Gülten Suveren

Gülten Suveren

YazarÇevirmen
8.6/10
1.029 Kişi
·
2.675
Okunma
·
4
Beğeni
·
971
Gösterim
Adı:
Gülten Suveren
Unvan:
Çevirmen, Filolog
Doğum:
İstanbul, Türkiye
Baba tarafının kökleri Kafkaslara dayanan Gülten Suveren İstanbul’da doğdu. Edebiyat dünyasında çevirmen kimliği ile tanınan yazar 350 kadar kitabın çevirisini yapmıştır. Gülten Suveren, Ankara TED Koleji’nden mezun olduktan sonra filoloji eğitimi almış ve eğitimini tamamladıktan sonra bir süre Amerika’da kalmıştır. İlk çevirisi 1968’de yayımlanan Pierre La Mure’ın Ay Işığı adlı kitabıdır (Clair de lune: A novel about Claude Debussy, 1962). Dashiel Hammet, Josefh Wambaugh, Stephen King, Wilbur Smith gibi isimlerin Türkçedeki çevirmeni olan yazarın ablası Gönül Suveren de çevirmendir.

Astrolojiyle ilgili kitaplar da yayımlayan yazar, ilk telif romanı olan Makasçı’yı 2006 yılında yayımlamıştır. Polisiye bir roman olan Makasçı bir seri katilin cinayetlerini konu alır. İstanbul’da geçen roman, ortak noktaları sarı saçlara sahip olmaları olan bir dizi kadının ölümü üzerindeki giz perdesini çözmeye çalışan dedektif Murat karakterinin hikayesini anlatmaktadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
424 syf.
·18 günde·Beğendi·9/10
Selam olsun Kral'a ve nice kitabına.

Hey King sen gerçekten bu işi biliyorsun dostum. Oluşturmuş olduğun karakterlerle ahbaplık yaptım ve hepsini çok sevdim. Yolda yürürken Jake Eppingi gördüm. Yada salıncakta sallanan bir çocuğu görünce George yi yada sinirli bir babayı görürsem Jack Torrance yi.. O kadar gerçekler ki adeta hayatımın bir parçası haline geldiler. Tabi bu saydığım karakterler diger kitaplarında biliyorum..biliyorum ama ne kadar muazzam olduğunu hatırlatmak istedim.

Peki "Kuşku Mevsimi Ve Esaretin Bedeli" adlı eserin? Bu nasıl anlatımdır,kurgudur, gerçekliktir. 3 öykü vardı içerisinde ve hepsi de birbirinden harikuladeydi. Cidden bunu nasıl yapiyorsun bu insanlar yaşıyor mu? Yaşıyorsa neredeler ben neden onları bulamıyorum? Acaba bir yerlere mi saklandılar?

Lanet olsun! Unuttum. Onların konuşma aksanı aynı Amerikalılar gibi kesin oradalar nasılda bu ayrıntıyı kaçırdım. :)
Peki Kral efendi buradan sonra okuyuculara sence spoi vereyim mi bu kitabın hakkında?
Hayır..Hayır..Hayır..
Kesinlikle vermeyeceğim. Bu muazzam eseri bu şekilde mahvedemem.

Aa dur dostum tamamen unutuyordum.
Bu yolculuğa tek başıma çıkmadım.
Samet Hızır ahbap ile beraber okuduk. Tabi beni deli etti. 18 gün nedir arkadaş. Baktım son gün uçmuş bitirmiş dedim hey lanet olası seni geçeceğim ve bugün bu enfes eseri bitireceğim. :))

