Gizem Yeşildal

Gizem Yeşildal

Çevirmen
8.4/10
3.773 Kişi
·
10.811
Okunma
·
0
Beğeni
·
309
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
408 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Serinin ilk kitabı ve bence en güzel kitabıydı. Yaklaşık 60 bölüm ve bölümler arası çok kısa. Böyle olmasına rağmen yinede o küçük bölümlerde nasıl böyle çok maceralı olayların olmasına gerçekten aklım almıyor. Bu sadece serinin ilk kitabı için değil tüm seri için söylenecek bişi bence. Kitabı elinize aldığınızda zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız ve "Şu bölüm bitsin ondan sonra bırakırım" demenize rağmen bi 10 bölüm okursunuz. Bence kitabı okumadan önce şöyle derin bir nefes alın ve kitabı okumaya başlayın. Kısaca elinizden bırakamayacağınız ve kesinlikle okunması gereken bir kitap bence.
360 syf.
·2 günde·10/10
Kitap o kadar samimi o kadar içtendi ki, onu okurken sarıp sarmalıyordu adeta beni, bir kitabın dili anca bu kadar sade ve güzel olabilirdi. Kitap, elime aldığım andan itibaren birkaç saatte gözlerimde eriyiverdi ve bittiğinde kendimi şok olmuş bir şekilde buldum ki hiç bitmesini istemediğim türden bir romandı, tadı damağımda kaldı.

Lara Jean hoşlandığı her bir erkek için bir mektup yazıyordu, bu onun duygularını atlatma şekliydi, yazarak kalbi ile ruhundakileri dışarı dökebiliyor ve gerçek hayatta asla söyleyemeyeceği duyguları bu mektuplara aktarıyordu, bir gün bu gizli mektuplar bu çocuklara postalandı ve olanlar oldu ... :)

Bu türden çok fazla kitap okumuşumdur ama asla önerdiğim olmamıştır fakat bu kitabı herkese öneriyorum, 14 yaşında da olsanız 25 yaşında da olsanız gerçekten seveceğiniz bir kitap.

Kitabın adına ve konusuna ön yargıyla yaklaşmayın, alın okuyun gitsin sadece, zaten sonrasında akıyor gidiyor su gibi, tutamıyorsunuz ucunu, okumayı durduramıyorsunuz bir türlü...
408 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Labirent Serisi uzun zamandır merak ettiğim bir seriydi. Gerek kitapları, gerek sinemaya uyarlanmış haliyle dünyada ve ülkemizde büyük ses getiren Labirent Serisi'nin ilk kitabı olan Labirent: Ölümcül Kaçış kesinlikle övüldüğü kadar varmış. Hemen birinci sayfasından okuru içine alıp 406 sayfa boyuncu bırakmayan ve 3 gün gibi kısa bir sürede bitirdiğim Ölümcül Kaçış son derece sürükleyiciydi. Kitabın tamamında bir merak unsuru mevcut. Distopya türünde diyebileceğimiz bu eserde gizem düzeyi yüksekti bu da okurda ister istemez yoğun bir merak duygusu uyandırıyor. Aksiyonu bol, romantizmi az, heyecan seviyesi yüksek ve aralara serpiştirilen dramatik bölümlerle Labirent: Ölümcül Kaçış son derece doyurucu bir kitaptı. Şaşırtan, kafa karıştıran, hüzünlendiren bu kitap kazandığı beğeniyi hak ediyor diye düşünüyorum.

Labirent Serisi'ne giriş yapmamın yanı sıra okuduğum yazarlar listesine yeni bir yazar daha ekledim: James Dashner. Yazarımız Dashner'ın oldukça akıcı bir üslubu var, aynı zamanda okurun beklentilerini nasıl karşılayacağını bildiği de aşikâr. James Dashner'ın kalemini sevdiğimi ve tarzına kısa sürede alıştığımı söyleyebilirim.

Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursam; Thomas kitaptaki ana karakterimiz. Gözlerini açtığında kendini bir asansörde kapalı olarak bulan Thomas'ın tek hatırlayabildiği ismidir. Asansör onu Kayran isimli bir yere çıkarır. Her ay bir çocuğun gönderildiği, içinde çeşitli yaratıklar ve kocaman bir labirent de bulunduran bu korkunç yerden kurtulabilmek için Thomas ve arkadaşlarının yapması gereken şey, bir taraftan öldürmeye aç bu yaratıklarla mücadele ederken bir taraftan da her gün değişen duvarlara sahip labirentten çıkış yolunu bulmaktır.

