Ferit Burak Aydar

Ferit Burak Aydar

YazarÇevirmen
8.0/10
300 Kişi
·
854
Okunma
·
5
Beğeni
·
549
Gösterim
Adı:
Ferit Burak Aydar
Unvan:
Türk Yazar, Çevirmen
İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Koç Üniversitesi Yayınevi’nde editör-çevirmen. Terry Eagleton, Fredric Jameson, Edward Said, György Lukács, David Hume, V.İ. Lenin gibi yazarların kitapları başta olmak üzere yayımlanmış 70’ten fazla çevirisi vardır. Ayrıca Toplumsal Tarih, Birikim, Cogito, Kitap-lık gibi dergilerde ve BirGün ile Agos gazetelerinde yazıları yayımlanmıştır. İspanya İç Savaşı’nın İzinde (2017) ve 1917: Devrimin Rapsodisi (2017) başlıklı iki eseri vardır.
Ophelia otorite figürlerinin haksız çıkmış olmasından bir sonuç çıkararak, onlarla özdeşleşen fikirleri de bir bir ıskartaya çıkarır.
ne yazık ki devrimci sorgulamalarını devrimci bir eylemle değil, olumsuz bir bireysel eylemle (intiharla) sonlandırır,
zira sorguladıklarının yerine koyacağı yeni değerleri ve doğruları yoktur.
ikame bulamayınca boşluğa düşer ve intihar eder..
gerçek hayat da tastamam böyle değil mi? İnsan en büyük acılarının tam ortasında, ıstırabının ağırbaşlılığına halel getirdiğini düşündüğü abes, can sıkıcı, entipüften olaylarla karşılaşır.
insan zihni için de aynısı geçerlidir. En mukaddes tefekkürlere daldığımızda aklımız olağan dönemlerde bile hatırlamak istemeyeceğimiz anekdotlara, hatıralara, anlara yönlenir. Hayatın farklı vechelerini birbirinden yalıtarak yaşamak imkansıza yakındır.
insanların zulme direnişi bilgiyle doğrudan bağıntılı değildir, çoğu zaman gayet bilgisiz insanlar da içgüdüsel olarak direniş sergileyebilir.
kişisel hikayelerdeki gözle görülemeyen ayrıntılar, genler vb birçok etkenden ötürü çoğu zaman bilginin yükü altında ezilip harekete geçemeyen kişilerle tezat teşkil eder.
“Şehir insanını büyüleyen aşktır ama ilk bakışta değil, son bakışta aşk. Onu kendine çeken, şiirde büyülenme ânıyla örtüşen bir ebedi elvedadır. [...]
Bu aşkın nihayete ermesi engellenmekten çok esirgenmiştir.”
walter benjamin
.. bu yolla [düşünerek] insanların benzersiz akli melekeleri öbür dünyayla ilgili benzersiz endişeler yaratır der Harold Bloom. Eğer vicdan yerine bilinç kelimesini koymak için tek başına bu bir gerekçeyse, vicdan da duygu kategorisine dahil ediliyor demektir ki, bu durumda duygular ile düşünceler arasında idealist bir ayrım yapılmaktadır. Oysa duygu ile düşünce birbirinden ayrı düşünülemeyeceği gibi, vicdan da -böyle bir ayrım yapıldığı oranda- salt duygularla alakalı görülemez. Elbette vicdan da son tahlilde insanın ‘o benzersiz melekeleri’ olan aklından yararlanmasıyla, düşünüp tartmasıyla mümkündür, salt bir inançla değil.
Hayalet sembolik açıdan Hamlet’in hayatındaki şu aranan eksik parçadır, varlığıyla her şey farklı olacak denen olağanüstü öğedir; Hamlet’in tüm bulmacasını çözecek olan parça, onun deus ex machina’sı, beklenen Godot’sudur.
Kapitalizmde Godot hiçbir zaman gelmeyecektir, kapitalizmin doğuş çağındaki Hamlet’teyse gelir; ama ancak bir hayalet olarak. Büyük katalizörü beklemek boşadır, zira birkaç satır sonra suratımıza vurulacağı üzere ‘çürümüş bir şeyler vardır Danimarka krallığında’.
William shakespeare’in tek oğlunun 1596da on bir yaşındayken ölen Hamnet olmasının ya da Shakespeare on altı yaşındayken Katherine Hamlett adında bir kızın tam da şairin yaşadığı Stratford yakınlarında boğulmuş olmasının (ve dolayısıyla Ophelia karakterinin boğularak ölüyor olmasının) Hamlet oyununun edebi ya da sanatsal değeri açısından zerrece önemi yada değeri olmadığını anlatmaya çalışıyorum.
“zaten Hamlet daha baştan bir yadırgamışlık içindeydi. İdealist bir mantıkla, bir kere önceden inanmıştı. Artık tek yapması gereken, inancına ikna olmak için ‘kanıtlar’ bulmaktı.”
bazen olur, önce inanır sonra kanıt ararız..
175 syf.
·10/10
Sizi şimdiye kadar yayınlanan en zarif İngiliz nesirleriyle büyülerken, güzelliği hakkında şaşkınlık duymanıza sebep olan Muhteşem Gatsby incelemesiyle karşılıyorum. Büyüleyici bir eser, büyüleyici cümleler ve büyüleyici bir anlatım... Bana kalırsa romanın büyüleyiciliği F. Scott Fitzgerald'ın insanüstü bir varlık olduğunu iddia edebilmemiz için yeterli kanıt sayılmalı.