Peki sana bir itirafta bulunsam :/ Ben seni bu yıl tanıdım. Esaretin Bedeli, Yeşil Yol, O ve nice filmin yazarı olduğunu yeni öğrendim desem. Tamam..Tamam vurma ahbap ne yapayım :) Sıkı bir hayranın oldum ama bu iyi bir şey değil mi seni çok sevdim. Eminim ki sende benim gibi okuru çok seveceksin. Diğer kitaplarında buluşmak üzere Hoşçakal!
621 syf.
·13 günde
Ayn Rand'ın okuduğum üçüncü kitabı. Kendisinin yazdığı ilk kitap bu. Hayatın Kaynağı ve Ego gibi bunu da okumaktan çok zevk aldım. Yazarın dili pek ağır sayılmaz ve akıcı bir kurguya sahip. Bu kitap yazarın da ömründen kesitler taşıyormuş. Komunist yaşam biçiminin en azından ilk ortaya çıktığı zamanlarına iyi bir eleştiri olarak görebiliriz bu yüzden de. Hikaye Rusya'nın St. Petersburg şehrinde geçiyor. Olay burjuva kızı Kira ve ailesinin Komunist rejimin ilk isyan dönemlerinde doğduğu topraklara dönmesiyle başlıyor. Lenin'in henüz yeni öldüğü dönemdir bu. Hali hazırda kalplerde yaşamaya devam ettiği dönemler. Halk uzun süre, biraz da burjuvanın onları fazlasıyla ezdiğini düşünerek Komunist rejim gelmesini beklemekteymiş. Komunistler gelecek ve her şey çok güzel olacak...(Bilemiyorum Altan :D) Proleterya sınıfı devleti yeni yeni kendi yaşam biçimlerine uygun hale getiriyor. Tabi bunu yaparken kendilerinden öncesininin güçlülerinin boyunlarına basarak ilerliyorlar. Yani eskinin muktedirleri aciz hale gelmiştir artık. Ama bu demek olmuyor ki burjuva dışında yaşam şartları iyi. Hayır değil. İnsanlar günün çok büyük bir kesimini çalışmaya, ondan arta kalan kısmını ekmek, yağ kuyruklarında geçiriyor. Tabi bunu herkes de yapamıyor, karnesi olan kişiler bu ayrıcalığa(!) sahip. Buradan da kalan zamanı insanlar sosyalleşmeye, tiyatro gösterilerine, müzik şenliklerinde geçirmeye ayırıyorlar. Ama her gittikleri yerde Komunist rejimin soğuk nefesi enselerindedir. Her aktivite ve içeriği rejim tarafından belirlenmiştir. Çok sık söylenen bir laf var: "Size seçenekler sunulması sizi özgür yapmaz." Bu durum biraz onu anlatıyor. Özgürlüğü getirmek isteyen, bunun için ölüp öldüren insanlar her yönetim gibi bir süre sonra getirdikleri özgürlükleri kendilerince evirmeye başlarlar ve meydanlara çıkıp "YAŞASIN PROLETERLER! BİZİMLE OLMAYAN BİZE KARŞIDIR." diye bağırırlar. Toplum onlara sıkı sıkıya bağlıdır ve tabii birbirlerine de."Yoldaş" kelimesi sürekli kullanılır. Sana silahını doğrultan askerle; köşe başındaki teyze ile, manav önünde sıra beklerken senin hakkını gasp eden de yoldaşın sayılır. Kira bu hikayede buna karşı çıkan kişidir. Sırf aynı toplumda yaşıyoruz diye tanımadığım, yaşayışlarını benimsemediğim kişilerle bir bağım olamaz demektedir. Ego ve Hayatın Kaynağı kitabında da bu durum görülür.

"Kime borçluyum? Yan tarafta oturan komşuna mı yoksa köşedeki askere mi? Ya da kooperatifteki katibe mi? Yoksa, kooperatifin önündeki kuyruğa girmiş, ba­şında eski bir kadın şapkası, kolunda sepeti olan ihtiyar adama mı?" "Kira, toplum bu kadar değil ki." "Arka arkaya bir sürü sıfır yazabilirsin. Fakat bu yine de bir şey ifade etmez."

