Gözde Zahireci

Gözde Zahireci

Çevirmen
9.2/10
210 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
170
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
520 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Bazı eserler vardır su gibi akıp gider, sindire sindire keyif alarak okuyup kendinizi olayların içinde yer bulursunuz. İşte böylesi eserlerden biri olan bu roman, anlatılanları zihninizde görselleştirip, adeta hissederek yaşanılanlara karşı müdahale etme arzusuyla okunulabilecek bir Martin Eden hayatı.
Mükemmel bir üslup ile yazılmış, sade ve akıcı bir dil ile kaleme alınmış, döneminin burjuva ve varoş kesiminin yaşantıları hakkında muhteşem kesitler sunmuş bir eser.
Bulunmuş olduğu sosyal statüden daha yüksek bir statüye geçmek için okudukça aydınlanan, inanan, savaşan özgür birey Martin Eden, gıpta ettiği içine girdiği burjuvazinin ikiyüzlülük ve içi boşluktan öte olmadığını görür.
Yoksulluğun en dip noktası olan açlıkla bile imtihan olan, istediği başarıya ulaşması için bunun yanında tamamen yapayalnız kalıp artık kendini hiçbir yere ait hissedemeyen Martin Eden’in, bazı şeyleri kabullenememesi sonucu hayalleri kaybolduğunda, uğrunda yaşayacağı hiçbir şey kalmaz.
Kahramanınız Bay Eden’in, sevgilisi Ruth’a duyduğu aşkı sayfalarca hem de hiç yinelemeden ve sıkmadan anlatabilmesi ve vermiş olduğu önemli dipnotlarla da bazı ünlü düşünürlerin felsefi akımlarıyla da okuyucularını bilgilendirmesi, bu eseri ölümsüz kılmaktadır.
Kitap ile ilgili daha o kadar çok anlatılacak şey var ki, bunları burada yazmaya kalksak ayrı bir eser ortaya çıkar. Bu nedenle herkesin bir an önce okuması gereken muhteşem bir eser….
520 syf.
·3 günde·Puan vermedi
İnceleme gibi değil de daha çok aklımda kalanları bende uyandırdığı hisleri yazmak istiyorum. İster istemez spoiler olabilir ona göre dikkat etmenizi tavsiye ederim.

Martin Eden kitabını, bu kitabı okumaya çalışan çoğu insanda gözlediğim gibi bende en az bir iki kere başlayıp bırakarak başladım okumaya. Hani “her kitabın bir zamanı olduğu gerçeğini hatırlatırmış gibi tam da bu zamanda okumam gerekiyormuş” dedim sonra. Aslında kitabın değindiği ve benimde müzdarip olduğum sıkıntılar ilk kez düşündüğüm şeyler değildi elbette. Belki de en yoğun bu sefer düşünmüştüm ve bunu düşünmeye kitaba başlamadan önce başlamıştım. Ve cevap arayan her insan gibi bildiğim kapılara gidip “ben geldim böyle böyle oluyor ne yapabiliriz ne yapmalıyız” tarzında sorular sordum. Az çok tahmin edileceği üzere “çok fazla düşünmeye gerek yok bunları, yaşa geç işte” felsefesine geri dönmek üzereydim ki kitap o sırada Martin’in burjuvadan birine aşık olmasıyla geri canlandırdı sönmekte olan alevi.

Okuduğumuz kitaplarda kendimizi karakterlerle özdeşleştiğimiz oranda bağlılık duyarmışız ya, bende Martin Eden olmuştum. Ne yazık ki onun gibi ne burjuvadan ne orta sınıftan ne de aşağı sınıftan birine aşık olmuştum ama kaygılarımız aynıydı. Dedim ki o ne yapıyorsa nasıl kurtulacaksa (kurtulacağı biraz dikkatli okuyucular için kitabın başından belliydi) bende aynı şeyleri yaparak bulunduğum sınıfı değiştirebilirim. Evet bildiğim bir iki yöntem vardı ama bunlar çok uğraştıracaktı, dört başı mamur bir Türk olarak benim daha kısa yoldan çözüme ulaşmam gerekliydi. İşte zaten şu yazdığım son cümle benim hangi sınıfın mensubu olduğumu göstermiştir.

Her neyse okumaya başladım okudukça Martin Eden’e başta ayak uydurabiliyordum ama sonraları insani sınırların ötesine geçti ve ben yine aynı kişi olarak dedim ki “bu adam çıkmayacak da ben mi çıkacağım bu sınıftan devam et kaptan beni bekleme” o dakikadan sonra kendimi bir yana koydum. ((Tabi iş buraya gelene kadar bir şeyler öğrenmiştim, Martin gibi Ruth’un tavsiyelerini yerine getirecektim ve her şey çok kolay olacaktı. Zaten Martin’den her halükarda ilerdeydim başlarda o yüzden de ağırdan almak istedim. Bu arada yazıyorum ama kitabı okumayanlar için bu söylediklerim çok anlamsız gelecektir. Ne anlatıyor bu diye. O kişilerden olup da hala bu yazıyı okumaya devam edenler varsa etmesinler, gidip kitabı okusunlar

Neyse ne diyordum acele etmeme gerek yoktu, yavaş yavaş gelişiyordum. Bu gelişmelerin zihnimde olması dışında bir sıkıntı yok tabi ki. Uzun zaman önce açtığım parantezi kapatayım burada şimdi sizi oraya döndüreyim )) Artık Martin’le aramızda ortak şeyler gittikçe azalmıştı. O 5 saat uyuyor 19 saat çalışıyor bense sıkılmasam 19 saat uyuyordum kalan 5 saatte de hatırlanmaya değecek bir şeyler yapmıyordum. Sonra yine o saatlerce okuyor, bıkmadan yazıyor, tükenmeden direniyordu hayata karşı. Bense böyle şeyleri yapmadığım için bu kitabı okuyordum zaten.

Baktım da yazı baya uzamış çok uzatmadan sona gelmek istiyorum. Kitabın sonuna geldiğim de “ya dedim Martin efendi olacağı buydu. Biz nasıl yaşıyoruz ya, sen tabi aşık ol birine olmayınca, amacım kalmadı ben kaçar de sal kendini. Ama bizde öyle değil ki. Hayatın tam da içinde anlamlı anlamsız, dur durak, doymak bilmeyen bir sürü amacımız, merak edenimiz o yoksa merak ettiklerimiz var. Öyle Spencer, Darvin filan olmuyor Türkiye’de. 25 yaşında da olsan 35 yaşında da olsan annen baban bakıyor sana aç kalmıyorsun. Hep bir birileri tarafından korunup kollanıyorsun. Bizim toplumumuz böyle bir toplum. Tabi aradan kaçan giden kayanlar da olmuyor değil. Onları zaten hiç hatırlamıyoruz, görmezden gelmek daha çok hoşumuza gidiyor. Neyse yine hatırlayıp tadımı kaçırmayayım bende(!). Öyle işte senin demirini almak vaktin geldi zamandan belli ki, sıra bize ne zaman gelecek oturup onu bekleyeceğiz heralde. Çünkü öyle görünüyor ki içinde bulunduğumuz şartlar, içinde bulunduğumuz şartları değiştirmeye elverişli değil. Yeri gelmişken Ahmet Şafak’tan alıntı yapmak istedim. Ne alaka bilmiyorum da aklıma geldi işte.

Biz, ebabil kuşuyuz gülüm
Gölgesini büyük sayan mağrur fillerin belalısıyız
Kısa çöpüz
Uzun çöpte hakkımız vardır da gözümüz yoktur

Olsa bile biz tembeliz, tembel olmasak, umudumuz az, umudumuz olsa enerjimiz az. Ne? Birisi “coğrafya kaderdir” mi dedi. Evet dediyse aynen öyle, demediyse de kesinlikle öyle değil hatta alakası bile yok.

Anlayacağın bahane bitmez, biri çıkıp da bize bir “çamaşırhane” bağışlamadığı sürece aylaklık etmeye devam edeceğiz. Ama garip bir şekilde hep hayatta kalacağız, tüm beklentilerin tam tersine, yaşadığımız yer anca aldığımız nefese yetse de nefes almayı bırakmayacağız. Vakit gelmeden gitmeyeceğiz, kazanmasak da kaybetmeyeceğiz. Ve şunu unutmayacağız, her zaman bulunduğun şerit her ne kadar sana öyle gelmese de en hızlı akan şerit olacaktır. Şeridimizi değiştirmeyeceğiz. Ama bu demek değil iyice umarsız olacağız, yine de sarılacağız güç alacağız birbirimizden. Güç alacağımız birilerini bulacağız. Bu bazen Maria olacak bazen Lizzie bazen, Fatma olacak, bazen Didem bazen de Göksel olacak. Ama hiçbir zaman Ruth olmayacak bunun farkında olacağız.

Ve nefes almaya devam edeceğiz.

Yaşamaya…
520 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Herşeye 0'dan başlayıp bir hayat kurulabilir mi? Eğer bu kitaba sahipsen bu sorunun cevabını birinci elden dinleme şansına sahipsin.

Hikayemiz işçi sınıfına mensup Martin Eden'in ilk görüşte burjuva sınıfına mensup Ruth'a aşık olmasıyla başlıyor ve aşk Martin'in tabiri caizse tam anlamıyla gözlerini açıyor. Hayata, topluma, sınıflara, okumaya bakış açısı değişiyor.

Ee sonrası mı?

Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinin tabanında hayatını sürdüren bir insanın piramidin tepelerine tırmanmaya çalışmasını ön koltuktan izliyorsunuz.

-Para bir araç mıdır hayallerimize ulaşmamızda yoksa paranın kendisi bir amaç mıdır?
-Aşk ne zaman ölür?
-Beni ben olduğum için mi seviyorlar yoksa param için mi?

Okurken Martin'in kendine sorduğu soruları sizde kendinize soruyorsunuz.

Kitap son 100 sayfası yeşilçam tadında olsa da tüm hikaye aşkla örülü olsa da kesinlikle klasik bir aşk romanı değil. Eseri felsefeyle rejime yönelik eleştirilerle de güzel desteklemiş.

Ve okuduğumda kendime şunu dedim hiçbir zaman hiçbir şey için geç değil, hele kendini geliştirmek için...

İyi okumalar...
520 syf.
·10/10
Martin Eden!!!
Hayatım boyunca etkisini üzerimde hissedeceğim bir karakter.
İnsanın değerini paranın belirlediğini öyle güzel anlatıyor,
İnsanın büyük gördüğü şeylerin aslında değersiz ve cahil olduğunu,
Ünvan sahibiysen düşüncelerinin değerlendiğini ama ünvanın yoksa düşüncelerinin beş para etmediğini....
Hedefine ulaşmak uğruna çırpınmanın zorluğunu ve kutsiyetini..
velhasıl kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Spoiler vermek istemiyorum çünkü herkes sil baştan okuyup o hayal dünyasına dalmalı... iyi okumalar...
520 syf.
·14 günde·9/10
Martin Eden kesinlikle unutmayacağım karakterlerden biri. O kadar gerçek ki yarı otobiyografik değil de birebir yaşanmış bir yaşam anlatılmış sanki. Bir insanın amacı uğruna verdiği emek, günden güne gösterdiği gelişim. Arzular, tutkular, hayal kırıklıkları, öfkeler, aşk ve insana dair ne varsa bu kitapta. Jack London’ın ilk beyaz diş kitabını okumuştum. Martin Eden da olduğu gibi o kitapta da Kurdu yazmamış Kurt olmuştu sanki. Okunması gereken bir kitap.
520 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Genç bir kıza aşık olan Martin Eden isimli denizcinin, yazar olma yolundaki serüvenini anlatıyor bize roman. Aslında sadece anlatıyor demek haksızlık olur ,sanki yaşatıyor ,öyle gerçekçi öyle içten yazmış ki bir kurgu olduğuna inanamıyorsunuz. Birçok duygu ve konuyu aynı anda barındıran dörtyüz küsürlük dev bir kitap yazmış Jack London.

Aşık olduğu kıza ve ailesine yaranabilmek için birçok zorluğa, açlığa, çaresizliğe göğüs geriyor Martin Eden ,az zamanda çok işler başarıyor ama yine de tekmeyi yemekten kurtulamıyor.

"Beyaz diş " den sonra bir kez daha hayran kaldım Jack London' ın kalemine.

Okumaya yeni başlayanlar için doğru bir seçim olmayabilir ama kesinlikle ölmeden önce okunması gereken kitaplar arasında yerini almalı..

Keyifli okumalar dilerim :)
520 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Martin eden.... Ah o ne güzel bir insan, ne güzel bir arkadaş ve ne güzel kişilik. Onu gerçekte tanımak için neleri feda etmezdim. Bu kitabı okumak için kendime fırsat verdiğimden dolayı kendimi kendime ne kadar da borçlu hissediyorum ah bir bilseniz. Muhtemelen böyle bir ruh yoktur bu çöp gezegeninde. Çünkü burası onun gibi güzel bir ruhu haketmeyecek kadar çirkin bir yer. Onu tandığım için kendimi ne kadar şanslı hissettiğimi söylemiştim değil mi size? Tekrar tekrar söylesem bir zaman sonra tekrar söylerim.

Büyük bir ihtimalle bu saatten sonra hayatımın yaşanacak kısmında herzaman kalbimin ve aklımın bir köşesinde o idealist, iyi ve saf kalpli Martin Eden'in bir parçası olacaktır. Buna eminim.

Martin, ilk görüşte aşık olduğu burjuva sınıfına mensup olan Ruth'a layık olabilmek adına kendi sınıfını bir kenara bırakarak tüm inancıyla entelektüel kesimin bir parçası olmak için yıllarca çalışır...

Sizin de okuyacağınız varsayarak içeriğe pek girmeyeceğim. Kısacası hep hayal ettiği burjuva sınıfına dahil olduktan sonra onların ne kadar sahte ve birbirlerine besledikleri sevginin arkasında herzaman bir çıkar olduğunu gördüğünde hayal kırıklığına uğrar. Tabi Martinle beraber tüm okuyucular da hayal kırıklığına uğrar..

Eminim sizde bu kitabı okuyup bitirdikten sonra paranın ne kadar değersiz olduğunu, para yüzünden sahte sevgi gösterilerine maruz kalındığını görünce para ve değerli olan herşeye nefretle bakıp sadece gerçek olanın karşılıksız sevgi olduğunu anlayacaksınız.

Son olarak bişey daha söylemek istiyorum. Eğer kitabı okumadan önce biri bana Martin Edeni tasvir etseydi aynen şöyle derdim " Böyle insanlar sadece romanlarda olur" diye

İYİ OKUMALAR EFENDİM. ŞİMDİYE KADAR OKUMADIĞINIZ İÇİN ÇOK ŞANSLISINIZ. :) :)
520 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Değişim nedir? Peki değişim her zaman iyi midir?

İnsanlar gerçekten bizleri biz olduğumuz için sevebilir mi?

Para mutluluk getirir mi?

Cehalet nedir?

İmkansızı başarabilir miyiz?

Martin Eden ile tanıştıktan sonra sadece bu sorulara dair olan düşüncelerinizi değil , hayata dair tüm düşüncelerinizi bir kenara bırakın. Çünkü o bambaşka bir insandı.

Cahillikle mücadele etti.
Ona inanmayanlarla mücadele etti.
Aşkıyla mücadele etti.
Aslında o hayatla mücadele etti.

Martin Eden sıradan bir denizci iken, Ruth isimli hayatını bütünüyle değiştirecek olan soylu bir ailenin kızıyla tanışır. Bu kıza olan aşkı onu öyle bir kasıp kavurmaktadır ki hayatını şekillendirecek olan o kararı alır. Değişmek. Aslında kendini geliştirmek de diyebiliriz buna.

Martin Eden, kendini kitaplara adar. Noktalama işaretleri bile bilmeyen bir insanken karşısına çıkan her insanla muhabbet edecek çok fazla şeyi vardır artık. Kitaplardaki sonsuz bilgi birikiminin oltasına takılmıştır. Kitaplara olan aşkı, yazmaya karar vermesiyle daha da güçlenir ve artık o yazar olacaktır. Bunu kafaya koymuştur. Peki ya sonra neler oldu, bunu okuduğunuzda göreceksiniz.

Martin Eden sadece bir otobiyografik roman değil. Aslında bir rehber. Hayatı tüm acımasızlıklarıyla öne seren , yüzümüze gerçekleri tokat gibi vuran bir rehber.

Toplumlar acımasızdır. Hem de çok. İçinde bulunduğumuz toplumlardır aslında bizi öldüren. Bu kitabı elinizden bıraktığınızda bunu çok iyi anlayacağınızı düşünüyorum.

Ben Martin Eden'in mücadeleci ruhunu o kadar çok sevdim ki, kitabı okudukça karakterle bütünleştim. Zaten bütünleşmemek mümkün değil çünkü onda kendinizden bir parça bulmamanız olanaksız.

Bazı kitaplar insanların hayatını değiştirir. Geç okuduğum için çok pişman olduğum bu kitap hayata dair tüm düşüncelerimi tepetaklak etti. Bitirdikten sonra uzun uzun düşündüm, bazı yerleri tekrar tekrar okudum. Kabullenmek istemedim. Kitap bitsin istemedim, Martin sonsuza dek benimle kalsın istedim. Ancak bitti..

Başucu kitabım hayırlı olsun.

Herkese iyi okumalar dilerim.
520 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Martin Eden Jack London’ın kendi yazma hayatından parçalar taşıyan bir kitap. Martin Eden herşeyiyle kendi halinde bir denizciyken tanıştığı Arthurla hayatının değişmesiyle başlıyor kitap ve aşkı, bilgiye olan tutkusunu başarıyla yansıtıyor. Akıcı üslubuyla tutkularını arzularını yansıtırken, aynı zamanda insanlara ve zümrelere bakış açısının günden güne nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor.
Ama bazen yaşadığı olayları vurgulamak için yaptığı pekiştirmeler bana bazı yerlerde tamam anladım artık yeter dedirtti. Yine de kitaplığınızda bulundurulmaya değer bir kitap Martin Eden.