat o okullarda yetişen yazar tarafından en ince ayrıntısına kadar kaleme alınmış. Soru cevap şeklinde geçiyor çoğu bölümler. Gayet akıcı ve anlaşılır. Ayrıca yazarın diğer eseri olan Eşekli Kütüphaneciyi de okumanızı öneririm.

"Köy Enstitüleri ilkesi tamamıyla bizimdir. Taklit değildir. Çünkü millet sevgisi gibi bir kaynaktan ilhamını almıştır. Pedagoji kitapları yazmaz, klasik pedagoji bilmez. Çünkü eğitim kuramı değil, ulusal kalkınmanın temel ilkesidir." Hasan Âli Yücel

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
616 syf.
·Beğendi·10/10
Selamlar tekrar .. İstiyordum ki, Fakir Baykurt 'un özyaşam öyküsü olan bu seriyi sizlere sırasıyla tanıtayım .. Yalnız kitapta öyle çok ayrıntı ve öyle çok isim var ki, unutmamak için sıcağı sıcağına hemen yazayım iki satır da olsa dedim .. Unutursam cidden yazık olur ... Çok uzatmadan hemen girizgahı yapalım ... Uzatmadan dediğime de çok inanma =))

Efenim biliyorsunuz , bizim yakın siyasi tarihimiz esasen bir "darbeler" tarihidir.. Hele ki Adnan Menderes'in cansiperane katkıları eşliğinde "hep destek - tam destek" mottosuyla Amerika'ya entegrasyonun tam anlamıyla sağlandığı dönem sonrası, yapı itibariyle Latin Amerika ülkelerinin siyasal tarihine dahi rahmet okutur.. Bu darbeler neden olmuştur , bu darbelere kim yol gösterir olmuştur , bu darbelerin savunucuları kimler olmuştur falan .. Bunları daha önce defalarca anlattım .. O yüzden es geçiyorum uzun uzadıya anlatmadan .. Tanıtımda eser miktarda bu soruların cevabını bulacaksınız zaten.. Kitabımız , Adnan Menderes döneminin sonu , yani 27 Mayıs 1960 ile 12 Mart 1971 darbesi arasında kalan kısımda yer almakta .. Yani iki darbe arası .. Ne demek bu ? Şu demek cicim : Demokrasi raydan iki kez çıkmış ve birer balans ayarı yapılmış .. Ama nasıl ? Bakın bu sorunun cevabını size yine Aziz Nesin versin =)))

" Tabii!! Bizimkiler demokrasiyi rayına oturtuyorlar.Sonra o , raydan çıkıyor ve onlar yine oturtuyorlar! Zaten oturturken de bir süre sonra "YİNE" RAYDAN ÇIKACAK GİBİ OTURTMAYA dikkat ediyorlar.Bizimkilerin özelliği bu..."

Peki nedir demokrasi ? Olmazsa olmaz koşulu nedir Aziz Baba?!?

"Gerçek demokrasinin ilk koşulu , güven altına alınmış toplumsal adalettir.Bir ülkede toplumsal adalet yoksa, orada demokrasiden söz etmek sömürgenlerin halkı kandırmaca oyunudur.Bir ülke hangi ölçüde "TOPLUMSAL ADALET" ölçüsüne yaklaşabilmiş ise , o ölçüde demokratiktir. Nitekim bugüne dek toplumsal adaletin "EN İLKEL KOŞULLARI" yerine getirilmediği için, Türkiye' de BİR SAAT BİLE demokrasi olmamıştır."

Ya siyasi iktidarlar ? İki kelam da onlardan için etsen be BABA ? Bilirim .. O dönemi sen çok iyi bilirsin ..

"Gelen, gideni aratır; çünkü gidenlerin en sürüngen artıkları, türlü yollarla yeni gelenin içine sızmasını , süzülmesini çok iyi becerirler."

Gece gece seni de rahatsız ettik Baba.. Saygılar , hörmetler ... HEP KALBİMİZDESİN !!! Huzur içinde yatasın .. Ellerinden öperim..

Sevgili kukumanjerolar ...Bütün bu kitabın olay örgüsü ve bu olayların sebepleri, işte bu üç soru ve cevabın karşılığıdır.. '60 anayasası , diktatörlüğe soyunan malum şahsın ardından Türk toplumuna gayet geniş hak ve özgürlükler getirdi ..Bunlardan biri de sendikal haklar idi .. Biliyorsunuz sendika kurmak bireyin demokratik hakkı ..Niçin var sendikalar ? İşveren ,yani sermayeye karşı emeğin hakkını koruyabilmek için.. Sendikal savaşım özü itibari ile bir ekonomik savaşım! '60 anayasası bu hakkı vermiş vermeye ama anayasada bu konuyla ilgili eksikler var o dönem ..Misal sendika kurabiliyorsunuz ama sendikayı kuran öğretmenler olursa anayasaya göre grev ve toplu sözleşme hakları yok!!! Bu hak o günlerde sadece işçi kesime verilmiş .. Niçin öğretmenlere verilmemiş dersen hemen cevap vereyim sana ben .. UYUYAN İŞÇİYİ , KÖYLÜYÜ KİM UYANDIRACAK ? iSTERLER Mİ BUNU ?!? Yukarda iktidarlara dair bir tespit yaptı Aziz Nesin .. Kim o dönemki iktidarın sahibi ? Zurna kimin elinde ?
Adalet partisini ele geçirmiş , o dönemin iç ve dış "sermaye" çevrelerinin egemenliğini savunup madenlerimizi , petrolümüzü peşkeş çekip satan , uluslararası sermayenin açık pazarında yabancı sermaye ile işportacılık yapıp Türk milliyetçiliğini kimselere bırakmayan , Morrison Knudsen Inkorpıreyşın 'ın medarı iftiharı Morison Sülüman !!! Onu da defalarca yazdım..

Her neyse.. Bu şahsın iktidarında kendisine oy vermeyen öğretmenler birer birer sürülmeye başlanıyor .. Birdi , beşti , yüzdü , bindi derken , sayılar on binli rakamlara ulaşıyor .. Ve öğretmenler de sendikalaşma gereği duyuyorlar .. Bu işi ilkin , yazarlar adına uygulanan baskılara cevap verebilmek için Aziz Nesin yaptı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yazarlar sendikasını kurdu .. Öğretmenler adına da o günlerde yıldızı parlayan Fakir Baykurt' a teklif götürülüyor .. Hemen belirteyim !! Sendikal hareketin amacı kesinlikle para değil .. Zaten '60 darbesi sonrasında soyulmuş soğana dönen hazineye yardım olsun diye götürüp kendi "ALYANSINI" hazineye bağışlayan ismin karşılığı "FAKİR" BAYKURT! Bir diğeri ise Fil Hamdi ile kazandığı ilk ödülü - ki sanırım Altın Kirpi idi - hazineye bağışlayan Aziz Nesin.. O günlerde öğretmenler cidden devrime bağlı.. Düşürülen eğitim kalitesi ve Amerika'nın milli eğitimimize sızmasına bir dur çekebilmek için kuruluyor bu sendika ..Öğretmenler ve aydın kesim o dönem tehlikenin farkında ama o meşhur Jhonson mektubu henüz yazılmadığı için bizim VATANPERVER SAĞ İKTİDARLARIMIZ henüz anyadan konyadan haberdar değiller.. Hoş ne zaman haberdar oldular acaba ?!? Bu arada kurulan bu sendikanın ismi TÖS .. Türkiye Öğretmenler Sendikası .. Kısa zamanda yurt genelinde katılım sağlanıyor bu PARTİLER ÜSTÜ sendikaya .. Hiçbir siyasi partiyi veya olguyu sponsor yapmıyorlar kendilerine .. Amaçları hiçbir güdüme girmeden yapmak yapacaklarını.. Tabi bu arada öğretmen kıyımı inanılmaz boyutlara ulaşıyor.. Kanunlar çerçevesinde çeşitli makamlara başvuruluyor.YOK ! Uzlaşma aranıyor. YOK ! Dönemin başbakanına ulaşmaya çalışıyorlar.. YOK ! Ne yapalım ne edelim diyerek Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın kapısı çalınıyor .. Hangi Cevdet Sunay mı? Fakir Baykurt'un "Söküp alın bu Amerika'yı Türk milletinin bağrından , çok merak ediyoruz binlerce kilometrelik denizleri , karaları aşıp okullarımıza kadar giren Amerika bizden ne istiyor? Neden körpe çocuklarımızın beslenmesine kadar el atıyor ?" demesi üzerine şunları söyleyebilen Cevdet Sunay :

"Amerika dostumuz ve müttefikimizdir.Ne istiyorsunuz Amerika'dan ? Amerika komonizmin dibinde bir ülke olduğumuzu biliyor.Kalkınma yönünden çok sorunumuz olduğunu biliyor."

Nasıl ? Süper di mi ?!?!? Öğretmenler bakıyorlar ki devletin başı da o güdümün içinde , sine-i millet diyip halkı arkalarına alarak yapacaklarını yapma kararı alıyorlar .. Fakir Baykurt' u biliyordum ama bu kadarını bilmiyordum !!! Ne efsane bir adammışsın sen be kardeşim .. Hele o dönemki köylülerimiz ... O dönemki halk !! Okurken kalakaldım .. Kaç kez geri dönüp okudum sayfaları bilemiyorum ..O yoklukta sınırlı sendika geliriyle Türkiye'yi köy köy gezmek.. Bakın köy köy diyorum !! Yolu suyu elektriği olmayan o köyleri kimi zaman yıkıntı bir minibüsle , kimi zaman eşek sırtında gezen bu adama ne denir bilmem!! O soğukta Fakir Baykurt' un civara geldiğini haber alıp , gece yarısı yol üstünde nöbet tutan köylüler !! Ben yazarken , şu an dahi inanamıyorum !! Anlatılır gibi değil .. O misafirperverlik , o insanlık bu satırlara aktarılmaz .. Köylülerle yapılan sohbetlerdeki o diyalogları keşke uzun olmasa da buraya aktarabilsem .. O cahil bırakılan , cahil sanılan köylülerin sorduklarını bir okuyabilseniz keşke .. Pek tabii bu misafirperverlik her yerde aynı değil .. Kayseri'de yapılacak büyük kongre öncesinde "bir takım eller" tarafından CAMİ duvarı dibinde patlatılan bombalarla halkı öğretmenlere karşı kışkırtan o güçleri de okumak lazım ..Madımak'tan öncesi de var diyeyim siz anlayın .. Bir sinemada toplanmış öğretmenleri YAKMAYA YELTENENLER SİZCE KİM OLABİLİR ?!?!? Haydi bir ipucu vereyim MADIMAK diyerek !! Buldun mu ? Tamam öyleyse!!! =)) Devam edelim ...

Velhasıl kelam .. Bilindik son .. Bizim Sülüman'ın uyguladığı politikalarla ayrıştırılan halk ..Sürekli tırmanarak - "tırmandırılarak" sürüp giden sokak çatışmaları ve ardından gelen darbe.. Sendikanın kapatılışı ..Fakir Baykurt 'un cezaevine girişi .. Şunları gece yarılarına kadar dilinde tüy bitesiye köylüye anlatan , köylüye yol gösteren Fakir Baykurt 'u yaşatırlar mı ?

"Şu iş kayıt zamanı, gelmesem gerçekten gücenecek miydiniz? ikindiye doğru bir yağmur gelirse görürsünüz gününüzü! O
zaman da Demirel'e araba yollayın, gelsin kışı nasıl geçireceğinizi anlatsın. Ama bilmiyorum gelir mi? Siz gene de çağırın.Bana Demirel'den ne istediğimi sordunuz? Bizim işimiz onunla değil, ONUN YÖNETTİĞİ DÜZENLE. Gerçekte bu sizin işiniz. Bir bizim derdimiz olsa kolay. Bizim kendi çocuklarımız okuyor. Asıl sorun SİZİN ÇOCUKLARINIZ. Okulların durumu kötü. Eğitim öğretim diye yaptığımızı yapmasak daha iyi. Bu işin planlamasına, programının yapılmasına, hem de yönetimine bizi karıştırmıyorlar. Şuradan anlayın, kaç yıl oldu bu Demokratlar, ondan sonra onların yerine kurulan partiler yönetime geleli; BİR TEK ÖĞRETMEN BAKAN GELMEDİ eğitimin başına. Geldi mi, adını biliyor musunuz? Bir tek Orhan Dengiz'in coğrafya öğretmeni olduğu söylendi, o da parti yöneticisiydi. Eğitimi öğretimi, öğretmen döverek, sürerek, yakarak yalnızca kendileri yönetiyor. Uzundur bu konu. Niçin böyle yapıyorlar? Biraz kafa yorarsanız yanıtı kendiniz bulabilirsiniz. SÖMÜRÜNÜN RAHAT SÜRMESİ İÇİN. Ço-
cukları uyu uyu yat uyu diye okutacağız, halk sürekli
ne oluyor diye bakmayacak; ağa soymuş, tüccar vurmuş, Amerika gelmiş, aldırmayacak.

KUZU GİBİ OLUN DİYORLAR
BÜYÜYÜP ORTAYA ÇIKINCA
KOYUN GİBİ GÜTMEK İÇİN "

Biliyorum baya uzun oldu ama kitabın Mamak Askeri Cezaevine girişten sonraki kısmı cidden rekor.. Hani her açıdan rekor!! Anayasal düzeni ilga etmeye yeltenerek anarşi uygulamaya yeltenen(?!?!?) isimlerden bir kaç örnek vereyim kısaca ..
Devrim gazetesi tayfası ve SAKINCALI PİYADE Uğur Mumcu , SBF Dekanı Mümtaz Soysal , Sevgi Soysal, Deniz Gezmiş ve arkadaşları , Prof. Bahri Savcı, Prof. Muammer Aksoy ,Doç. Dr. Burhan Cahit Ünal , Trt' den Emin Galip Sandalcı , İşçi Partisinden Adil Özkol , gazeteci İlhami Soysal ve tonla isim .. Suçları çok büyük =))

Karşı cenahta kimler var ?

Forvette Baki Tuğ !!! Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını ipe götüren kararı verdikten sonra şunları söyleyebilen Baki Tuğ !!

"Duruşmada birazcık uslu dursalardı idam edilmezlerdi."

STOPER Nihat Erim !!! "Bazen demokrasilerin üzerine şal örtmek gerekir."diyen Nihat Erim !!!

Uzuuuun ama çok uzun lafın kısası .. İNSAN ölür eseri , EŞEK ölür semeri kalır derler ya .. O tanım pek az kitaba böylesine yakışabilir .. Bize bu "ESERİ" bırakan Fakir BAYKURT' a selam olsun bir kez daha .. Yine bir parça bırakayım hem ona hem de ON BEŞLİKLERE .. Şimdilerde cezaevindeler çünkü ..

MAPUSANELER içinde demirden direk
Kimimiz ON BEŞLİK , kimimiz KÜREK...

https://www.youtube.com/watch?v=t-3G6w-g9Wk
313 syf.
·Beğendi·10/10
Merhabalar şemmameler.. Goygoy ve işsizliği makul miktarda tutarak elimden geldiğince bu seriyi size tanıtmaya çalışıcam ... Senelerce aradım .. Sanırım Literatür 'den önce Papirüs Yayıncılık basmış bu seriyi .. Eli geçtim , GÖZ DEĞMİYORDU benim almaya kalktığım senelerde .. Tanesi beşi bir yerde fiyatına gidiyordu sahaflarda .. Neyse ki Literatür yayınladı da fuarda türlü çingeneliklerle arşivimize kattık bu HAZİNEYİ !! Hazine dediysem cidden hazine !! Ben Fakir Baykurt' u Aziz BABA sayesinde tanıdım .. Tıpkı Cengiz Aytmaytov gibi .. Kitabı , daha doğrusu bu öz yaşam öyküsü denilen 8 kitaplık seriyi okurken de baya baya hüzünlendim her iki yazar için de .. Aziz BABA kendi öz yaşam öyküsünü tamamlayamadan öldü .. Fakir Baykurt ise tamamladı ama yayınlandığını göremedi .. Her ikisi de sözümona vatanperver ve milliyetçi "Ölürüm Türkiyem" hükümetlerinden çok çektiler yaşadıkları dönemlerde.. Bu muhabbetlere ilk kitap vesilesi ile çok da girmek istemiyorum .. Zaman bulur da ikinci, üçüncü ve devamında gelen kitaplara tanıtım yazısı yazarsam bolca roket istifledim ... Hiç merak etmeyesiniz .. Adrese teslim edilecek !!

Sizi bilmiyorum ama sanırım ben bu köy yerine gidip , yani eskiden hakikaten köy yeri denilen mekana gidip gördüklerini aktarabilen belkide son jenerasyonum ... Şimdi milletin köy diye gittiği yerlerin evlerinin garajında bir ,bilemedin iki traktör falan var .. Kapıda çekilen kredilerle alınan mersolar falan ... Hobi bahçelerini , asfalt yolları saymıyorum ... Pek tabii bu bahsettiğim köyler böyüh şeherlerin köyleri ... Bizim köyün yolu yılan gibi kıvrılıyor.. Çamurlu batak bir yol .. Ve bu yol üzerinden sayanora diyor güneş her akşam ardında bıraktığı güne ... Kaldığımız evin altında ahır .. Üstte ev ahalisi ... Seki diyorlar buna ... Niye böyle bir düzen var dersen, doğalgaz henüz ulaşmamış oralara o günlerde.. Ki Ankara'nın göbeğindeyiz .. Kömür desen pahalı .. Kış dersen en karasından .. Götün donar !! Ne yapsın köylü ? Aşağıda bulunan hayvanların sıcaklığını lehine kullanacak tezeği de yakıp.. Bu arada birşeyi belirtmem gerekiyor ki , bizim köylüler gerçekten akılsız insanlar ... Zamanında tarlalardan imar geçirecez diye gelmiş devlet , taşla sopayla kovalamışlar !!!?!?! (KALBİME AĞRILAR GİRİYOR ŞU DAKİKALARDA !!) Bugün böyle sersefil sürünüyorsam sebebi BİZİM KÖY VE KÖYLÜLER!! Bu insanların cehaletini anlatmaya sayfalar , ciltler , ansiklopediler yetmez .. Ver ulan tarlaları müteahhite dürzü!!! Kondur apartmanları !! Boyunuz bosunuz devrile sizin !! Gavurun gobelleri !!! Neyse siniri bir yana bırakalım .. Dur son bir beddua daha edem ama .. Hakettiler bunu !! Geberin ulan hepiniz .. Ölü karga gözünüzü oyaa !! Yıkık duvar üstüneze yıkıla .. Ohhhh !! Rahatladım ...

