Fazilet Akdoğan Özdemir

Fazilet Akdoğan Özdemir

Çevirmen
8.7/10
3 Kişi
·
2
Okunma
·
0
Beğeni
·
2
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
333 syf.
Eleştiriye (hem halkın eleştirisi hem de edebi eleştiri) göre mi yazı şekillenir, yoksa yazıya göre mi eleştiri? Belki de hepimiz, yazıya (esere) göre eleştiri şekillenir demek isteriz. Çünkü doğru görünen budur. Fakat, eleştiri korkusuyla yazısını (eserini) şekillendirenler de az değildir. Eleştiri korkusu acaba bir önsezi midir? Örneğin, ben içinde yaşadığım toplumu çok iyi tanıyorum ve neye nasıl tepki vereceklerini de çok iyi biliyorum. Bu sebepten "topluma ayarlı" yazıyorum. Çünkü toplum için yazıyorum diyebiliriz. Pekâlâ, bu noktada biz de o toplum denen "şeyi" alıp "içine" bakıyoruz ve görüyoruz ki, içinde eseri (yazıyı) artıları ve eksileriyle eleştirisini yapmaya ehil kişiler de var, 2×2'nin ne olduğunu bilmeyen veya bilmekte zorlanan kişiler de var (Bunu sadece şimdi açısından değil, daha çok, roman'ın doğuşu olan 17.yüzyıl açısından da düşünmek lazım, ki o zamanlarda okuma yazma oranı çok düşüktü). Konuyu böyle ilerlettiğimizde 'sanat, sanat içindir' ile 'sanat, toplum içindir' polemiği hatırlanacaktır. Hayır! Biz bu polemikten uzak duracağız. İlk önce bulup ortaya çıkaracağız, tespit edeceğiz, göstereceğiz, farkettireceğiz (edebiyat'ın sanatsal tarafı), sonrada çözüm yolunu arayacağız ve önereceğiz (edebiyat'ın edebi tarafı). Ya da her ikisini aynı zamanda yapacağız. Buna ise benim literatürümde 'yazmanın keyfini çıkar' diyorlar. Sen yaz, noktayı koy çekiliver bir kenara; eserinin okuru ve eleştirmeni olarak. Aksi takdirde sanat/edebiyat gelişemez. Gelişmekte ne, var olamaz! Gerçek anlamda sanat/edebiyatın olmadığı yerde onların adına, onlar gibi gözüken "başka şeyler" var olur. Bu "başka şeyler"in eleştiri korkusu olur, spoiler denen kalkanı olur, pazar endişesi olur, reklamı olur...

Roman'ın İngiltere'de ilk kez doğuşu da böyle bir "sancılı" süreç geçirmiş. Roman karşısında, halkın alışık olduğu, bilinen "eğlencelik" romans var. Bu sıkıntıdan kaynaklı olsa ki, roman yazarları ilk başlarda 'bizi yanlış anlamayın' ölçüsünde, eserlerinin girişinde beyanname yazarmışlar. Böyle bir süreci atlatamayan -edebiyattan "edep" bekleyen- toplumlarda bu hakikat, yazarlar adına esas sorun olarak kalmaktadır. Sorunun temelinde yeniye olan tepki de yatmaktadır. Zaten -kitaptan öğrendiğimize göre- novel (roman) aslında 'yeni' demekmiş. 'Yeni'ye tepki... Peki, ne yazdılar ki, halkın gözünde yeniydi ve tepki doğurdu? Bu sorunun cevabına giden yol, ne yazdıklarında değil, nasıl yazdıklarındadır. Yine burada da (kitaptan esinlenerek) örneğin diyerek: önceleri hikaye (romans) ederdiler "...işte falanca bir yerde falanca ile filanca fesmekan...". Ancak fakat lakin ziraa...bu hikaye edilişin yerini gerçekçi (?) anlatım almaya başladı. Artık kurmaca olsa bile mekan tanıdık, karakterler hayattan, zamansa içinde yaşadığımız... Dilimizin seslendirdiği, kulağımızın işittiği hikaye (romans) idi.. " Hikaye işte canım, adam diyor ya falanca yerde falanca ile filanca fesmekan, bize bundan ne..." Ama şimdi roman var, öyle diyemiyoruz. Halkı en çok "inciten", ona en çok dokunan da bu oldu işte; falanca filanca yerinde kendilerini, kendilerine ait olanı ve kendilerinin ait olduğunu görmeleri. Yeni (novel, roman) doğdu, geri dönüş yok. İlk başta 'yeni' (novel, roman) ile halk arasına yine yazarın kendisi girdi, daha sonra eleştirmenler müdahil olacak.

Eleştirmenler romanın kökenlerini araştırmaya başlayınca fikir ayrılıkları ortaya çıktı. Hatta onun tanımı ve özellikleri konusunda da çok farklı görüşler vardır. Kitapta örnekleriyle incelenmiştir. Tabii ki, birkaç örnek aktarmak isterdim ama hangi birini yazacağıma karar veremiyorum. İlgilenenler için kitabı okumak çok faydalı olacaktır ve asla da pişman olmazsınız. Roman kökenleriyle ilgili yaklaşımları kitaptan alıntı ile özetleyelim: " Daha kısa ve öz deyişle, roman tarihlendirmeniz roman tanımınıza, tanımınız da tarihlendirmenize bağlıdır." (s.46) Mesela, "Don Kişot"u roman olarak kabul edip etmemek onu kritik edene bağlıdır. Kitabın muhtevası dışına çıkmadan, benim savunduğum ise "Watt ve onu takip eden birçok eleştirmen"in savunduğu: "Britanya'nın kapitalizme ilk geçen ülkelerden biri olması romanı mümkün kıldığı..." görüşüdür. (s.47) Bunu detaylandırmak ücretlidir; ya kitabı satın alın okuyacaksınız ya da bana para vereceksiniz :)) Türk edebiyatına baktımızda ilk romanın çıkışı 19.yüzyılın ikinci yarısına tesadüf eder. Tesadüf eder yerine tekabül eder diyebiliyorsak konuyu kapatabiliriz.

Roman edebi bir tür olarak, en geniş, en kapsamlı, en derin, en verimli, (en az şiir kadar) estetik/bedii yaratıcılığa en müsait ve bir o kadar da zor bir türdür. Romanla kalem sahibi estetik/bedii yaratıcılığın keyfini çıkarabilir. Bu da bedelsiz olmaz! Edebiyat fedai ister. Çok iyi roman yazarları vardır. Çok iyi yazmak estetik/yaratıcı yazarlık için yeterli değildir. Kelimelerle kağıt üzerinde "yaratılan" bir dünya vardır. Biz okurken hissedemeyiz, bitirdikten sonra esere bir bütün olarak baktığımızda ancak görebiliyoruz. #39972791 Ve hiçbir şeyin tesadüf olmadığı izlenimine kapılıyorsak bu estetik yaratıcılığın gözetildiği bir eserdir ve bu romanın yazarı yaratıcı yazar kategorisine alınabilir. Çok iyi estetik/bedii yaratıcılık anlayışına sahip olduğu halde Çehov roman yazmamıştır. Halbuki roman bu açıdan en elverişli türdür. Aklımıza bir soru takılabilir, yaratıcı kalemden çıkmış roman bir anlamda gerçek hayatımızın simülasyonu mudur veya kitaptaki ifadesiyle edebiyatın mimetik (gerçeği taklit eden) niteliği midir? Belki biraz öyledir, belki biraz Yaratıcı'ya empatidir, ama en çokta gerçeğin sanatsal ve edebi değer taşıyan kurmacasıdır. Amaç kenardan izle, bak gör, farket, hisset, sorgula, düşün...'dür. #39918500 (bu alıntı kitabın da, roman'ın da, edebiyatın sanatsal yönünün de canıdır).

Buraya kadar yazdıklarım ve yine de sözü uzatarak yazacaklarım 'roman tam olarak nedir?' sorusuna cevap olamıyacak. İsterseniz üç yüz sayfalık bu kitabı okuyun, bitirdiğinizde yine aynı durum söz konusu olacak. Halbuki roman'ı detayları, örnekleri ve İngiliz (kısmen fransız) romanlarının elştirisiyle birlikte çok güzel işlemiştir. Roman nedir sorusunun cevabı, onun hakkında bunun gibi bir nazari/teorik kitap ve hatta birkaç tane de (edebi) eleştiriye "pasient" olabilecek roman okumaktır. Bir alıntı yazayım belki tatmin edici olabilir: "Roman, her bireysel öğenin tabii olduğu yekpare bir plan ve genel olaya istinaden, farklı gruplara yerleştirilmiş ve çeşitli tavırlarda sergilenen yaşamdan karakterleri kapsayan, geniş, dağınık bir tablodur." (s.128/Tobias Smollet)

Boğaziçi Üniversitesi yayınlarından aldığım kitaplar beni her defasında fazlasıyla memnun etmiştir. Bu defa sadece çevirmen yüzünden az da olsa şikayetçiyim. Kitabın dili zor ve bu durumun, yazarından değil çevirmeninden kaynaklı olduğu aşikardır. Çevirmeni de kınamak doğru sayılmaz aslında. Türkçe'mizin traj[ed]ik durumu herkese belli bir ölçüde sirayet ediyordur. Sağ Türkçe, Sol Türkçe, Yapay Türkçe, Öztürkçe, sabit imlasız Türkçe...

Yazarın biyografisi

Adı:
Fazilet Akdoğan Özdemir

Yazar istatistikleri

  • 2 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 8 okur okuyacak.