Ayn Rand zaten felsefesini bu çerçevede şekillendirerek "Bu kitap devlete karşı bireyin romanıdır. Konusu hayatın kutsallığıdır" diyor. Bu cümle bana Hayatın Kaynağı kitabında geçen #68384453 cümleri hatırlatıyor. Kira da böyledir. Bu yüzden de mühendis olmak için fakülteye girer ama onu orada yine burjuva kızı olması hasebiyle yine sıkıntılar bekliyordur. Kira, türünün kendine has örneklerindendir. Pek duygusal değildir mesela. Doğa, Tanrı, güzellik gibi kavramlar onda, normal insanlardan çok farklı şeyler ifade eder. Örneğin Kira da #68953788 Roark gibi bakar doğaya. Kira'nın garip dünyasını tanımak için şuraya da bakabilirsiniz: #68294832 Kitabın içinde olmazsa olmaz olarak iyi bir aşk hikayesi de yer alıyor. Biraz siyaset biraz tarih biraz intikam biraz ihtiras biraz hikaye üzerinde uygulamalı kişisel gelişim öğretileri biraz yaşam koçluğu da var. Aşure çorbası gibi kitap daha ne olsun :D Ayn Rand'ın zevk alarak okunma garantili üçüncü kitabı bu.

Ayn Rand hem objektivizm hem de kendisine göre bir kapitalist anlayışı geliştirmiştir. Kendisine yöneltilen eleştiriler de var bu sebeple. O da bu kendi açısından kapitalizm'e bakış açısını anlattığı bir kitap yazmış ama okumadım. Objektivizm'e geri dönecek olursak ise; Ayn Rand üretmeden tüketen insanları, kendiliğini oluşturma girişiminde bulunmamış insanları bir nevi parazit olarak görür. Ona göre "milyonlar dediğin insanların kasvetli ruhları buruşup kokmuş. Onların kendilerine özgü düşünceleri yok. Kendilerine ait düşleri de olamaz. Onlar yemek yer, uyur ve başkalarının kafalarına soktuğu kelimeleri geve­leyip dururlar." Ama yine aynı toplumun bağrından çıkmış gelmiş ve kendi yaratıcılığını oluşturmuş seçkin insanlar da vardır. İşte bu seçkinler toplumun parazitleri tarafından her dönemde sindirilmiştir. Hayatın Kaynağı'nda da bundan bahsediyordu. Ama ikisi arasında bir seçim yapılsa Hayatın Kaynağı' nı tercih edecektir herkes. Çok daha vurucu bir hikayesi vardı onun.
Ayn Rand'ın bakış açısına göre işte bu sebeple en büyük günah olarak Atlas Silkindi'de de şu cümleler yer alıyor: Bilinci bilerek askıya alma, düşünmeyi reddetme...Körlük değil, ama görmeyi reddetme;cahillik değil, ama bilmeyi reddetme... Sırada bu kitabı var ve bayağı uzun görünüyor. Onu da en yakın zamanda okumak istiyorum.

Yaşamak İstiyorum'un pdf'si var. Okumak isteyen ulaşabilir.
621 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Yer Rusya. O zamanki adıyla Sovyetler Birliği. Ekim devriminden sonraki ilk yıllar. 1920'li yılların ortaları. Çarlık Rusyası'nın başkenti olan St. Petersburg 'dayız. O dönemdeki adıyla Petrograd'da. Devrim sonrasının kargaşası içerisindeki yaşam mücadelelerini okuyoruz.

Öncelikle şunu belirteyim ki bu kitap aslında yazarın otobiyografisinden kurgulanarak yazılmış bir eser. Bunu yazarın kendisi kitabın önsözünde açıklıyor. Dolayısıyla anlatılan yaşam manzaralarının tamamı o dönemdeki şartların gerçek bir göstergesi olarak kabul edilmelidir.

Baş karakter olan Kira ismindeki bir kızın ve çevresindeki insanların yaşadıklarına odaklanıyoruz. Genç kızın burjuvadan gelmiş insanların pek iyi olarak karşılanmadıkları bir ortamda verdiği zorlu ve dramatik yaşam mücadelesini, o dönemin tüm gerçekliği ile beraber okuyoruz.

Kitap oldukça akıcı ve sürükleyici olduğundan çok kolay okunuyor. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen kitabı büyük beğeniyle büyük keyif alarak okudum. Yazarın diğer kitaplarını da okumak isterim ama maalesef hepsi de sadece sahaflardan ve astronomik fiyatlarla temin edilebildiğinden şimdilik bu isteğim gerçekleşmeyecek gibi görünüyor.

Ben kitabı, Sovyetler Birliğinin ilk yıllarını, gerçek bir yaşam hikayesinin kurgulanmış halinden öğrenmek isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olarak değerlendiriyorum.
Kaç gündür bekliyorum etkisinden çıkıp iyi bir inceleme yazabilmek için. Olmadı. Hala girişteki buğulu ve sisli dalgalarda yüzen benim, ya da bankaya hiç bir şey bilmeden giden kişi. Hangi sayfayi cevirsem orada çakılıp kalıyor, çıkamıyorum.
O ne kurgudur ki böylesi değirmen taşı gibi içine çekip alıyor. Dönüyor dönüyor dönüyoruz icinde. Kronolojik ve ince ince bir anlatim, kafanızda Her şeyi dört dörtlük canlandırıyor.
Jason Bourne ile dunyayi dolasip, sanki pusuya düştüm, o tetikleri ben cekmis gibi oldum. Bazi yerlerde basimi kaldirip "gitme Bourne tuzak var" dedim. Oralarda bir müddet bekledim
Birazda filminden söz edelim. Daha doğrusu filmcilere laf sokalım. Birazcık aksiyon olsun ilgi çeksin diye ufak tefek değişiklikler olur. Amenna. Bu kitapta yeterli aksiyon da ilgi de var. Bir kitapla bu kadar oynanır mi yahu? Konusu bile farklı neredeyse. Ne istediniz be mubarekler de boyle oynadiniz? Ya siz film cekmesini bilmiyorsunuz, ya ben kitap okumasını.
Neyse sinirlenmeden kapatayım konuyu.
Casusluk ve entrika deyince Ludlum der geri çekilirim. Şimdiden iyi okumalar. Değeri anlaşılamamış bu yazar da bir gün anlaşılacak ve herkes okuyacak ondan diyorum. Tekrar iyi okumalar.
424 syf.
Öncelikle ilk belirtmek istediğim. Kitabı aylar önce okuyup inceleme yazmamışım. İncelemeyi bırakın iki üç cümle dahi yorum yazmamışım. Kendime az önce çok kızdım. Okuduklarım arasında en iyilerden olan bu kitabı nasıl olur da hiçbir şey yazmamışım.

Kitapta 3 hikaye bulunmaktadır.

İlk hikaye ''Yetenekli Öğrenci'' Spoiler vermeden kısa kısa bahsetmek istiyorum. Dram ve gerilim bir arada ilerliyor. Öğrencimiz derslerinde çok başarılı bir gün ihtiyar Nazi askeri ile karşılaşıyor ve onun hayatını gizliden araştırıp takip ediyor. Nazi askerimiz kimliğini saklamaktadır. Kimseler onun öyle olduğunu bilmiyor. İhtiyar ile tanışan öğrenci neler neler yapacaklar. Okurken çok gerildim, dram ağırlıklı olmasına rağmen King yine çok başarılı. Devamı yok okumanız lazım. Çok beğendim. Çok sürükleyici ve merak uyandıran hikayeydi.

ikinci hikaye ''Esaretin Bedeli'' size tek link ile göstereceğim ne efsane bir hikaye olduğunu.
https://www.imdb.com/list/ls000062946/
Dünya'da onu geçen film daha çıkmadı. Kitabı siz düşünün artık.

Son hikaye ise ''Solunum Metodu'' iki hikayeye göre yavan kalmış ilk iki hikaye mükemmeldi. Onlarla kıyaslayınca hafif kaldı ama yine de akıyor sürükleyici. Finali için bile okunur.

Bu kitap nasıl en az okunanlar arasında kalır? Nasıl keşfedilmedi?
Benim için ''Yeşil Yol'' kitabından daha güzel bir kitap.
Yeşil Yol zaten mükemmeldi.