Jay Gatsby sürekli yanlış kişilere bağlanan bir tip olsa da, Daisy ona bağlanması için üzerine düşen rolü mükemmel bir şekilde oynuyor. Gatsby'nin rakibi Tom Buchanan, kibirli bir milyoner ve aynı zamanda da Daisy'nin kocası. Daisy Buchanan ve Bay Jay Gatsby'nin hikayesini aynı zamanda kitabı da anlatan kişi Yale mezunu olan Nick, kitaba babasının kendisine başkalarını eleştirmekten kaçınması gerektiği konusunda verdiği tavsiyeyi hatırlatarak açıyor.

“Birini eleştirmek arzusu duyduğun her seferinde,” dedi bana, “bu dünyadaki herkesin senin sahip olduğun imkanlara sahip olmadığını hatırla.”

Nick, cömert ve abartılı partiler veren komşusu Jay Gatsby'den adeta büyüleniyor ve neredeyse tüm New York tarafından tanınmasına rağmen yine de yaşam tarzından memnun değil. Koyda yeşil bir ışığa özlemle baktığını gözlemledikten sonra Nick, Gatsby'nin Tom'la evli olan Daisy'den savaş için ayrıldığı zaman aşklarının kesintiye uğramasından bu yana yıllardır acı çektiğini öğreniyor. Romanda Fitzgerald, 20'lerin tarihsel bağlamını, 1. Dünya Savaşı sonrası zamanı ayrıca toplumu ve yaşam tarzlarını araştıran bir roman yaratmak için kullanıyor.


Benim için çok keyifli bir okuma deneyimiydi ve hala hafızamdan silinmeyen, beni gerçekten etkilemiş olan nadir eserlerden biri olduğu için gönül rahatlığıyla okumanızı tavsiye edebilirim.
264 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Hedonizmi ele alışı ve dönemin güzellik, estetik anlayışına bakış açısıyla günümüzde de karşımıza çıkan birçok şeye ayna niteliğinde bir kitap. İnsana ahlak anlayışını, hayattaki amacını sorgulatıyor.
MathMan3773
MathMan3773 İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma'yı inceledi.
192 syf.
·33 günde·Beğendi·8/10
Felsefe okumalarımda genellikle sentez yapmak adına karşıt görüşlü kitapları okurum bundan önce stoacı yazar Markus
Aurelius 'u okumuştum...David Hume John locke akımından gelen ama dili daha sade olan bir filozof.O kadar açık betimlemeler yapıyor ki idrakı en zor konuları bile anlayabiliyorsunuz.Duygulara veya düşüncelere göre davranışı açıklayan filozof,neden sonucun somut delillere dayandırılmasının gerekliliğini vurgulamış.Dogmaların kökeninde ne olduğunu izah etmeye çalışmış...okumanızı tavsiye ederim.
324 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Issız bir ada... yapayalnız bir adam...insanları diri diri yakıp, insan eti yiyen yamyamlar...Issız adada bir başkaldırış...dine yöneliş...inanılmaz bir serüven... Inanılmaz bir hayat mücadelesi... Okuduğum güzel klasiklerden biriydi. Robinsonun sadece hayat mücadelesini anlatmıyor sınıf farklılıklarına da değinen bir şaheser.
Uğur De Molinari
Uğur De Molinari Weber, Habermas ve Avrupa Devletinin Dönüşümü'ü inceledi.
376 syf.
Avrupa Birliği üzerinden devlet olgusunun küreselleşme çağında önüne çıkan ve çıkacak olan sorunlar ile birlikte toplumların yapısal durumları ile ilgili değişen/değiştirilmeye çalışılan çarpıklıklarını Habermas-Weber karşıtlığı içinde ele alarak sosyolojik noktada değerlendirmelerin yapıldığı kitap. Özellikle toplumsal hukuki normların küresel çağda ne denli ''geçerli'' olduğu üzerinde durulmuş. Uygulamada hukuki kurallar var gibi dursa da artık değişen dünyada farklı normlar ortaya çıkmış ve devletlerin yerel denilebilecek hukuki normlarının artık geçerli olup olamayacağı üzerine felsefi soruşturmalar yapılmış. Özellikle Weber ve Habermas bu konu için biçilmiş kaftan olduklarından güzel bir eser ortaya çıkmış diyebilirim.

Konu o kadar bağlayıcı ki, son günlerde tartışmasını yaptığımız akp hükümetinin interneti kapatması, sosyal medya kanallarını kesmesi/planlaması da işte bu geçerlilik ve bağlayıcılık noktasında sorguluyor felsefi anlamda. Engellemek gerçekten hukuki midir? Kişisel ve toplumsal hak ve hürriyetler kapsamında geçerli midir bu plan?

Küreselleşme öylesine önüne geçilemez bir şekle dönüştü ki küresel denilebilecek düşüncelerle bir araya gelmiş olan bir çok devletin kurduğu yapılar da her açıdan daha da değişmek zorunda kalmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'nın ekonomik ve siyasi anlamda güçlenmek için güç birliği yapma fikriyle ortaya çıkmış olan Avrupa Birliği, bugün farklı ülkelerin katılımıyla sürekli büyüyen bir dünya topluluğu haline gelmiştir.

Bunların yanında küreselleşme ile tüm dünya kültürlerini önemsediğini gösteren liberal demokrasinin ''çok kültürlülük'' yaklaşımı ile küreselleşmenin altında yerel kültürlerin yok olmamasını arzularken tektipçi yaklaşımlarıyla sorunu daha da büyütmektedir aslında. Mesela Avrupa Birliğinin ilk ortaya çıkışı ile bugünkü misyonunun arasında ki fark gibi ingilizce'nin bugün dünyanın dört bir tarafında yayılmasının ana merkezi haline gelip yerel kültürleri dezenforme ederek yok oluşlarına çanak tutması yaşanan çarpıklığı gözler önüne seriyor. Toplumsal anlamda hem yerel hem küresel bir çok sorunu Habermas-Weber dengesi üzerinden işlendiği bu güzel kitap, İnsanlığın hukuki geleceği konusunda da bazı önfikirler sunuyor.

Doğruluğunu yanlışlığını okuduktan sonra yazın tartışalım derim. Keyifli okumalar.
192 syf.
·10/10
Gerçekten okunması da kavranması da çok zor olan ve çoğu yeri iki defa okumak zorunda kaldığım, cümleleri nerdeyse bir sayfayı bulan bir kitapla karşınızdayım. Kitabın sonuna doğru kulaklarımdan ateş çıktı, dedim devreler yandı keseyim mavi kabloyu bitsin bu iş.
Bunun yanında Hume'ın hayat hikayesini okuyunca kendisine büyük bir hayranlık da duymadım değil. Çok zeki olmasına ve daha iyi yerlere gelmesinin mümkün olmasına karşın sırf kitaplarla olmayı tercih ettiği için Hukuk fakültesinin kitaplığını yönetmek için kendisine yapılan çağrıyı kabul etmiş, hem de hiç para almadan.
Gelelim kitabımıza...
Öncelikle size şunu tavsiye ediyorum ; kitabı okumadan önce Empirizm, Epikurosçular , Piron Felsefesi, Skeptik Felsefe ve Rasyonelciler ile ilgili makalelere kısaca bir göz atmalısınız ya da benim gibi kitabı okurken ara ara makaleleri okur notlar alırsınız ama bu biraz zaman alıyor, belirteyim.Zira hepi topu 150 sayfalık kitabı 2 haftada bitirebildim.

Kitap, 12 farklı başlık altında toplanmış denemelerden oluşuyor ve her denemede farklı akımları ve savunduğu görüşleri belirtip kendi düşüncesini doğrulama yoluna gidiyor, bu yönüyle makaleye de yakın diyebiliriz.
Peki Hume hangi soruya cevap bulup, kendi düşüncesini kanıtlama yoluna gidiyor?
"Mucize olanaklı mıdır?"

Rasyonelciler, insan zihninde bilgilerin doğuştan çıktığını ,her şeyin nedene bağlı olduğunu savunuyor, adamlar gerçekçi.Hume ise,bilgilerin doğuştan değil alışkanlıklarla çıktığını savunuyor.
Hume'a göre ; Deney dünyasında olanaklı değildir, nedenselliğe tecrübelerden sonra inanabiliriz.(Eee Hume 'un Empirist bir filozof olduğunu düşünürsek, başka bir görüş savunamazdı.) Nedensellik diye zorunlu ilişki yok; deneyimle, izlenimle doğrulayabiliriz bunu, diyor.
Genelleme yapıyor insan zihni için, insan bunu anlıyor ama bu alışkanlığını değiştiremiyor, aklı çıkarım yapıyor görüşünü savunuyor.

Epikurosçular, aklı ön planda tutuyor,dini öğretileri reddediyor, dünyaya uygun yaşamak insanı mutlu eder, bunun için önyargı ve kuruntulardan kurtulmalı insanlar, Tanrı ve ölüm korkusundan da kendisini kurtarmalı diyor. Huma ise, duyu sonucu elde edilen izlenimdir önemli olan, akıl değildir, akıl bizi yanıltabilir diyor ve kumsalda yürüyen bir insanın ayak izlerinden örnek veriyor.
Kumdaki tek ayak izini gördüğümde bunun için akla gerek yoktur deneyimle burdan bir insan geçtiğini ve diğer ayak izini de dalgaların sildiğini anlarım diyor, arkadaşı ise bunun için deneyime gerek yok akılla da bu sonuca varabilirim diyor (Haklılar, Epikurosçuyum). Aslında birbirine çok yakın görüşler, Hume tümevarım, Epikurosçular ise tümdengelim yöntemini savunuyor sadece.

Kitabın 12., yani son bölümünde ise Skeptik Felsefe'den(Kuşkuculardan) bahsediyor.Skeptik Felsefe'nin bir ileri boyutu da Pironcular.Fakat, onlarla birleştiği bir nokta var, Matematik.Hume'a göre soyutlama olmadan bilgi ortaya çıkmaz. Doğada matematik insan zihninin soyutlaması sonucu elde edilir. Bu konuda Skeptiklerle aynı şeyleri düşünse de daha sonra onlardan asla kalıcı bir iyilik gelmeyeceğini belirtip"Derdin ne? Tüm bu merak uyandırıcı araştırmalarla öğrendiğin şey ne?" [syf. 159] sorularını yöneltip Skeptiklerin her şeye kuşkucu yaklaşmasını eleştiriyor. (Bu Hume çok geçimsiz arkadaşlar.)

Canlarım kısaca toparlayacak olursak:(umarım yapabilirim ) İnsanın tek tek şeyleri deneyimlemesi sonucu ortaya çıkan sonuçları, diğer başka şeylere genellemesini problemli buluyor Hume. Yani odada düğme var bastın lamba yandı, bu demek değildir ki diğer odadaki düğme de bu işe yarar.Bizim böyle düşünmemizin tek sebebi "TECRÜBE ve ALIŞKANLIKLARIMIZDIR".(En basit bu örnek aklıma geldi, ne edeyim, ben yandım dedim onlar yanmasın. ) Her olayı kendi içinde değerlendirin diyor kısaca.
Rorschach
Rorschach İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma'yı inceledi.
192 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
David hume' un ilk yıllarında oluşturduğu felsefesinin yaşamının sonlarına kadar kendi süzgecinden geçirdiği, sadeleştirip yoğunlaştırdığı rafine bir metin bu. Felsefe yazım tarihinde anlaşılabilir, genel okuyucuya da hitap edebilen ve dünyanın bir nebze anlamlandırılabilmesine ön ayak olan ve maalesef az sayıda bulunan metinlerden biri bu. Mesela Kant okumalarını, kant çalışıp onun üstüne incelemeler yazan birinin desteği olmadan ilerletmeye çalışmak, tecrübelerime göre, deveye hendek atlatmaktan daha zor. Aynı şey Heidegger, Hegel gibi büyük düşünürler için de geçerli. Hume, sanırım, hayatı boyunca aldığı eleştirileri değerlendirip, ilk oluşturduğu fikirleri, o dönem ortaya çıkan farklı düşünce sistemlerinden de yararlanarak, özetleyip sadeleştirerek genele daha fazla hitap edebilme kaygısı gütmüş. Metin hem ampirizmi ileri boyutlara taşıyor, skeptik itirazlara çok yerinde cevaplar sunuyor, metafizik düşüncenin doğasını ve sınırlarını tartışıyor hem de daha somut ve günlük meselelerle (özgürlük, mucize gibi) ilgili çok yerinde tespitler yapıyor. Felsefe metinlerine ilgi duyan ve bu konuda asgari bir birikime sahip olan herkesin okumasında fayda var.
%20 (40/200)
·Puan vermedi
Kitabı biraz okuduktan bana faydalı olmayacağını anladığımda biraz araştırma yaptım. Halbuki önsözü okusam zaten okumama gerek kalmayacaktı ama işte önsözleri okumayı pek sevmem kitap akademik olarak bu konu üzerinde çalışma yapacak kişiler için yararlı olacaktır. Çok fazla kişinin görüşlerine tarihsel olarak yer verilmiş derin ve titiz bir çalışma ancak dediğim gibi sadece konu hakkında yüzeysel bir bilgi katmak için bile uygun olmadığını düşünüyorum.
192 syf.
·12 günde·8/10
Anlaşılması kolaydı fakat bazı cümleler üzerinde çok düşünmeniz gerekiyor okurken. Çok düşünmek de yoruyor. Kitabı sakin kafayla veya uyku ihtiyacı olmadığı zamanlarda okuyunuz başka diyeceğim yok.

Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ferit Burak Aydar
Unvan:
Türk Yazar, Çevirmen
İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Koç Üniversitesi Yayınevi’nde editör-çevirmen. Terry Eagleton, Fredric Jameson, Edward Said, György Lukács, David Hume, V.İ. Lenin gibi yazarların kitapları başta olmak üzere yayımlanmış 70’ten fazla çevirisi vardır. Ayrıca Toplumsal Tarih, Birikim, Cogito, Kitap-lık gibi dergilerde ve BirGün ile Agos gazetelerinde yazıları yayımlanmıştır. İspanya İç Savaşı’nın İzinde (2017) ve 1917: Devrimin Rapsodisi (2017) başlıklı iki eseri vardır.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 854 okur okudu.
  • 64 okur okuyor.
  • 1.390 okur okuyacak.
  • 24 okur yarım bıraktı.