Nerde kaldık .. Bir akşam vakti hatırımda bizim köy yerinde.. Bademcikler bağımsızlığını ilan etmiş .. Karpuz kıvamına gelmişler .. Ateşler içinde yatıyoruz.. Yol yok .. Taşıt yok .. Dohtur desen zaten yok .. Kocakarı ilaçlarına sarılmışız .. Kekik kaynatıp getiriliyor.. Gup gup içiyoruz .. Vücut ısısı tavan ...Halüsünasyonlar falan filan .. Sabahına kalktım cin gibiyim .. Hemencik taze yumurta sıdırdılar saman aleviyle yanan ocağın üstüne .. Az çökelek ile beraber yuvarla dürümün arasına .. Çaydan da iki fırt FÜT FÜT!! Enerjiyi fulledik .. Çıktık meydana !! Köy çocukları bir garip ama .. Sabah bunlara katıldık ama öğlenine güvercin katili olduk .. Nerden nasıl yakalmışlar bilmem .. Hiç hatırlamıyorum .. Güvercini elime tutuşturuverdiler ! Ne yapacaz bunu diyorum .. Öldür diyorlar .. Bir nevi aralarına katılmam için gerekli bir ayin bu .. Kopardık kafasını .. Bir de ateş yaktılar .. Malum son .. Bizim Death Metal ile yollarımız ister istemez işte böyle kesişti köy yerinde.. Bahçelere koş .. İğdeye , kiraza , elmaya dal .. Yak on bin kaloriyi .. Dön gerisin geri köy evine harsoluk .. Elektrik yok .. Var da yok ...Giriyoruz eve ... Tavuğu haşlamışlar .. Suyuna bulgur salmışlar .. Papirüs gibi açma ekmekler .. Sar babam sar arasına ..Üstüne höşmerim .. Serp doya doya toz şekeri .. Gir lezzet komalarına .. Tüm bunlar geldi bu kitabı okurken aklıma .. Ama yutkuna yutkuna okudum ... Neden dersen yazarın adı "FAKİR" kardeş !! Burdur ' un bir köyü ... Akçaköy ismi .. Yolu , suyu , elektiriği yok ... Köy yerinde ağa olmasa da inanılmaz bir sefalet .. Açlık ,yokluk anlatılır gibi değil ...Beş çocuk ... Biri de ana karnında .. Kurtuluş savaşına katılıp senelerce savaşmış bir baba .. Geliyor evine.. Nasıl yıprandıysa oralarda , ömrü uzun olmuyor .. Bir de ana var .. İsmi Elifçe ... Yılanların Öcünü okuyanlar bilirler .. Ordaki Irazca Ana'yı koy önüne , o metanetli, o yılmaz kadın dile gelir de aman diler Elifçe Ana 'dan .. Kimselere eyvallahı, geri vitesi yok .. Bir de ek bilgi vereyim bu vesileyle .. Yılanların Öcü filminde Irazca Ana' yı oynayan Aliye Rona köy yerine geldiğinde Fakir Baykurt ' un annesi Elifçe Ana' dan öyle etkilenmiş ki film boyunca oynadığı tüm karelerde üstünde giydiği bütün elbiseler Elifçe Ana'ya ait .. Neyse devam edelim .. Yeşil gözlü , çok akıllı bir çocuk sıyrılıyor bunların arasından ... Bu çocuğun okuması , cidden diyorum ki şans.. Tamamen bir tesadüfler zinciri .. Cidden şanslıyız onu okuyabildiğimiz için ... Küçük yaşta yetim kalıyor .. Köy yeri gaddar !! Düşene aman yok !! Hele ki yetimsen !! Sığır çobanlığına kadar yapıyor .. Hem de köy odasına gidip mecbur yalvara yakara ..Beş sene denilen ilkokulu üç dört sene okuyor .. Kaynak yetersiz .. Ne olacak ne olacak derken öz dayısının ocağına düşüyor .. İnsanın akrabasından yediği kazık gibisi var mı ? İşte buraya kadar okudun .. Sen hiç bir , sayıyla "1" küp şeker yüzünden eli kızgın demirlerle öz dayısı tarafından damgalanan , dağlanan adam gördün mü sayın şekerpare ? Peki bu öz dayının seni aile ocağından koparmak için annene seni okutacağını söyleyerek izin aldığını da söylesem ? Seni seneler geçmesine rağmen okutmayıp köle gibi çalıştırdığını söylesem ? Bir eşekle kilometrelerce yol yapıp ilçe merkezine içme suyu taşımak zorunda kalan Fakir Baykurt'un durumu gözünün önünde canlanır mı ? Burnun kırılır kökünden .. Şuraya aktaramadığım öyle çok ayrıntı , öyle çok anı var ki .. Yeri geliyor gülüyor , yeri geliyor ağlıyorsun .. Keklik romanını okuyanlar orda Tokur çobanla Yaşar ' ın hikayesini çok iyi bilirler .. Zaten okuyup unutmaya imkan yok zohahahahahaha =))) Saf , çok temiz kalpli , çok iyi huylu bir çocuktur Yaşar ..İşbu Yaşar'ı romanda babası karpuz bostanının başına diker ..Hırsızı komasın diye .. Gel zaman git zaman yoldan gelip geçen Tokur isimli bir çoban musallat olur bizim Yaşar'ın bekçilik yaptığı bostana .. Bir kelek alır bostandan karşılığında bir kuzu verecem diye .. Bir karpuz yiyip koyun sürer rulet masasına .. Velhasıl kelam sene sonunda bostan yarıya iner ama koyun ve kuzuların üzerine bir bardak soğuk su içmek zorunda kalır Yaşar efendi .. Kimdir bu Yaşar efendi derseniz aslını bu kitapta Tahir Baykurt olarak okuyabilirsiniz =)) Öyle güzel anlar var ki kitapta !! Mert , namuslu Anadolu köylüsünün panaromasıdır işte bu kitap.. Alıp okuyun isterim ..Hem de çok !! Bir kişi dahi şu incelemeyi okusa da kitabı alsa kazanımdır benim için ... Kitabın sonu itibariyle ,türlü badireleri atlatıp Cumhuriyet'in gariplere uzanan eli olan Köy Enstitüleri için yollara dökülmüş "Fakir" Tahir Baykurt için de şuracığa bir parça bırakayım .. Şu an yollarda çünkü o da .. Okuyabilecek olmanın verdiği mutlulukla SARHOŞ ...

Karlı dağlar kara bulut içinde
Yaylası hüzünlü yöresi bir hoş
Sevdalı yolcular umut içinde
Hayalın düğünü töresi bir hoş

Han sarhoş hancı sarhoş
YOLDA YABANCI SARHOŞ
El çek tabip kalbimden
İçimdeki sancı sarhoş

https://www.youtube.com/watch?v=DhK0ckSuVSk

Biyografi sevenlere gözüm kapalı tavsiyemdir .. Okuyun...ASLA ama ASLA pişman olmazsınız !!
346 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Merhaba Dostlar, sizlere elimden geldiğince, dilimin döndüğünce anlatmak istediğim yine muhteşem bir kitap var. Sadece kitap mı? Tabi ki hayır! Kitabın yazarı Fakir Baykurt'u anlatmadan geçmek olmaz.

Fakir Baykurt, köy çocuğu olarak dünyaya gelmiş, Köy Enstitüsünde yetişmiş, köy öğretmenliği yapmış değerli bir yazarımızdır. Hayatı köylerde geçen birinden daha iyi kim bilebilir köy hayatını? Bilemez tabi ki! Yazılarında hep köy hayatını anlatarak, köylülerin yaşadığı sıkıntıları dile getirmiştir. Çoğunuzun bildiği Yılanların Öcü filmi, Fakir Baykurt'un aynı adlı kitabından sinemaya uyarlamadır. Hatta yazdığı bu roman yüzünden başı belaya girmiş ve bakanlık emrine alınmıştır. Ama boş durmamış tabi, yine bildiği yoldan giderek köylünün sorunlarını anlatan romanlarını yazmaya devam etmiştir. Toplumcu gerçekçiliğin en önemli temsilcilerinden olan Fakir Baykurt, sadece bir edebiyatçı değil, aynı zamanda mücadeleci bir eğitimciydi. 1980’de yollar birçok aydına, yazara; yurdunun iyiliği için düşünen, uğraşan insana olduğu gibi, ona da kapandı. Yazmak için soluğu Almanya'da aldı. 70 yaşında Almanya'da hayata gözlerini yumduğunda geriye bir çok eser bıraktı. Keklik, o güzel eserlerden sadece biridir.

Kitabın konusu, Yaşar ve onun elcik kekliği etrafında döner. Yaşar'ın bir de Elvan dedesi vardır ki, başladığı mücadeleden asla geri adım atmayan cesur bir köylüdür. Elvan Çavuş'un dört torunu vardır, ama en çok Yaşar'ı sever. Ona bir 'dedeşim' diyişi vardır ki, Yaşar'ı mest eder. Yaşar'ın bir de garip anası vardır. Her zaman dizleri sızım sızım sızlar. O köyde bütün kadınların dizleri sızlar aslında. Çünkü hergün ırmağı yürüyerek geçip, çobanlara azık götürürler. Bu da yine kadınların bir çilesi. Erkekler neden yapmaz anlamam. Onlar ancak köy kahvesinde otursun. Neyse biz hikayemize geri dönelim. Erkekleri başka zaman yine gömeriz (!)

Yaşar'ın babası şeherde iş bulmak için çırpınıp duru verir. Ama ne mümkün. Kim onun gibi köylü birine iş verir ki? Rastlantı bu ya bigün Amarikalı Harpır ile yolları kesişir. (O konuyu anlatırsam inceleme uzar gider. Okuyunca rastlantıları öğrenirsiniz) Harpır'ın da en çok sevdiği spor, avlanmak. Avlanmaya da nasıl spor derler onu da anlamış değilim ya neyse. Hem de keklik avlamak! Yaşar'ın babası olacak Seyit, (ya da dürzü mü desek) iş bulmak uğruna oğlunun çok sevdiği, "Aynı Gülnare'me benziyor" (Gülnare, Yaşar'ın sevdiği kız) dediği elcik kekliğini, bu  Amarikalı Harpır'a gizlice verir. Elvan Çavuş durur mu? Dedeşim dediği torunu Yaşar'la soluğu kaymakamlıkta alır. Kaymakamlığa dilekçe ile başvurarak Yaşar'ın kekliğini ister. Kaymakamlık onu Valiliğe gönderir. Onlar için artık Ankara yolu görünmüştür. Bizim iki kafadar ta, dönemin başbakanı olan, Çoban Sülü'nün evine gidip Nazmiye Hanım' dan yardım ister. O da tamam der. Eve gelene de hayır denmez ya. Ama bizim iki kafadar bu arada boş durmaz, gidip Harpır' ın evinin önünde beklemeye başlar. Vay efendim, siz kim oluyorsunuz da binaya bakıp duruyorsunuz? Kodaman yerlerde, kodaman ahbapları olan tüccar bozuntusu hemen telefon eder, "Alın bunları karakola, bir temiz hizaya çekin" der.

Kitabın hemen hemen her sayfasında gülerken, bu bölümü ağlaya ağlaya okudum. Hangi vicdana sığar, on üç yaşındaki Yaşar'la, yetmiş yaşındaki Elvan Çavuş'a işkence yapmak. Hem de işkencenin her türlüsü. (Dayak, falaka, cop sokmak, elektrik vermek) Yaşar'ın o küçücük yüreği ile tek düşündüğü ise Gülnare'sinin duyması. Duyarsa nasıl bakacak yüzüne. Karakolda hep aynı soruyu sorarlar, "Kim gönderdi sizi binanın önüne? Hangi örgüte üyesiniz?" Onlar da hep aynı cevabı verir "Kimse göndermedi, örgüt bilmeyiz, kekliğimizi Harpır'dan almaya geldik" İnanmazlar tabi, işkenceye devam. Bir hafta sonra salarlar. Çünkü sonunda gerçeği birilerinden öğrenmişlerdir. Yedikleri dayak yanlarına kar kalmıştır ne yazık ki.

Anlayacağınız keklik yüzünden başlarına gelmeyen kalmaz. Ama bizimkiler yine soluğu binanın önünde alır. O sırada, binada oturan üniversite öğrencileri olayı öğrenir ve yardım etmek amacı ile evlerine alırlar. Vay efendim siz misiniz eve alan? Haydi karakola. Dayaktan zor kurtulur bizim yardımsever öğrenciler.

İş bulma umudu ile oğlunun elcik kekliğini elin Amarikalısına veren Seyit'in de tüm hayalleri yıkılır bu arada. Çünkü yapılan soruşturmada biri, İşçi Partisine oy verdiğini ispiyonlamıştır.

Öğrenciler hem Amarika'ya, hem Harpır'a gıcık oldukları için boş durmazlar. Kafa kafaya verip, kekliği geri alma planları yaparlar. Bu arada Harpır'ın, can güvenliği sebebiyle, yurt dışına tayini çıkmıştır. Çok az zamanları vardır. Yaşar'ın elcik kekliğini acaba elin Amarikalısı Harpır'dan almayı başarabilecekler mi? Arkası yarın demek isterdim, ama yok. Benden bu kadar dostlar. Sonunu okuyan öğrenir.

Fakir Baykurt, kitapta kullandığı dil ile her sayfasında gülümsetir. Özellikle Harpır'ın ve onunla konuşanların kullandığı dil tam bir tarzancadır. Okuya okuya bende baya öğrendim tarzancayı.

Ben var bu incelemeyi yazmak, ama ben bilmiyor siz beğenmek. Siz var okumak, ben sevinmek. Ben var gitmek. Siz var iyi olmak. Gut! gut!
358 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Eskiden “başlık parası” vardı.
Şimdi modern toplum olduk.
“Süt parası” oldu adı.

Kız güzel mi? Yaşı küçük mü? Ya ailesi, hali vakti yerinde mi? Hele de kızın bir diploması varsa, iyi para eder! Yoksul yine ucuza gider!

“Para eder” mi dedin? Eşya mı bu?

O kadar baktık, büyüttük, hele ki okuttuk. Bir nevi eşyası sayılır ana babanın.
Sevgi mi? Anlaşmak mı? Geçiniz efendim bunları; evlenince severler birbirlerini. Hem anlaşarak evlenenler daha mı mutlu?

Kız dediğin namuslu olacak, atasının sözünden çıkmayacak. Başını kaldırıp sağa sola bakmayacak. Okuyorsa da terbiyesiyle okuyacak. Diplomasını alıp evinin kadını olacak. Efendisi uygun görürse düzgün mesaili bir işte bile çalışabilir. Daha ne istesin?!

YOK ARTIK! KALDI MI BÖYLE İŞLER?

Demeyin demeyin. Keşke “Dürü Kızlar” yalnız roman kahramanı olsalardı.
Coğrafyamızın gerçeğini de İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir veya birkaç büyük şehirden ibaret sanmayın.
“SÜT PARASI” diyorum. İnanmazsanız, kaynaklar elinizin altında; açın bakın…

Eskiden “ağalık ” vardı.
Şimdi modern toplum olduk.
Ancak adı kalktı, kendi aynı.

Hatta bayılırız biz konusu “ağa” , “aşiret” olan dizilere. Her kanalda bir başka diziye konu olur. Ayıla bayıla izleriz.
Sömürü göğünün altındaki sınırsız arazilerini, Amerikalar’da okuyan çocuklarını, büyük şehirlerdeki mülklerini, pahalı arabalarına fiyakalı binip inişlerini ağzımız açık izleriz.
Ve de haklarıdır her şey. Altmış yaşındaki ağanın, yirmi yaşındaki kıza sevdalanması pek romantiktir. Çekirdek çitleyerek, “ah bir kavuşsalar" diye iç geçirerek izleriz.
Yalnızca sahip olduğu toprak değildir hakkı. O toprağın üzerinde yaşayanların üstünde de hak sahibidir ağamız.

YOK ARTIK! KALMADI BÖYLE İŞLER mi dediniz?

Keşke “Musdu Ağalar” yalnız roman kahramanı olsalardı.
Cumhuriyetle yönetilen ülkede küçük tiranlardır onlar. İşleri de zordur hani! Binlerce insanla uğraş, yola getir, muhalefet mi olur iktidar mı olur; taraf seçmesi için ikna et…

Eskiden “çocuk gelinler” vardı.
Ne acı ki, şimdi yine var. Bugün yine var.
“Tecavüzdür” , “cinayettir” , “çocuk istismarıdır” adı.

“Parayı kuşağına doldurup gelen, istenen altınları da takınca, istediği kızı ata bindirip götürmüş, gel demiş imama, kıydırmış bir nikah…”

On üç – on dört yaşındaki kız çocuğunu koynuna alan aşağılık yaratığa mı daha çok lanet okumalı, “Canım, kız parası değil mi? Elde avuçta eyleşmez! Tütüne gayfaya anca yeter…” diyen baba terörüne mi; hiç bilemiyorum.

“Kız kısmı itaâtlı olacak! Bubası nere keserse kanı oraya akacak. Atamızdan dedemizden gördüğümüz bu. Bunları yaşatmak lâzım!...” diyen Velikul;
“Evet… zaten ne demişler, kız evlâdı on üçüne bastı mı, ya erdedir, ya evde… evet!” diyen hafız;
“Dut ağacı dut verir! Yaprağını kıt verir! Oğlan böyük, kız güccük, sarılması dat verir!” diyen Musdu;
“Nafakasını tedarik edebildikten sonra yeniden evlenmek şeriâtın emrettiği bir iştir..” diyen zihniyet;
Ve de tüm bunlara göz yuman, teşvik eden, destekleyen kim varsa;

Biliyoruz bitmediniz. Bitmeyeceksiniz de. Ama unutmayın ki “Uluguş Nine” ler, “Kahveci Linlin” ler, “Zakey Kız” lar da bitmez.
“Tırpan” ın soluğu ensenizdedir.

“İnsan haksız bir iş görür de, susar mı? Susmaz! Eğer susarsa, o insan mıdır? Değildir! Madem öyle, siz de susmayın.”
358 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Merhaba Dostlar! Bugün sizlere yine bir Fakir Baykurt romanı olan Tırpan'ı anlatacağım.

Fakir Baykurt bu romanı ile;
1970 TRT Sanat Ödülleri (Tırpan),
1971 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü (Tırpan), 1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülünü (Tırpan)
olmak üzere üç tane ödül almıştır. Komik olan ise, Fakir Baykurt bu romanını ilköğretim müfettişliği görevinden atıldığı zaman yazmış. Neden mi görevden atmışlar? Bazılarının ince yerlerine dokunan yazılar yazmış. Onlar da Gaziantep’in Fevzipaşa bucağına sürmüşler.
Fakir Baykurt boş durmamış. Çünkü o TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası)'ün başkanı. “Devrimci Eğitim Şurası”, “Büyük Eğitim Yürüyüşü” ve “Genel Öğretmen Boykotu” gibi eylemler düzenlemiş. Sen misin bunları yapan? Sürmekle kalmayız, üstüne bir de görevden alırız, demişler. Dediklerini de yapmışlar Fakir Baykurt'un eli armut toplamıyor ya, o da roman yazmış. Ortaya yine muhteşem bir eser çıkmış.

Fakir Baykurt, toplumcu gerçekçi yazar olduğu için bu eserinde de yine köy hayatını anlatıyor. Şimdi gelin hep beraber kızlarının güzelliğiyle meşhur GÖKÇİMEN köyüne gidelim.

Güzeller güzeli Dürü anasıyla damın başında bulgur karıştırıyor. Bıldır ilkokulu bitiren Dürü'nün canı ayva çekti. Ayvasını alıp damın saçağında köye karşı yemeye başladı. Ah Dürü nerden bileceksin Kabak Musdu'nun atıyla oradan geçip gözünü sana dikeceğini. Üstelik 50 yaşını geçmiş. Kör olasıca Şişgöbek, sen Cinli Kamile ile evli değil misin? Ne işin var senin 13 yaşındaki Dürü'yle. Olmaz illa alacak. Neymiş, gönlü kaymış. Canın çıksın o gönlünün.

Kabak Musdu durur mu, hemen köy kahvesine gider. Yardakçıları olan Eski Muhtar Cemal ile Şakir Hafız, Dürü'nün babası olacak Kepçekulak Velikul'u aralarına alıp aklını çelerler. Varsıl adama vermeyecekte kime verecek. Ağa değil mi, parası da var, tabi istediği kızı alacak. Yaşı elliymiş, kızın yaşı on üçmüş ne önemi var. Para var mı para? Varsılsan kimse sesini çıkaramaz, karşında el pençe divan dururlar. Kimin umrunda Dürü'nün ne düşündüğü, ne istediği.

Zavallı annesi Havana, olmaz vermem ben Dürü'mü o şişgöbeğe der, ama dinleyen kim. Kadın değil misin? Kes sesini, otur oturduğun yerde. Sen kimsin? Görevin doğurmak, bakmak, büyütmek. Evlenince sana mı sorulacak babası varken. Haddini bil. Bilmezsen Kepçekulak Velikul'dan yersin dayağı.

Hergün ağlamaktan göz pınarları kuruyan Havana ile Dürü'yü ikna etmek için artık tek çare Şakir Hafız'ın her gün okumasıdır. Oku Şakir Hafız oku, belki ikna olurlar. Aklı iyice karışan Havana mecbur razı olur. Anasından bile artık umudu kalmamıştır Dürü'nün. Zavallı Dürücük ne yapsın, ne etsin? Tek çare kendini asıp kurtulmak.

Uluguş ninenin içine doğmuştur adeta Dürü'nün kendini asacağı. Koş Uluguş Nine, Dürü kendini asacak, yetiş.

"Aaa benim gözel Dürüm, kendini asınca bu iş bitecek mi sanıyon? O şişgöbek gider başkasını bulur. Ha sen, ha başkası. Varsılsan her kapı ardına kadar açık. Fukaralığın gözü çıksın. Koca Linlin' in bacısı Ümmü yıllar önce kendini astı da noldu? Değişen bir şey yok. Hala varsılın borusu ötüyor. Yapma Dürü'm, kıyma kendine. Sen öleceğine o şişgöbek ölsün."

Düğün günü gelir çatar. Havana bir yandan, Dürü bir yandan gözyaşı döker.

Eee yetti be siz misiniz ağlayan, yer misin yemez misin? Yetmez Velikul, Dürü'yü ahıra kapat, üstüne bir de ellerini bağla, yarına kadar aç kalsın ki aklı başına gelsin. Ha şöyle.

Bunu duyan Kahveci Koca Linlin ile Uluguş planlar yapıp, köyün kızları ile birlikte kurtarır Dürü'yü. Dürü'yü öyle bir saklamalı ki, kimse bulmamalı.

Kepçekulak Velikul, baksın bakalım Dürü ahırda ne yapıyor? Olamaz Dürü yok. Nasıl olur, elleri bağlı bacak kadar Dürü nasıl kaçar? Boyu da yetmez ki, gübre penceresinden kaçsın. Evlenmeye gelince büyük, kaçmaya gelince küçük. Oh ne ala.

Kaçamayacağına göre Dürü kesin erdi. Ermişlere karıştı. Ee on dördüne basmamış kızı altmış yaşındaki herife verirseniz olacağı bu. En sonunda Hızır yardımına yetişti zavallı Dürü'nün. Gökçinem köyü durduk yere evliya sahibi oldu. Hadi canım öyle şey olur mu demeyin, köylü inandı. İnanmayıp da ne yapsın, Şakir Hafız söylüyor. Şakir Hafız ne derse doğrudur.

Kabak Musdu duyarda durur mu? Evleri aramaya başlar. Muhtar yapamazsın hak var, hukuk var der ama dinleyen kim. Hak da, hukuk da Kabak Musdu. Çünkü o varsıl. Çünkü o ağa. Köylü bu duruma çok kızar ve Kabak Musdu'ya karşı birleşir, Dürü'yü saklar. Her evi arananın evine götürülür zavallı Dürücük!

Kabak Musdu çaresini bulmaz mı sanıyorsunuz? Bulur, çünkü o varsıl, çünkü o ağa. İlçenin yolunu tutar. Aziz Beyle komutanın yanına gider. Komutan, o yaşta bir kızla evlenmen doğru mu dese de, köye jandarmayı gönderir. Zavallı Dürü'den yana olacak değil ya, tabi ki Kabak Musdu'dan yana olacak. Çünkü o varsıl, çünkü o ağa. Gözü çıksın bu paranın, gözü çıksın bu ağaların.

Şerif Çavuş yanına dört jandarmayla köye gelir. Hem de elinde telsizle, dinleme cihazıyla. Artık her evi dinleyecek, Dürü kimde hemen bulacak. Eyvah Göküş Dürü bulunacak! Koca Linlin'le, Uluguş olduktan sonra kimse Dürü'yü bulamaz merak etmeyin.

Siz de plan varsa Koca Linlin'le, Uluguş'da da plan var. Tek akıllı siz misiniz?

Her gelen "Dürü bizde, Dürü bizde" der. "Dürü içimizde, gelin de bulun" derler. Adeta bir ağız ederler. Şerif Çavuş şaşar kalır. Hangi evi arasın? Köyde artık bir yarış başlar, kaçma kovalama yarışı. Bakalım Şerif Çavuşla, Koca Musdu ve yardakçıları Göküş kız Dürü'yü bulabilecekler mi?

Bakalım görelim, kazanan kim olacak? Ezilen, horlanan fukara köylü mü, yoksa ağalığına güvenen varsıl Şişgöbek Kabak Musdu mu?

Okuyun dostlar, okuyun! Fakir Baykurt okuyun! Okuyun ki itilmiş, kakılmış, horlanmış köylümüzü tanıyın. Dertlerini dinleyin, derman olamasanız da ortak olun.

Fakir Baykurt, romanlarını halk dili ile yazmıştır. Kolay sanmayın, en zor işi yapmış bu dili kullanarak. Herkesin harcı değil romanlarında halk dilini kullanmak.

Sevgiyle kalın, kitapla kalın.
147 syf.
·60 günde·10/10
Mustafa Güzelgöz adlı bir kütüphanecinin eşeğiyle köylere kitap götürmesi ve karşılaştıkları zorluklar kitabın konusunu oluşturur. Kitapta herşey o kadar sade ve güzel ki televizyonda 'Neşeli Günleri' izlemişsiniz hissine kapılıyorsunuz. (hikaye farklı etki aynı) Türk-Yunan dostluğunu da pekiştirici bir eser aynı zamanda iki taraf içinde ortak paydalara değinilmiş. İsmi Fakir gönlü zengin yazarımız ardında güzel bir eser bırakmış.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
270 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

FAKİR BAYKURT VE "NİCCA" KAPLUMBAĞALAR!!!

Anlatıcam bak!! Asabımı bozma .. Sabır selamettir !!! =))


Selamın hello "BEYBİSİLER"!! Kırmızı tuborgumu hüpürdetip ,sigaramdan derin nefesler çekip , arkaya da Davaro ost açtığım şu dakkalarda aklıma geldi bu incelemeyi yazmak .. "KT" <3 - kent switch ve böylesine güzide bir ost nin ortamı gevrettiği bir incelemeden hayır bekleyenlerdenseniz sizlere de uğurlar olsun .. pek tabi sahaflardan aldığım bir kitapla daha beraberiz .. sahaflara yamyam ,yayınevlerine candır diyen DİNGİLLERDEN OLMAYINIZ !! neyse biramızdan 2 fırt çekelim FÜT FÜÜÜÜÜTTT!! oh mis !! haydi başlayalım !!

Efenim şimdi yaşı yeten var yetmeyen var .. okuyan var okumayan var .. o yüzden bu güzel kitabın yazılmasına sebebiyet veren ve ortamı "CIVLATAN" mevzulardan başlamak elzem .. gönül isterdi ki ( umarım "ki" ayrı yazılıyordur .. yazılmıyorsa da özelden uyar!!! ağzına basarım ROKETİ!!) serim düğüm çözüm diyip ben de bu incelemeyi bitirebileydim .. uzun lafın kısası ("diskoktekte başladı -"ANLAYAN ANLADI ZOHAHAHAHA =) ) sizlere Varlık Vergisi denen bir abomination ( yauww yoldan çıkmışlık de sen) uygulamadan bahsetmek durumundayım .. Sene '942 ..Aylardan Kasım ... 2. dünya savaşı günleri .. Savaşın "AÇ KOYNUNU BEN GELDİM DEMESİ İLE , Türkiye yarı seferberlik havasına girmiş , faal nüfusunun (gençlik işte kardeşim!) en dinamik yaş gruplarının içine giren önemli bir kesimini silah altına almış ve KEVGİRE DÖNEN bütçesinin gittikçe artan oranlarını savunmaya tahsis etmiş idi... E pek tabii savaş bu!! Savunma elzem ama pahalı da bir HOBİ.. napalım ne edelim derkeeeeeen ..Savaş boyunca milletin kanını emen karaborsa , istifcilik ve vurgunculuktan haksız kazanç kazanımının önüne gecmek için diyerekten , türlü türlü haltlar yiyerekten , dereleri geçerekten , hacı emmileri öperekten ve bade süzerekten YILANI ortalığa saldılar .. Sonradan anlaşıldı ki bu uygulamada asıl niyet ve zihniyet , azınlığın elindeki piyasanın Türk sermayesinin egemenliğine geçişini sağlamaktı ..pek tabii uygulama "TÜRK" usulü idi ve bu yüzden "sadece ve sadece" istanbuldaki gavur kodomanların başına çoraplar örüldü "KRİSTMIS" öncesi ...bunlardan birkaç tane örnek vereyim de tam otursun kafanızda unidentifed lego partions!!! bkz : ishak alaton ve vehbi koç nerden geldiğini anlamadıkları bu bumerang vergisinin kurbanlarından oldular yokluktan çıkagelip ağzılarının üstüne darbe yediklerinde.. neyse efenim...2 tuzlu fıstık : KIRT KURT!!! 3 yudum bira : GUP GUP GUP!! nerde kaldık .. hah!! gayrimüslüm burjuvazi çöl sıcaklarında damlarda kurumuş tarhana kıvamında cayırdayıp (bu fiil efso ama dimi? =) ) SOS verinceeeee , o dönemdeki tek parti devrinde yeralan CHP de kazanlar kaynamaya başladı .. Çünkü nasıl ki KIRMIZI TUBORG DANİMARKA KÖKENLİYSE (ver mehteri!!!) CHP li yöneticilerin büyük hem de çok büyük bir kısmı bürokrat kökenli idi ve parti içinde alınan kararlar bu siyaset ağaları ve toprak ağalarını çok ama çok ürküttü sıra önünde sonunda kendilerine geleceği için...Zaten bu uygulamanın ve daha öncesinde izlenen Köy Enstitüleri politikasının sonucu olarak parti içi isyan Demokrat Parti' yi doğurdu(Bkz : Adnan Menderes' in Aydın' ın en büyük toprak ağalarından biri olması ) ..Atatürk' ün ömrünün yetmeyip tamamlayamadığı tek ve yegane reform olan toprak reformundan kelli yüzyıllardır süregelen oligarşik düzen bu kez de bozulamadı... Gayrimüslim (gavur işte!!! ) burjuvazi kışalanıp , oneway ticket ile bileti kesilince bu kez onların yerini HACIAĞALAR aldı.. Hani eski yeşilçam filmlerinde tadına doyamadığımız o HACIAĞALAR !! Ya da Atilla İlhan' ın meşhur Kartallar Yüksek Uçar ' ında yer alan HACIAĞA !!premium ligte , diyarbakır- kayseri orijine sahip olup Adana - Çukurova ' dan katılıp top koşturmaya başlayanlar ..İşbu VARLIK VERGİSİNİN pek vurmayıp es geçtiği Güneydoğu - Doğu Anadolu bölgelerinin feodal beyleri , aşiret reileri , "FAŞO" aGalarıydı bunlar .. Bunlara gün doğunca malı mülkü yok pahasına satın aldılar ama sanayi kültürleri olmayınca , doğal olarak burjuvazi sınıfına da dahil olmadıklarından malı mülkü har vurup harman savurdular (bkz : bir ankara havası olan fidaydanın sözleri :"500 altın yedin bir ayda - tarla tapan kalmadı ne fayda ) .. AYRAN YOKTU İÇMEYE TAHTERAVANLA GİTTİLER DEF-İ HACETE =))

Niçin anlattım bu kısmı buraya kadar ? işte bu romanda sözü geçen o kafası çalışmayan ve köylüye fahiş fiyatla sattığı toprağın parasıyla BÖYÜH ŞEHRE inen AYILARDAN BİRİ DE romanımızın kahramanlarından biri .. Muhtarla anlaşmaya vararak çiftciyi borclandırıp kanını emen feodal beylerden biri de o.. Fakir Baykurt ' un bunlarla alakası ne der isen ... e kardeşim onu da bu romanda yazdıklarını görmesi için Las Vegas' ta poker masasından kaldırıp getirmediler.. kendisi de KÖY ENSTİTÜLERİNDE YETİŞİP , VATANA MİLLETE IŞIK OLSUN DİYE YURDA DAĞITILAN ÖĞRETMENLERDEN BİRİDİR! yukarda bahsettiğim dönemin birinci ağızdan tanığıdır. Köylümüzü cahil bırakan politikaların , Demokrat Parti döneminin abuk subuk - allayıp pullayıp demokrasi diye yutturdukları haksızlıkların ( ki kendisi de bu romanı yazdığı için - köylüyü bilinçlendirdiği için komunist damgası yiyip , bölücülük yapıyor goy goyu ile soruşturma geçirmiştir!) en ama en birinci kaynaktan gözlemcisi, canlı şahididir..

Biliyorsunuz spoiler vermiyorum incelemelerimde.. o yüzden görev dağılımı yapalım 80 sonları 90 başlarından bir çizgi film ile .. böylece daha akılda kalıcı oluyor ... hem de gülüyor , egleniyoruz !!! =))

AL SANA "NİCCA" ( bkz: Ninja değil!! ) KAPLUMBAĞALAR


TEKNOTRON : KÖY YERİ

KRANG (robotun içindeki ÇİĞNENMİŞ BIG BABOL KIVAMINDA TAKILAN ATARLI beyin) : köydeki toprakları satıp ,sadece arka camları açılan BUICK veyahut yayla gibi bir NOVA ile İstanbul'a terk- i diyar eylemiş feodal beyimiz , TOPRAK AĞAMIZ!!

SHREDDER : MUHTAR!!!

BEBOP VE ROCKSTEADY: HACELİ !!! ( 2sini bir bünyede toplasanız bana mısın demez!! )

NİCCA KAPLUMBAĞALAR : herkes görev dağılımını kendi yapsın .. farzı misal romandaki aile müsait .. Kara Bayram için Michelangelo olur !!!ÇOKTA GÜZEL OLUR !! =)) Ne verirsen alır daha da ister!!

APRİL O'NEIL : IRAZCA ANA !! SPLINTER USTA DA OLUR PEK TABİİ .. O DA KABULÜMÜZ !! CİNSİYETTEN UYUMLU OLSUN , GÖZ ZEVKİMİZ BOZULMASIN DİYE BEN APRIL DEDİM ..

veeeeee KÖY YERİNE GELİP GÜCE DENGE GETİREN KAYMAKAM (STAR WAAAAARRRRSSS!!!!!!!!!!!!! ) : CASEY JONES ( bu işte arada derede geliyordu...elinde hokey sopası olan zibidi !! )

OLAYI 3 AŞŞAĞI 5 YUKARI ANLADINIZ !! BENİ DAHA YORMAYIN .. UZUN YAZMAYIM DEDİM AMA KONU CİDDEN UZUNDU .. YAPCEK BİRŞEY YOK!! BURAYA KADAR OKUYANLAR İŞTE MÜKAFATINIZ !!

İZZET ALTINMEŞE - TAPPO RAPPO !!!!! ( KİŞİSEL TAVSİYEM KULAKLIKLA DİNLEYİN ...GİRİŞTEKİ ZURNA CHORUS ÖMÜRDEN SANİYE BAŞINA 10 SENE ÇALIYOR !!) Bir başka İŞSİZ incelemede görüşmek üzere!!!


https://www.youtube.com/watch?v=TTeWdxz5qjY

BOL BOL YOĞURT YE CİCİM!!! SLOVAKEEEEEEE!!!!!
343 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Hey! Damalı'nın öğretmeni, sen kim oluyorsun da kızları okula getirtmeye çalışıyorsun. Bırak okumasınlar. Okurlarsa başları göğe mi erecek? Okuyup da Damalı'ya yazıcı mı olacaklar? Sana ne!

"Dağdaki çobanı, köydeki Kezban'ı.. okutamazsın arkadaş! Okutmak istersen başın belaya girer! Dağdaki çobanı okutmanın sayılmayacak kadar sakıncası vardır." (s.184) bunu hala öğrenemedin mi?

Kızları okula zorla getirttiğin yetmezmiş gibi bir de, köylünün kanını emen adama karşı köylüyü uyandırırsın ha! Ee o zaman cezanı çekersin. Bir akşam vakti seni kıstırıp başını taşla ezmeye kalkarlar, sonra da kaldırıp bir köşeye atarlar. Zavallı köylü de öğretmen nerede acaba diye düşünsün dursun. Hadi yine şansın varmış, köylü seni buldu da kış günü donmaktan kurtuldun.

Bir yandan hasta yatarken bir yandan da çocukları düşünürsün sanki çok önemliymiş gibi. Senin düşündüğün kadar acaba ana babaları düşünüyor mu? Sen önce kendini düşün. Kene gibi köylünün kanını emen seni rahat bırakacak mı? Ne de olsa köylüyü uyandırdın. Dayak yiyen sensin ama bakalım haklı sen misin? Her dayak yiyen mağdur olur diye bir şey yok.

Zavallı Damalı'nın öğretmeni! Sen kendini akıllı sanıyorsun ama, köylünün kanını emen zat, yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali senden önce davranıp şikayetçi oldu bile. Aldın mı başına belayı. Ne işin var köylüyü uyandırırsın. Bırak kalsın. Sana kadar akılları neredeymiş?

Zavallı Damalı'nın öğretmeni, artık zor kurtulursun. Çünkü köylünün kanını emen adamın PARTİSİ var. Parti ne derse o. Partinin başındaki okuma yazma bilmiyor mu? Ne önemi var canım. Seçilmiş olmak için ille de diplomaya gerek yok. Yeterki Ankara'ya bir tilifon etsin. Bir de başa gelir gelmez, Allah yürü ya kulum demez mi? Para parayı çeker diye boşuna dememişler.

Ee şimdi nolacak? Partinin başındaki seni haklı görecek değil ya, tabii ki köylünün kanını emen kişiyi haklı görecek. Ne de olsa aynı yolun yolcusu. Çağırsın bakalım milli eğitim memurunu, çağırsın bakalım kaymakamı. Sen şimdi diyorsun ki, kaymakam okumuş, milli eğitim memuru okumuş, ondan mı emir alacak? Alır Damalı'nın öğretmeni, alır. Unutma ki bu ülkede seçilmişler her zaman atanmışların önündedir. Sen isteğin kadar okumuşla okumamış bir olur mu de? Diploma bazı yerlerde işe yaramıyor. Hem kaymakam ne dedi sana duymadın mı?

"Demokratik yaşayışta partiler önemli rol oynar!" (s.187)

Zavallı Damalı'nın öğretmeni! Damalı'dan da oldun. Oysa ne güzel hayallerin vardı. Köy suya kavuşacaktı. Köy yeşerecekti. En önemlisi de "Kızlar okutulmalıydı." Du bakalım köylü uyandı, belki senin yarım bıraktıklarını devam ettirirler.

Artık Damalı sana yasak, çünkü seni ilgilendirmeyen işlere karıştın, köylünün zihnini, gözünü açtın. Hadi şimdi seni verdikleri köye git. Ne demek gitmem. Sen kim oluyorsun? Sen amirlerine karşı mı geliyorsun? Haksız bir atama mı? Kim dinler hak hukuku. Parti ne derse o!

Ah şu KÖY ENSTİTÜLERİ size her bişeyi öğretmişler, ama boyun eğmeyi öğretememişler. Amirlerin ne derse o olur. Git git, gel gel! Bu zamanda işlerinin yürümesini istiyorsan koyun gibi her şeye boyun eğeceksin. Eğmezsen cezanı çekersin. Anlamadın galiba, Damalı yasak sana! Boşuna geri giderim diye hayaller kurma.