Kuşku Mevsimi ve Esaretin Bedeli, sizleri bekliyor...
Dram ve gerilim severler kaçırmayın derim.
King okurlar siz hiç kaçırmayın derim...
448 syf.
·28 günde·Beğendi·9/10
Son ültimatom ile seriye noktayı koydum. Çünkü diğer kitaplar daha güzel olsa bile orijinal Ludlum eseri değil.
Baştan sona bir fırtına serisi. Olayların peşinde koşmaktan yoruluyorsunuz. Bütün dünyayı detaylıca da geziyorsunuz. Sokak ve otel isimlerle birlikte. Sonu çok şaşırmasa da ilginç geldi bana. Okuyun görün yok öyle yağma. Sonunu söylemeyeceğim.
Jason Bourne iyi bir asker, iyi bir aile reisi ama gozu donmus bir katil olarak üç kişilikle karşımızda. Hayran olduğunuz kadar aptal dediginiz de oluyor kızdığınız da. Bazen Çakalı bile destekliyordunuz. Yine de seviyirsunuz Bay Bourne'u. Git geller içinde okuduğum bir kitap. Iyi okumslar diyor ve kapatiyorum.
621 syf.
·30 günde
Ayn Rand’ı ilk kez Azra Kohen’in Pi kitabından öğrenmiştim. Hayatın Kaynağı eseriyle tanıştım. Objektivizm felsefesinin, diğer ideolojilerden nasıl farklı ve insan doğasına uygun olduğunu fark ettim.
Yaşamak İstiyorum ise Ayn Rand’ın otobiyografik öğeler içeren, yine bir sistem eleştirisi olan kitabı. Sosyalist rejimlerin, Rus İhtilali dönemini merkeze alan bir kurguyla ne kadar yanlış olduğu mesajı veriyor. Sadece sosyalist değil tüm kolektivist düşünceyi barındıran, bireyi değil toplumun çıkarlarını gözeten ideolojilerin çürük yanları...
Ancak şunu söylemeliyim ki ilk kitabı olduğu için mi, edebiyatçı değil ideolojisini aktarmaya çalıştığı için mi bilmiyorum çok fazla uzatılmış hissettim. Biraz içim şişti desem yalan olmaz. Daha az ve öz bir anlatımla, karakterlerin daha belirleyici özellikleri olsaydı daha çok severdim. Şuanda okuduğuma memnunum, ancak Hayatın Kaynağı kat kat daha iyi bir eser.
Youtube kanalım: https://www.youtube.com/user/ayseum
432 syf.
·28 günde·Beğendi·10/10
Lise yıllarında peşpeşe okumuş olduğum King'in kitaplarından birisiydi Christine. Canlanıp korku veren bir araç. Stephen King Doğaüstü olayları gerçekmiş gibi ustaca kelimelere dökerek hayran kitlesinin gitgide artmasına neden oluyor. İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gülten Suveren
Unvan:
Çevirmen, Filolog
Doğum:
İstanbul, Türkiye
Baba tarafının kökleri Kafkaslara dayanan Gülten Suveren İstanbul’da doğdu. Edebiyat dünyasında çevirmen kimliği ile tanınan yazar 350 kadar kitabın çevirisini yapmıştır. Gülten Suveren, Ankara TED Koleji’nden mezun olduktan sonra filoloji eğitimi almış ve eğitimini tamamladıktan sonra bir süre Amerika’da kalmıştır. İlk çevirisi 1968’de yayımlanan Pierre La Mure’ın Ay Işığı adlı kitabıdır (Clair de lune: A novel about Claude Debussy, 1962). Dashiel Hammet, Josefh Wambaugh, Stephen King, Wilbur Smith gibi isimlerin Türkçedeki çevirmeni olan yazarın ablası Gönül Suveren de çevirmendir.

Astrolojiyle ilgili kitaplar da yayımlayan yazar, ilk telif romanı olan Makasçı’yı 2006 yılında yayımlamıştır. Polisiye bir roman olan Makasçı bir seri katilin cinayetlerini konu alır. İstanbul’da geçen roman, ortak noktaları sarı saçlara sahip olmaları olan bir dizi kadının ölümü üzerindeki giz perdesini çözmeye çalışan dedektif Murat karakterinin hikayesini anlatmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 2.675 okur okudu.
  • 50 okur okuyor.
  • 1.560 okur okuyacak.
  • 20 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları