1000Kitap Logosu
Gencay Serter
Gencay Serter
Gencay Serter

Gencay Serter

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.0
1 Kişi
1
Okunma
0
Beğeni
25
Gösterim
irem
Muhafazakar Kentin İnşası Neoliberalizm ve Muhafazakarlık İlişkisinde Mekanın Yeri'yi inceledi.
296 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
“Muhafazakar kentin inşa edilebilmesi için modern kentin mekana yansıyan simgesel ögelerinin temizlenmesi gerekmektedir.” Prof. Dr. Can Hamamcı “Hayatı değiştirmek için mekanı değiştirmek gerekir.” Lefebre ---------------------- Yazar, insanların çoğunlukla eğilmediği bir konuya, hegemonik muhafazakarlığın mekan üzerinden kendini dayatmasını ve Cumhuriyet ve değerlerinin mekânsal sembollerine karşı mücadelesini anlatıyor. Yazar, ilk başta muhafazakar ideolojinin ne olduğunu, yapısı gereği hegemonik ve otoriter olduğunu anlatarak başlıyor, İnönü Dönemi’nden itibaren muhafazakar örgütlenme ve oluşturulan ağlarla muhafazakarların, liberaizm ve dolayısıyla da neoliberalizmle nasıl bir ittifak kurduklarını, daha sonra da mekana ve dolayısıyla da hayata nasıl müdahale etikleriyle devam ediyor. Bu kitabı, ekoköyler hakkında bir dizi belgesel izledikten sonra, bir heyecanla okudum. Dolayısıyla, yazarın iddia ettiği gibi, muhafazakarlığın homojenleşmeyi sağlayarak toplum üzerinde hegemonya kurduğu ve yaşam biçimlerini değiştirdiği faktörüne tabii ki katılsam da homojenleşmenin, muhafazakar olmayan topluluklar için şiddet ve baskıdan kaçmanın iyi bir yolu olduğunu düşünmüştüm. Hayatımıza bir müddettir giren güvenlikli siteler veya homojen mahalleler yerine, her türlü toplumsal kontrol mekanizmasının (gözetleme, dedikodu, damgalama vs.) insanlar üzerinde baskı olarak kullanıldığı mahalle kültürü bana çok daha korkunç geliyor, doğal olarak. Ben bir kadın olarak kendimi seküler kültürün homojenleşmediği bölgelerde güvende hissetmiyorum. Yazar, olayın bu boyutlarını tartışmaya açmıyor kitabında ancak “muhafazakar olmayan/ dayanışmacı mahalleler” derken bunları göz önünde bulundurmalıydı bence. Örneğin, daha geçen gün bir kadın, evinin önünde şortla çöp atmaya çıktığı için, mahalleli bir erkek tarafından “bizim mahallemizde böyle şeyler giyemezsin” diyerek yerlerde sürüklendi ve darp edildi. Belki yerlerde sürüklenmek değil ama bu şekildeki tacizler, biz kadınlar için “gündelik şiddet” biçimini almış durumda. Seküler kültürün homojenleştiği bölgelerde ise, dışardan gelen failin daha çekimser davrandığını gözlemledim bu güne kadar. Homojen olmayan bölgelerde gidiğin, içtiğin, yediğin her şeyim politik bir anlam kazanması ise olayın başka bir boyutu. Yazarın tartışmaya açmadığı bir başka durum ise, muhafazakar ideolojiye sahip insanların, kurumlar aracılığıyla değil de, bireysel olarak homojenleşmeyi nasıl sağladıkları. Benim birkaç yıldır gözlemlediğim ve deneyimlediğim bir olay bu. Genel olarak seküler kültürün homojenleştirdiği alanlara, muhafazakar ideolojiyi destekleyen ve çoğunlukla o kültüre sahip insanlar yerleşiyor ve birikimlerini o bölgelerde harcayarak mülk(ler) ediniyorlar. Daha sonra, mülklerini yalnızca kendi kültür ve görüşlerinden olan insanlara kiralıyorlar/satıyorlar ya da işletmelerini yalnızca içki satmama şartıyla kiralıyorlar. Bu şekilde de seküler yaşamın kamusal alandan silinmesine katkı yapmış oluyorlar. Yazar, mekânsal dönüşümleri özetleyerek açıklıyor ama yaşamsal dönüşümleri ve o süreci, muhafazakar müdahaleleri açıklasa da, detaylıca açıklamıyor. Puanı da buradan kırdım diyebilirim, kitap pekala genişletilebilirdi. Kafamda homojenleşmeye ilişkin pek çok soru oluştu ve cevabını kitapta bualamadım. Daha görünür olabilmesi açısından da seküler hayatın kamusal alandaki görünürlüğünü azaltma amacıyla yapılan müdahalelere örnek birkaç alıntı bırakmak isterim: #122353224 #122353975 #122354631 #122425829 #122680435
2
6