Grigory Petrov

Grigory Petrov

Yazar
8.9/10
4.550 Kişi
·
13.757
Okunma
·
503
Beğeni
·
13.552
Gösterim
Adı:
Grigory Petrov
Tam adı:
Grigory Spiridonoviç Petrov
Unvan:
Rus Hatip, Gazeteci, Yazar
Doğum:
Rusya, 1866
Ölüm:
Paris, Fransa, 18 Haziran 1925
Grigory Spiridonoviç Petrov, 20. yüzyıl başında Rusya’nın en tanınmış papazlarından, en çok okunan halk yazarlarından birisi idi. Görüşleri nedeniyle kiliseden kovulduktan sonra kendisini tamamen yazarlığa verdi; gazeteci ve hatip olarak kitleleri etkilemeyi sürdürdü. Bolşevik Devrimi gerçekleştiğinde ülkeden kaçmak zorunda kaldı, Yugoslavya Krallığı’nda geçirdiği son yıllarında pek çok eser kaleme aldı, konferanslar verdi. Eserleri, Sovyet döneminde ülkesi Rusya’da yasaklanmıştır ancak Bulgaristan’da ve o yıllarda yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde etkili olmuş, devrin aydınlarını etkilemiştir. Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitabı, Türkçe’de en çok okunan yabancı eserler arasına girmiştir.

1869 yılında Peterburg’a bağlı Yamburg kasabasında dünyaya geldi. Babası bir meyhane garsonuydu. 1886’de din okulundan, 1891’de Peterburg İlahiyat Akademisi’nden mezun oldu ve din görevlisi olarak tayin edildi. Kilisedeki görevinin yanı sıra Mihaylov Harp Okulu, Aleksandrov Lisesi, Teknik Okulu ile Peterburg’un farklı liselerinde ders verdi. Bir hatip, gazeteci ve hoca olarak ünü yayılınca Çarlık ailesi tarafından prensleri eğitmesi için saraya davet edildi. Ancak fikirleri Kilise yöneticilerini rahatsız etmeye başlayınca 1903 yılında okullarda verdiği dersler kendisinden alındı ve kilisedeki görevinden çıkarıldı; saraydaki işinden de ayrılmak zorunda kaldı. 1907 yılında “zararlı gazetecilik faaliyetlerinden ötürü” Petersburg yakınında bir manastıra sürgün edilen yazar, manastırda bulunduğu sırada, adaylığını koymadığı halde Rusya’nın ikinci Duma’sına milletvekili seçildi. 1908 yılında Kilise yönetimine hitaben yazdığı mektupta yer verdiği eleştirilerine bağlı olarak Kiliseden aforoz edildi. Kendisine karşı açılan dava sonucunda din görevliliği mesleğinden ihraç edildi, 7 yıl Peterburg ve Moskova’da yaşaması yasaklandı ve 20 yıl bir süreyle devlet işlerinde çalışmaktan men edildi. Papazlık rütbesi alındıktan sonra ünü daha da artan yazar, 1908 yılından itibaren Kırım’da ikamet etti. Rusya’da ve yurtdışı ülkelerde gezerek çok sayıda konferans verdi. Yurtdışında gezdiği yerler arasında en çok Finlandiya’dan etkilendi. Yazıları, “Russkoye slovo” adlı gazetede her gün yayımlandı. Kitapları Balkan ve Avrupa ülkelerinde çevrilip yayınladığından yurtdışında tanındı. Petrov, Ekim Devrimi’nden sonra Bolşevikleri rahatsız eden görüşleri nedeniyle çeşitli baskılar görüyordu; ihtilal kaosunda yakınlarını ve oğlunu kaybetmişti. 1920’de Kırım’dan kalkan ve içinde ülkeden kaçan Denikin Ordusu mensuplarının bulunduğu son gemiye yalınayak ve üzerindeki pijamayla binerek hayatını kurtarmayı başardı. İstanbul’dan geçtikten sonra kısa bir süre Gelibolu’da kaldı ve daha sonra bir grup Rus göçmeniyle birlikte Yugoslavya Krallığı’na geçti. Sanatçı, Yugoslavya Krallığı’nda yöneticiler tarafından büyük ilgi gördü ve Belgrad Üniversitesi’ne profesör olarak tayin edildi. Son yıllarında üniversitedeki derslerinin yanı sıra, tüm ülkeyi gezerek konferanslar verdi; hatip ve gazeteci-yazar olarak büyük bir üne kavuştu.

1925 yılında sağlık durumu kötüleşen Petrov, mide kanseri nedeniyle ameliyat için devlet imkânlarıyla Paris’e gönderildi; ancak iyileşemeyerek 18 Haziran 1925’te hayatını kaybetti. Yakılan naaşının külleri eşi ve kızının yaşadığı Novi Sad kasabasında defnedildi. Mezarı daha sonra kızı tarafından Münih şehrinin Ostfriedhof Mezarlığına nakledildi.

Bulgaristan’da yaşayan arkadaşı Bojkov’un bu ülkede kurduğu “Petrov Kültür ve Eğitim Cemiyeti” sayesinde kitapları Bulgarca’ya çevrilip yayımlanan yazar, bu ülkede büyük ilgi gördü. Özellikle 1925 yılında Beyaz Zambaklar Ülkesinde (Finlandiya) adlı eseri Bulgaristan’da yayımlandığında Bulgar Eğitim Bakanlığı tarafından kitlelere önerildi ve Bulgaristan’da tüm eserlerine karşı büyük ilgi doğdu.

Petrov’un kitaplarının başarısı Türkiye’ye göç eden Bulgaristan Türkleri yoluyla Türkiye’ye ulaştı. 1928 yılında 3 ayrı kitabı Bulgarca’dan Türkçe’ye çevrilip basıldı. Özellikle Ali Haydar Taner’in çevirisi ile yayımlanan Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı yapıt, Türkiye’deki aydınların dikkatini çekti. Kitabın içindeki fikirler ülkede uygulanması gereken bir eğitim ve kalkınma modeli olarak görüldü. Eser, 2008’e kadar dört defa Türkçe’ye çevrildi ve en az 41 kez baskı yaptı.
İstediğiniz kadar mükemmel anayasalar yapın. Halka, dilediğiniz kadar özgürlük tanıyın. Sosyalizmin veya liberalizmin sihirli gücüne dilediğiniz kadar inanın. Eğer çocuklarınız gerektiği şekilde eğitim almazlarsa hayata hiç olarak atılırlarsa, yasalar ve bütün sosyal haklar var olmasına rağmen toplumsal hayat onlar için yine de sönük ve ruhsuz olacaktır.
Diğer bütün mesleklerde olduğu gibi, öğretmenler arasında da bu mesleğe layık olmayan, öğretmen ruhundan yoksun insanlar bulunduğunu biliyorum. Bu insanlara sanatkar bile diyemeyiz, onlar öğretmen emeğine saygısı olmayan, hatta bu mesleği lanetleyen birer gündelikçidir.
Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlâken çürü­yor da hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Herkesin ka­rakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da bu­nu doğal bir durum sanıyor sanki. Ama bu böyle mi olmalı­dır?
Sürekli düşünüyorum ve öyle sanıyorum ki, yeryü­zündeki birçok millet hâlâ vahşilikten kurtulamamıştır. Yalnız bugünkü vahşilik başka şekilde oluyor.
"İstediğiniz kadar mükemmel anayasalar yapın. Seçim konusunda halka istediğiniz kadar hak tanıyın. Sosyalizmin veya komunizmin mucizevi gücüne istediğiniz kadar inanın...Eğer çocuklarınız gerektiği gibi eğitim görmez, hayata bir hiç olarak girerlerse, parlementolar ve bütün hukuk düzeni mevcut olduğu halde toplumsal hayat yine sönük ve paslı olacaktır. Bu nesilden gelen memurlar ihmalkar, bakanlar ise siyasi cambaz olurlar. Milletvekilleri çıkar peşinde koşarlar. Okullar yeni neslin beynini ve kalbini kurutan ve kavuran birer yer olurlar. Basın, sokak satıcılarına, çığırtkanlara döner. Halk kitleleri ise yabancı olan her şeye, özellikle üst tabakalardan olan insanlara karşı nefret, haset ve ihanet hislerini besleyen aç veya tok sürüler gibi olurlar. "
İnsanlık her zaman koca bir çocuğa benzemiştir. İnsan­lar kendi aralarındaki anlaşmazlıkları kavga ve gürültüyle çözmeye kalkışırlar. Allah inancı ve hayır işlemek gibi istek ve düşüncelerini bile şiddet yoluyla savunmaya yeltenirler. Hikmet ve felsefe konularını oyun ve eğlence hâline ge­tirirler.
Hayattaki düzensizliklerin en büyük nedenlerinden biri şudur ki, herkes hayatında refaha kavuşmayı arzu eder, fakat hayatını terfi ettirmesini ve bizzat çalışma sonucunda hayatı­nı daha iyi bir biçimde düzenleme ihtiyacını hissetmez.
239 syf.
·3 günde·10/10
Mustafa Kemal Atatürk’ün müfredata koyduğu ve okunulmasını istediği bu kitap. Atatürk eğitime o kadar çok önem verirdi ki savaşın en çetin ve bunalımlı günlerinde “1.Maarif Kongresi’ni” yaptı. İşte o eğitimi bu denli önemserdi. Kitapta ise Finlandiya’lıların bataklıktan nasıl zirveye çıktığını anlatıyor. Bu nasıl oluyor. Tabii ki de eğitimle. Kitapta ki şu sözde her şeyi anlatıyor gibi: “Okul bizim temel zenginliğimizdir. Okulumuzu elimizden aldığınız an biz de biteriz.”
Diğer taraftan da Türk milleti olarak nasıl göründüğümüzü ve geleceğimizin nasıl olacağını anlayabilmemizi sağlamaktadır. Eğitimi olmayan toplum sürüklenmeye mahkumdur. Bu da bir gerçektir kendi naçizane fikrime göre.
(Her bireyin çocuktan, yaşlısına kadar okutulması gerek olan bir kitap diye düşünüyorum.)
96 syf.
·10/10
......................................................................
https://docdro.id/U4UJZwv
......................................................................
240 syf.
·7 günde·10/10
Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri okullarda neden okutulmasını istediğini, kitabı okuyunca daha net anladım. Her bir satırı bir ders niteliğinde olan bir eser. Snelman adlı Finli aydınımızın insanların hiçbirini ayırmadan harekete geçirdiği ve şu anki kültürü nasıl oluşturmaya çalıştığını anlatıyor. Okurken çok fazla altını çizdiğim yer oldu hepsini paylaşamasam da bende saklı. Keşke bizim halkımız da böyle özverili ve birlik içerisinde olabilse de bizde dibi daha fazla görmeden bir yüksebilsek...
204 syf.
·10/10
Kitap Baya güzel Atatürk'te bu kitabı tavsiye etmiş tavsiye etmişse bir bildiği vardır adamın Ben Baya Sevdiğim bu kitabı herkesin okuması lazım kesinlikle okumadan geçmeyin :) he bu arada türkiyenin kalkınmasında büyük rol oynamıştır bu kitap oradada anlatıyor zaten.
111 syf.
Kapağı açıp okumaya başlayınca daha ilk sayfadan itibaren büyülenmeye başlıyorsunuz, düşüncelerinizi çok etkileyecek bir kitap. Atam'ın boşuna önermediği ortada. Beyaz zambaklar ülkesinde kitabı Atatürk'ün önerdiği kitaplar listesi arasında yer almakta. Artık benim de tabi. Kitap önerir misin dedikleri zaman kesinlikle tavsiye edeceğim kitap arasında.

Nedenine gelecek olursak;

Petrov eski zamanlarda sömürge altında olan ve skolastik düşüncenin etkisi altında kalan Finlandiya'nın gelişim ve kalkınma sürecindeki önemli rol oynayan kişilerin gösterdiği çabaları akıcı bir dille anlatması diyebilirim kısacası. Tek solukta bitirip acayip keyif aldığım kitaptı.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Atatürk gibi biri boş konuşmaz zaten... Tek eklemek istediğim bu kitabı Türk öğretmenler kesinlikle okusun.
Her kesime hitap ediyor ama bence öğretmenlere daha fazla.

İndigo yayın evini öneririm...
100 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Daha önce okumam gereken bir kitapmış. İnsanların ve toplumların nasıl yaşaması gerektiğini konu alıyor. Bir yöneticinin altındaki insanları nasıl güzel birer insan haline getirebildiğine şahit oluyorsunuz. Devletlerin toprakları büyümese bile kültürlerinin büyümesiyle nasıl değişebildiğini güzelleşebildiğini gördüm. Herkesin okuması gereken bir kitap.
208 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
(İçerik hakkında bilgi içerir)
Kitap hatınıza iz bırakan türden bir kitap.
Üst düzeydeki kişilerin toplumları etkilemek için kullandıkları süslü kelimelerin gerçek anlamlarının ne olduğunu ,sözlerden ziyade icraatların yapılmasının daha önemli olduğunu yaşanmış olaylar üzerinden ruhumuza ince ince işliyor ve son sayfaya geldiğinizde duygulanıyorsunuz kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz...
Umarım bütün 1000kitap üyeleri bu güzel eseri okurlar ve bu dünyayı hep birlikte daha güzel bir yere dönüştürürüz .
Teşekkürler Grigory PETROV
240 syf.
·7 günde·6/10
Kitap cidden beklentilerimi karşılamadı. İnsanların nasıl bu kadar puanı verdiğini hiç anlamadım. Yazardan daha önce idealist öğretmen kitabını okudum. Çok ama çok kaliteli bir kitaptı. Hikaye anlamında verilmek mesaj anlamında sunuş anlamında çok kaliteliydi. Hem bu yüzden, hemde bu kitap için yapılan yorumlar ortalamaları görünce çok büyük bir beklentiye girdim. Üzülerek söylüyorum keşke beklentisiz okusaydım bir tık daha çok keyif alırdım. Kitap edebi anlamda çok düşük. Bir roman havasına girmeye çalışıyor tek bir hikaye çatı altına fakat gram başaramıyor bunu. Sürekli birileri konuşması ya da yolda denk gelmesi gibi birilerinin anlatmını dinliyoruz. Ve bunları hikaye olarak algılayamıyoruz. Çünkü biri anlatmaya başlayınca bambaşka hikayeye giriyoruz ve kopukluk oluyor. Diğer karakterlerle tam özdeşleşecez kayıp gidiyor elimizden. Keşke ayrı ayrı hikaye olarak ele alınsaydı. Bunun yanı sıra. Kitapta mükemmel yakalamalar var. Çok güzel yerlere değinilmiş ve çözüm önerisi sunulmuş. Zaten kitapta tek beğendiğim yer buydu. Ama sadece söylemle olunca ben pek sevmiyorum onu yaşamak istiyorum. Kitapta bunu vermiyor hep birileri birşeyler anlatıyor anlatıyor.(Bazende çok uzatıyor ve aynı cümleleri tekrar okutuyor size, Her zaman tam metin çeviri okurum bu kitapta tam metin çeviri okuduğuma pişman oldum.) . Sonuca giden süreç neredeyse hiç anlatılmıyor.(bir kaç yıl sonra bu köy düzeldi gibisinden) Bunu yanı sıra Yazarın Thomas Carlyle Kahramanlar kitabından bahsetiiği bölüm var. Bu kitabı okudum. #40465887 Ve yazar yanlış bilgi verdiği kanısındayım. Çünkü Petrov kitabında Carlyle hakkında insanlar yönlendiriyor diyor. FAkan kitabın içeriğinin bir kısmınıda. Hz. Muhammed sav. Hakkında olan yerde ' Kuran'ı Kerim insan aklıyla yazılmış olamaz. Daha üst düzeyde bir kitap' diyor. Yani Allah'ın varlığını kabul ediyor. Yani insan aklıyla şekillenmiyor petrovun dediği gibi. Kitapta beklentim çok yüksekti maalesef karşılamadı. Sizde kesinlikle objektif gözle bakın yazdıklarıma. Kişisel yorumumdur. Fakat hak vereceğinizi düşünüyorum kitap normalde benim içim 10üzerinden 7 alır fakat beklentiyle girip daha çok üzüldüğüm için 6 verdim. AYnısı başıma kürk mantolu madonna da gelmişti. Çok büyük beklentiyle girdim. Çok kaliteli kitap olsa da abartıldığı kadar güzel olmadığı için üzülmüştüm.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bu kitap Rusya ile İsveç arasında olan bataklıklar ülkesi Finlandiya'nın diriliş öyküsünü anlatır. Küllerinden nasıl doğduğunu, bunu nasıl başardığını, nasıl gerçekleştiğini ülkenin o günkü durumunda başarmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
Bu kitabı okuyan herkes gibi Fin ülkesi bunu başardı bizim ülkemiz aynı şeyi neden başaramadı sorgulaması içinde buluyorsunuz kendinizi. Bu sorgulamaya kitabı okumaya başladığınızda sayfaları çevirmeye başladığınız an hissetmeye başlıyorsunuz. İyice bakıldığında Fin ülkesinde yaşanılanlar bizim ülkemizin içinde bulunduğu durum ile birebir örtüşüyor. Eğitim, öğretim, ekonomik, sosyal, siyasal anlamda çökmüş bir ülke düşünün ülkeler arasında sıkışmış kısır döngü içinde bataklığa batmış, debelendikçe batan bir görüntü mevcut. Ülkemizin Mustafa Kemal Paşa kurtuluş mücadelesi öncesini nasıl hatırlatıyor demekten kendimi alamıyorum.
Kitabı okurken bazı yerlerinde sanki Mustafa Kemal Atatürk'ü dinler gibi hissediyorum. Bu kitabı okuduğu ve bu kitaptan etkilendiği varsayılırsa bu tespitimin doğru olma olasılığı azımsanmayacak şekilde vardır. Tam tersi fin halkı kurtuluş mücadelesinde Mustafa Kemal Atatürk' ün fikirlerinden etkilenildiği iddiaları mevcuttur. Mustafa Kemal Atatürk bu kitabı askeri okullarda zorunlu tutmuş ve okunması için elinden gelen her türlü gayreti göstermiştir. Bir kaç zamana kadar çoğu kamu kurumlarında bu kitap okunması için hediye olarak dağıtılmıştır. Okunmuş mudur tartışılır ülkemizin durumunu görünce okuma oranın halen az olduğu ülkede bu kitabın değeri anlaşılamamıştır diye düşünüyorum üzülerek bunu söylemek durumundayım.
İşin özü Finlandiya'da Snelman diye biri çıkıyor halkın ileri gelenlerin, öğretmenlerin, öğrencilerin, düşünürlerin, alimlerin, din adamlarının, zenginlerin, iş adamlarının, yardımını alarak halkı bilinçlendirerek silahsız devrim yapıyor. Peki bu devrimi nasıl yapıyor? Halkını eğiterek doğru yönlendirerek ve en önemlisi halka olan inancını hiç bir zaman yitirmeden halkı kazanmayı başarıyor. Bana soracak olursanız bu işin temel mantığı birlik ve beraberliği sağlamaktan geçiyor. Yunus Emre'nin dediği gibi; Bölüşerek tok oluruz. Bölünerek yok oluruz.Fin halkı hep birlikte bölüşmeyi tercih etti.
Peki Fin halkı bunu başardı da biz neden başaramadık?Asıl önemli soru bu kitabın başından sonuna kadar hep bunu düşündüm. Ucu açık soru herkes bunu kendince cevaplayabilir ve cevaplamalı da.
Mustafa Kemal Atatürk bir devrim ışığı yaktı ve Türk halkına olan güvenini hiç bir zaman kaybetmedi bize kurtuluş reçetesi ile birlikte bize doğru yolu gösterdi. (Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi 1927)
Peki biz neden bu yanan meşaleyi bir üst nesillere taşıyamadık? Bu sorular cevaplanmalı eğer doğru cevaplanırsa Fin Halkının başardığını biz neden başarmayalım. Bu kitap bence tüm devlet kurumlarında dağıtılmalı, okunması zorunlu tutulmalıdır. Ve sizden ricam bu kitabı, bindiğiniz otobüste metrobüste, feribotta, trende, uçakta bulunduğunuz sosyal ortamda bırakınız.Bırakınız ki bu kitap okunsun okutulsun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Grigory Petrov
Tam adı:
Grigory Spiridonoviç Petrov
Unvan:
Rus Hatip, Gazeteci, Yazar
Doğum:
Rusya, 1866
Ölüm:
Paris, Fransa, 18 Haziran 1925
Grigory Spiridonoviç Petrov, 20. yüzyıl başında Rusya’nın en tanınmış papazlarından, en çok okunan halk yazarlarından birisi idi. Görüşleri nedeniyle kiliseden kovulduktan sonra kendisini tamamen yazarlığa verdi; gazeteci ve hatip olarak kitleleri etkilemeyi sürdürdü. Bolşevik Devrimi gerçekleştiğinde ülkeden kaçmak zorunda kaldı, Yugoslavya Krallığı’nda geçirdiği son yıllarında pek çok eser kaleme aldı, konferanslar verdi. Eserleri, Sovyet döneminde ülkesi Rusya’da yasaklanmıştır ancak Bulgaristan’da ve o yıllarda yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde etkili olmuş, devrin aydınlarını etkilemiştir. Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitabı, Türkçe’de en çok okunan yabancı eserler arasına girmiştir.

1869 yılında Peterburg’a bağlı Yamburg kasabasında dünyaya geldi. Babası bir meyhane garsonuydu. 1886’de din okulundan, 1891’de Peterburg İlahiyat Akademisi’nden mezun oldu ve din görevlisi olarak tayin edildi. Kilisedeki görevinin yanı sıra Mihaylov Harp Okulu, Aleksandrov Lisesi, Teknik Okulu ile Peterburg’un farklı liselerinde ders verdi. Bir hatip, gazeteci ve hoca olarak ünü yayılınca Çarlık ailesi tarafından prensleri eğitmesi için saraya davet edildi. Ancak fikirleri Kilise yöneticilerini rahatsız etmeye başlayınca 1903 yılında okullarda verdiği dersler kendisinden alındı ve kilisedeki görevinden çıkarıldı; saraydaki işinden de ayrılmak zorunda kaldı. 1907 yılında “zararlı gazetecilik faaliyetlerinden ötürü” Petersburg yakınında bir manastıra sürgün edilen yazar, manastırda bulunduğu sırada, adaylığını koymadığı halde Rusya’nın ikinci Duma’sına milletvekili seçildi. 1908 yılında Kilise yönetimine hitaben yazdığı mektupta yer verdiği eleştirilerine bağlı olarak Kiliseden aforoz edildi. Kendisine karşı açılan dava sonucunda din görevliliği mesleğinden ihraç edildi, 7 yıl Peterburg ve Moskova’da yaşaması yasaklandı ve 20 yıl bir süreyle devlet işlerinde çalışmaktan men edildi. Papazlık rütbesi alındıktan sonra ünü daha da artan yazar, 1908 yılından itibaren Kırım’da ikamet etti. Rusya’da ve yurtdışı ülkelerde gezerek çok sayıda konferans verdi. Yurtdışında gezdiği yerler arasında en çok Finlandiya’dan etkilendi. Yazıları, “Russkoye slovo” adlı gazetede her gün yayımlandı. Kitapları Balkan ve Avrupa ülkelerinde çevrilip yayınladığından yurtdışında tanındı. Petrov, Ekim Devrimi’nden sonra Bolşevikleri rahatsız eden görüşleri nedeniyle çeşitli baskılar görüyordu; ihtilal kaosunda yakınlarını ve oğlunu kaybetmişti. 1920’de Kırım’dan kalkan ve içinde ülkeden kaçan Denikin Ordusu mensuplarının bulunduğu son gemiye yalınayak ve üzerindeki pijamayla binerek hayatını kurtarmayı başardı. İstanbul’dan geçtikten sonra kısa bir süre Gelibolu’da kaldı ve daha sonra bir grup Rus göçmeniyle birlikte Yugoslavya Krallığı’na geçti. Sanatçı, Yugoslavya Krallığı’nda yöneticiler tarafından büyük ilgi gördü ve Belgrad Üniversitesi’ne profesör olarak tayin edildi. Son yıllarında üniversitedeki derslerinin yanı sıra, tüm ülkeyi gezerek konferanslar verdi; hatip ve gazeteci-yazar olarak büyük bir üne kavuştu.

1925 yılında sağlık durumu kötüleşen Petrov, mide kanseri nedeniyle ameliyat için devlet imkânlarıyla Paris’e gönderildi; ancak iyileşemeyerek 18 Haziran 1925’te hayatını kaybetti. Yakılan naaşının külleri eşi ve kızının yaşadığı Novi Sad kasabasında defnedildi. Mezarı daha sonra kızı tarafından Münih şehrinin Ostfriedhof Mezarlığına nakledildi.

Bulgaristan’da yaşayan arkadaşı Bojkov’un bu ülkede kurduğu “Petrov Kültür ve Eğitim Cemiyeti” sayesinde kitapları Bulgarca’ya çevrilip yayımlanan yazar, bu ülkede büyük ilgi gördü. Özellikle 1925 yılında Beyaz Zambaklar Ülkesinde (Finlandiya) adlı eseri Bulgaristan’da yayımlandığında Bulgar Eğitim Bakanlığı tarafından kitlelere önerildi ve Bulgaristan’da tüm eserlerine karşı büyük ilgi doğdu.

Petrov’un kitaplarının başarısı Türkiye’ye göç eden Bulgaristan Türkleri yoluyla Türkiye’ye ulaştı. 1928 yılında 3 ayrı kitabı Bulgarca’dan Türkçe’ye çevrilip basıldı. Özellikle Ali Haydar Taner’in çevirisi ile yayımlanan Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı yapıt, Türkiye’deki aydınların dikkatini çekti. Kitabın içindeki fikirler ülkede uygulanması gereken bir eğitim ve kalkınma modeli olarak görüldü. Eser, 2008’e kadar dört defa Türkçe’ye çevrildi ve en az 41 kez baskı yaptı.

Yazar istatistikleri

  • 503 okur beğendi.
  • 13.757 okur okudu.
  • 494 okur okuyor.
  • 6.217 okur okuyacak.
  • 197 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları