Gulam Hüseyin Saedi

Gulam Hüseyin Saedi

7.5/10
8 Kişi
·
14
Okunma
·
4
Beğeni
·
151
Gösterim
Adı:
Gulam Hüseyin Saedi
Unvan:
Yazar, Doktor
Doğum:
Tebriz, İran, 1936
Ölüm:
Paris, Fransa, 1985
Gulam Hüseyin Sâedi (1936, Tebriz–1985, Paris) Türk kökenli memur bir ailenin çocuğudur. 18 yaşına gelmeden, çoğunu kendisinin kurduğu çeşitli gazete ve dergilerde çıkan yazıları nedeniyle mahkûm edildi. 20 yaşında Tıp Fakültesi’ne girdi, Psikiyatri alanında uzmanlığını yaptı. Bir hastanede çalışmaya başladı, aynı zamanda bir muayenehane açarak burada hastalara ücretsiz hizmet etti. Döneminin ünlü yazarlarıyla birlikte İran’ın modern edebiyatının oluşmasında önemli bir rolü oldu. Roman ve hikâyelerinin yanı sıra tiyatro oyunlarıyla ünlendi. Oyunları çağdaş İran tiyatrosunun ilk örneklerindendir. Senaryoları da bulunan yazarın "Gav” (İnek) adlı senaryosu, ünlü İranlı yönetmen Daryuş Mehrcui tarafından filme alındı. Çizdiği muhalif profilden ötürü İslam Devrimi’nin ardından göç etmek zorunda kaldığı Paris’te öldü. Père Lachaise Mezarlığı’nda Sâdık Hidâyet’le yan yana yatmaktadır.
-Bayel’in köpekleri bunu yaşatmaz diye korkuyorum.
+Köpekler dokunmaz, sen insanları düşün.
Gulam Hüseyin Saedi
Sayfa 94 - Yapı Kredi Yayınları
“Top” Toplumsal Bir Eleştiridir Aynı Zamanda Bir Reçetedir

“Çocukluğumdan beri Saedi’nin öykü ve romanlarına meraklıydım ve onlardan çok şey öğrendim. Saedi bana göre İran’ın Artur Miller’ıdır” bu sözlerin sahibi dünyaca ünlü İranlı yönetmen Asghar Farhadi’dir. Çağdaş İran edebiyatının önemli isimlerinden biridir Saedi. Saedi’nin hayatını merak eden okurlar, yazarın hayatını okuduklarında bir doktor, bir psikiyatr, bir devrimci ile hayatı acılarla ve zulümlerle geçen bir dava ve halk adamıyla karşı karşıya olduklarını anlayacaklardır. Ondan mütevellit kitabı okumadan önce yazar hakkında bir iki şey okumak, kitabın girişindeki Farhad Eivazi’nin geniş ve uzun önsüzünü dikkatlice okumak yazarın vermeye çalıştığı mesajı ve kitabı anlama konusunda yardımcı olacaktır.

“Top” ismine bakan hemen hemen her okuyucunun aklına oyun topu gelebilir ama kitabı okuduktan sonra, bu topun çok daha kötü anlamlı, çok daha acı ve çok daha korkunç oluğunu göreceklerdir. “Top” konu olarak bizlere çok yabancı değildir aslında, nedeninin ilerideki satırlara bırakıyorum şimdilik. Zaman ve mekân değişikliği çok ta ön planda tutulmadan asıl karakterler ön planda tutularak sosyolojik ve toplumsal mesajlar veriyor bize yazar. Kitap, İran Meşrutiyet döneminde yaşanılan bazı durumları bize aktarır. Karakterler oldukça gerçekçi ve toplumdan birileri. Söz sahibi ve nüfuz sahibi insanlar.

Devlete itaat etmediği gerekçesiyle bazı Obalıları cezalandırmak için karşımıza Rus General Dilmaçof çıkar. Dilmaçof, Obalıları dize getirmek için görevlendirilmiş, yardım amacıyla gönderilmiştir. Dilmaçof’un kişisel özellikleri anlatırken kendisi gibi davranan bir sürü köpeğinin olduğunu da görüyoruz. Yazar her defasında ince ve derin ayrıntılarla köpekleri anlatırken, Dilmaçof’un benzerliklerine göre hareketlerini ve davranışlarını da bizlere aktarır o sırada, burada gözlem gücünün ve betimlemelerin özgünlüğüne şahit oluyoruz.

Dalmaçof’un karşısında Obalıların olduğunu söylemiştik. Bu Obalılar ilk başlarda kendi canlarını, mallarını kurtarmak için köşe bucak kaçarlar. Kaybedecek çok şeyleri vardır zira. Bunlardan beli başlı Obalılar karşı çıksa da Dilmaçof ile çarpışmayı önerse de onları her defasında vazgeçiren, yanlış yönlendiren biri çıkar karşımıza: Haşim hoca. Haşim Hoca şüphesiz kitabın en önemli karakteridir. Hatta yazar bu karakter üzerinde anlatmak istediğini bize aktarmaya çalıştığını söylersek yanlış olmaz. Haşim Hoca ağıt söyleyen biri, bir Mir, bir Seyit… İnsanlara koyun karşılığında ağıt söyleyen, oba oba gezen biridir. Açgözlü biridir, Obalıları ve Rus General Dilmaçof’un karşı karşıya gelmemesi için iki tarafı oynar. Derdi savaşı engellemek için değil, ağıt karşısında Obalılardan topladığı koyunları korumaktır. Bunu yaparken de sahip olduğu dini değeri yani Seyitliği kullanır. Seyit olduğu için hep saygı gören, her zaman el üstünde tutulan ve bunu da fırsat bilerek zengin olan biridir Haşim Hoca.

Haşim Hoca’nın tüm çabalarına rağmen Dilmaçof ve Obalılar karşı karşıya gelirler ama öncesinde Obalılar da Rus General Dilmaçof da hocanın ne yapmaya çalıştığını anlarlar. Önce Rus General sonra da Obalılar hocadan intikam almak için harekete geçerler. Rus General hocaya eziyet eder, sözlerine inanmaz olur. Hocanın gerçek niyetini öğrenen Obalılarda aradaki düşmanlığı ve kini bırakıp baştan hocadan intikam almak için sonrada Rus ordusunu obalarından, köylerinden uzaklaştırmak için birleşirler ve Rus ordusunu hiç beklemediği bir yerde ve zamanda kuşatırlar. Bu süreçte, hem bazı Obalılarda hem de Rus ordusunda iki top sürekli kitapta karşımıza çıkıyor. Her iki tarafında en çok güvendikleri silahtır ve konakladıkları her yerin en üst tepelerine yerleştirilir bu toplar. Katırlarla gidilen her yere götürülür ve bu topların varlığıyla kendilerinde kuvvet bulurlar.

Rus komutan elindeki topu ve hocayı Obalılara vererek orayı terk eder. Obalılar hocayı topun namlusunun önüne getirerek, bir atışla hocayı öldürürler. Kitabın bu sonla bitmesi bir sürpriz değil beklenilen bir şey. Yazar, yıllarca din adında toplumu sömüren insanların, riyakârların sonlarını bize anlatırken, halkın birleşme ve haksızlığa karşı cephe almalarını da öğütler. Konu din ve sömürü olunca yukarıdaki “Konu bize yabancı değil” cümlemle ne demek istediğimi umarım anlatabilmişimdir.

Saedi’nin bu kitabının edebi değerinin çok yüksek olduğunu söylemeliyim. Konuyu ele alış biçimi, sosyolojik ve toplumsal sorunları aktarması, İran’ın tipik insan yapısını ve teolojik kavramlara bakış acısını tartışmaya açması ve ele alması ve sade bir dille bunu bize aktarması açısında son derece önemli.
Her okuyucunun favori yazarı/yazarları vardır. Benim de var hatta bayağı fazla favori yazarım vardır. Ama bunun yanında yeni yazarlar keşfetmek, yeni kitapları okumak incelemek bilmek isteriz. Bir kitapçıya girdiğim zaman en az iki saat kalırım. Sırf yeni yazarlar bulmak ve incelemek için. Genelde de bulurum.

İşte bu yazar da böyle bir araştırmanın sonucunda tanıdığım bir yazar. İran edebiyatı her ne kadar dünyada ve Türkiye’de fazla tanınmasa da bence çok değerli yazarlar vardır. Ali Şeriati, Sadık Hidayet, Füruğ gibi yazarlar başta olmak üzere. Ve İran edebiyatının bir başka özelliği de sinema ile iç içe olması. Kitap kaliteli olunca filme uyarlanması sonucu kaliteli film de doğal olarak ortaya çıkıyor.

Bayel Ağıtçıları yazarın okuduğum ilk eseri ama son olmayacak. ( Aslında birden fazla kitabını alacaktım ama ellerinde bitmişti ).

Roman ve hikaye türünün belirli tanımları ve kuralları varmıdır? Tam bilmiyorum. Varsa neye göre ayrılıyor? İlk defa bu kitapta roman ve hikayenin bu kadar iç içe geçtiğini gördüm. Kitabın üzerinde her ne kadar tür olarak roman yazsa da hikaye olarak da okunabilir.

Kitap sekiz bölümden oluşuyor. Olayların geçtiği yer, mekan ve olay kahramanları hep aynı. Ama her bölüm farklı olayları anlatıyor. Birbirinin devamı olarak görünse de aslında sekiz ayrı hikaye olarak da okunabilir. Yukarda belirttiğim roman-sinema ilişkisi bu kitap için de geçerlidir. Sadece 19 sayfa olan dördüncü bölüm gav ( inek ) bölümü 1969 yılında sinemaya uyarlanıyor. Ve uluslararası alanda pek çok ödüle layık görülüyor.

Kitabın bir başka özelliği dini terimler. İran’ın şii olması nedeniyle İran’da ve Şii’likte kutsal olan pek çok olay ve kavram geçiyor. Bu da İran kültürünü, gelenek ve göreneklerini daha yakından tanımamıza vesile oluyor.

Yazar bu sayfada her ne kadar az okunmuş ve tanınmış olsa da bu yazarın değil bence biz okuyucuların eksikliği. Bu yazarla tanışın derim. Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gulam Hüseyin Saedi
Unvan:
Yazar, Doktor
Doğum:
Tebriz, İran, 1936
Ölüm:
Paris, Fransa, 1985
Gulam Hüseyin Sâedi (1936, Tebriz–1985, Paris) Türk kökenli memur bir ailenin çocuğudur. 18 yaşına gelmeden, çoğunu kendisinin kurduğu çeşitli gazete ve dergilerde çıkan yazıları nedeniyle mahkûm edildi. 20 yaşında Tıp Fakültesi’ne girdi, Psikiyatri alanında uzmanlığını yaptı. Bir hastanede çalışmaya başladı, aynı zamanda bir muayenehane açarak burada hastalara ücretsiz hizmet etti. Döneminin ünlü yazarlarıyla birlikte İran’ın modern edebiyatının oluşmasında önemli bir rolü oldu. Roman ve hikâyelerinin yanı sıra tiyatro oyunlarıyla ünlendi. Oyunları çağdaş İran tiyatrosunun ilk örneklerindendir. Senaryoları da bulunan yazarın "Gav” (İnek) adlı senaryosu, ünlü İranlı yönetmen Daryuş Mehrcui tarafından filme alındı. Çizdiği muhalif profilden ötürü İslam Devrimi’nin ardından göç etmek zorunda kaldığı Paris’te öldü. Père Lachaise Mezarlığı’nda Sâdık Hidâyet’le yan yana yatmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 14 okur okudu.
  • 15 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.