Gökçer Tahincioğlu

Gökçer Tahincioğlu

Yazar
8.5/10
4 Kişi
·
7
Okunma
·
0
Beğeni
·
347
Gösterim
Adı:
Gökçer Tahincioğlu
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 1977
Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Anabilim Dalı’nda, “Askeri Darbeler Öncesi ve Sonrası Medya Özgürlüğü” konulu teziyle yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1997’de çalışmaya başladığı Milliyet gazetesinde halen Ankara Haber Müdürü olarak görev yapmaktadır. Çağdaş Gazeteciler Derneği İzzet Kezer Fotoğraf Ödülü, Musa Anter Basın Şehitleri Yılın Haberi Ödülü, Abdi İpekçi Yılın Haberi Ödülü, Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Rafet Genç Haber Ödülü sahibidir. İki dönemdir Çağdaş Gazeteciler Derneği yönetim kurulu üyesidir.
Zira, ''hesap sorulamama'' üzerine kurgulanmış büyük bir toplumu günahlardan sadece ''unutmadan'' değişmek kurtarabilir.
Gökçer Tahincioğlu
Sayfa 24 - Notabene Yayınları
''Silahların toprağa gömülmesi'' barışı simgeler bütün kültürlerde.

Bu ülkede ise toprağa gömülü mayınlar barışın değil,
ölümün nedenidir.
Gökçer Tahincioğlu
Sayfa 42 - Notabene Yayınları
Uzak yollardan geçerken bazen, birilerinin neden unutulmuş o toprak parçasında yaşamayı tercih ettiğine şaşarsın.

Ceylan'ın ailesi, birilerinin geçerken bile görmediği bir uzaklıkta yaşıyordu.

Diyarbakır-Bingöl sınırında, Lice'ye bağlı Şenlik Köyü'nün Hambaz mezrası.

Haber bültenlerinde sadece ölümlerle duyulabilecek bir coğrafyanın kanlı uzantısı.

''Teröre müzahir'' bir alanın ''potansiyel terörist'' insanları.
Gökçer Tahincioğlu
Sayfa 44 - Notabene Yayınları
''Ama '' ile başlayan cümleler, cezasız bırakılan sanıkların gerekçesi oldu.

O sanıklar ve başlarına bir şey gelmeyeceğini bilen erkekler, çaresiz çocukların kabusları oldu, olmaya devam ediyor.Ne yapıldıysa, kim uğraştıysa, yıkamadı ülkeyi kaplayan genel ahlakı.
Gökçer Tahincioğlu
Sayfa 177 - Notabene Yayınları
Bilenler bilir, bir felaketin ardından koşulduğunda önce görünmez hiçbir şey, felaketin aniliğinin aksine, yavaş yavaş, teker teker görür ve hissedersin olup bitenleri.

Öyle oldu. Dalların üzerini gördüler önce, yaprakların üzerindeki parçaları, toprağa karışmış Ceylan'ı, Ceylan'dan geriye kalanları.
Gökçer Tahincioğlu
Sayfa 46 - Notabene Yayınları
Kabuslar, bilmedikleri dünyalar, pembe sandıkları kabuslarla çevrilmiş çocukların kurtulabilmesi için içsel ahlak gereklidir.

Kaba bir vicdani terazi ya da kendi çocuğun gibi sakınmak degil sadece.

Haklarını, ruh halini bilmek, dünyasını, hayallerini, oyunlarını anlamak.

Nelerden incindiğini, nelerden korktuğunu çözmek.

Oturtamadığı mantık dünyasını, büyüklerin kirlenmiş oyunlarıyla kirletmemek.

İki yüzlü ahlakı yasallaştırıp dayatmamak, çocuktan yana düşünmek. Vicdan, çocuklara acımak için değildir.

Çocuklar insandır, korunmalıdır ve korunurken bile hakları vardır.
Gökçer Tahincioğlu
Sayfa 157 - Notabene Yayınları
Çocuklarını kaybedenler bazen böyledir.

Bazen sıkı sıkıya sarılıp da sanki çocuklarıyla yaşlanıyor gibi hissettiklerinden bırakamazlarken elinde kalanları, bazen çocukları uzakta yaşıyor sanmak için bırakıp da giderler son kalanları.

Ama sonuç değişmez.

Yas, yaraları iyileştirmez.
Gökçer Tahincioğlu
Sayfa 181 - Notabene Yayınları
İşkence devletle sınırlı bir eylem değildir.

Şiddetin, “adam etme” yöntemi olarak kullanıldığı toplumlarda, kimse bundan muaf tutulacak kadar şanslı da değildir.

Aileden görmezse okulda, okulda görmezse askerde, askerde görmezse evlilikte, hiçbirinde görmezse sokakta şiddeti mutlaka görecektir.

Zira, dayağın cennetten çıkma sayıldığı toplumlarda, şiddeti cezalandırmak adetten değildir.
Gökçer Tahincioğlu
Sayfa 190 - Notabene Yayınları
''Şanssız'' doğan bir çocuğun hesabını ''şanslı'' doğan bir çocuğa soramazsınız.

Adalet, çocuklar tarafından sağlanabilecek bir şey değil zira.

Ancak kendi çocuğunu gözünden sakınıp da ''şanssız'' doğan bir çocuğu makinalara emanet eden birine ve o kişiyi yaratan sisteme hesap sormalısınız.
Gökçer Tahincioğlu
Sayfa 129 - Notabene Yayınları
Çocuk hak ihlallerinde cezasızlık öyküleri...

İçinde hem çocuk hem de öykü kelimeleri geçince insan kendi kendine‘’okuyacaklarım ne kadar kötü olabilir ki’’ diyor. Çocuklar üzerinde hak ihlallerinin meydana gelmesini dahi insanın aklı almazken bu ihlallerin cezasız kalışının, üstünün kapatılışının, görmezden gelinişinin hikayesini okuyorsunuz bu kitapta.

Devlet Dersi, çok farklı alanlarda, coğrafyalarda, farklı yaş gruplarından çocukların, farklı nedenlerle ölümlerini ve bu ölümlerin ardındaki cezasızlık öykülerini anlatıyor. İsmini, kitabın girişinde de yer alan Ece Ayhan'ın Meçhul Öğrenci Anıtı şiirinde yer alan şu dizelerden alır:

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür


Söz konusu ‘’çocuk’’ olduğunda biz yetişkinlerin birçok şeyi aklı almıyor ne yazık ki. Kimi zaman bazı şeyleri yapamayacaklarını düşünüp ‘’çocuktur, aklı ermez, nereden bilecek ki, ...’’ deyip kestirip atarken kimi zaman onları gözümüzde en tehlikeli varlık haline getirebiliyoruz. Ama hangi bağlamda değerlendirirsek değerlendirelim bir çocuk hakkında unutmamamız gereken bazı şeyler var. Mesela çocuğun da bir insan olduğu, dolayısıyla insan haklarına sahip olduğu, yaşamaya, oynamaya, eğitim alamaya hakkı olduğu, korunma ihtiyacı olduğu, bir yetişkinden daha çabuk zarar görebilecek bir ‘’ruh sağlığı’’na sahip olduğu...

Oysa bu kitapta yer alan öyküler çocukların çeşitli suçların bazen mağduru bazen de faili olduğunu ve suçun hangi tarafında yer alırlarsa alsınlar bu haklardan mahrum bırakıldığını anlatıyor. Fail(!) oldukları zaman Devlet’in gözünde bir yetişkinin üstlenebileceği bütün fiilleri yapmaya güçleri yetebilecek; mağdur olduklarında ise beyanları dikkate alınmayan, bedenlerindeki suç izleri görmezden gelinen, ruh sağlıkları herhangi bir travmadan kolay kolay etkilenmeyen bir konumdalar.

Kitaptan çıkardığım en önemli ders bir hak ihlali gerçekleşmesi durumunda bu ihlalin gerçekleştiği andan yargıya intikal edene kadar hatta yargılama aşaması bitene kadar her adımın mağdur açısından kritik öneme sahip olduğuydu. Çünkü kitapta yer alan her hak ihlali öyküsündeki cezasızlık bu adımlardan birinde meydana gelen bir eksiklik ya da usulsüzlükten meydana gelmekteydi. Olay yeri incelemelerinin titizlikle yapılmaması, ifadelerin doğru ve eksiksiz şekilde tutanağa geçirilmemesi, güvenlik veya gizlilik sebebiyle yapıl(a)mayan işlemler, kaybolan ya da değiştirilen deliller, ‘’ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenmemiştir’’ raporları, ‘’ama’’ ile başlayan gerekçeler, mağdurun çocuk olmasında çok daha önce göz önünde bulundurulan ‘’rıza’’lar, yanlış suç tipinden verilen hükümler, alt sınırdan verilip indirilebildiği kadar indirilen cezalar,takipsizlik kararları...

Ve bu kitap sayesinde anladığım bir başka şey: Ceza kanunlarında isimleri ve ceza miktarları birbirine çok benzeyen suçların yargılama aşamasında doğru değerlendirilmediği taktirde fail, mağdur ve mağdur yakınları açısından çok farklı ve yıkıcı sonuçlara yol açabildikleri.

Hak ihlallerinde cezasızlık öyküleri anlatılırken yargılama süreçlerinin anlatımına ve yargı kararlarına sıkça yer verilmiş, bunu yaparken de anlatımı hukuk terimlerine boğmaktan özellikle kaçınarak okuyan herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde kaleme alınmış. (Çok da iyi olmuş)

İddiaları kanıtlayacak sayısal veriler ve belgeler kullanılmış. Ancak bazı öykülerde yargı kararları, sayısal veriler yerli yerinde kullanılıp etkili bir anlatım benimsenirken bazı öykülerde sadece soyut cümleler kurularak geçilmiş (ve ilginçtir ki bu durum özellikle terör bölgelerinde meydana gelen ve devletin fail olarak gösterildiği cezasızlık öykülerinde daha sık gözlemleniyor)

Anlatımı etkili kılıp öyküleyici bir anlatım yöntemi benimsemek isterken gereğinden fazla devrik cümle kullanıp ard arda yazım yanlışlıkları yapılmasaymış daha iyi olurmuş.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gökçer Tahincioğlu
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 1977
Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Anabilim Dalı’nda, “Askeri Darbeler Öncesi ve Sonrası Medya Özgürlüğü” konulu teziyle yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1997’de çalışmaya başladığı Milliyet gazetesinde halen Ankara Haber Müdürü olarak görev yapmaktadır. Çağdaş Gazeteciler Derneği İzzet Kezer Fotoğraf Ödülü, Musa Anter Basın Şehitleri Yılın Haberi Ödülü, Abdi İpekçi Yılın Haberi Ödülü, Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Rafet Genç Haber Ödülü sahibidir. İki dönemdir Çağdaş Gazeteciler Derneği yönetim kurulu üyesidir.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur okudu.
  • 18 okur okuyacak.