Ghislaine Paris

Ghislaine Paris

Yazar
8.3/10
12 Kişi
·
29
Okunma
·
4
Beğeni
·
142
Gösterim
Adı:
Ghislaine Paris
Unvan:
Fransız Seksolog Doktor, Yazar
Fransız seksolog doktor. Psikanaliz üzerine uzmanlaşmıştır ve uzun yıllardır cinsel danışmanlık yapmaktadır. Pratikteki tecrübelerinden yola çıkarak cinsellik üzerine Un desir si fragile, L’importance du sexuel kitaplarını kaleme almıştır. Hâlâ Paris’teki muayenehanesinde cinsel terapist olarak çalışmalarına devam etmektedir.
Ona geçmişte kadının cinsel bedeninin kendisine değil ailesine ait olduğunu hatırlatıyorum. Asla olamazdı ama diyelim ki oldu, bir kadın kendi cinselliğini özgürce yaşadı; bu kadın toplum düzenine ihanet etmiş ve kendi klanını kirletmiş olarak görülür. Bu sistem aynı zamanda doğacak çocukların kökenlerini garanti altına alır ve erkeklere güven verir. Bu durumda erkekler için artık herhangi bir rekabet korkusu söz konusu değildir. Bekârete verilen önem, erkeklerin kadın cinselliğini kontrolleri altına aldığı bu sisteme doğrudan bağlıdır.
Kadınsal zevk ve arzu uzun süre toplumsal düzen için bir tehlike olarak görüldü Freudyen bakış açısı maalesef bu yanlışı daha da güçlendirerek, üstelik ona bir de büyük bir entelektüel teminat vererek, bu sorun üzerine olabilecek en kötü yanlış anlamı yarattı. Freud kadının “klitorisyen” bir uyarma ile hazzı elde ettiğini ve bunun çocukluktan başladığını, tek orgazmın ise “vajinaya” olan penetrasyonla gerçekleştiğini, bunun da olgunluğun bir işareti olduğunu ileri sürdü. Bu kral yolunu özelleştirmek, çok sayıda kadının tam bir hazza ulaşmasının önünü kapama, onları bundan mahrum etmeyi beraberinde getiriyordu. Bugün klitoris ve vajinanın birbirine derinden bağlı olduğunu ve işlevsel bir ünite meydana getirdiklerini biliyoruz. Orgazmı farklı tiplere ayırmak gerçek olmayan kültürel bir yapı inşasıdır.
Karin hemen açıklamaya girişiyor: “Makyaj yapmak ya da seksi kıyafetler giymek, bunlar her zaman erkek arzusunu sergilemek anlamına gelir ve çok rahatsız edicidir. Ne zaman bunları yapacak olsam kendimi seks objesi gibi hissederim ve bunu çok aşağılayıcı bulurum.”

Ona kendi hakkında bir yargıda bulunmaya zorluyorum: “Bu arzu edilir olmak istemediğiniz anlamına mı geliyor? ”

“Hayır, tabii ki istiyorum” diye cevaplıyor hemen. “Ama bunu özellikle göstermek istemem.”

Özetlemek için onu biraz kışkırtarak, “Sonuçta bunların hepsi bana biraz ikiyüzlülük gibi görünüyor” diyorum. “Gerçekte arzu edilir olmayı istiyorsunuz ama hiç kimsenin böyle olmak için herhangi bir şey yaptığınızı bilmesini istemiyorsunuz. Bir kere daha arzu erkeğe özgün olarak kalıyor; kadın ona arzulu olamaz ya da hiçbir zaman arzulanmamayı talep etmemeli; kışkırtmamalı. Aksine kadın dikkatli olmalı, kendini korumalı.”

Karine düşünceliydi; gerçeklerin böyle, biraz dobra bir şekilde açıklanması onu rahatsız etmişti. Bu durumun kadınların cinselliklerini özgürce yaşamalarına engel olduğunu anlamıştı. Düşündüğünün aksine arzularının bilincinde olabilmek, arzularına sahip çıkmak, onları yaşamayı istemek, yetişkin ve cinsel hayatı olan bir kadın için gerçekten değerliydi, kendine kattığı bir değerdi.
Erkeklerin kadınlar üzerinde üstünlük kurmaya şartlanmaları ayrıca, çocukluklarından kalma, unutamadıkları, annelerinin korkunç iktidarı altındaki o güçsüz durumlarının hatırasından kaynaklanır.
Cinsellik şunlar olmamalı:
Bir bağımlılık
Duygusal bağlar kurmanın tek yolu, bir aile ya da çocuk sahibi olmanın bir güvence ya da bir sosyal statü sahibi olmanın tek yolu
Birşiddet aracı ya da ötekinin köleleştirilmesinin aracı
Bir utanç ya da suçluluk kaynağı
Fobilerin, korkuların kökeni
Peki ama anlamamak çok ağır değil mi? Çocukların neredeyse yanı başlarında yaşanan durumları anlayamamaları onlar için ağır bir yük değil midir?
Cinsellik tik atılarak doldurulacak bir kutucuk gibi; atılmaması durumunda ise cezası, diğerlerinin şüphe dolu bakışlarına maruz kalmak ve kendini anormal ve başarısız hissetmek oluyor.
Erkeklerin cinsel özgürlüğü tek başına deneyimlenen ve daha çok rastlandığı gibi bedelini öteki cinse ödeten bir tuzak değildir sadece. Başarılı cinsellik kendine özgü zevki diğeriyle paylaşmaktır. Bu bir karşılaşmadır; başkasını kullanmak değildir.
160 syf.
Fransız düşünce ekolüne özgünlük katan en değerli şey gözümüzün önünde bulunan ancak analizini ve tanımlamasını doğru yapmadığımız/yapamadığımız olguları çözümlemesi olarak niteleyebilirim.

Ghislaine Paris bu eseriyle o özgünlüğü bir kez daha taçlandırmış resmen. Bu kitabında Paris, ana karakteri Karine ile iletişime geçerek onun cinsel hayatıyla ilgili sorunlarını tek tek ele alıyor. Karine zeki ve başarılı bir iş kadınıdır. Özel hayatında duygusal bir ilişki arayan Karine, erkek arkadaşı Jeremy'nin ısrarıyla cinselliği tecrübe etmiş ancak başarısız olarak bunun sorumluluğunu üstlenmiş, ardından Ghislaine Paris'e giderek sorunları anlatmaya başlamıştır. Bu noktadan sonra kitabın asıl kısmına geçiş yapılmaktadır.

Bu kısımdan sonra yazarımız Ghislaine Paris, Karine'ın yaşadıkları üzerinden hem cinsellik üzerinde sistemin, toplumun, dinin baskı ve yönlendirmelerini, hem de Karine özelinde çocukluk dönemine ve ergenlik dönemine inerek sorunu aile, ataerkillik ve iktidar bağlamında ele aldığı değerlendirmeler yer almakta.

Çünkü şunu iyi biliyoruz ki, çocukluk ve ergenlik döneminde bastırılan, yasaklanan her duygu durumu olgunluk döneminde birer vaka olarak karşımıza çıkıyor.

Bunun yanı sıra Freud eleştirisi de mevcut. Bu kısım oldukça dikkatimi çekti.

Bununla birlikte, gelişen algı ile güç bulan eril söylemin kadına şiddeti doğurması oldukça güzel bir şekilde anlatılmakta. ve cinsellik hakkında yoğun bir soru bombardımanına tutmakta okurları.

Yaşadığınız cinselliğinizin ne kadarı size ait, ne kadarı topluma? kural, baskı ve normlardan kendini kurtarabilmiş bir cinsellik mümkün mü? Özgür olduğumuzu sanarken gerçekten özgür müyüz?

Bu kitabı okuduktan sonra kendinizi sorgulamadığınız sürece size bir şey katacağını sanmıyorum. Dolayısıyla seks kavramından farklı olarak cinsellik üzerine düşünmekten ve sorgulamaktan korkmayın derim.
160 syf.
·4 günde·Beğendi·6/10
Fransız seksolog Chislaine Paris, bu kitabında cinselliğe (dikkatinizi çekerim cinsel hayata değil, cinselliğe) gereken önemi verip vermediğimizi sorguluyor. Cinselliğin esasında toplumsal bir kavram olduğunu belirtip bunu örneklerle de açıklıyor. Tabuların karşısına çıktığı kadar toplumun sağlığı açısından cinsel yasakları da savunuyor. En arkaik dürtümüz olan cinselliğin nasıl eğitilmesi gerektiğini ve ona nasıl hak ettiği değeri vermemizi anlattığı güzel bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ghislaine Paris
Unvan:
Fransız Seksolog Doktor, Yazar
Fransız seksolog doktor. Psikanaliz üzerine uzmanlaşmıştır ve uzun yıllardır cinsel danışmanlık yapmaktadır. Pratikteki tecrübelerinden yola çıkarak cinsellik üzerine Un desir si fragile, L’importance du sexuel kitaplarını kaleme almıştır. Hâlâ Paris’teki muayenehanesinde cinsel terapist olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 29 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 47 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.