Filiz Saban

Filiz Saban

Çevirmen
7.7/10
196 Kişi
·
531
Okunma
·
0
Beğeni
·
38
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
410 syf.
·4 günde·10/10
Clare Vanderpool - Babamı Beklerken
Sayfa sayısı:408
Tür:Roman
Abilene ve babasının hiçbir zaman bir ‘ev’ kavramı olmamıştır.
Yaprak gibi oradan oraya sürüklenip duran baba-kızın, birbirlerinden ve hikâyelerinden başka kimsesi yoktur.
Ama Abilene büyüyordur ve bir yuvası olmalıdır artık.
Derken bir gün yollar ayrılır.
Abilene şimdi tek başınadır.
Sahip olduğu en değerli varlığı babası Gideon Tucker, onu bir kasabaya yollamıştır.
Peki, mesafeler ayırır mı dersiniz?
Abilene için asla.
Geçmiş gizemli, gelecek bilinmez, şimdi ise özlem dolu.
“Baba, neredesin?”

Bu gece de babamı bekleyerek karşıladım sabahı. Pencereme vuran ay ışığı altında oturup düşündüm uzun uzun. Babamdan hatıra pusulayı elime alıp seslendim gökyüzüne:
"Şu an benim gibi babam da ay ışığının hüznüyle mi meşguldü?"
"O da beni özlüyor muydu benim özlediğim gibi?"
"Biliyorum. Her gidiş mutlaka yanında hüzün taşır ama, bu bizim için değişemez mi baba?"

*******************************************************************

Kapağına ve ismine bakınca bir dram hikayesi okuyacağımı düşünmüştüm ama parodi yayınlarına ait olduğunu gözden kaçırmışım, bir dram vardı ama bu öyle klişe bir dram değildi. Savaş zamanlarını, göçmenlerin zorlu hayatlarını, bir küçük kız Abilene Tucker ve onun Manifest kasabasında yaz bitimine kadar babasını beklerken yaşadıklarıyla alakalıydı kitap. Geçmiş ve bu gün öyle güzel harmanlanmıştı ki, eğer hasta olmasam muhtemelen 406 sayfa bir günde biterdi. Ah Ned Gillen, keşke kurşunlardan daha hızlı koşabilseydin. Sarhoş vaiz Shady, Macar kadın, Mezarcı Underhill ve her birinin hikayesi farklı bir kasaba dolusu göçmen.

Bazı yerlerde, özellikle Ned'in cepheden yolladığı mektuplarda gözlerim doldu.
Kitapta Klu Klux Klan gibi ilginç kardeşlik örgütlerine de yer verilmişti. Dün gece aklımda binbir övgüyle bitirdim kitabı ama şimdi hangi birini söylesem derken hepsi birbirine girdi. Bir kasabada birbirinden farklı olduğunu düşünen insanların aynı noktada, aynı insanda buluşması, omuz omuza vermesi. Ve en son da yazar notları, tanıştığımız karakterlerin gerçek hikayeleri, Ellis adası ve dahası.

Keşke bitmeseydi.

#book #books #bookstagram #bookish #bookie #green #garden #sky #babamıbeklerken #parodiyayınları #clarevanderpool #read #kitap #okumahalleri
600 syf.
·10/10
İki yıl önce Tüyap'ta almıştım bu kitabı ve sürekli yeni kitap alma hastalığına yakalandığım için okumayı erteledikçe erteledim kısacası. Ama başladığımda bunun için pişman oldum önce, keşke okumasaydım dediğim kitapların yerine koyabilmek isterdim.

Nao 16 yaşında bir genç kız, Silikon Vadisi'nde bir bilgisayar programcısı olan babasının kovulması nedeniyle gerçek ülkesi olan Japonya'ya dönüyor ve hem o hem de ailesi için zor günler başlıyor.

Ruht ise bir yazar ve Ölüm Vadisi adı verilen bir adada kocasıyla birlikte yaşıyor, bir gün deniz kıyısında kendine ulaşan buzdolabı poşetiyle beraber Nao ve onun hayatıyla tanışıyor.

Ruth'un kocası olduğunu bilerek yazdım, çünkü bu romana başlarken hep aşk hikayesi gibi gelmişti düşünürken, bir tarafın erkek olmasını dilemişim sanırım içten içe, küçük bir hayal kırıklığı olduysa da karakterlerin her biri birer birer aldı götürdü onu.

Jiko, Muji, Haruki keşke hayatımda olsalar dediğim karakterler oldu.

Japon kültürüne ilgili, okuduğum sadece kurgu olmasın, internere girdiğimde yazanlarla karşılaşabileyim, biraz gerçek dönem olsun diyen, Budizm ve Zen'i merak eden, felsefeden az da olsa hoşlanan herkesin zevk alacağı bir kitap, benim gibi.

Japonya'da çok yaşanan "ijime"den (zorbalık, taciz), intihar düşüncesinin bu kadar popüler oluşuna inceden bir de sistem göndermesi vardı ve ben çok beğendim, birden çok duyguyu hissettim, öfke, merak, sevinç, bir ara zazen yaparak huzur, bolca düşünce, üzüntü ve daha bir sürü şey.

Kitapta anlatılmak istenenin bana çok iyi yansıdığını hissediyorum sadece bu kitapla ilgili, iyi ki daha fazla bekletmemişim ve ne yazık ki daha fazla bekletmemişim çünkü ne kadar yavaş okursam okuyayım sonunda bitti, hem Jiko, hem Nao'ya elveda demek zorunda kaldım.

Son bir not olarak da Parodi yayınlarından bahsetmek istiyorum, farklı anlatımlar için farklı puntolar kullanmalarıma ve dip notlara (çevirmen notları) önem vermelerine bayılıyorum, okuduğum her kitabı da beğeniyorum bu yayın evinden çıkan.

#book #books #bookstagram #bookish #booking #bookin #read #kitap #benimbalığımyaşayacak #parodiyayınları #parodi #ruthozeki #japonya
410 syf.
·3 günde·8/10
Ba-yıl-dım

Hepimizin kendisini bir yerlere ait hissetmeye ihtiyaç duyduğu anları olmuştur. Bir eve bir aileye..
Özellikle yaşamlarını ailesiz kurmak zorunda kalan insanların eksikliğini hiçbir şey dolduramaz. Onların aitlik kavramı en büyük eksiklikleridir..

-Gelelim kitabımıza-

Babamı Beklerken, yazar tarafından 1917-1936 yılları arasında kendi aile köklerini esin kaynağı alarak usta bir dille anlatılmış.

Dönem olarak Birinci Dünya savaşı, Büyük Buhran, çok sayıda insanın hayatını kaybettiği İspanyol gribi, Amarika'da 250.000 kadar kimsesiz, terkedilmiş, evsiz kalmış çocukların yetimler trenleriyle farklı ailelere gönderilmesi gibi gerçekleri gözler önüne sererek oluşturulmuş bir baba ile kızının bağlarını kurarken bulundukları kasabanın hikayesini ictenlikle kimi zaman güldürerek kimi zaman hüzün dolu şekilde anlatmıştır.

Kitabın ana kahramını 12 yaşında ki Abılene' in dilinden anlatılan kasaba hikayesini J.K. Rowling'in Boş Koltuk kikabına benzettiğimi söyleyebilirim. Fakat konu olarak çok ayrı..

Abılene' in annesi tarafından çok küçükken terk edilmiş, babası ile şehir şehir gezerek büyüyen, ait olduğu bir evi bağlı olduğu bir şehri bulunmayan bir çocuktur.

Günün birinde babası ile yolları ayrılacak ve kendini bir zamanlar babasının çocukken hayatının bir kısmını yaşadığı kasaba olan Manifest'te bulacaktır.

Severek okuyacağınızı düşündüğüm bu romanı kesinlikle tavsiye ediyorum. İnsanı sıkmadan düşüncelere itebilen harika bir kitap.
410 syf.
·22 günde·6/10
Yıl 1936. Ana karakterimiz 12 yaşında, Abilene adında bir kız çocuğu. Babasıyla birlikte sürekli yollarda olan, ev nedir bilmeyen birisi. Günün birinde babası, Abilene'i eskiden kendisinin yaşadığı kasabaya gönderiyor. Böylelikle Abilene yalnızlıkla tanışıyor. Çünkü tek ve en iyi arkadaşı olan babası artık yanında olmuyor.

Bir sürü ödül almış olmasına rağmen tamamen beklentisiz okuduğum bir kitaptı. Genel itibariyle hoş bir anlatıma sahip, fakat sürekleyiciliği yetersizdi ne yazık ki. Sadece son 50-60 sayfada tempo çok güzeldi. Kitabın geri kalanı çoğunlukla durağan ilerledi. Sonların güzelliği kitabı yukarıya taşımaya yetmedi benim için. Belki ödüllerin sebebi yaşanan olay ve mekanların gerçekliği olabilir bilemiyorum. En sonda kitapta nelerin gerçekten var olduğuna dair yazarın 1-2 sayfalık bir açıklaması var.

Benim için ortalarda bir kitap oldu ama şunu söyleyebilirim; Hani eskiden pazar günleri ufak çocukların ana karakter olduğu sevimli Amerikan aile filmleri olurdu ya. Heh! İşte tam da o tatta bir kitaptı :)
410 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kitabı okumaya başladığımda bu kadar farklı bir hikaye ile karşılaşacağımı düşünmemiştim. İlk 50 sayfada kitabı elime aldığıma pişman oluyor gibi olduğumu gizlemek istemem. Fakat ilerleyen sayfalarda kitabı elimden bırakmadığım için şanslı bir okur olduğumu fark ettim.

Bir kızın babasına olan özlemini iliklerime kadar hissettim. Belki biraz da kendi babama olan hasretimin ve babamın erişilemezliğinin yakınlarında dolaştım.

Kitabımızın ana karakteri Abilene Tucker ve onun babasını bekler iken, özler iken, yeni yerlere alışmaya çalışıyor ve kendi ile yüzleşmelerine şahit oluyor iken bir baktım ki sayfa 406 ve kitap bitmiş.

Her sayfasında şaşırtıcı ipuçları saklı bol detaylı bir anlatımı olan bu kitap kesinlikle okunmalı !

Okumak için yarını beklemeyin sayfaların büyüsüne kapılın ve sıcacık bir kucaklaşmaya şahit olun.
594 syf.
·25 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kelimelerin ve kitabı okuyan okuyucularında birer zaman kahramanına dönüştüğü...Aynı anda Kanada'nın Whaletown adasından ağaçların aradında fırtınanın içinden bakarken, bir anda Japonyanın Sendai kentine Zen tapınağının bahçesindeki Mabet ağacının altındaki hikayede buluveriyorsunuz kendinizi... Gerçeklik ve Kurgu arasındaki ince çizgiyi boğazınızın altına dayanmış hissedeceksiniz..Bu kitap size Japonya'nın kültürünü,Kanadanın ada hayatını ve Pasifiğin iki ucunda yetişen bitki türlerini,tarihin derinliğinin üzerini örtmeye çalıştığı II.Dünya savaşı'nın vahşi yönlerini,Japon kamikazesine atıfta bulunarak sunarken,Kanadanın dev balinalarını Japonyanın yayın balığını görmüş gibi olacaksınız ve sonuç olarak bu kitaptan Budizm felsefesini pratiğini ve öğretilerini anlamış olarak çıkacaksınız.
%54 (320/594)
·2/10
Bu kitabı internet üzerinde kitap ararken bulmuştum. Sitelerde yapılar eleştiriler olumlu yönde olduğundan kitabı satın aldım. Mükemmel olmasa da iyi bir şeyler bekliyordum fakat sonuç beni çok şaşırttı. Çünkü kitabı gerçekten kötü buldum.

Bir kitabın konusu ne kadar iyi olursa olsun yazım yanlışı gördüğümde soğuyorum o kitaptan. Benim Balığım Yaşayacak hem konu hem de yazım bakımından kötüydü. Hayatımda ilk yarım bıraktığım kitap olacak.

Ayrıca yazarın üslubunu Sarah Jio'ya benzettim. İki farklı zamanda yaşayan iki karakter ve birkaç ortak nokta. Klişeleşmiş olduğunu düşünüyorum.

1K platformunda pek bilinen bir kitap değil ancak eğer okuma listesinde bulunduran varsa hayatından 600 sayfa çalmamasını öneriyorum.
410 syf.
·3 günde·8/10
Güzel bir kitap sitesinin(@okuoku1 )kampanyası sonucu aldığım bir kitap. Kitabı okumadan önce sosyal kitap paylaşımlarındaki yorumlara bakarım her zaman, hele de ilk kez okuyacağım bir yazarın kitabı ise. Nitekim bu kitap ile ilgili okuduğum yorumlar biraz hevesimi kırdı isteksiz okumaya başladım. Ancak hiç de okunması zor bir kitap olmadığını, aksine akıcı ve merak uyandıran anlatımıyla ilgimi çekti. 12 yaşında babası tarafından bir kasabaya gönderilen Abilene, kasabada yaşadıkça babasının geçmişine ait gizemli ve heyecan dolu maceraların hikayelerini adeta yaşarcasına dinler ve öğrenir. Kasabalılar onu tıpkı zamanında babasını nasıl sahiplendilerse, Abilene 'ı de memnuniyetle oldular. Hiç de pişman olmadım, iyi ki okumuşum
410 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Būyūk bir beklentiyle aldığım ama beklentimin altında bir kitap okudum.
Abilene Tucker . Manifest kasabasına yaz tatilini geçirmek ūzere babasının eski bir arkadaşının yanına gelmiştir. Ve burada bir kutu içinde bulduğu mektup ve hatıra eşyalar bulunduğu zamandan yıllar öncesine götürür ve bazı gizemli olayları arkadaşlarıyla çözmeye çalışma çabalarını anlatıyor yoğun olarak. Baba özlemi ve onu bekleme süreci daha pasif aktarılmış. Genel kurgu bakımından başarılı hatta yazar kitabın sonunda bazı kişi adları ve olayların birebir geçmişinden esinlenerek yazdığı notunu dūşmūş.
Kitap boyunca BABA ifadesi o kadar vurgulu aktarılmamış daha çok adıyla Gideon TUCKER hitabı var.
600 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Bu kitabı okumaya başladığımda açıkçası çok sıkıldım.Ama okudukça felsefi yönü ağır basan bir aydınlanma kitabı okuduğumu fark ettim. Japon kültüründe beni çeken bir şey var ve kitapta Nao adlı kızımız intihar etmeden önce yazdığı günlüğüyle hem Ruth hem de bizimle konuştu. Bazı yerlerde- özellikle Ruth'un kısımlarında- sıkılsam da sevdiğim bir kitap oldu. Nao-chan'a yapılan zorbalık beni çok üzdü, bir çocuğun başına gelebilecek en büyük travmaların sebebi olabilecekken ailesi de eklenince kıza çok üzüldüm. Çünkü ailesi de intihara meyilliyken Nao'dan normal olması nasıl beklenebilirdi ki?

Eğer ki felsefeye düşkünlüğünüz varsa okumanızı tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 531 okur okudu.
  • 34 okur okuyor.
  • 237 okur okuyacak.
  • 36 okur yarım bıraktı.