Fritjof Capra

Fritjof Capra

Yazar
9.0/10
5 Kişi
·
10
Okunma
·
5
Beğeni
·
507
Gösterim
Adı:
Fritjof Capra
Unvan:
Amerikalı Fizikçi, Yazar
Doğum:
Avusturya, 1 Şubat 1939
Fritjof Capra (d. 1 Şubat 1939), Avusturya asıllı ABD'li fizikçi.

1966 yılında Viyana Üniversitesi'nde "Yüksek enerji fiziği" konusunda doktorasını verdi. Fransa ve ABD'de, çeşitli üniversitelerde teorik fizikle ilgili dersler vererek, bu alanda araştırmalar yaptı, yazılar yazdı. Bu çalışmalarla birlikte, teorik fiziğin felsefi etkilerine eğildi ve modern fizik - doğu mistisizmi ilişkilerini irdeleyerek, her okuyucunun anlayabileceği sade bir dille kaleme aldı. Aynı doğrultuda birçok ülkede konferanslar verdi. 1975 yılında yayınladığı Fiziğin Tao'su adlı yapıtı, en çok satanlar listesine girdi. Capra, Berkeley'de Kaliforniya Üniversitesi'nde dersler vermektedir.
Çoğu çocuk on beş milyondan fazla insan her yıl açlıktan ölürken, bir diğer beş yüz milyoninsan ciddi bir şekilde kötü beslenmiş durumdadır. Dünya nüfusunun yüzde kırkına profesyonel sağlık hizmetleri ulaşmış değil; yine de gelismekte olan ülkelerin silahlanmaya harcadıkları para, sağlık hizmetlerine harcadıklarından üç kat daha fazladır.
İzafiyet kuramına göre uzay, üç boyutlu bir özelliğe ve zaman da, bundan bağımsız bir varlığa sahip değildir. Einstein, zaman ve uzayın birbirleriyle ayrılmaz bir bütün olduklarını ve «uzay-zaman» denilen bir dört-boyutlu sürekliliği oluşturduklarını göstermiştir. O halde, İzafiyet kuramı çerçevesinde, uzay hakkında konuştuğumuzda, zaman hakkında da yine aynı anda konuşmamız gerekmektedir. Bunun tersi de geçerlidir: Zaman denildiğinde, akla hemen uzay da gelmelidir. Bunun haricinde Newton'cu modelde olduğu gibi zamanın sürekli ve evrensel bir akışından söz edebilmemiz de imkânsızdır. Çünkü gözlemlenen bir olaya göre farklı hızlarda hareket eden farklı gözlemciler, aynı olayı değişik bir zaman sıralamasına tâbi tutacaklardır. Böyle durumlarda, bir gözlemci için aynı anda oluşuyormuş gibi gözüken olaylar, bir başka gözlemci için farklı zamansal bölümlendirmelere sahip olabilirler. Bundan dolayı, uzay ve zaman öğelerine sahip olan her ölçüm, mutlak geçerliliğini yitirmektedir. Yani İzafiyet kuramıyla, Newton'un geliştirdiği ve fiziksel fenomenlerle olguların temelini oluşturan «mutlak uzay» kavramı ortadan kaldırılmıştır. Aynı paralelde «mutlak zaman» kavramı da hükmünü kaybetmiştir. Artık uzay ve zaman, belirli bir gözlemcinin incelediği bir fenomenin ya da olayın açıklanmasında kullandığı basit bir anlatım öğesi olarak algılanmaktadır.
Hinduizm'e göre, kurtuluşa giden yollar çok fazladır ve hepsi de birbirinden farklıdır. Bu yüzden tüm inananların Tanrı'ya yalnızca bir tek yoldan ulaşmaları gerekmez. Bundan dolayı da çok çeşitli kavramlar, merasimler ve farklı bilinçlilik durumlarında uygulanan çok farklı spritüel çalışmalar geliştirilmiştir. Bu kavramların ya da çalışmaların bir çoğunun birbirlerine tamamen zıt olmaları ise, Hindular'ı pek de tedirgin etmemektedir. Çünkü onlar, Brahman'ın temelde bütün kavram ve görüntülerin ardında gizli olduğunu bilmektedirler. Ancak bu tür bir yaklaşım aracılığı ile Hinduizm'in karakteristik hoşgörüsü ve kavrayıcılığı ortaya çıkabilmiştir.
Çin'de Konfüçyüs ve Lao Tzu, İran'da Zerdüşt, Yunanistan'da da Pisagor ve Heraklit, Buda ile aynı dönemlerde yaşamış olan düşünür ve bilginlerdir.
Atom fiziği alanında gözlenen parçacıkların, kendi başlarına (yani, izole edilmiş varlıklar olarak) hiçbir anlama sahip olmadıkları ortaya çıkmıştır. Bu parçacıklar ancak, ölçümler arasındaki karşılıklı ilişkinin bir sonucu olarak kavranınca, bir özellik kazanmaktadırlar. Demek ki, Kuantum kuramı bize, evrenin temel birliğini ve tekliğini gösteren bir model olmuştur. Yani Kuantum kuramı, içinde yaşadığımız dünyayı, birbirinden yalıtılmış çok küçük öğelere ayıramayacağımızı göstermiştir. Maddenin derinliklerine inildikçe, karşımıza çıkan «temel yapı taşları» değil, bütün parçaların arasında varolan karmaşık ilişkiler dokusudur. Ancak unutulmaması gereken çok önemli bir nokta vardır: Bu ilişkilerin en önemli aktörlerinden birisi de hiç kuşkusuz gözlemcinin kendisidir. Çünkü gözlemci, gözlem zincirinin en son halkasını oluşturarak, gözlemlenen atomsal nesnenin kendisiyle giriştiği ilişki sonucunda bir kavrayışa sahip olabilmektedir. Yani kendisi de gözlemlenen olayın bir parçasıdır ve ondan ayrı ya da bağımsız değildir. Bu yaklaşım, doğanın nesnel açıklanışını kendisine bir hedef olarak seçmiş olan klasik görüşün ve idealin artık hükümsüz kaldığının açık bir göstergesidir. Descartes'in yaratmış olduğu «Ben» ve «Dünya» ayrımı, yani gözlemciyle gözlemlenen arasındaki ayrım, atom-altı parçacıkların dünyasına inildiğinde geçersiz kalmaktadır. Atom fiziği, işin içine insanın kendisini de koymadan doğa hakkında konuşamayacağımızı açık ve net bir biçimde göstermiştir. Çünkü tüm evren, her zerresine kadar aynı bütünlüğün ve tekliğin parçalarıdır.
Normal bir elektron, çekirdeğin çevresinde saniyede yaklaşık 600 mil hızla dönmektedir. İşte bir atom, söz konusu yüksek hızlardan dolayı katı ve sert bir küre biçiminde algılanmaktadır. (Aynı etki, yüksek bir hızla dönen bir uçak pervanesinin düz bir disk gibi görünmesine neden olmaktadır.) Atomların daha fazla sıkıştırılmaları imkânsızlaştığında, maddenin katı özelliği de ortaya çıkar.
Doğulu bilgeler, nesneleri açıklamak kaygısında değildirler. Onlar daha çok nesne birliğinin doğrudan ve zihin-dışı tecrübesine ilgi göstermektedirler. Bu, Buddha'nın da yaklaşımı idi. Buddha, hayatın anlamı, dünyanın orijini ve «nirvana»nın doğası ile ilgili bütün soruları, «asil bir suskunluk» ile cevaplamıştır. Bir şeyi anlatmaları için ricada bulunulan Zen öğretmenlerinin verdikleri anlam-dışı cevaplar da, aynı amaca hizmet etmektedirler. Çünkü onlar da, öğrencilerin, her şeyin diğerlerinin bir sonucu olduğunu anlamalarını istemektedirler. Onlar da doğayı «açıklamanın», doğanın birliğini göstermek ve izah etmek olduğunu belirtmektedirler. Ve yine, sonuçta açıklanabilecek hiçbir şeyin bulunmadığını göstermek arzusundadırlar. Bir miktar keteni tartmakta olan Tozan'a bir öğrenci, «Buddha nedir?» diye sorduğunda. Tozan ona, «Bu keten üç okka çekiyor» şeklinde bir cevap vermiştir. Bodhidharma'nın niçin Çin'e geldiği Joshu'ya sorulduğunda, Joshu bunu: «Bahçede bir meşe ağacı var» diyerek cevaplamıştır. İnsan aklını kelimelerden ve açıklamalardan kurtarmak, belki de Doğu mistisizminin en önde gelen amacıdır.
«Nesneler, varlıklarını ve doğalarını karşılıklı bağlılıklarına borçludurlar. Kendi başlarına durduklarında ise hiçbir şey değildirler»
Atom fiziğinde bir nesnenin «kendi» özelliklerinden söz edemeyiz. Bu özellikler ancak nesnenin gözlemci ile giriştiği etkileşim sonucunda meydana gelmektedirler. Heisenberg'in sözleriyle, «gözlemlediğimiz şey, doğanın kendisi değildir; doğanın, yönelttiğimiz soruya verdiği cevaptır yalnızca»
Niels Bohr, bilimsel alanda sağladığı gelişmelerden ve Danimarka kültür hayatına bahşettiği büyük katkılardan ötürü «şövalye» nişanı ile onurlandırıldı. Bunun üzerine şövalyelik arması için uygun bir motif bulması gerektiğinde ise, Yin ve Yang'ın tamamlayıcı ilişkisini temsil eden Çin kaynaklı «t'ai-chi» sembolünü seçmişti. Bu sembolün yanı sıra, armasına «Contraria sunt complementa» (yani, «karşıtlıklar birbirlerini tamamlarlar») sözünü katan Niels Bohr, böylece eski Doğu bilgeliği ve Çağdaş Batı bilimi arasındaki güçlü uyumu da vurgulamıştı.
Capra bize o kadar güzel şeyler gösteriyor ki kitabında bir anda tüm bildiğiniz doğrular yerinden oynuyor. Bir Bilim Sosyolojisi için heralde okumanız gereken naçizane kitaplardan. Kitaptan size geri kalan şey mutlak bir doğru olmadığı ve tüm doğruların yerini bir gün başka bir doğrunun alacağıdır. Newton, Einstein, Kopernik veya Galileo hepsinin doğruları bir gün yerini başka bir doğruya bıraktı o halde bilim dediğimiz şey aslında yanılmaz ve değişmez değildir.
Mekanistik Dünya görüşüne eleştiri getiren Dönüm Noktası kitabı, Capra'nın kardeşi tarafından "Mindwalk" ismiyle sinema filmine çevrilmiştir. Filmin kitabı yansıtan en önemli kesiti tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Filmin ilgili kesitini izlemek için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

https://www.akademikkaynak.com/...-gorus-hakkinda.html

Ayrıca kitabın özetine aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.
https://www.akademikkaynak.com/...e-donum-noktasi.html

Yazarın biyografisi

Adı:
Fritjof Capra
Unvan:
Amerikalı Fizikçi, Yazar
Doğum:
Avusturya, 1 Şubat 1939
Fritjof Capra (d. 1 Şubat 1939), Avusturya asıllı ABD'li fizikçi.

1966 yılında Viyana Üniversitesi'nde "Yüksek enerji fiziği" konusunda doktorasını verdi. Fransa ve ABD'de, çeşitli üniversitelerde teorik fizikle ilgili dersler vererek, bu alanda araştırmalar yaptı, yazılar yazdı. Bu çalışmalarla birlikte, teorik fiziğin felsefi etkilerine eğildi ve modern fizik - doğu mistisizmi ilişkilerini irdeleyerek, her okuyucunun anlayabileceği sade bir dille kaleme aldı. Aynı doğrultuda birçok ülkede konferanslar verdi. 1975 yılında yayınladığı Fiziğin Tao'su adlı yapıtı, en çok satanlar listesine girdi. Capra, Berkeley'de Kaliforniya Üniversitesi'nde dersler vermektedir.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 10 okur okudu.
  • 23 okur okuyacak.