Filiz Odabaş

Filiz Odabaş

ÇevirmenTasarımcı
8.0/10
807 Kişi
·
793
Okunma
·
0
Beğeni
·
144
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
432 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Masumiyet Çağı 19.yüzyılda New York’ta yaşayan burjuva sınıfının yaşantısı kaleme alınmıştır.Kitapta olaylar Avukat Arthur’ın nişanlanmasından sonra Avrupadan gelen kuzeni Kontes Olenska’yı görmesiyle bir şeyler hissetmeye başlamasıyla başlar.Kontes Olenska evlidir ve boşanmak ister ancak çevre tarafından dışlanacağını bilmesine rağmen bildiğini yapar.Avukat Arthur kuzenini gördükten sonra bir değişim içine girer ve zamanla nişanlısına ve çevreye olan bakış açısında değişiklikler olur.Arthur çevrenin ne dediğine ve giyimine önem veren biriydi Kontes Olenska’yı tanıdıktan sonra çevre ona çok gelenekçi ve sıkıcı gelmeye başlar.Aşk ve Gurur kitabını severek okuyanların okuması gereken bir eser Kitap insanların özgür olması gerektiği ve içlerinden nasıl geliyorsa öyle davranması gerektiğini belirtiyor.
Keyifli Okumalar Dilerim
256 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Giriş Not: Çocukları lütfen kendi yetenek ve istekleriniz üzerine yönlendirmeyin. Yetenek ve isteklerine göre yönlendirin.

“Çocuklar boyama kitabı değildir, 
onları en sevdiğin renge boyayamazsın."

{ Uçurtma avcısı - Khaled Hosseini }


Ailesi Nikola Tesla'yı papaz olma yolunda zorlamışlar. Devamlı baskı oluşturmuşlar. Bunu aldırış etmeyen Nikola Tesla tanıdığımız mucit yolunda ilerlemiş. İyiki ilerlemiş.

Niko Tesla'nın babasının doğuştan filozof, şair, yazar tarzı biri olması Nikola Tesla'yı etkilemiş, geliştirmiş, düşündürmüş katkı sağlamıştır.

Annesi köklü bir aileden gelmiştir. Annesinin babası hem de büyük babası tarım alanında geliştirici araç gereç mucitler ortaya koymuştur.

Nikola Tesla çocukluktan gelen hastalık mı denir? özel güç mü denir? Bilmiyorum ama doktora gitmiş psikolojik desdek almış fakat hepsi sonuçsuz kalmış çare bulunamamıştır. Nikola Tesla kafasında herhangi bir şey düşündüğünde soyut olan düşünceler somut olarak gözler önüne geldiğini yazmıştır. Hayatı boyunca bundan kötü yönde etkilenmiştir.

17 yaşına kadar kafasında seyahatler ettiğini. Yeni yerler, şehirler ve ülkeleri aklındaki düşünceleriyle gezdiğini söylüyor. Çok ilginç gerçekten.

Hayatı boyunca bu olaydan kötü etkilenmiş olabilir fakat Nikola Tesla bunu iyi yönde kullanmıştır. Mucit olma yolunda kafasında oluşturduğu fikirleri fazla deneyler yapmadan hatta tek bir düşünme ile hiç bir şeye dokunmadan geliştirip mükemmelleştirmiştir. Tek seferde somut haline geçirmiş ve olumlu sonuçlar almıştır.

Nikola Tesla bizler gibi okuduğu kitaplardan etkilendiği yazarlar olmuş ve bu yazarlardan özgüven almıştır. Korktuğu kaçındığı noktaları okuduğu yazarlar sayesinde etkilenip korkularının üstüne üstüne gitmiştir.

Genç yaşta 2 defa boğulmaktan kendi bilimsel görüşü soyut düşünceyi somuta aktarmasıyla kurtulmuştur.

Covid-19 gibi o yüzyıllarda ki virüs hastalığı çıkmıştır. Nikola Tesla'ya bulaşan virüs Nikola Tesla'yı 1.5 yıl kötü etkilemiştir. Deneylerden geri ve uzak durmasına sebep olmuştur.

İleride düşünceleri ve fikirlerini somuta tamamen bilime dayalı olarak aktarmış icatlar, buluşlar gerçekleştirmiştir.

Nikola Tesla'nın kulakları normal insanlara göre 13 kat daha iyi duyabildiğini ve bu sebepten dolayı 50 km uzaklıktan geçen trenin sesini duyduğunu söylüyor. Kendi komşuları veya 1-2 sokak aşağısında gerçekleşen küçük seslerini duyabiliyormuş. Çok iyi bir şey diyeceksiniz biliyorum ama Nikola Tesla genellikle geceler boyu uyuyamadığı işkenceler içinde uyuya kaldığını söylüyor.

Nikola Tesla belli zaman geçtikten sonra kendini kanıtlamaya ve insanların dikkatimi çekmeye başlar başlamaz belli şirketlerle anlaşmıştır. Şirketlerle anlaşmasının sebebi Nikola Tesla'nın kendini geliştirmek için bireysel imkânı olmamasıdır. Parası olmadığı için alamadığı, bulamadığı imkanı, tesisatı şirket sayesinde elde etmiştir.

Edison'la tanışmıştır. Edison, Nikola Tesla'ya bu zamana kadar çalıştığım en iyi asistansın övgülerinde bulunmuştur.

Ben genel noktalarına değindim ve anlattım. Nikola Tesla " İnsan enerjisini arttırmanın üç yolu" adlı çalışmasını kitapta yazmıştır. Düşünceleri o kadar güzel ki beni çok etkiledi. 1800 yıllarının sonlarında yaptığı çalışmaları, görüşleri abartısız harikulade. O yıllara göre bakış açısı ve azimle sürekli bazı ülkeler arası gezmesi ve sürekli öğrendiklerini bildiklerini somut hale getirmesi gözler önüne sermesi bu gün onun buluşlarının temelleri ile gelişime açılmıştır.

Kitap bilimsel bilgi olarak içeriği yorucu olarak asla düşünmeyin. Nikola Tesla bilimsel bakış açısını ve buluşlarını kelimelerle çok sürükleyici bir dille anlatmıştır.

Ben genellikle kişisel gelişim odaklı kitapları, bakış açısı kazandıracak kitapları daha çok seviyorum. Sizlerin de bu kitabı okumasını tavsiye ederim.

Kitabı A101'den 4 TL aldım.
Kitabı 4 günde okudum.
Kitap belki 400 bakış açısı kazandırdı..
Kısa günün kârı :)
496 syf.
·23 günde·Beğendi·10/10 puan
İncelememe geçmeden önce söylemek istiyorum. Genellikle 1k' da inceleme yapmıyorum. Bunun farkındayım. Ama bunun sebebini şuna bağlıyorum. İnceleme gerçekten önemli bir şey. Kimi zaman bir sürü insan bir inceleme sayesinde kitabı okumaya karar verirken, kimi zamansa bir inceleme yüzünden bir sürü insan belki de çok güzel olan bir kitaptan mahrum kalıyor.

Ama Paramparça bir kız, benim kötü diyebileceğim son kitap bile olamaz. Amacım övmek değil, bir kızın - acı çeken bir kızın- okuduğum en güzel hikayesiydi. Yazarın hayatını okuyup anlamlandırdığınızda her şey ortaya çıkıyor zaten.

Burada başrol Charlie Davis ile ilgili sürülerce şey yazabilirim. Sürülerce şey betimleyebilirim. Fakat ben yine de bunu kendinizin bulmasını çok daha yararlı buluyorum. Daha etkileyici olur bence.

Kitaptaki her olayda, Sessiz Sue' nun yani Charlie'nin yaşamını daha iyi kavradım. Bakış açısını, yaralarını deşmesini, hatta belki de deşilmesini...

Bu kitabı tüm her şeye açıksanız okuyun derim. Charlie'nin sesine kulak verin ve sizi kendi dünyasına çekmesine izin verin.

Yazarın da dediği gibi, "İnsanlar bu kızları bilmeli. Acılarını bedenlerine yazan kızları."
512 syf.
·5 günde·9/10 puan
Harika bir seriyi bitirmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Bu yorum SPOILER içebilir. Başta hemen söyleyeyim fantastik severler bu seriyi hemen alıp okuyor.

☆Alina'nın yolculuğunu okumak çok keyifliydi. Malyen, Nikolai ve diğer karakterleri bu kitapta o kadar çok sevdim ki anlatamam.(Oncat beybi seni ayrı seviyorum.) Nikolai'nin sahnelerinde hafif üzülmedim değil hani. Ve bir yanım Karanlıklar Efendisi için yasta. Lütfen sevdiğim karakterlere bunu yapmayın. Malyen ile Alina ilişkisine sıcak bakmasam da sonunda onlara da alıştım. Alina huzurlu bir yaşamı haketmişti. (Sonuna kadar Alina & Karanlıklar Efendisi shipleyeceğim ama. ) Kitabı yeni bitirdiğim için duygularım çok yoğun. Abarttıysam da normal karşılayın lütfen. Bir puanı sevdiğim karaktere olanlar için kırıyorum.
Yakında Grishaverse dünyasına ait diğer kitapları da okumak istiyorum. Seriyi okumayı düşünenlere hemen alın diyorum ve keyifli okumalar diliyorum.
Not: Seni unutmayacağım Aleksander benim minik nichevo'yam.
448 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Gölge ve Kemik (Grishaverse 1)

"Çok daha güçlü, çok daha saftı. Çünkü benimdi. En sonunda tamamen bana ait bir şeyim olmuştu."

Öncelikle kitap gerçekten çok güzeldi. Fantastik türü kitapları çok seven biri olarak zaten beğenmemem mümkün değilmiş gibi geliyor.

Kısaca kitabın konusundan bahsedeyim:
Karanlığın ve kötülüğün hüküm sürdüğü bir yerde, her şeyi değiştirebilecek ancak güçlerinin farkında olmayan bir yetim kız vardır. Zamanında yine yetim olan bir arkadaşı ile birlikte, güçlü büyücüler topluluğu olan Grisha'ya katılmak üzere yetimhaneden alınırlar. O zamanlar Alina gücünün ve sonrasında başına neler geleceğinin farkında değildir.
Bir olay sırasında, çocukluk arkadaşının ölümle burun buruna gelmesi ile Alina korkuları ve kaderiyle yüzleşir. Hem çocukluk arkadaşı, hem de Grisha dünyası tehlikededir. Aslında her ne kadar savaşın içerisinde olduklarını düşünsede Alina, kendini keşfetmesi ile savaşı başlatır.

Yazarın kurmuş olduğu fantastik dünya gerçekten büyüleyiciydi. Olay kurgusu, karakterleri harikaydı. Betimlemelerden, gereksiz ayrıntılardan uzak, akıcı bir şekilde anlatılmış olaylar. Kitabı okurken çok keyif aldım. Elimden bırakamadım. Kitabı seveceğimi düşünüyordum ama bu kadar güzel bir kitap olacağını hiç tahmin etmemiştim. Her ne kadar çok göz önünde olan bir karakter olmasa da en sevdiğim kişi Malyen'di. Karanlıklar Efendisi, kitabın başından beri ısınamadım bir karakter oldu.

Kitap başından sonuna kadar harikaydı. Fantastik dünyaları seven kişilerin beğenebileceği bir kitap olacağını düşünüyorum. Ben çok beğendim ve bu tarz kitapları sevenlere tavsiye ederim.
624 syf.
.
.
.

Bu inceleme hem Kargalar Meclisi'nin hem de Sahte Krallık'ın incelemesidir.


SPOİLER İÇERİR.



~~~~~~~



Saat 2.26. Kitabı yeni bitirdim ve bu duygu seli içinde incelemeyi nasıl toparlayacağım hakkında bir fikrim yok.

#98228912

Tek kelimeyle muazzam. Hayatımda okuduğum en iyi fantastik serilerden biri olabilir. Gerek karakterlerin orijinalliği olsun gerek yazarın konuyu işleyiş tarzı olsun, gerçekten çok iyiydi. Yazarın belli bir bilgi birikiminin olduğu belli. Yazmak için yazmamıştı. Olay örgüsünü itinayla, ilmek ilmek işlemiş ve insanın anlaması için bazı yerleri iki üç kez okuması gereken bir yapıt ortaya çıkmış. Betimlemeleri iyiydi. Havada uçuşan hormonlar yoktu. Kullandıkları aktif organ sadece beyindi. Bu çok iyi geldi bana. Ayrıca ara sıra ekonomi terimleriyle boğuştum kitapta. İlk defa bir yazarın fantastik dünyayla gerçek dünya arasında böyle sosyal bir bağ kurduğunu gördüm ki benim okuduğum fantastik kitaplar siteye kaydettiğim kadarıyla sınırlı değil.

Konudan ve karakterlerden bahsetmemem olmaz tabi. Romanlarımız normal kahramanlardan değil de tanıtımdan anlayabileceğiniz üzere antikahramanlardan oluşuyor: Eski grisha avcısı bir mahkum (Matthias), bahis düşkünü bir keskin nişancı (Jesper), bir kaçak (Wylan) , cellat olan bir grisha (Nina), Hayalet lakaplı bir casus (Inej) ve onları bir araya getiren, gözümün nuru, antilerin antisi, kaçış uzmanı dahi dolandırıcımız Kaz Brekker.

Kitap karakterleriyle bu kadar bağ kurmayı acilen kesmeliyim.

Konuya geçmeden önce, konuyu daha iyi anlamanız adına, karakterlerin önceki yaşantılarından bahsetmek istiyorum. Karakterlerin bazıları zaten birbirleriyle tanışık. Wylan'ın özel durumumdan sonra bahsedeceğim. Mesela. Matthias ve Nina'yı tanıtırken grisha diye bir kelime kullandım. Nedir bu grisha? Aslında grisha, zowa, büyücü, cadı hepsi aynı şey. Aralarında bir fark yok. Cellat dediğimiz şeyse kızın mesleği değil gücü. İnsanları öldürme yeteneğine sahip. Matthias'ın dahil olduğu avcı yani drüskelle grubu da grishaları tehlikelisi olduğu gerekçesiyle avlıyor. Bir gün Matthias, Nina’yı yakalıyor. Onu yargılamak üzere ülkelerine götüreceğini sırada tekne kaza yapıyor ve Matthias'ı kazadan Nina kurtarıyor. Kazazedeler medeniyeti ararken beraber geçirdikleri iki hafta sonucu birbirleriyle arkadaş (arkadaş?) oluyorlar. Ama sonra Nina, Matthias'ı zindana attırıyor. Nedeni uzun fakat bunu kötü bir niyetle yapmadığını söyleyebilirim. Ama bu, Matthias'ın tekrar onu ve onu gördükten sonra kendini öldürmek istemesine engel olmuyor tabi... Aralarındaki ilişkiyi şu alıntılar gayet güzel anlatır bence: #98518860
#98349268

Jesper, Inej ve Kaz da Döküntüler adı verilen bir çetenin üyeleri. Zaten olayların geçtiği, ticaretin kutsal sayıldığı Ketterdam kötü bir şehir. Şehir serserileri yani çeteler ve zengin tüccarlardan oluşuyor. Bu iki grup arasında her türlü pislik ve kandırmaca var. Zaten yazar romanında insan kaçakçılığı ve zorla çalıştırılma üzerine bayağı durmuş. Teşekkürde de bundan hahsetmiş. Neyse, Kaz, çete başının sağ kolu. Adam hiçbir şey yapmadığı için çetenin işlerini hep Kaz yapıyor. Kendi tabiriyle "güvercin yoluyor". Ketterdam'da herkes ona Kirlieller diyor. Kaz'ın geçmişini anlatacağım ama diğerlerine kıyasla uzun olduğu için onu en sona bırakacağım.

Jesper da aslında bir grisha. Ama bunu herkesten saklıyor (tabi ki Kaz'dan saklayamaz) ve normal biriymiş gibi yaşamını sürüyor. Babası çiftçi ve onu üniversite okuması için şehre yolluyor fakat o okumuyor ve babasının üniversite için biriktirdiği parayı kumarda harcıyor. Hatta babasının çiftlik evini de borca sokuyor yanlış hatırlamıyorsam. Sonra da Döküntüler'e katılıyor.

Inej. Inej küçükken kaçırılıp geneleve satılıyor. Orada geçirdiği zorlu yıllar sonrasında onu genelevden Kaz kurtarıyor ve onu çetesine katıyor. Ona eğitim veriyor ve o da Ketterdam'in en iyi casusu oluyor. Zaten Kaz'ın her şeyi bilmesinin nedeni de hep Inej. Inej her yere kolaylıkla sızabildiği için Kaz'ın ihtiyacı olan her bilgiyi ona sunabiliyor. Ama her ne kadar tehlikeli bir casus olsa da kaçırılan, işkence gören ve cinsel tacize uğrayan herkes gibi onun da belirli travmaları var.

Vee assolistimiz Kaz. Bacağı sakat olduğu için bastonla dolaşan, ellerine sürekli eldiven takan, herkesin nefret ettiği, Matthias'ın şeytan dediği, kanal faresi, lakabı Kirlieller olan çocuk. Peki bu tospa alıntı paylaşırken Kaz, Kaz deyip durdu. Kim bu Kaz? Eldiven ne alaka? Şimdi, bu Kaz henüz küçükken annesi babası öldüğü için abisiyle beraber her şeylerini satıp Ketterdam'e gelmişler. Kaz daha sekiz dokuz yaşlarında o zaman. Paralarını değerlendirip yeni bir hayat kurmak için tüccarlarla anlaşmaya, hisse satın almaya falan çalışmış abisi. Jacob Hertzoon diye bir tüccarla anlaşma yapıyorlar. Ama adam onları kandırıyor ve beş parasız halde sokağa atıyor. Sonra Kaz ve abisi sokaklarda sürünürken o sırada çıkmış olan bir vebaya yakalanıyorlar. Abisi ve o koyun koyuna uyurken abisi ölüyor ve ceset toplayıcılar Kaz'ın da öldüğünü zannederek abisiyle beraber onu da ceset teknesine bindirip denize yolluyorlar. Kaz uyanınca etrafında bir sürü kokuşmuş, çürümüş ve şişmiş ceset olduğunu görüyor. Sonra da kıyıya ulaşmak için abisinin çürümüş cesedine sarılıp kıyıya doğru yüzüyor. Burası çok kötüydü işte. Bu olay Kaz'da çok büyük bir travma oluşturuyor ve Kaz artık eldivensiz dolaşamıyor. Dokunduğu her insanda o cesetlere dokunduğunu hatırlıyor. Hatta Kaz'ın eldivenleriyle ilgili efsaneler falan türüyor. O derece. Sonra Kaz, Jacob Hertzoon'dan abisinin intikamını almaya yemin ediyor. Aslında Jacob Hertzoon sadece bir takma ad. Gerçek adı Pekka Rollins ve şehirdeki çetelerin en güçlüsüne sahip. Tabi ki ondan intikam almak o kadar kolay olmayacak.

Bu anlattıklarım kitabın arasına serpiştirilmiş şeylerdi. Asıl konuya gelecek olursak: Her şey, grisha olan bir bilim adamının, hiç kimse tarafından sevilmeyen, köle pazarlarının baş tacı grishaların gücünü bastırmak ve onlara normal bir yaşam sürdürmek için oluşturmaya çalıştığı bir ilaç yüzünden başlıyor. Jurda diye, insanları uyaran, onları canlandıran, uyuşturucu gibi ama öyle olmayan bir toz var. Onun bir sürüm yükseği olan Jurda Parem diye bir ilaç icat ediyor amma velakin ilaç ters tepiyor ve grishaları metali altına çevirebilen, insanların beynine hükmeden, insan vücudundaki inorganik maddeleri kontrol edebilen durdurulamaz birer ölüm makineleri haline getiriyor. Yani yanlışlıkla Grisha+ elde ediyor. Bu ne demek? Piyasaların çökmesi, ekonominin batması ve sonu gelmez savaşlar demek. İşte Drüskelleler bu adamı rehin alıyor ve formülü onlara yapması için onu saraya kapatıyorlar.

Konumuz bu. Jan Van Eck diye bir tüccar, Kaz'la hükümet adına anlaşma yapıyor ve bilim adamını saraydan kurtarması şartıyla ona ve ekibine otuz milyon kruge vereceğini söylüyor. Bu kruge'u otuz milyon dolar olarak düşünürseniz görevin zorluğunu daha güzel kavrayabilirsiniz. Peki neden Van Eck, Kaz'ı seçti? Çünkü onlar önemsiz kanal fareleriydi. Kimse onların yokluğunu farkına varmazdı. Çok düşük bir ihtimal de olsa bu görevi başarabilecek olan bu ekipti. Çünkü bu iş askerlere göre değil hırsızlara ve katillere göreydi. Sonuçta saraydan bir şey çalacaklardı. Ayrıca Kaz, bulunduğu konumda hızla yükseliyordu. Van Eck için bir tehditti.

Görevi kabul eden sağlamcı Kaz, herhangi bir ihtimale karşı Jan Van Eck'in oğlu Wylan'ı esir alıyor. Ama Kaz burada fena yanıldığını bilmiyor tabi.

Wylan Van Eck kimyasal bombalar ve daha nice fenni şeyler yapabilen biri. Ama okuma yazma bilmiyor. Daha doğrusu çabalamasına rağmen öğrenemiyor. Babası da bunun üzerine Wylan'ı mirasından men ediyor ve onun kendini küçük düşürdüğünü söyleyerek ona suikast düzenliyor. Ama Wylan babasından ve askerlerinden (ki bu şehrin üçte biri yapar) kaçıyor. Yani babasının Wylan'a önem falan verdiği yok. Kaz'ın yanıldığı nadir konulardan biri bu oluyor.

Neyse işte Kaz sonra uzun uğraşlar sonucu bu ekibi sıfırdan kuruyor ve yola çıkıyor. İlk kitap bilim adamını nasıl saraydan kurtardıklarını anlatıyor. Kitabın sonunda Van Eck, Kaz'ı ve diğerlerine tuzağa düşüyor. Bilim adamını alamıyor fakat paralarını vermiyor ve Kaz'ın hassas noktası Inej'i kaçırıyor. İkinci kitapta ise Inej'i kurtarmaları ve Pekka'yla Van Eck'ten nasıl paralarını ve intikamlarını aldıkları anlatılıyor.

Kitabın aksiyonu oldukça boldu. Hatta bazen gibi ip koptu ve nasıl oldu ya bu, deyip tekrar okuduğum bir sürü yer vardı. Kaz'ın planlarını açıklarken kullandığı terimler beni zorladı. Aslında bu tamamen benim cahilliğimden. Ekonomi ve siyasi bilgim pek fazla değil. Neyse. Oraları da bir daha okudum. Ama keyif alarak okudum. Zaten 600 sayfalık fantastik bir kitabı üç gün gibi uzun bir sürede bitirmemin sebeplerinden biri de buydu.

Zeki karakterleri severim. Hem de çok severim. Kaz benim fantastik kategorisinde en sevdiğim ikinci karaktere yükselmeyi başardı. Kinin ve zekanın oluşturduğu, düşman olmak istemeyeceğiniz bir tipti #98434492 . İnsanlarla mesafesini korumayı bildi. Onları kırdığını bilse bile gerçekleri sürekli insanların yüzlerine vurdu #98259288 . Acımasız oldu #98262687 ama asla gerçekten masum olan insanlara zarar vermedi. (gerçekten diyorum ama bak. Ketterdam'de çok az böyle insan). Duygularını ve heveslerini kendi lehine yönlendirmeyi bildi #97943501. Inej'i sevmesine rağmen onun iyiliği için ondan uzak durmayı başardı. Çoğu karakter kalbine veya hormonlarına yenik düşerdi. Ama o düşmedi. Aferin ona. Hatta Kaz'ın düştüğü ikilemi şu alıntı daha iyi anlatabilir: #98448226. Tabi bu kararında onun ve Inej'in travmaları da büyük bir rol oynadı.

Kitabın sonunda istedikleri intikamı ve parayı elde ettiler. Tam mutlu son, herkes birbirine kavuştu dedik, sonra herkes dağıldı. Matthias öldü. Böyle ölmemeliydi. Konuya dahil bile olmayan bir çocuk geldi ve koskoca Matthias'ı öldürdü. Bence daha onurlu bir ölümü hak ediyordu. Bak aklıma gelince burnum hafiften sızlıyor. Nina da onu gömmek için onun memleketine gitti. Orada da kalacak. Kaz istediği gibi kendi kurduğu imparatorluğunun başına geçti. Jesper, Inej ve Wylan birlikte yaşamaya başladı. Inej'in kendi gemisini alıp onunla denizdeki köle tüccarlarını avlamak gibi bir hayali vardı. Hatta gemiyi Kaz ona hediye etti. Ama kızın nasıl kanına girdiyse onu kalmaya ikna etmeyi başardı. Artık ikisi beraber sosyal mesafe çerçevesinde Ketterdam'de köle tüccarlarının kabusu olacak. Kötü bir son mu? Hayır. İyi bir son mu? Hayır. Tam olması gerektiği gibi bir son.

İşte bir kitap da böyle bitti. Kaz sayesinde düşünce tarzım az buçuk değişti. Kesinlikle kitaplığımda bulunmasını istediğim bir kitap ve tanesinin kırk keş TL olması hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Bence değer.

Kitap bitince yazarı biraz stalkladım ve Cassandra Clare, Holly Black, Marie Lu gibi kişiliklerle arkadaş olduğunu gördüm. Eh, bu da nasıl böyle güzel yazdığını açıklar.

Sırada Buzkentin En Soğuk Kızı ve Dune var ama kitabın etkisinden çıkmak için biraz bekleyeceğim sanırım.

Buraya kadar zahmet edip okuduysan teşekkürler.

İncelememi Kaz Brekker'la bitiriyorum: #98563139

Bir sonraki incelemeye görüşürüz.
432 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Roman karakterlerinin fazla oluşu ve bu kahramanlarla ilgili detayların çokluğu kitabı biraz sıkıcı hale getirse de, belli bir noktadan sonra hızlanan olaylar kitabı ilginç hale getirmiş. 19.Yüzyıl New York'unda geçen, birbirine aşık ama bir türlü kavuşamayan genç çiftin romantik bir o kadar da dramatik hikayesi.
352 syf.
·8/10 puan
Şahane Bir Ölüm - #kitapyorumu

On yedi yaşında olan RJ her zaman istediğini elde etmiştir. O yüzden, yanlışlıkla bir Ölüm Meleği tarafından öldürüldüğünde, öteki taraftan birileri RJ’i diriltse iyi eder, yoksa işler karışacaktır. RJ ölümlü hayatına geri dönme isteğini dile getirir getirmez kendisini öteki tarafta dönen güç savaşlarında bir piyon olarak bulur. Ona sunulansa ya lobide kalıp asıl ölüm gününün gelmesini beklemek ya da hayatının dönüm noktalarını değiştirerek kendisini kurtarılmaya değer bir insan haline dönüştürmektir. RJ değişimi denemeye karar verir, sonuçta geleceğini değiştirmek ne kadar zor olabilir ki? -alıntı

Herkese selam bugün sizlere birkaç gün önce bitirdiğim Şahane Bir Ölüm kitabından bahsedeceğim. Kitabı ilk çıktığından beri çok merak ediyordum. Konusu olsun kapağı olsun, baya ilgi çekiciydi. Yukarıya konusunu bıraktım ordan da anlayacağınız üzere kitap ölüm meleğinin bir yanlışlık yapması üzerine baş karakterimiz ölmemesi gereken yerde ölmesini anlatıyor. Biz de RJ'in yaşadıklarını ve nelerin onu beklediğini görüyoruz.

Baştan söyleyeyim kitabı sevdim ben. Böyle bir konuyu mizahi yönden işlemek zor olsa gerek ama yazar bunu tatlı, hüzünlü bir dille çok iyi işlemiş. Bazı yerler trajikomik olsa da sonlara doğru üzüldüm değil. Dili ağır değil aksine bir günde rahat bitirebileceğiniz çerezlik bir dili var. Kafa dağıtmak isterseniz size önerebileceğim genç yetişkin türünde güzel bir kurgu. Kitaba puanım 4/5. Keyifli okumalar.

Kitapta bazı yerler düşündürüyor demiştim. Bunu destekleyen bir bölüm vardı. Burda da bizim önemsiz gördüğümüz detayların bile hayatımızı ne denli etkilediğini görüyoruz -bir nevi kelebek etkisi diyebiliriz- Ve tabiki yaptığımız şeylerin sorumluluğunu kabul etmemiz gerektiğini... Kitabın sonu bekledigim gibi değil demiştim ama tabi böyle sonlar böyle kitaplara daha çok yakışıyor. Siz de merak ediyorsanız okuyabilirsiniz.

”Yaptığın her şeyin bir sonucu var. İyi, kötü, orta; daima ödenecek bedeller var. Soru şu: Kim ödüyor? Kimi zaman doğru seçimi yapmak, o sırada sana önemli gelen bazı şeyleri kaybetmek anlamına gelir.”
464 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10 puan
Biraz araştırırken şöyle bir anlatım buldum.(link vermek yasak diye biliyorum o yüzden link vermedim)

Madam Bovary Sendromu 19. yüzyılda edebi bir akım olan romantizm etkisinde yazılan romanlarla beraber ortaya çıkmış bir davranış bozukluğudur.

O zamandan beri aşkın idealleştirilmesi binlerce insanı (özellikle de kadınları) sürekli sinir bozukluğu ve hayal kırıklığı duygusuna itmiştir. “Mükemmel aşk” arayışı, daima ilişkinin gerçekçi algısıyla çarpışmaktadır.

Madam Bovary sendromu, ilk olarak filozof Jules de Gaultier tarafından tanımlandı. Madame Bovary kitabı üzerine yazdığı makalesinde Gaultier, romanın ana karakteri olan Emma’dan söz eder. Ona göre Emma, “kronik affektif tatminsizlik” yaşayan bir kişinin mükemmel bir örneğidir.

Emma Bovary edebi bir karakterdir. 1857 senesine ait romanında Gustave Flaubert’in kurguladığı bir kişidir. Romanda Emma’nın Charles Bovary ile olan evliliğinden söz edilmektedir.

Chrles Bovary, karısını seven bir köy doktorudur fakat karısı ona karşı aynı hisleri duymamaktadır. Bunun bir sebebi Emma’nın o dönemin romantik romanlarına bayılıyor olması ve bu romanlardan aşırı şekilde etkilenmiş olmasıdır. Genç kızlığından beri bu kitapları büyük bir iştahla okumaktadır.

Kitaplarda gördüğü tutkulu, takıntılı ilişkiler kadında korkunç ve sürekli bir tatminsizlik hâli yaratmaktadır.

Depresyonla boğuştuktan sonra Charles, küçük bir şehre taşınmaya karar verir. Karısıyla beraber yeni bir hayata başlayacaktır. Burada yeni insanlarla tanışacaklardır.

Emma, bu kişilerden ikisinin onu ayartmasına izin verir. Bunlardan iki genç bir öğrenci diğeri ise Rodolphe adında bir Kazanova’dır. Her iki adamla olan ilişkisi sahiplenici, kıskanç ve son derece bağımlıdır. Her iki sevgilisi tarafından da terk edilince arsenik içerek intihar eder.

Madam Bovary, Anna Karenina gibi edebi karakterlere benzemektedir. Bunlar sözde ideal aşk peşinde koşmak için kendi ailelerini ve eş olarak rollerini reddeden kişilerdir.

Bir taraftan bu durum iyi bir şeymiş gibi gözükebilir. Ama diğer yandan, aşkı idealleştirmenin eleştirisi yapılmaktadır bu romanda. Emma, kendi arzularını tatmin etmeyi öyle bir takıntı hâline getirmiştir ki ailesini borca soktuğu, kızını ihmal ettiği ya da etrafındaki insanlara zarar verdiği için hiç endişe duymamaktadır. Kendi arzularından başka bir şeyi düşünemez hâle gelmiştir.

“Üzüntüye dikkat edin kötü bir huydur çünkü.”

– Gustave Flaubert

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 793 okur okudu.
  • 36 okur okuyor.
  • 513 okur okuyacak.
  • 35 okur yarım bıraktı.