Furkan Akderin

Furkan Akderin

YazarÇevirmen
8.2/10
1.091 Kişi
·
3.947
Okunma
·
9
Beğeni
·
764
Gösterim
Adı:
Furkan Akderin
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
28 Ağustos 1980
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
136 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Kendime Düşünceler, M.S. 2. yüzyılda yaşamış olan stoacı Roma İmparatoru Marcus Aurelius'un Yunanca olarak kaleme almış olduğu antik çağın en önemli eserlerinden biridir.
Marcus Aurelius bu eserini oniki kitap olarak yazmıştır. Filozof imparatorun evren, doğa, akıl, ölüm, yaşam ve insan üzerine tuttuğu notlarıdır. Eserde yer alan bu notlar yazarının hem kendi kendine verdiği öğütler hem de evrensel bir ders niteliğini taşımaktadır.
Kendime Düşünceler, anlatımının anlaşılır ve sade olmasının yanısıra; sıradan insanların bile gündelik yaşantısında karşılaştıkları sorunlara çözüm sunmasından dolayı kesinlikle okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır...
120 syf.
·6 günde·9/10
Platon yine konuşturmuş. Hem filozofluğunu, hem sanatını, hem de kitaptaki bütün karakterleri.

Biliyorsunuz Platon’un diyalogları meşhurdur. Uçan kuşu yakalasa tutup konuşturacak. İyi ki de konuşturmuş. Onun sayesinde tarihte yaşamış  bir çok kişinin görüşünü öğrenmiş oluyoruz. Platon’un insanlığa bu hizmeti yadsınamaz bir gerçek. Platon olmasaydı Sokrates’i ve görüşlerini bu kadar iyi tanıyabilir miydik bilmiyorum. Büyüksün Platon!



Şölen kitabında da ünlü tragedya yazarı Agathon, tragedya yarışmasında aldığı birincilik hasebiyle evinde bir kutlama yapıyor ve arkadaşları Phaidros, Pausanias, Eryksimakhos, Aristophanes ve Sokrates’i evine  davet ediyor. Platon bu bilge insanlar arasında geçen diyalogları yazmış. Yazmış ama doğrudan birinci ağızdan aktarmıyor bize. Şöyle ki, Apollodoros, Aristodemos adlı bir sokrates hayranından dinlemiş şölende geçen bütün konuşmaları. Apollodoros,  Aristodemos’tan duyduklarını Glaukon diye birine anlatıyor ve kitapta geçen bütün diyaloglar bu şekilde okura aktarılıyor.

Bu yönüyle biraz kafa karıştıran tarafı var çünkü zaman zaman hikaye içinde hikaye,  geçmiş zaman için de geçmiş zamana gitme durumları oluyor. Kitaptan kopmamak adına bu detayları kaçırmamak gerekiyor.



Şölen’e geri dönelim. Bu bilge insanlar Agathon’un evinde sarhoşlar mı yoksa ayıklar bir türlü anlayamadığım bir ruh haliyle Aşkı ve Aşk Tanrısı Eros’su konuşmaya başlıyorlar. Daha doğrusu niyetleri aşkı ve aşk tanrısını övmek. Bir nevi tefekkür ediyorlar. Her birinin aşka dair farklı farklı görüşleri, övgüleri var. Bunlara tek tek girmeyeceğim çünkü yazı çok uzayabilir. Kitaba genel olarak hakim olan bir görüş var ki o da oğlancılık. Bu abiler oğlancılığa çok sıcak bakan, hatta benimseyen insanlar. Hatta Aritophanes aşkı anlattığı bölümün bir yerinde “Bir erkeğin kesiği olanlar, erkeğin peşini bırakmazlar ve erkeğin dilimleri olduk­ları için çocuklukları boyunca erkekleri severler ve erkeklerle sarmaş dolaş olmaktan, yatıp kalkmaktan zevk alırlar. Hatta çocukların ve delikanlıların en iyileridir bunlar, çünkü en er­kek bunlardır doğaları gereği. Bazıları aldanır da edepsiz olduklarını söyler bunların. Ama edepsizliklerinden değil, yürekliliklerinden,yiğitliklerinden ve erkekçe görünümlerinden dolayı yaparlar bunu, istekle sarılırlar kendi­lerine benzeyene çünkü.” diyor.

Anlaşıldığı üzere oğlancılığa baya sempatik bakıyorlar. Tabii sadece Oğlancılık mevzusu anlatılmıyor. Aşkın ne kadar kutsal bir duygu olduğu, gerçek aşkın ne olduğu, insanın nasıl ve neye aşık olduğu son derece estetik bir dille farklı görüşler halinde okura sunuluyor.



Aşk üzerine daha önce Arthur Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği kitabını okumuştum. Schopenhauer bu konuya daha gerçekçi yaklaşıyor ve aşkın,  türün devamı için içgüdüsel olarak kişilerin birbirlerine duydukları ilgi olarak tanımlıyor. Şölen’de ise daha duygusal yaklaşılıyor aşk konusuna ve kutsal bir anlam yükleniyor. Öyle ki Aşk Tanrıları bile var. Bu bakımdan Schopenhauer’in görüşüne daha yakın olduğumu belrtmekle birlikte,  buradaki görüşlere de saygı duyduğumu söylemeliyim çünkü harikulade anlatıyorlar.



Kitabın ilk yarısına bakıldığında Aşka ve Eros’a ithaf edilmiş sanki. İkinci yarısı ise adeta Sokrates’e övgü mahiyetinde. Aşk ile alakalı en son Sokrates konuşuyor. Sokrates devreye girdiği ilk andan itibaren heyecanlanmaya başlıyorsunuz. Adam King! Soruya soru ile cevap vermesi, kendi diyalektiğiyle,  kurduğu diyaloglarla okuyanı mest ediyor, diğer kişiler içinde adeta bir yıldız gibi parlıyor.


Sokrates, “ Her şeyden önce aşk, en iyiyi ve güzeli arzuluyorsa; iyi veya güzel değildir. Çünkü, kendinde olan bir şeyi arzulamak saçma olur." aşka dair bu tanımı ile haydaa dedirtiyor arkadaşlarına bize.

Devamında ise kendisine aşkı anlatan bilge bir kadın olan Diotima'dan öğrendiklerini arkadaşlarıyla paylaşıyor. Diotima aşk konusunda o kadar çok şey söylemişki hangisini yazsam bilemedim. Küçük bir alıntı paylaşayım.

“Aşk var ya aşk, iyi ve kötünün tam ortasında olandır. İyi veya kötü değildir; ama iyiyi, güzeli arzular. Bizi ona götüren araçtır." diyor ve aşk konusunda yine kafamız karışıyor. Aşkın ne olduğunu tam olarak öğrenemeyeceğiz sanırım.


Kutlama gecesinin sonuna doğru çat kapı Alkibiades sarhoş bir vaziyette Agathon’un evine geliyor. Platon bu fırsatı kaçırır mı hemen konuşturmuş Alkibiades’i de. Hem de öyle bir konuşturmuşki Sokrates’i kendisi övmesin diye Alkibiades’i kullanıp onun ağzından övmüş. Bu arada laf aramızda Alkibiades Sokrates’e aşık bir adammış ama Sokrates hiç yüz vermiyor. O taraklarda bezi yokmuş çünkü Sokrat’ın.  Alkibiades bunun kırgınlığıyla hem sitem ediyor hem de deli gibi övüyor Sokrates’i.

Gece yavaş yavaş gündüze kavuşurken bu kadar erkek sevici bir adamın bir arada bulunduğu bir evde kazasız belasız sabaha ulaşmalarına baya sevindim. :)

Kitap böyle sonlanıyor. Gerek Tanrılarıyla, gerek mitolojik göndermeleriyle mitolojik bir eser okuyormuş hissi veriyor okura kitap ve adı gibi bir şölen yaşatıyor. Kitabı felsefeye ilgi duyanlara da duymayanlara da  tavsiye ederim. Şahsen ben okurken çok eğlendim. Öyle ki bu aralar okuduğum kitaplara inceleme yazmazken bu kitaba yazmak geldi içimden. Umarım sizler de okur ve keyif alırsınız. Sevgiler…
64 syf.
·Puan vermedi
Zindanda infazını gözləyən Sokratesle Kritonun arasında olan dialoq.
Sokrates niyə qaçmaq istəmir? Kritonla dialoqunda Sokrates bunun səbəblərini açıqlayır ve bu səbəblərin doğruluğuna Kritonu inandırmağa çalışır.
Sokrates Kritona deyir:
--Ben bildiğimi sana rağmen değil, seni inandırıp da yapmak isterim.
75 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Sokrates, kendinden sonraki bütün düşünce sistemlerini değiştirmiş bir filozoftur. Bunun en önemli kanıtı ise halkı dinden uzaklaştırdığı gerekçesiyle kendini idama mahkûm eden Atina Mahkemesi’ndeki tarihi savunmasıdır. Öğrencisi Platon tarafından kayda geçirilen bu savunma çağları aşan bir metin olarak günümüze kadar ulaşmıştır. “Sokrates’in Savunması”, sıradan bir eser değildir. Antik Yunan’da mahkemelerin yapısı ve işleyişini ele alır. Sokrates felsefesinin temelleri hakkında bilgi verir. Aynı zamanda cehaletle nasıl mücadele edileceğini de gösteren sihirli bir reçetedir. Felsefeye meraklı kişilerin kesinlikle ilk okuması gereken eserlerden biridir.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Menon "erdem" hakkında çok şey bilen, kalabalıklara bu konu ile ilgili etkili konuşmalar yapan bir güzel insandı. Bir gün Sokrates'le karşılaştı. Oturdular "erdem" hakkında konuştular. Sokrates, her zaman yaptığı gibi cahil tavrını takınarak dedi ki "anlat Menon, bu erdem ne imiş ben de öğreneyim." Menon anlattı; o anlatırken Sokrates bir iki soru sordu, sonra Menon kem küm dedi. Bu sefer Sokrates anlatmaya başladı, Menon'a sordu, sordu da sordu, yetmedi Menon'un kölesini çağırdılar ona da geometrik şekiller sordu, yetmedi yanlarına gelen Anytos'a da sordu, sor Allah sor. Neticede ne oldu, Menon'un "erdem" hakkında bildiği her şey yalan oldu. İşte bu eser, bu muhabbetin tablosudur. İyi okumalar...
72 syf.
·Beğendi·10/10
Euthyphron'da İÖ 399 yılında dinsizlik ve gençlerin ahlakını bozma suçlamalarıyla yargılanıp idama mahkum edilen Sokrates'in yargılanmasından hemen önceki süreç anlatılmaktadır. Diyalog, Sokrates'in, mahkemesinden hemen önce, kendisine atfedilen suçlamanın tebliğini almak, Euthyphron'un ise kölesinin ölümüne istemeden de olsa sebebiyet veren babasını dava etmek üzere geldiği kurumda karşılaşmalarıyla başlar. Sokrates, Euthyphron tarafından kendisine yöneltilen dinsizlik suçlamalarını, her zamanki gibi soğukkanlılıkla karşılarken, meşhur çürütme yöntemiyle Euthyphron'u konuşturarak neyin dinle alakalı, neyin din dışı olduğu konusunu göz önüne serer.
136 syf.
·Puan vermedi
Platon'un okuduğum ilk kitabı. Okurken Platon'un Said Nursi'ye çok benzediğini fark ettim. Phaidon ruh ve ölüm üzerine kaleme alınmış. Ruhun ve ahiretin varlığını anlattığı şahane bir kitap.
136 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Theaitetos diyaloğu Platon'a ait olup, Platon'un epitemolojisine ayna tutmaktadır. Diyalog içerisinde bilginin ne olmadığı tartışılmaktadır.

Kitabı okurken tartışma atmosferine dahil olup kendi kendinize yorumlar yapıp,ilginizi çeken yerlerin altını çizmekten kendinizi alamıyorsunuz. Hani hep söyle bir söylenti vardır "Felsefe Kitapları sıkıcıdır" diye. Bence bu kitap bu düşüncenin genelini bozuyor. Okurken kolay kolay sıkılacaginizi düşünmüyorum aksine ünlü fizlozoflarin konuşmalarını okudukça onların fikirlerine hayran kalacaksınız.
Bu kitaptan sonra artık şunu düşünüyorum. Bir insan her ay en az bir felsefe kitabı okumalı. Çünkü her ne kadar okuduğunuz da size bir şeyler katmiyormus gibi gözükse de aslında çok şey katıyordur. Başta size söylenen şeyler kafa karıştırıcı gibi gozukebilebilir çünkü unutmayın ki filozoflarin konuşmalarina alışık değiliz, onlar gibi insanları çok okumadık,keşke okusak! Ve ne yazık ki onlar gibi de konuşamiyoruz. Ama onları okuyabiliriz! O yüzden başta anlayamadigimizi düşünmek çok normal bir durum ve lütfen bu düşünceden dolayi kitabı bırakmayınız.
İncelememi okudugunuz için teşekkürler. Varsa bir fikriniz yazmaktan çekinmeyiniz lütfen. :)
240 syf.
Bir babanın oğluna bırakabileceği en güzel külliyat....

''iyi'' kavramını atıyor agora'nın tam ortasına aristoteles. şehirdekiler, ''iyinin'' yere çarpışıyla yankılanan sese irkilip, dönüp aristoteles'e bakıyorlar. kısa bir süre aristoteles'e dönen anlamsızca bakışlar yerdeki iyiliğe yönelince büyük bir şok etkisi geçiriyor insanlar. çünkü koca iyiliğin bir parçası hazza, bir parçası siyasete, bir parçası doğruya, bir parçası erdeme, bir parçası cesarete, bir parçası ahlaka ve dürüstlüğe, hırsa, özgürlüğe gibi bir çok değerli parçacıklara dönüşmüştür. aristoteles bir sihirbaz gibi ''iyi''nin içinden büyük bir felsefe çıkarmıştır.

eser 240 sayfaya sığdırılmaya çalışılmış ancak bu aslında bir külliyattır. ilk boş vaktimde zamanımı kütüphanede geçirmek üzere bu külliyatın parçalarının peşine düşeceğim. umarım editör kıyımı dediğimiz aslında daha önemli olan bilgiler kitap dışında bırakılmamıştır.

antik dönem felsefeleri hep, ''olması gereken'' üzerine konuştular. felsefe o dönem için bir idealizm kaynağıydı belki de. bu yüzden hep olunması gereken nokta, evre olarak değerlendirdi insanlar felsefeyi. bu eserde de yer yer ''olması gereken'' siyaseti, ahlakı, erdemi, doğruyu okudum.

antik dönem felsefesi ile günümüz felsefesi arasındaki en büyük fark bana göre ''gerçeklik'' olgusudur. felsefe artık olması gerekeni terk etmiş, var olanla ilgilenmeye başlamıştır. bu yüzden ''olması gereken erdem'' yazılarını okurken sade'ın erdemi işleyişini hatırlayarak değerlendirdiğimi fark ettim. ''olması gereken ahlak'' anlatılırken tüm mantığımla nietzsche'yi hatırlayarak değerlendirdiğimi fark ettim. siyaseti okurken jean baudrillard'ı, hırsı okurken marx'ı, mutluluğu okurken pessoa'yı hatırlayarak değerlendirdiğimi fark ettim. evet felsefe değişmiş ve ''olması gereken'' insanı bağlamaz olmuştu. keza antik dönem felsefesi yani ilkel felsefe bilim ile pek ilgili olmadığından günümüzde aşırı derecede gelişmiş olan bilimin ihtiyaç duyduğu dil de tam olarak fesefenin kendisi olmuş ve felsefe değişmiştir.

ancak felsefenin bu noktaya gelmesi de aristoteles gibi müthiş insanlar sayesinde gerçekleşmiştir.

epistemolojik tartışmaların kaynağını oluşturan bu külliyat tek kitaba indirgenmiş ve dili basitleştirilmiş şekliyle değerlendirilmemeli diye düşünüyorum. bu külliyatı okumalıyım, okumalıyım, okumalıyım!
329 syf.
·5 günde·2/10
Eserin orjinal adı, Commentarii de Bello Gallico'dur. Kitabın latince çok güzel belagat ve anlatım tarzına sahip olduğu söylenegelmiştir. Önemli bir tarihsel kaynak olarak kabul edilir. Eser sekiz cilttir, yedi cilt Caesar tarafından yazılmış, biri ise Caesar'ın ölümünden sonra Vibius Pansa tarafından yazılıp esere eklenmiştir.

Eserde Caesar'ın stratejik dehası gözler önüne serilmiştir. Kendi dönemi için propaganda olarak kabul edebileceğimiz yüceltici bir anlatım söz konusudur. Caesar, özellikle askerlerinin cesaretinden çokça bahsetmiştir, gururlu bir şekilde kendisine bağlı askerlerin kahramanlıklarını anlatmıştır. Savaşın bir sanat olduğu izlenimi uyandırmaktadır, tüm faktörlerin hesaba katıldığı bir mücadeledir; istihkam, hava şartları, savaşın yapıldığı alan, teçhizat, gıda, mühimmat, diplomasi, casusluk, moral... Kısacası her türlü etken hesaba katılır, hataya yer yoktur. Eser, Caeser tarafından anlatılır fakat Ceaser kendisinden "O" diye bahsetmektedir. Bu genel olarak huyudur, Caesar; "Ben şöyle düşünüyorum" demez...."Caesar şöyle düşünüyor" der. Büyüksün Caesar!

Kitap değerli bir eser, latince orjinalinin anlatımının da çok takdir edildiğini söylemiştim. Tabi ben bu anlatıma maalesef şahit olamadım. Ayrıca eserin önsözünde "eserin Yunanca aslından tercüme edildiği" yazmaktadır. Yunanca aslından? ibaresi tuhaftır. Eserin aslı Latincedir. Çeviri ile alakalı bir şey demek istemiyorum, kitaba verilen puandan anlaşılabilir. Profesyonel bir çalışma yapacaksanız, Türkçe çevirisini önermiyorum.

*Bello Gallico'nun Hamit Dereli tarafından 1955 yılında tercüme edilen bir versiyonu bulunmaktadır. Ferit Ragıp Tuncor Arşiv ve Dokümantasyon Kütüphanesi'nde 5678 demirbaş numarası ile kayıtlıdır, araştırmak isteyenler bu çeviriye de bakabilirler.

Ayrıca, Doğubatı yayınevinden çıkan, Samet Özgüler tarafından çevirilmiş bir başka versiyonu da bulunmaktadır.

Orjinal dille yazılmış aslına ise:
https://www.amazon.com/...Latina/dp/1585102326
Linkinden ulaşılabilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Furkan Akderin
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
28 Ağustos 1980

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 3.947 okur okudu.
  • 105 okur okuyor.
  • 2.633 okur okuyacak.
  • 55 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları