Fulya İlçin Gönenç

Fulya İlçin Gönenç

Yazar
10.0/10
1 Kişi
·
5
Okunma
·
2
Beğeni
·
42
Gösterim
Adı:
Fulya İlçin Gönenç
Unvan:
Profesör Doktor, Avukat, Yazar
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde yüksek lisans (1996) ve doktorasını tamamlayan (2002) Gönenç, 1993 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak başladığı akademik yaşamını, 2015 yılından itibaren İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalında sürdürmektedir.

İstanbul Medipol Üniversitesi İlaç ve Sağlık Hukuku Merkez Müdürlüğü görevini yürüten Gönenç, hasta hakları, tıp hukuku ve etiği, engelli hakları konusunda sivil toplum örgütlerinde ve Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nda görev yapmaktadır. Sağlık hukuku alanında danışmanlık ve arabuluculuk yapan Gönenç, kurucusu olduğu MEDAR Sağlık Hukuku Arabuluculuk Merkezi’nde ve Sağlık Hukuku ve Eğitimi Derneği’nde başkanlık görevini sürdürmektedir. Çeşitli üniversitelerde Roma hukuku, tıp - sağlık hukuku ve farklı alanlarda lisans, yüksek lisans, doktora dersleri vermektedir. Çalıştığı alanlarda ulusal ve uluslararası sempozyumlarda sunumları, makaleleri ve kitapları bulunmaktadır.
Conferratio, Roma'nın eski dini inanışı tarafından tanınan ve bu inanışları yansıtan bir evliliktir. Gaius, confarreatio'nun isminin kaynağı olan bir bulgur çöreğinin (farreus panis) kullanıldığı ve geleneksel şekildeki sözlerle birlikte, çeşitli merasimlerin yapılmasının gerekli olduğu bir tören" olduğunu belirtmektedir.
Aristo'ya göre; köleler, kadınlar ve çocuklar ruhun değişik parçalarına değişik yollarla sahiptir Kadınlarda düşünme kabiliyeti eksik biçimde vardır, çocuklarda ise olgunlaşmamıştır. Dolayısıyla onlar doğal olarak evin erkeğine tabidir.
Gelinin babası, beş Roma vatandaşı şahit ve terazi tutan kişi önünde, gelini damada verirdi. Roma'nın en eski işlemlerinden biri olan "per eas et libram" yoluyla hakimiyetin babadan kocaya geçmesi sağlanırdı. Gaius'un farazi bir satış olarak söz ettiği işlem, kadının satın alınmasından, kadın üzerindeki hakimiyetin el değiştirmesi şekline dönüşmüştür.
Nişanlı erkek, sol elin dördüncü parmağına takması için nişanlısına bir yüzük (anulus sponsionis causa) veriyordu. Bu parmağın kalple doğrudan bağlantılı olduğu teamülü sonucunda, yüzüğün de nişanlıların kalp beraberliğinin bir teminatı olduğu düşünülmekteydi.
Bu durumda, bir çocuğun evlat edinilmesi evli çiftin değil, kocanın iradesine bağlıdır ve onun evlat edindiği çocuk ile karısı arasında herhangi bir hukuki bağ mevcut değildir.
Çocukluğunda aile reisinin sert disiplini altında yaşayan kadın, Romalılara özgü pudicitia ve fides'in en büyük erdem olduğu düşüncesi ile evlilik için yetiştirilir, evlendiğinde kocasının hakimiyeti altında en önemli niteliğin univira sıfatı olduğunun bilincindedir; saf, dokunulmamış olarak teslim edildiği kocasına ve evine müşfik bir bağlanmanın, ailesi ve Roma devletinin devamlılığı için çocuk doğurmanın -özellikle erkek- önemini bilir, bu şekilde aileyi, aile dinini ve ocağı sürdürecek çocukların yetiştirilmesi görevini kocası ile birlikte hemen hemen aynı yetkilere sahip olarak en iyi şekilde yerine getirir.
"kadın yaşamı boyunca büyük bir çocuk olarak kalır; çocuk ile gerçek insanoğlu olarak kabul edilen erkek arasında bir ara aşamadır" ifadesi bir Roman hukukçuya ait olmayıp, ünlü Alman felsefeci Arthur Schopenhauer'a aittir. Nitekim Friedrich W. Nietzsche'nin "kadın özgürleşmek istiyor. Bu Avrupa'nın genel anlamda çirkinleşmesi yolunda ortaya çıkan en üzücü gelişmelerden biridir" ifadesi bize, Roma hukukunda kadının durumunu değerlendirirken, XIX. yüzyılın en büyük düşünürlerinin dahi kadının özgürleşmesine hiç de sıcak bakmadıklarını gerçeğini göz önünde bulundurmamız gerektiği göstermektedir!
Belli bir toplumsal cinsiyet ideolojisinin altında yetişen, yaşayan kadın ve erkeklerin özellikleri ve davranışları bu ideolojinin iddialarından ve beklentilerinden etkilenir. Ancak, ortak kültürel normlar tarafından çevrildiklerinde bile, davranışlar çeşitlilik gösterebilir. Kadınların bireysel olarak kendi yaşamlarında meydana getirdikleri değişimler dahi hiç şüphesiz zaman içinde toplumsal dönüşümde etkili olmuştur.
D.50.17.2 pr. "Feminae ab omnibus officiis civilibus vel publicis remotae sunt et ideo nec iudices esse possunt nec magistratum gerere nec postulare nec pro alio intervenire nec procuratores existere".

"Kadınlar bütün özel ve kamusal işlerden uzak tutuldular ve ne hakim olabilirler ne de magistra'lık yüklenebilirler, ne dava açabilirler, ne başkası lehine faaliyette bulunabilirler, ne de vekil olabilirler."
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Fulya İlçin Gönenç
Unvan:
Profesör Doktor, Avukat, Yazar
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde yüksek lisans (1996) ve doktorasını tamamlayan (2002) Gönenç, 1993 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak başladığı akademik yaşamını, 2015 yılından itibaren İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalında sürdürmektedir.

İstanbul Medipol Üniversitesi İlaç ve Sağlık Hukuku Merkez Müdürlüğü görevini yürüten Gönenç, hasta hakları, tıp hukuku ve etiği, engelli hakları konusunda sivil toplum örgütlerinde ve Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nda görev yapmaktadır. Sağlık hukuku alanında danışmanlık ve arabuluculuk yapan Gönenç, kurucusu olduğu MEDAR Sağlık Hukuku Arabuluculuk Merkezi’nde ve Sağlık Hukuku ve Eğitimi Derneği’nde başkanlık görevini sürdürmektedir. Çeşitli üniversitelerde Roma hukuku, tıp - sağlık hukuku ve farklı alanlarda lisans, yüksek lisans, doktora dersleri vermektedir. Çalıştığı alanlarda ulusal ve uluslararası sempozyumlarda sunumları, makaleleri ve kitapları bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 5 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 6 okur okuyacak.