Ee şimdi nolacak? Damalı yasak, yeni köye de gitmiyorsun. Ne demek istifa edeceğim. Aklına şaşarım. Bu zamanda iş mi var? Git işte seni verdikleri köye. Laf dinle azıcık. Ne tuhaf adamsın ya!

Neymiş efendim, enstitüde okurken demircilik öğrenmiş. Yine kızmaya başladım bu KÖY ENSTİTÜLERİ'ne. Ne çok şey öğretmişler. Bıraksan kendi evini kendi yapacak kadar usta olmuşlar. Sanki gittiğiniz köylerde sizi barındırmazlarsa ikinci bir altın bileziğiniz olsun diye ha bire bir şeyler öğretmişler. Neyse bırakalım KÖY ENSTİTÜLERİ'nde öğretilenleri say say bitmez şimdi.

Damalı'nın Öğretmeni, oldu mu sana Ortaköy'ün Demircisi. Sevdi bu köyü. Ne de olsa çok düşünceli bir köy. Hep beylerini düşünürler. Yıllardır kendi topraklarını bey toprağı diye sürüp ürününü beye verip kendilerine de karın tokluğu ürün bırakıyorlar. Bu beyler de çok insaflı. En azından köylüye biraz ürün bırakıyormuş. Eh bu kadarı da yeter size.

Bak ya, yine köylünün aklını çeliyor. Bu KÖY ENSTİTÜSÜ mezunları hiç akıllanmayacak. İlle de köylüyü uyandırıp hakkını aratacak. Du bakalım burada ne kadar dayanacak? Bu gidişle bir yıl bile çok. Ne de olsa beylerin tekerine çomak soktu.

Hadi Ortaköy'ün demircisi sana yine yol göründü. Buradaki görevin bitti, köylü uyandı, hakkını aramaya başladı. Yine göze battın. Jandarma ille de git diyor sana. Gitmezsen parti başkanı seni öldürtür bir çukura atar diyor. Bak sen, diyor ama bir şey yapamıyor mu? Yapamaz tabi, çünkü o parti başkanı. Ankara'ya bir tilifon etmesi yeter.

Ah be öğretmenim, her gittiğin yerde doğruyu söyleye söyleye tam dokuz köyden kovulmuşsun. Artık Onuncu Köy'de rahat dur.

Yiğit öğretmenim, Olimpos'un tepesindeki ışığı alıp her gittiğin köye götürmüşsün. O köyler senin yaydığın ışık ile aydınlanıyor şimdi

Yürekli öğretmenim, kızlar okusun diye dayak yemeyi göze almışsın, gene de bildiğinden şaşmamışsın.

Sen "OKUMUŞUN OKUMAMIŞA BORCU VAR" diyerek borcunu ödemek isterken türlü haksızlıklara uğramışsın, ama yine de kimseye boyun eğmemişsin.

Fakir Baykurt, KÖY ENSTİTÜSÜNDEN mezun olduktan sonra bir süre köy öğretmenliği yapmış. Anlatılanlar bire bir yaşanmadıysa bile emin olun çoğu yaşanmıştır. Herkes gibi ben de görevime köy öğretmenliği ile başladım. Yedi yıl boyunca üç değişik köyde görev yaptım. Hangi köyde göreve başladıysak ilk önce kütükten okula gelmeyenleri tespit ettik. Ne acı ki çoğuda kız öğrenciydi. Bir şekilde onların okula devamlarını sağladık. Yazılanlardan 40 yıl sonra bile aynı şeyleri yaşadık. Artık bir köy öğretmeni değilim, ama eminim köy öğretmeni olan meslektaşlarım hala aynı sıkıntıları yaşamaya devam ediyordur.

Her ne kadar köylü uyanmasın diye KÖY ENSTİTÜLERİ kapatılsa da, hala o ruha sahip nice öğretmenlerimiz var. Her gittikleri köyde Onuncu Köy'ün öğretmeni gibi ışıklarını saçmaya devam ediyorlar. İsimsiz nice cesur ve yürekli KÖY ÖĞRETMENLERİNE SELAM OLSUN...

Yazarın biyografisi

Adı:
Fakir Baykurt
Unvan:
Türk Yazar, Sendikacı
Doğum:
Burdur, Türkiye, 15 Haziran 1929
Ölüm:
Almanya, 11 Ekim 1999
Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) (d. 15 Haziran 1929, Burdur - 11 Ekim 1999, Almanya) Türk yazar, sendikacıdır.

Çocukluğu
Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) Burdur'un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy'de doğdu, Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber şu sözleri ile 1929 yılında haziran ortası olduğu varsayılmaktadır; "1929 doğumlu olduğum doğru. Ay, gün bilinmiyordu. Anamla konuştuk. Köyde orak mevsimi. Tarlada sancılanıp eve gelmiş. Haziran ortasıdır..." Tahir Baykurt'un annesinin adı Elif ve babasının adı Veli'dir. Doğduğunda ona savaşlarda vurulup geri dönmeyen Amcasının adı olan Tahir adı verilir. Tahir 1936 yılında Akçaköy İlkokulu'na başlar ve iki yıl sonra babasını kaybeder. Babasının ölümünden sonra dayısı Osman Erdoğuş tarafından Balıkesir iline bağlı Burhaniye köyüne götürülür ve orada dayısının yanında dokumacılık yapmaya başlar. II. Dünya Savaşı'nın başlaması ile dayısı askere alınır ve Tahir Akçaköy'e dönerek okula devam etme imkânı bulur. 1942 yılında ağır bir sıtma geçirir bu dönem aynı zamanda şiir yazmaya başladığı dönemdir.

Köy Enstitüsü yılları
İlkokulu bitirdikten sonra Isparta Gönen Köy Enstitüsü'ne yazılır. Köy enstitüsü yıllarında özellikle şiire olan ilgisi artar, kendini okumaya verir. Bu dönemde özellikle Türkçe'ye çevrilen klasikleri okur. Fakir Baykurt Köy enstitüsündeki yıllarını ve kendisine kazandırdıklarını şu şekilde anlatmıştır;
"...Köy enstitüsü benim için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu..."
"...Klasiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı..."

Bu yıllarda Bursa Cezaevi'nde olan Nazım Hikmet'in şiirleri ise gizli gizli yayılmaktadır. Tahir Baykurt da bu dönem Nazım Hikmet'in şiirlerini bulur ve gizli gizli okumaya başlar.

"...Kitaplıkta Nazım Hikmet'in kitapları yoktu. Yasaklandığını öğrenince Çivril'in bir köyüne gidip onları buldum. Nazım'ın yedi kitabını kendi yaptığım defterlere kitap harfleri ile yazıp defalarca okudum."

Köy enstitüsü yıllarında ilk şiiri Fesleğen Kolum Eskişehir'de çıkan Türke Doğru dergisinde çıkar. Edebiyata olan ilgisinden dolayı enstitüde de kitaplığın yönetimine seçilir ve daha fazla okuma fırsatı bulur. 1947 yılında Köy Enstitüleri ve Kaynak Dergisi'nde şiirleri çıkar ve bu yıllarda önce şiirlerinde daha sonra tüm yazılarında Fakir Baykurt adını kullanmaya başlar. Köy enstitüleri üzerindeki baskıların artması ile birlikte tüm enstitülere daha baskıcı yönetimler atanmaya başlar. Bu dönemde enstitüler daha önceki bir çok özelliğini yitirmeye başlarken eski öğrencilerin yaşam alışkanlıkları da bu yeni yönetimlerce sorun olmaya başlar. Fakir Baykurt da yeni atanan müdürle sorunlar yaşar ve defalarca kovuşturmaya maruz kalır. Ancak 1947 yılında Köy enstitüsünü başarı ile bitirir ve Yeşilova'nın Kavacık Köyü'ne öğretmen olarak atanır.

Öğretmenlik ve yazarlık yılları
1951 yılında ölene kadar birlikte olacağı Muzaffer Hanım'la evlenir. Bu yıl ayrıca körbağırsağı patlar ve iki kez amelliyat olur. Öğretmenliği Dereköy'e aktarılır. Üzerindeki baskılar devam eder, savcılıkça evine baskın yapılır ve koğuşturma geçirir. 1953 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’ne girer ve bir sene sonra bu sefer Gayret Dergisi'nde çıkan bir yazısı nedeni ile yargılanır. 1955 yılında Gazi Enstitüsü'nü de başarı ile bitirirerek Hafik'de açılan ortaokula atanır. Aynı yıl ilk kitabı olan Çilli yayınlanır. 1957 yılında askere alınır ve Ankara Piyade Yedek Subay Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır. İlk kızı Işık da bu yıl dünyaya gelir. 1958 yılında ilk romanı Yılanların Öcü Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı Yunus Nadi Roman Ödülleri'nde birinci olur. Ancak roman nedeni ile hem Baykurt hem Cumhuriyet koğuşturma geçirir. Baykurt bu dönemden sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmaya başlar.

Askerlikten sonra Şavşat Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır ve ikinci kızı Sönmez dünyaya gelir. Yılanların Öcü adlı romanı da Remzi Kitapevi tarafından basılır. Ardından Köy ve Eğitim Yayınları tarafından Efendilik Savaşı adlı kitabı yayımlanır. Cumhuriyet'teki bazı yazıları yüzünden öğretmenlikten alınıp Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı Yapı İşleri Bölümü'nde görevlendirilir. Sürüp giden yazıları ve Yılanların Öcü romanı yüzünden Bakanlık buyruğuna alınarak cezalandırılır. Altı ay açıkta kaldıktan sonra 27 Mayıs 1960'da Ankara İlköğretim müfettişliğine atanır ve aynı yıl Efkar Tepesi adlı kitabı basılır. 1961 yılında yazarın Yılanların Öcü adlı romanı tiyatroya ve filme uyarlanır. Tiyatro gösterimi yasaklanır, film ise ancak Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in konuya el koyması ile gösterime girer ancak filmin gösterimi sırasında olaylar çıkar. Bu yıl ayrıca yazarın Onuncu Köy, Karın Ağrısı, Irazca'nın Dirliği kitapları yayımlanır. Bir sene sonra yazarın oğlu Tonguç dünyaya gelir. Baykurt Amerika'ya giderek, Bloomington'daki Indiana Üniversitesi'nde göze kulağa hitap eden ders araçları ve yetişkinler için yazma öğrenimi görür. 1963 yılında yurda dönerek Ankara İlköğretim müfettişliği görevini sürdürür. Onuncu Köy Bulgarca'ya çevrilir ve kitapları Bulgaristan'da Türkçe olarak da basılır. Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği de Almanya'da, "Die Racheder Schlangen" adıyla basılır. Yılanların Öcü Rusça'ya çevrilir.

Türkiye Öğretmenler Sendikası
1965 yılında TÖS'ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. 1966 yılında İlköğretim müfettişliğinden uzaklaştırılarak yeni kurulan Milli Folklor Enstitüsü'nde uzman olarak atanır. Kaplumbağalar ve Amerikan Sargısı romanları yayımlanır. 1967 yılında Onuncu Köy adlı eseri de Rusça'ya çevrilir. Yazıları ve TÖS'teki çalışmaları yüzünden sık sık kovuşturma geçiren Baykurt Gaziantep'in Fevzipaşa bucağına sürülür. TÖS "Devrimci Eğitim Şurası"nı düzenler. Bir yıl sonra da TÖS "Büyük Eğitim Yürüyüşü"nü bir sene sonra da "Genel Öğretmen Boykotu"nu düzenler. Bu faaliyetlerinden sonra tekrar görevden alınarak bakanlık emrine alınır ancak Danıştay kararı ile görevine geri döner. 1970 yılında Fevzipaşa'dan Ankara'ya Ortadoğu Teknik Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Yayın Müdürlüğü görevine getirilir. Anadolu Garajı ve Tırpan kitapları yayımlanır. Tırpan ve Sınırdaki Ölü ile TRT Ödülleri'ni kazanır. Ardından Onbinlerce Kağnı adlı kitabı yayımlanır.

Sıkıyönetim yılları
1971'de ordunun yönetime el koyması ile başlayan sıkıyönetim döneminde Baykurt iki kere gözaltına alınır. Aynı yıl Tırpan ile Türk Dil Kurumu Ödülü'nü kazanır. Kitaplarının yeni basımları yapılırken yazar askeri tutukevinden Ankara Merkez Cezaevi'ne aktarılır. 1973 yılında Can Parası ve Köygöçüren basılır. Baykurt'un yurt dışına çıkışı da yasaklanmıştır. 1974 yılında İçerdeki Oğul basılır. Keklik romanını yazar. Can Parası ile Sait Faik Ödülü'nü kazanır. Askeri Yargıtay'da TÖS Davası'ndan beraat eter. Sınırdaki Ölü ve Keklik kitap olarak basılır. 1976 yılında Sakarca basılır.

Emeklilik Yılları
Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli olan Baykurt Madaralı Roman Ödülü'nün kuruluşuna yardımcı olur. 1977 yılında İsveç'te öğretmen yetiştirme çalışmalarına katılır ve Yayla romanı basılır. Frankfurt Uluslar arası Kitap Fuarı'na katılır ve Almanya, Hollanda ve İsviçre'ye geziler yapar, göçmen işçilerle iletişim kurar. 1978 Yılında Sakarca sahneye uyarlanarak İstanbul Şehir Tiyatroları'nca oynanır. Kara Ahmet Destanı ile Orhan Kemal Ödülü'nü kazanır ve Kültür Bakanlığı'na danışman olur. 1979 yılında Tırpan adlı eseri de tiyatroya uyarlanır. Devlet Tiyatrosu tarafından İzmir, Ankara ve Antalya'da oynanır. Baykurt, göçmen işçi konusunu incelemek üzere tekrar Almanya'ya gider. Duisburg şehrinde yaşamaya başlar. Yandım Ali kitap olarak basılır. Bu dönemde ODTÜ'de öğrenci olan oğlu Tonguç da tutuklanır. 1980 yılında Tırpan İstanbul Şehir Tiyatroları'nca da sahneye konulur ve iki mevsim oynanır. Tırpan'dan ötürü Baykurt ve Taner Barlas, "Avni Dilligil En Başarılı Yazar" ödülü kazanırlar. Suna Pekuysal da "En Başarılı Oyuncu" seçilir. Rur Havzası'nda Türk işçi çocukları için başlatılan RAA programında görev alır ve bir İngiltere gezisi yapar. Kızı Işık da bu yıl tutuklanır. Baykurt, Taner Barlas ve oyunda rol alan sanatçılar "İsmet Küntay Ödülü" kazanırlar. Tırpan'daki oyunu nedeniyle Suna Pekuysal "Ulvi Uraz Ödülü"nü kazanır.

1981'de "Sakarca" İsveç'te çizgi film yapılır ve Macarca'ya da çevrilir. DDR'de bir inceleme gezisi yapar. Öyküleri Gürcistan'da da kitap olarak basılır. "Kaplumbağalar" filminin senaryo çalışmalarına katılmak üzere İsviçre'nin Neuchatel şehrine gider. Almanya'daki göçmen işçilerin yaşamını konu alan öyküleri "Gece Vardiyası" adıyla basılır. İşçi çocuklarının yaşamını dile getiren öyküleri de "Barış Çöreği" adıyla basılır. Kitaptan yapılan seçmeler Almanya ve Hollanda'da iki dilli olarak yayımlanır. 1983 yılında "Yüksek Fırınlar" kitap olarak basılır. Oğlu Tonguç'la birlikte Sovyetler Birliği gezisi yapar. Moskova, Bakü, Batum ve Leningrad şehirlerine ve Yasnaya Poliana'ya giderek Tolstoy'un Yurtluğu'nu ziyaret eder.

1984 yılında Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü'nü kazanır. Gece Vardiyası ve Kara Ahmet Destanı Almanca, Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği Bulgarca basılır. Türkiye'de "Barış Derneği İkinci Davası"nda sanık olarak aranır. 1985 yılında Gece Vardiyası ile Alman Endüstri Birliği BDI'nin Yazın Ödülü'nü alır. Dünya Güzeli ve Saka Kuşları adlı Kitapları Türkçe ve Almanca olarak basılır. 1986 yılında Duisburg'ta öğretmenliğe başlar ve yurt dışında oluşan Türkiye Aydınlarıyla Dayanıma Girişimi'nin yönetiminde görev alır. "Duisburg Treni" adlı eseri basılır. Kopenhag'ta Dünya Barış Kongresi'ne katılır aynı yıl Koca Ren basılır.

1987 yılında Keklik romanı 20 öyküsüyle birlikte Rusça’ya çevrilip basılır. Londra’ya bir gezi yaparak Highgate’te Karl Marx’ın gömütünü ziyaret eder. Aynı yıl aralarında birçok yabancı dile çevrilen kitabının da bulunduğu 19 kitabı Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Halikarnas Balıkçısı, Mihail Şolohov, Ernest Hemingway, İvan Gonçarov, Tolstoy, Gogol, Panait Istrati gibi yazarlarla beraber gerekçe göstermeden yasaklanır. Aynı yıl Sakarca adlı eseri de Hollandaca ve Almanca olarak basılır. Türkiye – Yunanistan Dostluk Gelişimi’nin Avrupa’da kuruluşunda görev alır. Tiflis’te İlaya Cavcavadze’nin 150’nci doğum yıldönümü konferansına katılır.

1988 yılında İçerdeki Oğul’u oyun olarak tekrar yazar. A. Çetinkaya ile birlikte Fridan Halvaşi’nin şiirlerini Türkçe’ye çevirir; Kitap Eninde Sonunda adıyla Almanya’da basılır.

1989 yılında Kuru Ekmek romanını yazar. İçerdeki Oğul, Amersfoort Halk Tiyatrosu’nda oynanır. Şiirleri de Bir uzun yol adıyla basılır. Moskova’ya yeni bir gezi yaparak Nâzım Hikmet’in evinde ve arşivinde çalışır.

Baykurt ders vermeyi Pestalozzi Okulu’nda sürdürür. Şiirleri Hollanda’da “Vuurdoorns – Ateşdikenleri” adıyla basılır. 1991 yılında Ortaokul öğrencileri için, “KALEM – Schreiber” dergisini çıkarmaya başlar aynı yıl boynundan bir ameliyat geçirir. 1992 yılında, bugün Literaturcafé Fakir Baykurt adıyla varlığını sürdüren Duisburg Edebiyat Kahvesi'ni kurar. Bir Uzun Yol’un Almanca’sı “Ein langer Weg” adıyla çıkar. Yazar bu yıl bir de Çin gezisi ertesi yıl da Avustralya gezisi yapar. 1995 yılında Almanya’da öğretmenlik yaptığı çalıştığı Pestalozzi Okulu’ndan emekliye ayrılır. Öykü Kitabı bizim İnce Kızlar basılır ve 7 kitaptan oluşan Özyaşam öyküsünü bititir. 10 Mart'ta Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Yardımlaşma Vakfı tarafından “Fakir Baykurt’a Saygı Gecesi” düzenlenir. Bu yıl Yarım Ekmek romanı da yayımlanır. 1998 yılında Telli Yol öykü kitabı ile birlikte, “Özyaşam” dizisinin ilk cildi “Özüm Çocuktur” yayımlanır. Gezi yazılarının bir bölümünü Dünyanın Öte Ucu (Avustralya Gezi İzlenimleri) adıyla yayımlanır. Benli Yazılar deneme kitabıyla birlikte “Özyaşam” dizisinin ikinci ve üçüncü ciltleri (Köy Enstitülü Delikanlı; Kavacık Köyünün Öğretmeni) çıkar. 1999 Nisan genel seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi İzmir milletvekili Adayı olur. 11 Ekim 1999 Pazartesi günü tedavi gördüğü Almanya’da Essen Üniversitesi Kliniği’nde pankreas kanserine yenik düşerek ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 841 okur beğendi.
  • 7,7bin okur okudu.
  • 163 okur okuyor.
  • 4.680 okur okuyacak.
  • 73 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları