Gamze Büyükkaya

Gamze Büyükkaya

ÇevirmenEditör
7.6/10
445 Kişi
·
922
Okunma
·
0
Beğeni
·
36
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
352 syf.
Bazen bazı şeyleri yaşarsın kimseye söylemeden, anlatmadan sadece içinde yaşarsın ama bir yerden sonra içinde yaşadıkların ağır gelmeye başlar ve bir yerde yazmaya başlarsın... Bir kağıda bir deftere bir yerlere karalarsın içinin karanlıklarını. Ama yazdıklarında bile kendi kendine anlatmak istemezsin kimseye anlatamadıklarını, kağıtlarında seslendirirken bile ağır gelir ve birilerine duyurmaya çalışırsın işte böyle durumlarda konuştuğun mektuplarını kimse duymayacak, okumayacak. Zaten bazen okunsun diye değil içindekiler seni boğmasın diye yazarsın. O yüzden bu mektupların bir sahibi olmasına rağmen gidecek bir adresi cevabının gönderilerceği bir karşı adres yoktur. Yazmışsındır, rahatlamışsındır isimsiz adressiz kalır bir köşede.
Evet itiraf ediyorum benim de asla postacının kapısını çalmayacak olan bi alıcıya yazdığım mektuplarım var...
352 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Bir kitabı bitirdikten sonra bana bir şeyler kattığını hissettiğim zaman "iyi ki" demeyi çok seviyorum. Kitabı tebessümle kapatıp dakikalarca bir noktaya odaklanip düşünmeyi de seviyorum.
Ilk başta öylesine elime aldım aslında "okumasam da olur" diye düşünüyordum. Şimdiyse içimde bir sürü "iyi ki" taşıyarak yazıyorum.
Küçük bir ödevle başlayan mektuplardan oluşuyor kitap. Kız kardeşini yeni kaybetmiş, hatta onunla birlikte birçok şeyi kaybetmiş kendini arayan bir kız yazıyor hepsini. Mükemmel dostluklar kurması, yaşadığı her şeye rağmen güçlü kalma çabası beni çok etkiledi. Mektup yazdığı kişiler öylesine güzel ki... Kendimi aramaya başladığım su dönemde yaptığım en doğru şey bu kitabı okumak oldu. Cok güzel insanlar tanıdım, çok güzel şiirler okudum ve çok güzel sarkilar dinledim sayesinde. Kitabın en sonunda söyledikleri şarkıyı defalarca dinledim ve dinlenmeye devam edeceğim, böylelikle her zaman Laurel, May ve diğerlerini yanımda hissedecegim.
352 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Buna çok fazla kafa yoruyorsun, değil mi? Sürekli aslında nasıl olması gerektiğini düşünüyorsun." (sf 91/Sky beyciğimiz)

evvveet sevgili okuyucu, ben de sürekli aslında nasıl olması gerektiğini düşünenlerdenim.
Hayatım bu şekilde ilerlememeliydi, bu kaybı yaşamamalıydım, daha çok sarılmalıydım, kötü kitaplarda zaman harcamamalıydım...

Laurel'da benim gibi (hatta belki senin gibi) sürekli aslında nasıl olması gerektiğini düşünen, olayları yoluna koymaya çalışan ama hayatı sürekli olarak çılgınca patlaklar veren bir insan.

Fark şu ki Laurel'ın ablası sadece Laurel'ın bildiği şekilde ölmüş, ablasıyla birlikte birçok şeyini kaybetmiş.

Onun ölümüyle çekip giden bir annesi, kendi kabuğuna çekilen bir babası olduğunu da unutmamak lazım elbette.

Öncelikle bu benim ikinci okuyuşumdu, tekrar okuyacağım ve büyük ihtimalle tekrar tekrar aşık olacağım.

Bu kitabı bu kadar abarta abarta sevmemin sebeplerinden biri Kurt Cobain ve Amelia Earhart'ı bu kitapla tanımış olmam. Evet sevgili okuyucu, gülebilirsin. Nirvana'nın solistinin Kurt Cobain olduğunu bile bilmiyordum..
Aynı zamanda birçok güzel şiir ve şarkıyla yine bu kitap sayesinde tanıştım. Bu yüzden yeri bende çok ayrı ve unutulmazdır.

Mektuplar.. Evet mektuplar.
Mektupların dilinden bahsetmeme gerek olmadığını düşünüyorum, zaten kendisi her cümlesi alıntı yapılası bir kitap.

İsmi ilk duyunca 'o ne öyle yağğ öyle kitap adı mı olurmuş kahkakkahkah' gibi tepkilere maruz kalsa da -kendi arkadaşlarımdan biliyorum- bence fazlasıyla anlamlı bir isim.
Çünkü kızımız diyor ki mesela
"Bazı şeyler var ki artık bu dünyada olmayanlar dışında kimseye söyleyemem."

Yani içimden bir ses bu incelemeyi uzat da uzat da uzat, içini dök, bas spoiyi dese de..

Kitabı okumayanlara söyleyebileceğim çok bir şey yok.

Alın okuyun ve kitap hakkında saatleeeeerce konuşalım. Sky'dan bahsedelim, küfür edelim, sonra kendimizi onun yerine koymayı deneyelim. Hannah'nın bir erkeğe ihtiyaç duymasını ve Natalie'yi nasıl sevdiğini tartışalım. May idol alınabilecek bir insan mıydı sorgulayalım.

Bu kitabı okuduğum için asla pişman olmadım, umarım siz de olmazsınız.

Uzun tutmamak için uğraşmama rağmen görüyorum ki kopkocamaaaan bir inceleme olmuş.

İyi günleeeeer :))
198 syf.
·1 günde·Beğendi
18.yy da Rusya Çeriçesine karşı yapılan Kazak isyanını konu alan kitap; dönemin zengin ve soylu ailelerinden birinin 17 yaşındaki oğlunun; iki taraf arasındaki tuhaf ilişkisini ve Pyotr Andreyeviç isimli bu gencin, görev yerindeki Yüzbaşının kızıyla olan aşkını da anlatmaktadır.
Sevdiği kızın kahramanı olan, hayatını ortaya koyan bu genç için de; güzel Marya'nın zamanı gelince benzer kahramanlığı ve fedakarlığı göstermesi,  onların sevgisinin büyüklüğünün kanıtıdır.
Puşkin'nin 'Yüzbaşının Kızı' adlı kitabının, bir çok Rus klasik eserlerin aksine, gayet sade ve akıcı bir dili var. Özellikle yeni Rus edebiyatı okumaya başlayanlara tavsiye ederim.
352 syf.
·3 günde·7/10
Laurel liseye yeni başlayacak bir gençtir. Annesi ve babası ayrılmıştır. Ablasını çok sever, ona hayrandır ve idol almıştır. Ancak ablası ölür. Bunun üzerine hayatı değişir. Ablasının nasıl öldüğünü bilen tek kişi Laurel'dir ama kimseye hiçbir şey söylemez. Tanıdığı herkesten uzaklaşmaya başlar. Tanıdığı insanlardan uzak olmak ve yeni bir hayata başlamak amacıyla evlerinden uzakta bir liseye kaydolur. Lisede İngilizce öğretmenleri mektup yazma ödevi verir ve Laurel onun için anlamı olan, intihar etmiş ünlülere mektup yazarak hayatını bizlere anlatmaya başlar.

Kitabın mektuplardan oluşan farklı tarzı güzeldi. İntihar eden ünlülerin hayatına değinmesini, yazarın onların neden intihar ettiğini anlamaya çalışmasını sevdim. Sade bir anlatımı vardı -zaten gençlik romanları hep böyle oluyor-.

Laurel kitaptaki saf karakterdi. Her şeye inanmış ve kendine pespembe bir dünya kurmuş orada mutlu mesut yaşıyordu ta ki ablası ölene kadar. Ondan sonra ki değişimi, ablasına benzemeye çalışması, insanların hayatlarında yer etme çabası, lisesine uyum sağlamasının anlatımı ve zorlukları, Laurel'in kendi iç dünyası, kendiyle hesaplaşmaları okuyucuya iyi yansıtılmış.

Ahım şahım bir kitap değildi, ne iyi ne kötü diyebilirim, zamanınız varsa okuyun. Tabi bir de yaşınız çok önemli. Biraz daha gençlere hitap eden bir kitap.

Keyifli okumalar...:)
352 syf.
·Puan vermedi
Dışarıda bakıldığında her ne kadar basit ve sıradan gözüksede empati kurulduğu zaman gerçekten güzel bir kitap. Ben satırları yaşayarak okudum. Özellikle bir ablanız veya kız kardeşiniz varsa ( Ki benim var ) gerçekten o duyguları ve olayları yaşayıyıp o ruh halini anlayabilirsiniz. Insanlar düşe düşe ögrenirler yaşamayı ayakta kalmayı. Bir yanlışı defalarca yapsanızda mutlaka elinde sonunda o doğru kapıyı görmek zorunda kalırsınız. Birileri ölür hayatlar biter kahrolursunuz. Sanki bütün hayatınız bitmiş artık hiç birşeyden zevk almıyomus anlamsız gibi gelir fakat hayat sizin mutlu olmanızı veya üzülmenizi umursamaz devam eder. Her gecenin bir gündüzü vardır. Ya köşenizde oturup ölmeyi beklersiniz yada acılarınızı benimser ve yaşamaya devam edersiniz. Seçim sizin.
352 syf.
·8/10
Spoiler içerir
Günlük hayatta yaşadıklarını mektuplarda ifade eden Laurel'in günlük tarzı hayatını içeren bir kitap. Mektupların ilginç yani hayatta olmayan ünlülere yazılmış olması ve de mektuplarda ablasının ölümünün sır perdesinin aralanması. Mektup okumayı sevenler bu kitaptan hoşlanabilir. sade basit bir anlatım. İnsana mektup okuma dışında pek bir şey katmıyor.
352 syf.
·6 günde·8/10
Ogretmeninin verdigi odevler uzerine, ölmüs insanlara mektup yazmaya baslayan Laurel'in mektuplarindan olusuyor kitap. Guzel bir hikaye cikiyor ortaya mektuplarin bitiminde. Bazi yerlerinde eksiklikler olsada genel olarak guzeldi. Sıkılmadan okudum. Ozellikle genclere hitap edebilecek guzel bir kitap...
352 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Laurel,ablasını yakın bir süre önce kaybetmiştir ve o ablasının nasıl öldüğünü bilen tek kişidir.Genç kızın İngilizce öğretmeninin verdiği ölü birisine mektup yazma ödeviyle Kurt Cobain,Amy Winehouse gibi müzisyen,şair kişilere mektup yazarak geçirdiği acılı-tatlı günlerini anlatır.Kitap tamamen mektuptan oluşuyor.3 günde bitirdiğim harika bir kitap.
352 syf.
·8/10
Ölülere mektuplar içeren bu kitabı önce fantastik bir hikaye sanmıştım ben. Değilmiş tabii ki. Laurel adında liseye yeni başlamış bir gencimiz var. Ablasını yeni kaybetmiş, annesi babası ayrı ve sırtında epey ağır yük taşıyan bir kız bu kız. Yeni okulunda İngilizce öğretmeni ölmüş olan ünlülerden birine mektup yazma ödevi veriyor. Laurel'da bu ödeve başlıyor ama bırakamıyor. Yani tüm kitap bu mektuplardan oluşuyor. Aslında yazar böyle bir teknikle romanı daha güzel bir hale getirmiş. Çünkü hem Laurel'ın şeytanlarıyla yüzleşmesine tanık oluyoruz, hemde bahsi geçen şöhretlerin hayatları ile ilgili bilgi sahibi oluyoruz. Mutlu mesut bir gençlik hikayesi beklentiniz olmasın. Trajedisi ağır bir roman var karşınızda.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gamze Büyükkaya

Yazar istatistikleri

  • 922 okur okudu.
  • 40 okur okuyor.
  • 364 okur okuyacak.
  • 27 okur yarım bıraktı.