Ferhan Ertürk

Ferhan Ertürk

YazarÇevirmen
8.3/10
150 Kişi
·
416
Okunma
·
0
Beğeni
·
265
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Teknoloji destekli elit kibri ve aristokrasi körlüğünün uç noktalarını bu romanda görebilirsiniz. Okuması oldukça zevkli, trajedi ile başlayıp devam eden ama bir çeşit mutlu sonla biten hikayenin dili de çevirisi de çok iyi. Keşke biraz daha uzun olsaydı. ( 10 üzerinden 10 verirdim :))
Özellikle gençlerin beğeneceği türden bir kitap. Okurken yorulmayacağınız, sürükleyici bir kurgusu var. Gürcü gribi nedeniyle dünyada milyarlarca insan ölüyor ve geride kalanları çok daha tehlikeli şeyler bekliyor. Açlık, yağmalama, tecavüz, sahte peygamberler... Tesadüfen elime geçen bu kitabı Game of Thrones yazarı George R. R. Martin baya övmüş. Okumaya başladığımda kendi kendime “ yaa dünyada böyle bir illet varken canınızı niye tehlikeye atıp kasaba kasaba gezerek tiyatro yapıyorsunuz “ dedim veee yazarda bunu hissetmiş gibi cevap verdi. “ Çünkü hayatta kalmak yetmez”
Dikkat spoiler içerir.
Serinin oldukça güzel son romanı. Bhelliom'u ele geçiren Sparhawk ve yoldaşları uzun bir yolculuktan sonra Cimmora'ya döner. Piç naip Lychias'ı tutuklar ve Ehlana'yı iyileştirirler. Ehlana, Sparhawk'a aşıktır ve onunla nişanlanır. Ancak Patrik ölmüştür ve Annias yeni Patrik olarak seçilmek üzeredir. Hemen Bazilika'ya giden ekip Annias'ın planlarını bozar. Ama Martel iki ordu ile şehri kuşatmıştır. Wargun ve askerleri zar zor yetişirken Martel ve Annias kaçar. Bu arada Adus da Lychias ve annesi Arissa'yı da kurtarmıştır. Ehlana'nın katkısı ile Dolmant Patrik seçilir. Ancak Sparhawk ve arkadaşlarının en zor görevi başlamıştır. Zadoch şehrine gidip Otha'yı öldürüp Styric tanrısı Azash'ı Bhelliom ile yok ettikten sonra Bhelliom'u da yok etmeleri gerekmektedir. Uzun bir yoldan sonra şehre varırlar. Ama çıkan çatışmada Adus, Kurik'i, Talen de babasının katili Adus'u öldürür. Acaba başarılı olabilecekler midir? Sparhawk Azash'ı yok edebilecek midir? Bhelliom ne olacaktır? Ehlana'nın karnındaki bebek aslında kimdir? Flüt bu yoldaşların karşısına tekrar çıkacak mıdır? Sparhawk ve Martel arasındaki dövüşü kim kazanacaktır? Eğer geri dönerse Sparhawk nasıl bir prens olacaktır? Bu kara kış atlatılacak mıdır? Domi Kring ve Ehlana'nın yardımcısı Tamuli Mitrai arasındaki ilişki nasıl gelişecektir? Talen bir Pandion şövalyesi olacak mıdır? Sephrenia ve Vanion ne yapacaktır? Soluksuz okunan bir roman. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
Dikkat spoiler içerir.
Sparhawk, Bhelliom'u bulabilmek için yoldaşları Sephrenia, Talen, Kurik, Bevier, Tynian, Ulath, Berit, Kalten ve küçük kız Flüt ile yola çıkar. Bunun için eski savaşın olduğu yerdeki hikayeleri takip edecektir. Ama misafir olduğu yerde kuşatmaya uğrar. Güçlükle kaleden kaçarlar ve göl kenarında pek çok tehlike atlatırlar. Azash, peşlerine bir Arayıcı takmıştır ve bu Arayıcı, insanları zombi haline getirip Sparhawk'a saldırtmaktadır. Tynian'ın nekromansi yeteneği ile taşa çok yaklaşırlar ama taşı yapan troll Ghwerig de onun peşindedir. Ghwerig taşı bulur ve kaçar. Onu yakalamaya çalışırken Thalesia kralı Wargun'un ordusuna yakalanan ekip, ordunun içinde mahsur kalır. Wargun Rendorları yok etmek istemektedir ve Rendorların ordusunun başında Martel vardır. Başpiskopos Annias kendi oğlu Lycias'ı tahta oturtmak için her şeyi yapmaktadır. Ama kraliçe Ehlana'nın fazla zamanı kalmamıştır ve Sparhawk'ın Bhelliom'u Ghwerig'den alması gerekir. Flüt konuşmaya başlamıştır ve kavaldan çıkan sesi aslında ağzıyla çıkardığı ortaya çıkmıştır. En sonunda tanrıça Aphrael olduğu ortaya çıkacaktır. Ordudan kaçmayı başaran Sparhawk, Talen, Flüt ve Sephrenia acaba Ghwerig'in yaşadığı yeri bulup taşı elinden alabilecek midir? Bu işten sağ salim kurtulabilecek midir? Keyifle bir solukta okunan bir roman.
Annesi tarafından çirkin, ucube, iğrenç olduğunu her defasında yüzüne söylenen Eleanor. Yüzündeki yaradan dolayı, birçok kişinin acıyarak dönüp baktığı Eleanor. Yıllardır işten eve evden işe giden, bakımsız, hiç arkadaşı olmayan, iş yerinde onun varlığından habersiz gibi davranan iş arkadaşlarının alaycı konuşmalarına tanık olan Eleanor.
Lafını esirgemeyen, istediği gibi yaşayan, insanların onu garip bulmasını önemsemeyen, sade hayatından memnun olan Eleanor.
10 yıl monoton gibi yasadıktan sonra hayatında değişikliğe karar verip ünlü bir pop yıldızının peşine düşen Eleanor...
Aslında kitap biraz da günümüz insanlarını anlatıyor. Yani robot gibi yaşayan insanları. Ye, iç, yat, kalk, işe git eve gel, tv karşısına geç, herkesi kendinden soyutla, bulmaca çöz, eğlence mekanlarindan uzak dur, teknoloji bilgilerden habersiz, yemek çeşitleri bilmeden sadece makarna ve pizza yiyen, cahil kalmış kendini geliştiremeyen bir karakteri.
İlk kez bi kitabı yorumlerken zorlanıyorum. Nasıl desem? Konu akmıyor ama kendini okutuyor. Aslında birçok kişinin gerçek hayatı var bu kitapta. Dışardan bakınca mutlu olarak gördüğümüz kişilerin aslında ne kadar yalnız olduklarına şahit oluyoruz. Çoğumuz öyle değil miyiz ki zaten? Asosyal, silik, yalnız ve sadece huzuru arayan. Ben sevdim kitabı. Ayrıca Eleanor'un vermiş olduğu cevaplar beni benden aldı. Üzüldüğüm yerleri olduğu kadar, güldüğüm yerleri de çok oldu. Okurken mutlaka kendinizden bir parça bulacaksınız. Tavsiyemdir..
İlk öncelikle –acilen yorumlara giriş yapabilmek için başka bir cümle bulmam gerek- kitabı sevip sevmediğimden emin değilim. Yani evet, sevdim ama ben sıcak hissettiren arkadaşlık kitaplarını zaten genel olarak severim. Ama bu genelin dışında sevdim mi acaba? Sanırım yanıtı burada bulacağım…
Şimdi kitabın konusundan bahsetmem gerekecek olursa belirli bir konuya çok sahip desek yalan olur, daha çok olayların gelişme durumlarına dayalı bir ilerleme mevcuttu ki ara ara bu tür kurgulara sahip kitaplar görürüz, okuruz. Alex, belki milyonda bir veya trilyonda bir –şuan bunun olasılığını unuttum ama siz çok, çok küçük bir ihtimal olduğunu bilin- başına meteor çarpmış bir çocuktur. Ve bunu bir kenara bırakın, başına meteor çarpmasına rağmen hayatta kalmayı başarabilmiş bir çocuktur ki bu da onu gerek yaşadığı çevre de gerek ülke de ünlü birisi, yani ‘o çocuk’ yapmıştır. Annesinin tarot baktığı bir dükkanı olması da ‘o çocuk’ lakabını pek de iyi etkilememektedir.
Alex, kazasından sonra sık sık epilepsi nöbetleri geçirmeye başlamakta ve bu yeni başladığı okulunda ona pekte iyi bir ün sağlamamaktadır. Ayrıca ‘o çocuk’ olması ve annesinin tarot dükkanı olması da işin cabasıdır. Ve bir gün Alex yolda yürürken zorba arkadaşlarına rastladığında işler hiçte yolunda gitmez. Arkadaşlarından kaçabilmek için saklanmaktan başka çaresi olmadığını anladığında bir bahçeye gizlenir ve orada arkadaşlarının izini kaybetmesini bekler. Ancak beklerken uyuya kaldığında, eh, işler yine pek yolunda gitmez.
Uyandığında saklandığı seranın sahibi baş ucunda gözlerini onu dikmiş uyanmasını beklemektedir ve Alex sonunda gözlerini açtığında seranın pekte iyi bir durumda olmadığını, camların arkadaşları tarafından kırıldığını görür. Ve annesi tüm bu masrafları ödemeyeceğinden Bay Peterson masrafların ‘ödendiğinden’ emin olana kadar Alex’i ona yardımcı olması için her gün onun yanına gönderir.
Alex’in onunla alay etmeyecek bir arkadaşa ve Bay Peterson’un da yalnızlığını giderecek birine ihtiyacı olduğundan kaynaşmaları pekte uzun sürmez. Ve Alex borcunu ödemiş olmasına karşın Bay Peterson’un evine gitmeye devam eder.
Ancak kader bu ya, hikayenin sonlarına doğru Bay Peterson’un sonucu çokta iyi bitmeyecek bir hastalığı ortaya çıkar. Ve Bay Peterson yardıma muhtaç biri gibi değil de, onurlu bir şekilde ölmekte kesinlikle kararlıdır. Ve Alex’in tek seçeneği vardır:
En yakın arkadaşını zamanı geldiğinde ne olursa olsun İsviçre’ye, yani ölüme götürmek.
~
Şimdi kitabı sevip sevmeme konusuna gelirsek, kitabı ilk gördüğümde ve arka kapağını okuduğumda almakta tereddüt yaşamamıştım. Çünkü arkasını okumam bile yazarın kitapta nasıl bir dil kullandığını anlamama yetmişti. İnsanı sıkmayan, eğlenceli, olayları mizahi açıdan anlatan ve akıcı bir kitap. Ki bu düşüncemde yanılmamıştım da, ancak ilk kitap olmasından kaynaklı olsa gerek yazar bu dili kullanmada pek becerikli olamamıştı. Yani en azından benim için. Ama yine de kitabı okurken bazı yerlerde kahkaha attığımı söylemeliyim.
Onun dışında belki daha kısa tutulabilirdi, hani çok belirli bir kurgu olmadığından kitap daha kısa tutulsa belki bu dil kullanım açısından daha başarılı ve yerinde durabilirdi, bilmiyorum. En azından benim fikrim bu yönde.
Onun dışında şunu da söylemek istiyorum ki, sanırım bu kitap okuduğum en farklı düşünce tarzında kitaptı. Kimi kitaplar hiç dinden ve tanrıdan bahsetmezken kimileri de bizim dinimize, yani yakın sayılmasa da sanırım en doğru tabir ‘bir nebze olsun’ yakınken bu kitapta yazarın satırlara dökmüş olduğu düşünceleri sanırım en uzak düşüncelerdi. Yani benim dine olan bakış açımla onun sahip olduğu bakış açısı gerçekten ama gerçekten çok farklıydı. Bazı yerlerde benim düşüncem daha farklı olduğu için biraz rahatsız oldum ama başkasının gözünden bu denli uzak görmek beni biraz da şaşırttı. Yani sonuçta yazar Hristiyan olduğu için belki de çok şaşırmamalıydım ama yine de pek elimde olmadı bu.
Hatta kitapta bir cümle vardı, başta bu cümle hoşuma gitti, hatta onu alıntılayacaktım bile ama paylaşırken tekrar okuduğumda sırf hoşuma gittiği için paylaşmamaya karar verdim çünkü bu cümle benim dine bakış açıma göre doğru değildi ve tekrar okuduğumda bu fikre katılmadığımı fark ettim.
“Ölümün dünyadaki en kolay şey olduğunu söylüyorum. Sadece ölmek berbat.”
Ölüm, benim için dünyadaki en kolay şey değildir ve ölümün ‘berbat’ oluşu biraz da bizim yaşayış şeklimize bağlıdır diye düşünüyorum. Kendim harika bir Müslüman olduğumdan ziyade, asla böyle bir şey öne sürmüyorum, benim inandığım şey bu.
Konudan çokta sapmak istemem.
Umarım iyi bir inceleme olmuştur ve sanırım sonunda kitabı sevdiğime karar verdim. Elbet listelerinizin üstünde başka kitaplar olabilir ama aklınızda hiçbir şey yoksa alıp bu kitabı da okuyabilirsiniz.
Hepinize iyi günler dilerim!
Dikkat spoiler içerir.
Oldukça güzel bir serinin ilk romanı. Pandion şövalyesi Sparhawk, Rendor'daki sürgünden döner ve karanlık işler içinde bulur kendini. Kraliçe Ehlana zehirlenmiş ve küçük ana Sytric büyücüsü Sephrenia ve 12 şövalyenin büyüsü ile dondurulmuştur. Cimmura başpiskoposu Annias, bu yönetim zafiyetinden faydalanıp Patrik olmak ve Pandion şövalyelerini ortadan kaldırmak istemektedir. Bunu engellemek için arkadaşları Kurik, Kalten ile beraber liderleri Vanion'un emri ile yola çıkarlar ve yolda kendilerine diğer krallıkların şövalyeleri Bevier, Tynian ve Ulath katılır. Bu arada Flüt adını verdikleri bit kız çocuğu ve sonradan Kurik'in oğlu olduğu ortaya çıkacak Talen adındaki hırsız çocuk da ekibe dahil olur. Ama eski bir Pandion şövalyesi olan Martel, yardımcıları Krager ve Adus ile yollarına engeller çıkarmaktadır. Derastim'den zehirlenen kraliçeyi kurtarmak için Dabour'a giden Sparhawk, Sephrenia, Flüt ve Kurik burada doktor Tanjin'den onu kurtaracak sihirli bir cisim kullanmak zorunda olduklarını öğrenir. Bu efsanevi mücevher Bhelliom'dur ve Sparhawk onu bulup kraliçeyi iyileştirmek, yoksa da yok etmek zorundadır. Kötü tanrı Azash'ın kanlı planları engellenmelidir. Acaba Kraliçenin şampiyonu bu işlerden sağ salim kurtulabilecek midir? Bu yola kimlerle çıkacaktır? Her şövalye öldüğünde gücü azalan Sephrenia'ya kim yardım edecektir? Soluksuz okunan bir roman. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
Kitap sanki şey gibi tanımadığınız bir insanla yaptığınız upuzun bir konuşma. Alex benim için öyle. Tek farkı sadece onun bana anlatıyor olması benimse sadece dinliyor olmam. Biriyle dertlesmek ve alışılmadık bi hikaye dinlemek istiyorsanız   kesinlikle okumanız gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Robokıyamet'i bitireli bir kaç gün oldu ama yorum yazmaya fırsatım olmadı. Bilgisayar bulamayınca da telefonuma mahkum kaldım ;) Robokıyamet, insanlar ileri düzey teknolojiye ulaşıp hayatlarını artık robotların üzerine kurmuşken, robotların ayaklanıp insanlara öldürücü ve acımasız bir savaş açmalarını konu alıyor. Aslında konusu bilimkurgu türü için klasik diyebiliriz. O zaman bu kitabın farkı ne? Mellon Üniversitesi'nde Robotbilim üzerine doktora yapmış bir bilim insanının eseri... Bu da kitabı daha inandırıcı hale getirmiş. Yazar da oldukça iyi bir iş çıkarmış, çok ilginç karakterler var kitapta... Ayrıca oldukça sürükleyici ve heyecanlı... Bazı yerlerde merakla sayfaları çeviriyoruz. Eksik yönleri yok mu? Tabii ki var ;) Mesela ben Mathilda'nın olaylarla ilişkisinin daha ayrıntılı anlatılmasını isterdim. Çünkü kitapta bazı yerlerde Mathilda'nın insanların savaşında çok önemli bir yeri olduğundan bahsedilmişti. Aslında bunun gibi bir kaç yer daha var. Belki kitap tek bir kişinin savaşını değil de insanlığın savaşını anlattığından, belki de bu bilgilerin robotlarin kayıtlarından alındığından merak ettiğimiz bazi yerleri okuyamiyoruz.

Robokıyamet'in aslında orjinal çıkış tarihi 2011, hatta yazar bizde çıkana kadar 2014 yılında bir de devam kitabı çıkarmış "Robogenesis" adında... İlk kitap 2017 yılında Steven Spielberg'in elinde muhteşem bir bilimkurgu filmine dönüşecek gibi gözüküyor. Kitabın ülkemize gelmesinde de film söylentilerinin etkisi olduğunu düşünüyorum ;) Umarım en kısa zamanda 2.kitap da basılır. Herkese iyi okumalar :)
Bitirdikten sonra daha önce bu seriyi okumadığım için pişman oldum ^^ karakterleri tanımak çok zevkli, olaylar güzel anlatılıyor, tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ferhan Ertürk
Unvan:
Çevirmen, Yazar

Yazar istatistikleri

  • 416 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 238 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları