Filiz Deniztekin

Filiz Deniztekin

Çevirmen
8.3/10
496 Kişi
·
1.244
Okunma
·
2
Beğeni
·
164
Gösterim
Adı:
Filiz Deniztekin
Tam adı:
Filiz Nayır Deniztekin
Unvan:
Türk Editör, Çevirmen
Doğum:
istanbul, Türkiye, 1954
Filiz Nayır Deniztekin 1954’te İstanbul’da doğdu. Saint Benoit Lisesini bitirdi, üniversite öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı.

1980’de Varlık Yayınları’nda çalışmaya başladı, 1981’de Yaşar Nabi Nayır’ın vefatından sonra dergi ve yayınevinin yönetimini üstlendi.

1982’de Osman Deniztekin’le evliliğinden Ece adında bir kızı oldu. Aynı zamanda ortağı olan Osman Deniztekin’le 2014 yılında vefatına kadar birlikte çalıştı.

Editörlüğün yanı sıra çevirmenlik de yapan Filiz Nayır Deniztekin halen Varlık Yayınları’nın yönetim kurulu başkanıdır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
215 syf.
Yıl 1994...

Nisan...

Ablam 2 yaşında. Babam Erciş'te usta birliğinde. Ablamın da dillendiği zamanlar artık. Aile büyüklerimiz, konuşturmaktan büyük zevk alıyorlar. Telefon yok. Babamın sesini duyamıyor yani ablam, fotoğraflarını gösteriyorlar, sürekli ondan bahsediyor annem, unutturmuyor. "Taaa Van'da baban!" diye öğretiyor ablama.

Bir gün akşam oturmuş evde herkes,anneannemler de var, çaylar içilirken evin içinde koşturuyor ablam. Annem peşinde koşmaktan illallah demiş, alıyor oturtuyor yere.
"Nerde kızım baban?" diyor. Ablam elini kaldırıyor işaret parmağı havada, "Taavanda!" diyor gösterdiği yere bakarak.

Gözünden yaş geliyor herkesin gülerken. Dünyanın öbür ucunda, çektikleri acılar yüzünden göz pınarları kurumuş insanlardan haberleri yok. 800.000 kişinin katledildiği o kısa sürede ailemin küçük eğlencesi oluyor ablamın "tavan" hikayesi...

Ruanda...

Erzurum büyüklüğünde bir Doğu Afrika ülkesi. Batısında Demokratik Kongo Cumhuriyeti, kuzeyinde Uganda, doğusunda Tanzanya, güneyinde Burundi.

Kahve ve çay ihracatında önemli bir yere sahip olan Ruanda, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Belçika'nın sömürgesi haline geldi. Belçika, ülkeyi Tutsi ve Hutu ırkı olarak ikiye böldü ve ülke nüfusunun %10'unu oluşturan Tutsileri fiziki özelliklerinden ötürü üstün ırk ilan etti. Hutu halkı ikinci sınıf muameleye tabi tutuldu, eğitim, sağlık, iş imkanları kısıtlandı. Tutsiler yönetenler, Hutular yönetilenler oldu.

İkinci Dünya Savaşı sonrası değişen dengeler, Belçika'nın bölgedeki hâkimiyetini kısıtladı, Fransa da Belçika'yla birlikte Ruanda üstünde sömürge kurmaya başladı.Azalan Belçika hakimiyeti Hutular için varlıklarını gösterme fırsatı yarattı. 1960'lardan itibaren Hutu zulmü başladı, birçok Tutsi öldü ya da göçtü.

70'li yıllarda darbeyle ülkenin başına geçen Hutu kökenli Habyarimana bütün partileri kapattı, tek partili sisteme geçti. Dönem içinde yaşananlar ve izlediği politikalar yüzünden kendi partisinin de nefretini kazandı.6 Nisan 1994'te başkan Habyarimana, uçağı vurularak öldürüldü ve soykırımı başlatan olay, başkanın öldürülmesi oldu.

Ve devam eden 3 ay...

Kayda geçen 800.000 ölü.. Tutsiler ve onlara yardım etmek isteyen Hutular.-Hamilelerin bebekleri dahil değil bu sayıya-

Radyodan yapılan Yolande Mukagasana'nın deyimiyle "CİNAYETE ÇAĞRI"lar...

En çok Tutsi öldürenin rütbe aldığı bir soykırım.

Cesetlerden oluşturulmuş barikatlar...

Yol kenarlarında kimi kolsuz, kimi bacaksız, iç organları dışarı fırlamış ölüm dilencileri...

İki adımda bir karşılaşılan kesik eller, kollar, bacaklar, kafalar..

Vurularak hindistan cevizi gibi patlatılan kafatasları...

Bir Tutsi'nin anne karnında nasıl durduğunu merak eden Hutu askerinin tek bir hamlede anne karnını palayla deşmesi...

Tecavüze uğrayan binlerce kadın, çocuk...

Akıl sağlığını yitirmiş insanlar...

Hepsinin korkulu rüyası palalı askerler...

Ülke ekonomisinin durumu ateşli silah almaya müsaade etmeyince, kıyım Fransız desteğiyle Hutu halkına karşılıksız dağıtılan palalarla yapıldı.
Bu durum Hutuların işine geldi zira amaçları yalnızca öldürmek değildi. Acı çektirmek, kan dökmek, düşmanlarının kıvrandıklarını görmek onların yegane zevkiydi.

Ölebilmek lüks sayılıyordu. Biraz parası kalan Tutsiler, kendileri için kurşun satın alıyor ve eziyete uğramadan kendilerini öldürüyordu. Sahi, bu intihar sayılır mı ?

Yolande Mukagasana... Bölgede çok sevilen başarılı bir hemşire. Bu soykırımı birebir yaşamış, anı türünde bir eser ortaya koymuş. Kitabın dili, bazı okurları tatmin etmeyebilir ancak anlattıkları çok çarpıcı.

3 çocuk annesi mutlu bir kadın olan Yolande, kocası ve çocuklarıyla birlikte bir gece evini terk etmek zorunda kalıyor. O günden sonra çalılıklar, tarlalar nereyi bulurlarsa orda yaşıyorlar. Kocasının ölümü, çocuklarının kayboluşu... Hutu kimliğiyle saklandığı yerler, başına gelenler...

‎Bir insana insan olduğunu unutturur mu yaşadıkları?
‎Gülümsemeyi unutur mu insan?

‎ Unuturmuş.

Ortaya koyduğu özellikle Batı tespitleri,25 sene sonra hala geçerli.
Avrupa, bugün de Afrika'da yaşayanlara insan diyemiyor. Yalnız Afrika değil, Avrupa dışında yaşayan herkese karşı durum bu. Bir örnek vereyim.

Bugün Türkiye'de kaç mülteci var?
4 milyon mu ? Değil.

1961 Cenevre Sözleşmesi için Mülteci Hukuku'na dair ilk genel düzenleme denebilir. 1967'de yapılan ek bir protokolle, bazı sınırlandırmalar getirilmiş -coğrafi sınır şartı korunmuş-, Türkiye de bu sözleşmeyi bu protokolle kabul etmiştir.

‎Ülkemizde 2014 yılında Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kabul edildi. Bazı kavramlar, tarafı olduğumuz sözleşmenin metnine bağlı kalınarak iç hukukumuzda varlığını gösterdi. Bunlardan biri de mültecilik statüsü...

Yaniii,

Bir insana mültecilik haklarının tanınabilmesi için Avrupa'dan gelmesi gerekir. Aksi takdirde o insan mülteci olamaz. Arap Baharı sonrasında görülen hareketliliğin sonuncunda şartlı mülteci gibi yeni statüler ortaya konmuştur. Bugün ülkemizdeki Suriyeliler "geçici koruma" statüsündedirler.

Avrupa her zaman Avrupa'dır.

Bu konuyu burda noktalamam gerektiği hissine kapılarak Yolande Mukagasana'ya geri dönüyorum.

Son 30 yılda göçen Tutsiler, Yurtsever Cephe olarak Hutulara karşı savaşmakta ve soykırımın başlamasından yaklaşık 3 ay kadar sonra Tutsiler adına başarılı sayılacak hamleler yapmaktaydılar.

Yurtsever Cephe kontrolünde kalan bölgede Tutsi barınakları oluşturulmuş ve ölümün istemediği Yolande'nin bu tarihteki uğrak yerlerinden biri de bu barınak olmuştur.
Barınakta tanıdıklarından çocuklarının katledildiğini öğrenen Yolande, burda kaldığı süre boyunca hastaları tedavi etmiş, gördüğü insanlar kendi deyimiyle "BELKİ SOYKIRIM BAŞLADIĞINDAN BERİ İLK KEZ, RUANDA'DAKİ TEK TUTSİ KADIN OLMADIĞININ BİLİNCİNE VARMASINI" sağlamıştır.

İncelemeyi Mukagasana'nın biz okuyuculara bıraktığı notla bitirmek istiyorum.

" Günün birinde bunları yazarsam, okuyacak gücü kendilerinde bulamayanlar da, Ruanda’daki soykırımın suç ortağı saysınlar kendilerini, diyorum kendi kendime.

Ben, Yolande Mukagasana, insanlığa karşı, Ruanda halkının çektiklerini öğrenmek istemeyen herkesin, cellatların suç ortağı olduğunu ilan ediyorum. Dünya ancak, şiddet gereksinimini irdelemeyi kabul ettiğinde şiddetten vazgeçecektir.

Ne dehşet ne de merhamet uyandırmak istiyorum. Tek isteğim tanıklık etmek. İnce bir bölmenin ardından dinlediğim bu adamlar, bana en kötü ıstırapları vaat ediyorlar, ne onlardan nefret ediyor, ne de onları kınıyorum. Acıyorum onlara. "


İyi okumalar...
422 syf.
·Puan vermedi
Önce kendi evinde başarılı ol.
Rabbinin yardımını iste ve buna layık ol.
Dürüstlüğünden ödün verme.
Ilgili kişileri unutma.
Bir yargıya varmadan önce her iki tarafı da dinle.
Başkalarına akıl danış.
Orada bulunmayanları savun.
İçten ama kararlı ol.
Her yıl yeni bir konuda yeterlilik kazan.
Yarının işini bugünden tasarla.
Beklerken elini çabuk tut.
Her zaman olumlu tavır takın.
Mizah ve Hoşgörü anlayışını kaybetme.
Kişi olarak da iş yerinde de düzenli ol.

Hatalardan korkma, sadece o hatalara yaratıcı, yapıcı ve düzeltici tepkiler gösterememekten kork..
215 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
''Ruanda'dan gelen haberlerde çatışmalarda yüzbinlerce ölü olduğu ve ülkedeki Nyaborongo nehrinin yüzeyini tamamen cesetlerin kapladığı bildirilmektedir.''

Yukarıda yazdığım cümle 1994 yılı nisan ayında radyodan dinlediğim bir haber cümlesiydi. Bütün korkunçluğuyla o günden bugüne kadar hafızamdaki yerini korumaktadır. Bizler evlerimizde, işyerlerimizde sadece birkaç dakikamızı vererek bu haberleri dinlerken, maalesef ki Ruanda'da dünya tarihinin en büyük ve en acımasız katliamlarından biri yaşanıyordu. Bir milyon civarında Tutsi ve ılımlı Hutu, ülkeyi yöneten soykırımcı Hutular tarafından vahşice katlediliyordu.

Bu kitabın yazarı Yolanda Mukagasana, bu korkunç katliamdan sağ kurtulmayı başaran nadir Tutsi'lerden biridir. Yazar kitabında katliam süresince gördüklerini, yaşadığı olayları ve verdiği hayatta kalma mücadelesini anlatmaktadır.

Bir katliamla ilgili dışarıdan gözlemlerle ne kadar çok şey anlatılsa da, direk katliamı yaşamış, onu her yönüyle hissetmiş birinin anlatımları çok daha etkileyicidir. O yüzden kitabı okurken adeta orada yaşananları siz de bütün benliğinizde hissediyorsunuz.

Son derece akıcı ve sürükleyici bir şekilde yazılmış olan bu, dramatik ve gerçek olayları anlatan kitabın mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğu kanaatini taşıyorum. Ve okunmasını da kesinlikle tavsiye ediyorum.

Bu katliamla ilgili olarak , tanıkların ifadelerine dayanılarak bir kaç film de yapılmıştır. Bunlardan benim de seyrettiğim ve oldukça başarılı bulduğum iki film adını vermek isterim. Birisi, 2005 yılı yapımı ''Kara Nisan'' , diğeri 2004 yılı yapımı ''Hotel Rwanda'' dır. İlgilenen arkadaşların seyretmelerini öneririm.
422 syf.
Kişisel gelişim kitaplarının hayatınızda bir mucize yaratamayacağından inanlardanım lâkin kişisel gelişim kitaplarını hayatımdaki insanlardan, işimden , hayatın adaletsiz düzeninden sıkıldığımda beni gazlaması için tercih ediyorum.
Şöyle bir bakındım herkes çok beğenmiş aman efendim böylesi yok ! , harika ! bestsellere girmiş! falan filan. Hemen okumaya başladım. Benden kaynaklı bir şey sanırım ben de herkeste bıraktığı intibayı bırakmadı.
Ders kitabı niteliğindeki bölümleri beni çok sıktı, o yüzden baya ağır ilerledi.Akıcılık anlamında zayıf yani.Fazla realist olması da ekstrası sanki küçükken andımız okunmadan önce okul müdürü konuşma yapardı ya ' şöyle yapın böyle olursun ' adamı sıkardı tam bu yazara uyan örnek benim için.Aynı o tarzda bir dili vardı.
Kusura bakmasın okuyan okur arkadaşlar ben bundan daha iyisini okudum, daha iyilerini izledim! İş dünyasında verdiği örnekleri dünyanın , ülkemizin en iyi ceolarının konuşmalarını dinlediğinizde hak verirsiniz ve hayatını sil baştan yazan ilkokul mezunu bile olmayan bir kadının sosyal hayatının tecrübeleri sizin gelişiminize daha fazla destek olur bu kitaptan.
İngilizceniz varsa "goalcast" adlı siteyi incelemenizi, ordaki kişisel gelişim koçlarının videolarını tavsiye ederim.
568 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Davranışlarımızın nedenleri , karar alma kriterlerimiz, ahlak anlayışımız neye göre değişir? Beni bana anlatan kitapları her zaman sevmişimdir. Bu kitap kesinlikle onlardan biri.Konuları istatistiki açıdan ele alıyor ve karar alırken nasıl kolay manipüle edildiğimizi acı bir şekilde anlatıyor.
Kitaptan bir örnek ;
600 kişiyi öldürmesi beklenen sıra dışı bir salgın olduğunu düşünün. Hastalıkla savaşmak için iki alternatif program önerilmiş. Programın sonuçlarına ilişkin kesin bilimsel tahminlerin şunlar olduğunu varsayın :
Program A benimsenirse ,200 kişi kurtulacak
Program B benimsenirse , üçte bir olasılıkla 600 kişi kurtulacak ve üçte iki olasılıkla kimse kurtulamayacak .
Hangisini seçerdiniz?
Deneye katılanların çoğu A' yı seçiyor, kesin seçeneği kumara tercih ediyor.

Peki şu şekilde sorulsaydı:
Program A seçilirse 400 kişi ölecek
Program B seçilirse üçte bir olasılıkla kimse ölmeyecek ve üçte iki olasılıkla 600 kişi ölecek .

ihtimaller iki önermede de aynı. Fakat ikinci bölümde deneklerin büyük bir bölümü kumarı seçiyor.
422 syf.
Kişisel gelişim kitaplarının mucizevi etkiyi tam da o kitapla oluşturacağınız saçmalığına getirdiği muhteşem eleştirileriyle yazar, eyleme geçmezseniz ve okuyup da hak verdiğiniz her şeyi üzerinize alınmazsanız bu kitap da yararsız bir kitaptır diyor, ana fikir olarak.İlke merkezli yaşam için sunduğu örnekler gerçekçi ve uygulanabilir.Yöntem değil bakış açısı vermeyi önemseyen yazarın tüm eserleri okunmaya değer nadide kişisel gelişim kitaplarındandır.
568 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Daniel Kahneman beynimizdeki karar mekanizmaları üzerine yaptığı araştırmalar ile 2002 Nobel Ekonomi Ödülü'ne layık görülmüş bir psikolog. Kitabında da birçok psikolog ve araştırmacının deneylerinden örnekler vererek bu karar mekanizmalarını açıklamış. Örnek verdiği pek çok karar mekanizması ufkunuzu açacak cinsten. Okumak isteyenlere mutlaka öneririm.

Yazarın biyografisi

Adı:
Filiz Deniztekin
Tam adı:
Filiz Nayır Deniztekin
Unvan:
Türk Editör, Çevirmen
Doğum:
istanbul, Türkiye, 1954
Filiz Nayır Deniztekin 1954’te İstanbul’da doğdu. Saint Benoit Lisesini bitirdi, üniversite öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı.

1980’de Varlık Yayınları’nda çalışmaya başladı, 1981’de Yaşar Nabi Nayır’ın vefatından sonra dergi ve yayınevinin yönetimini üstlendi.

1982’de Osman Deniztekin’le evliliğinden Ece adında bir kızı oldu. Aynı zamanda ortağı olan Osman Deniztekin’le 2014 yılında vefatına kadar birlikte çalıştı.

Editörlüğün yanı sıra çevirmenlik de yapan Filiz Nayır Deniztekin halen Varlık Yayınları’nın yönetim kurulu başkanıdır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 1.244 okur okudu.
  • 266 okur okuyor.
  • 2.036 okur okuyacak.
  • 130 okur yarım bıraktı.