Thomas ve diğer çocukların kurtulmak için elinden geleni yaptığı ve gitmeyi kesinlikle istemediği Kayran'a ben severek dahil oldum. Kitabın bitirildiği nokta da oldukça heyecan vericiydi. Serinin ikinci kitabı olan Alev Deneyleri'ni de çok merak ediyorum. Hepinizi bu dünyaya davet ediyor ve keyifli okumalar diliyorum.
400 syf.
·8 günde·Beğendi·6/10
Labirent: Ölüm Emri'ne başlamadan önce kitabın arka kapağını okumamıştım, kitaba başladığım gün arka kapağı da okudum ve böylece serinin bir diğer kitabına büyük bir hayal kırıklığı ile giriş yapmış oldum. Neden mi? Çünkü serinin asıl karakterleri olan hiçbir karakter birkaç bölüm hariç bu kitapta yer almıyor. Ne Thomas, ne Minho, ne Brenda ne de diğerleri. Bunun nedeni ise bu kitapta yaşanan olayların labirentin inşa edilmesinden yaklaşık on üç yıl önce geçiyor olması. Evet Labirent: Ölüm Emri yayınlanma tarihi açısından ilk üç kitaptan sonra gelse de konu olarak daha önceki yılları ele alıyor. Güneş patlamasının üzerinden az bir zamanın geçtiği,  insanları delirtip beyinlerini kemiren Işıl virüsünün yeni yeni ortaya çıkmaya başladığı yılları.

Labirent: Ölüm Emri Thomas'ın labirente gönderilişinin anlatıldığı bir bölümle başlıyor, ardından on üç yıl öncesine dönüyor ve burada Mark, Trina, Alec gibi karakterlerle tanışıyoruz. Kitapta güneş patlamasının yaşandığı döneme dair olayları okuyoruz. Yani kitap boyunca bu üçlünün başını çektiği bir hayatta kalma mücadelesi var. Kitaptaki karakterler bir taraftan güneş patlamasının etkileriyle, bir taraftan da yeni ortaya çıkan Işıl isimli virüsle mücadele ediyorlar.

Labirent serisini genel olarak seviyorum ancak Ölüm Emri bana bazı açılardan zorlama bir kitap gibi geldi. Kitapta aksiyon çok fazla fakat bir yerden sonra bu kısımları artık ne olacaksa olsun diye okudum. Bunun nedenini de Labirent serisinin asıl karakterlerini daha çok sevmem ve bu kitaptaki yukarıda ismi geçen karakterlerle bağ kuramamam olarak açıklayabilirim. Kitabın akıcılığı anlamında bir problem yoktu, yine diğer kitaplar gibi sayfalar oldukça hızlı akıp gidiyor. Ancak ben kitabı okurken sürekli keşke James Dashner olayların ortaya çıkışı noktasını bu şekilde değil de Thomas ve arkadaşlarının maceralarına devam ederek aktarsaydı diye düşündüm. Tabii kitapta sevdiğim bölümler de olmadı değil. Özellikle dünyanın nasıl ve neden bu hale geldiği yönündeki soru işaretlerimin cevap bulduğu bölümleri beğendim. Serinin temalarından biri olan, çoğunluğun iyiliği için bir grubu gözden çıkarabilir misiniz teması da gayet başarılı şekilde burda da işlenmişti bana göre. Yine de bu kitabı seri hatırına okumuş gibi hissediyorum. Umarım serinin son kitabı olan Labirent: Virüs Kodu'nda her zamanki karakterler çıkar karşımıza çünkü bu şekilde seri sıkıcı bir hal alabiliyor.
400 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Labirent Serisi'nin ikinci kitabı olan Labirent: Alev Deneyleri de bitti. Kitaba başlar başlamaz ilk düşündüğüm şey Thomas ve arkadaşlarını ne kadar özlediğimi oldu. James Dashner serinin ilk kitabıyla beni büyülemişti desem yeridir. Bunu söylerken abarttığımı kesinlikle düşünmüyorum, bana göre Labirent harika bir seri. Bu seri için artık final yapan bir seri diyebiliriz herhalde. Bildiğim kadarıyla Labirent: Virüs Kodu serinin beşinci ve son kitabı. Dolayısıyla halen yazılmakta olan ya da henüz dilimize çevrilmemiş kitapları olan diğer seriler gibi olayların nasıl sonuçlanacağını görmek için beklemek zorunda kalmayacağım. Ne zaman istersem o zaman final yapabileceğimi bilmek güzel. Genel itibariyle seri halinde olan kitapları çok seviyorum. Bir de serinin ilk kitaplarından beklediğimi alırsam bu durum okumayı oldukça keyifli hale getiriyor. Labirent de tam olarak böyle. Labirent: Ölümcül Kaçış ile harika bir giriş ve ilk kitap kadar mükemmel bulmasam da Labirent: Alev Deneyleri ile olaylara sağlam bir devam.

Seri kitaplarda ilk ve son kitaplar hariç diğer kitaplar için konudan bahsetme kısmı biraz sıkıntılı oluyor. Spoiler vermek istemediğim için kısaca şunları söyleyebilirim: Thomas, Minho ve Newt gibi karakterlerin başını çektiği grubu bu kitapta da zorlu bir macera bekliyor. Kitabın ismi konuyla ilgili bir ipucu veriyor tabii ki, tahmin edilebileceği gibi karakterlerimizi bu kez adına Alev denilen ve güneşin adeta cayır cayır yaktığı bir bölgede geçen ilginç olaylar bekliyor.

Kitabı okurken kendimi bir ölüm-kalım mücadelesinin içinde bulsam yaşanan ekstrem olaylara tepkim ne olurdu diye düşünmedim değil. Çevrenizdeki insanlara güvenip güvenemeyeceğinizi, kimin sadık bir arkadaş olup olmadığını bilmemek eminim son derece sinir bozucu olurdu. Ana karakterimiz Thomas'ın başına gelen de tam olarak bu. Seride yer alan önemli karakterlerden olan Minho ve Newt'i de çok seviyorum. Seriyi daha güzel hale getiren noktalardan biri de bu, yani sevdiğim birçok karakterin olması. Ayrıca  kitabın henüz giriş bölümlerinde açığa çıkan bir durum beni fazlasıyla şaşırttı ve o noktada yazara bir kez daha hayran kaldım. Gerçekten hiç beklemediğim bir şekilde başladı olaylar ve küçük detaylarmış gibi görünen her ayrıntının ne kadar önemli olduğunu fark ettim. İlk kitapta olduğu gibi bu kitap da yine son derece akıcıydı. Sayfalar göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor ve bir bakmışsınız ki kitap bitmiş. Labirent gerek konu, gerekse anlatım açısından beğendiğim bir seri ve serinin ikinci kitabı olan Alev Deneyleri de benden geçer not aldı.

Labirent: Ölümcül Kaçış okuduktan sonra filmini de izlemiş ve beğenmiştim. Alev Deneyleri de bittiğine göre yakın zamanda filmini izleyeceğim. Serinin üçüncü kitabı Labirent: Son İsyan elimde mevcut ancak biraz ara verdikten sonra okumak istiyorum. Üçüncü  kitabının filmi ise 2018 yılında gösterime girecek. Özellikle bilim-kurgu, macera sevenlere serinin önce kitaplarını okumalarını ardından da filmlerini izlemelerini tavsiye ediyorum.
336 syf.
·2 günde
Çok uzun bir süre önce, arkadaş önerisiyle aldığım, fakat "fantastik" içerikli kitapları sevmediğimden sırt çevirmiştim...

"Rhiannon"u; her defasında bir sinekmiş gibi başından savan, sevgisini hiç bir zaman hissettirmeyen baş belası erkek arkadaşı "Justin" ile ilişkileri...
Justin yüzünden, en iyi arkadaşlarıyla arası açılan ve onlar tarafından artık dışlanma derecesine gelen Rhiannon; bu duruma daha fazla katlanamıyordu.
Ama bir gün her şey değişmişçesine; Justin, Rhiannon’a çok kibar ve nazik davranmaya başlayıp, sevgisini hissettirmek istercesine davranmaya başlar.
Rhiannon, ’Justin acaba neyin peşinde?’ diye düşünüp, şüphelenmeye başlar.
Ona inanmak istemiyordu.

Her şeyi geride bırakıp, okyanusa gittiklerinde bazı şeyler değişmişti. Rhiannon, hayatında ki en güzel günlerden birini yaşamış ve Justin ile hayatının en özel anlarını paylaşmıştı.
Günün sonuna geldiklerinde Rhiannon, hiç bitmesin istiyordu; yarınının farklı olacağını düşünüyordu. Yarının farklı olacağını biliyordu...

Rhiannon'un, Steve’in düzenlediği partiye katılıp, kendisini Steve’in kuzeni olarak tanıtan Nathan ile tanışıp, dans ile tamamlanan bir gecenin ardından e-postalaşmalar ile devam eden bir arkadaşlık...
Rhiannon, Steve’e kuzeni hakkında bilgi almak için sorduğu zaman, Steve'in öyle bir kuzeninin olmadığını söylemesiyle, başlayan arayışlar.
Nathan’a, e-posta üzerinden mesaj atıp, gerçekte kim olduğunu sorduğunda, bir bilinmezin içine sürüklenmeye başlamıştı.
Nathan, Rhiannon’a açıklama yapmasına izin vermesi için bir şans istemesi ile buluşmaya karar verirler.
Asıl bilinmezlik; buluşacakları yere Nathan'ın değil de, yerine bir kızın(...) gelmesi ile başlıyor...
Rhiannon’la konuşmaya gelen kız, isminin "A" olduğunu söyler.
A'yı kısaca tanıyalım;
Bir cinsiyeti, ırkı ve bir ailesi olmayan biri. O sadece bir ruh ve insanların bedenlerini bir günlüğüne ödünç alıyor.
Ve kendi hayatını yaşamayan bu insan; Rhiannon’a âşık olmuştu...

Roman; aslında insanların bir bedenden ibaret olmadığını, insanların iç güzellik ile alâkâlı düşünmesini çok güzel biçimde vurguluyor çoğu yerde. Ama dış görünüşün de önemsiz olduğunu asla inkâr etmiyor.
Ve bu yüzden, Rhiannon’un birden fazla seçim yapması gerekiyor.
Ve her seçimin sonunda onu bir pişmanlık bekliyor...

Arka kapak:
Her aşk hikayesinin iki yüzü vardır. Doğaüstü olanların bile.
"Seni tekrar görecek miyim?" diye sordu.
Başımı evet dercesine salladım.
"Sana kanıtlayacağım," dedi.
"Gerçekten ne anlama geldiğini göstereceğim."
"Neyin?"
"Aşkın."
384 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Labirent serisinin üçüncü kitabı Labirent: Son İsyan. Kendisini edebiyatsever olarak tanımlayan ve kendini tamamen edebi kitaplara adamış okurların aksine ben bu tarz kitapları okumaktan çok keyif alıyorum. Çünkü benim için kitap okumak demek eğlenmek, keyif almak demek ve bana bu hissi veren kitaplar genel olarak okuduğum türde kitaplar. Herhangi bir konuda bilgi sahibi olmak istediğimde bunu dergiler, araştırma kitapları ve belgeseller aracılığıyla yapıyorum zaten dolayısıyla benim için iyi kitap-roman, okurken keyif aldığım kitaptır. Keyif almıyorsam o kitap isterse Nobel ödüllü olsun fark etmez. :) Bunları neden belirtiyorum, çünkü bu seri tarzındaki kitaplara ön yargılı yaklaşan insanlar var. Tamamıyla yanılan insanlar. Bu seri benim için iyi ki okumaya başlamışım dediğim serilerden. Gerek konu, gerek olayların gidişatı, gerekse yer verilen karakterlerle gerçekten iyi bir seri okuduğumu düşünüyorum. Serinin ilk kitabını okurken çok etkilenmiştim, ikinci kitap olan Labirent: Alev Deneyleri'ni de sevmiş ama ilk kitapta aldığım tadı alamamıştım. Üçüncü kitabı bitirdim ve şu an serinin yeniden ilk kitaptaki lezzetine döndüğünü düşünüyorum.

Bu tarz serilerde yorum yaparken bu işi spoiler vermeden yapmak aşırı zor oluyor. Konuyla ilgili söyleyebileceğim tek şey, Işıl isimli bir salgının etkisi altına aldığı dünyada insan yaşamı yok denecek kadar azalmıştır, virüs bulaşan kişiler deliliğin sınırlarında gezinmektedir. Labirent ve Alev'den sağ çıkan Thomas ve arkadaşlarını yepyeni ve yine zorlu bir sınav beklemektedir. Thomas, Minho, Teresa, Brenda, Newt gibi karakterlerimizi aşılması gereken engeller, sorgulanması gereken düşünceler-eylemler,  ve alınması gereken zorlu kararlar bekliyor.

Son İsyan'da seriye dair kafamda bulunan bazı soru işaretleri cevap buldu ve bu noktalar beni bir hayli şaşırttı. Evet zihnimdeki sorular cevap buldu ama bu cevaplar yaşanan olaylarla ilgili yeni soruların doğmasına yol açtı. Yani kitap bitti ama serinin son iki kitabı kalmışken zihnimde hâlâ onlarca soru işareti mevcut. Seri kitaplarda ilerledikçe karakterlerle aranızda bir bağ kurulur ama seriler tek kitaplara oranla uzun soluklu oldukları için yazarlar bazı karakterleri seri dışı bırakmak zorunda kalırlar. Kitap hayatta kalma mücadelesini temele alınca kemik kadrodan bazı karakterlerin ölmesi de neredeyse gerekli hale geliyor. Açıkçası benim açımdan hangi karakterden ne şekilde vazgeçildiği önemli. James Dashner da tabii ki bazı karakterlere bunu yapıyor ve bu durumu sevdim. Benim bu kitapta en etkilendiğim yer de zaten öyle bir kısımdı, neticede cesur kararlar alan yazarları severiz. :))) Son İsyan son derece merak uyandırıcı bir yerde bitti. Bu seri için de en beğendiğim serilerden biri haline geldi diyebilirim. Seride konu seçimi, kurgu oldukça iyi; sürükleyicilik ve aksiyon genel olarak üst seviyede. Serinin dördüncü kitabı olan Labirent: Ölüm Emri'nde neler yaşanacağını çok merak ediyorum ve tabii serinin nasıl sonlanacağını da. Son olarak iyi ki James Dashner ve Labirent serisiyle tanışmışım demek istiyorum. Hepinize keyifli okumalar.
408 syf.
·1 günde·Beğendi·5/10
Labirent'i okurken bilim kurgunun nasıl heba edilebileceğini daha iyi anladım. Güzel kapağına ve ilgi çekici konusuna rağmen Labirent kötü bir yazarın nasıl çok para kazanabileceğinin çok iyi bir örneği. O kadar kötü ki aslında, Meyer'ın Ay Günlükleri serisi bu eserin yanında küçük bir başyapıt hissi veriyor. Orada en azından karakterler biraz da olsa karton hissini yenebiliyor ve gerçeklik hissini ucundan kenarından kemiriyordu. Labirent'te ise en gerçekçi karakter veya şey labirentin kendisi diyebiliriz. O da sadece akşamları kapanıyor, sabahları açılıyor. Thomas ve diğer karakterlerin tamamı sığ, basit, belli ki yazar karakter oluşturmak yerine ilginç konusunun yaratacağı adrenaline güvenmiş, gençler için büyük keyif olduğunu söylemek mümkün, sitedeki incelemelerin çoğu gençler tarafından yazılmış, neredeyse hepsinde aynı heyecan, aynı baş dönmesi :) Tabii buradaki en önemli soru, benim neden bu tür eserler okumaya başladığım oldu. Biraz günah çıkarayım: Aslında Böll'ün çok güzel bir hikâye kitabını okuyorum; ancak siteyle tanışmadan olduğu gibi yine okuma sıkıntısı, başladığım kitabı okuyamama, okumayı sürdürümeme gibi bir rahatsızlık dönemindeyim. Kafamı çok yoran, sıkıntı veren veya üzen eserler yerine keyif veren kitaplar okumayı istiyorum, ama galiba çıtayı fazla düşürdüm. Buralardan oralara, yukarılara da aynı azimle çıkmak şart. O yüzden serinin ikinci kitabını elime almadan şöyle kenara koyayım. Sonra zaten on gün önce başladığım Çehov külliyatımın dördüncü kitabına başlayayım. Çehov okuyup da kendini kötü hissetmek imkânsız.

Labirent'i ancak yeni yeni kitap okumaya başlayan, sadece kafa dağıtmak isteyen, genç, adrenalin seven ama derinlikli birşey peşinde olmayan okurlara öneririm. Bu gruba girmeyen herkese edebiyat yolunda iyi okumalar:)
384 syf.
·7 günde·Beğendi·6/10
Spoiler içerir...

Bir seri daha bitti. Labirent: Virüs Kodu ile, James Dashner'ın sinemaya da uyarlanan Labirent serisini bitirmiş bulunmaktayım. Thomas ve arkadaşlarının maceraları bu kitapla nihayete eriyor ve ilk dört kitabın sonunda okurun aklında kalabilecek sorular da yine bu kitapla yanıt buluyor. Thomas'ın bir kutunun içinde Kayran'a gönderilmesiyle başlayan macera, Virüs Kodu'nda bu olaydan yıllar yıllar öncesi anlatılarak İSYAN adı verilen araştırma merkezinde son buluyor. Bu kitapta karşımıza Işıl adı verilen virüsün henüz yeni yeni dünyayı etkisi altına almaya başladığı zamanlar ve serideki ana karakterlerimizin çocuklukları ile İSYAN karargahına getirilerek onları bekleyen deneylerin (özellikle labirent deneylerinin) oluşturulma süreci anlatılıyor.

Seriye dair genel bir değerlendirme yapacak olursam serinin ilk kitabı olan Labiret: Ölümcül Kaçış serideki en iyi kitaptı bana göre. En çok o kitapta olayların ne yönde gelişeceğini merak etmiş ve yine en çok o kitapta karakterlerin yaşadıkları olaylarla daha iyi bağ kurabilmiştim. İkinci ve üçüncü kitaplar olan Alev Deneyleri ve Son İsyan kitapları ise ilk kitap kadar olmasa da güzeldi. Ancak dördüncü ve beşinci kitaplara geldiğimde o ilk üç kitaptaki tadı kesinlikle alamadım. Labirent serisi aslında üçleme gibi duruyor diyebilirim, yani normalde ilk üç kitapta olaylar başlıyor ve sonuçlanıyor. Ancak ardından yazarımız dördüncü kitapla virüsün ortaya çıkışını, beşinci kitapla ise karakterlerimizin daha küçük yaşlarda yaşadıklarını ve labirentin oluşturulma sürecini anlatıyor. Açıkçası bu bana biraz zorlama geldi. Ben seri üç kitapla tadında bırakılsaydı daha iyi olurdu düşüncesindeyim çünkü şunu da bu kitapta anlatayım bunu da şu kitapta anlatayım derken bu son iki kitabın sadece ilk üç kitabın ekmeğini yediğini düşünüyorum, bu durum yazar olayların başladığı ve bittiği üç kitap iyi satış oranları yakaladığı için bahsettiğim son iki kitabı bu kaygıyla yazmış gibi geldi, dolayısıyla bu kitaplarda birçok şeyin zorlama olduğunu hissettim. Keşke seri üçleme olarak kalsaydı ve olayların o iki kitapta anlatılan detaylarını da yazar bu üçlemede bulunan kitaplara serpiştirseydi. Konu olarak beğendiğim bir seri okudum diyebilirim. Son zamanlarda kitaplarda, filmlerde vs kullanılan, nüfusun kontrol altına alınması için kimi çalışmalar yürütülmesi durumu Labirent serisinin ana fikirlerinden biri. Hatta kitabı okurken geçtiğimiz aylarda vizyona giren Avengers: Infınıty War filmini de düşünmedim değil. Bahsettiğim filmde de sınırlı kaynaklara karşılık sınırsız ihtiyaçlar nedeniyle insan popülasyonunun kontrol altına alınması durumu söz konusu. Ancak Labirent serisinde şöyle bir durum var ki, nüfusu kontrol altına almak için belirli bir bölgeye söz konusu virüsü bırakan yetkililer bunda başarılı olamıyor ve olaylar tamamen kontrolden çıkıyor. Sonucunda ise bu beceriksizliklerinden kurtulmak için çocukları kullanmaya başlıyorlar, virüse karşı bağışık olan Thomas ve arkadaşları gibi çocukları.

Bir seriyi daha bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum. Yazarımız James Dashner'ın bu seri dışında dilimize çevrilmiş iki serisi daha mevcut ve ben bu serilerden Sanal Ağ serisini de okumayı düşünüyorum. Ayrıca Labirent serisinin ilk iki filmini izledim ve üçüncü filmini de izlemeyi planlıyorum. Henüz bu seriyi okumadıysanız ve bu tür kitaplara ilginiz varsa sizlere de Labirent serisini öneririm.
464 syf.
·10/10
Beyin ölümü gerçekleşen hamile eşini makineye bağlı olarak yaşatıp bebeğin doğumunu sabırla beklemeye çalışan doktor bir babanın hikayesi.

Acaba 9 ay dolacakmi bebeğine kavusabilecekmi diye merak ederek bir çırpıda bilen, sürükleyici ve güzel bir dille anlatılmış.

Sayesinde bir sürü lazım olmayacak tıbbi terimde öğrendim ama olsun fazla bilgi ne zaman göz çıkartmışki

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 10.811 okur okudu.
  • 174 okur okuyor.
  • 4.065 okur okuyacak.
  • 124 okur yarım bıraktı.