1000Kitap Logosu
Gündüz Vassaf

Gündüz Vassaf

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.5
2.696 Kişi
8,3bin
Okunma
844
Beğeni
20,7bin
Gösterim
Unvan
Türk Yazar ve Psikolog
Doğum
Amerika Birleşik Devletleri, 1946
Yaşamı
Liseyi İstanbul Robert Koleji'nde tamamladıktan sonra 1968'de George Washington Üniversitesi'nde psikoloji eğitimi gördü. 1977'de Ankara Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden doktorasını alan Vassaf, uzun bir süre Ankara Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi'nde öğrencilere psikolojik danışmanlık yaptı. Uluslararası Psikologlar Konseyi yönetim kurulu üyeliğinde bulunan Gündüz Vassaf, 12 Eylül askeri darbesinden sonra öğretim üyeliği yaptığı Boğaziçi Üniversitesi'nden istifa etti. Türkiye’de Psikologlar Derneği’nin kurucu üyelerinden olmasının yanı sıra 12 Eylül’e kadar Uluslararası Af Örgütü’nün İstanbul Şubesi başkanlığında, Tüm Öğretim Üyeleri Derneği (TÜMÖD) yönetim kurulunda yer aldı. O tarihten sonra Kassel, Marburg ve Bremen üniversitelerinde öğretim üyesi, Kanada McGill Üniversitesi Center for Developing Area Studies’de “konuk” akademisyen, Amsterdam’da Averroes Stichting’de klinik psikolog, Viyana’da Institute für Höhere Studium ve Avrupa Bilim Vakfı’nda da konuk araştırmacı olarak çalıştı. Halen çalışmalarını, Amerika Birleşik Devletleri'nde, doğduğu şehir olan Boston, Massachusetts'de sürdürmektedir. Yazar, psikoloji alanındaki eserlerinden çok, tarihe farklı bir bakış açısıyla yaklaştığı çalışmalarıyla tanınmaktadır. Radikal gazetesinde Uçmakdere başlığıyla köşe yazıları kaleme almıştır. İnsan, tarih, sosyoloji, popüler kültür konularında her Pazar yayınlanan "Gerçek Orada Bir Yerde" adlı programda Murat Belge ve Şerif Mardin ile birlikte yer aldı.
Cehenneme Övgü
OKUYACAKLARIMA EKLE
Cennetin Dibi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Tarihi Yargılıyorum
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ne Yapabilirim?
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yol Arkadaşım
OKUYACAKLARIMA EKLE
İstanbul'da Kedi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Boğaziçi'nde Balık
OKUYACAKLARIMA EKLE
Annem Belkıs
OKUYACAKLARIMA EKLE
Türkiye Sen Kimsin?
OKUYACAKLARIMA EKLE
Mostari
OKUYACAKLARIMA EKLE
Medeniyet, Kültür, Sanat
OKUYACAKLARIMA EKLE
Sınırsız
OKUYACAKLARIMA EKLE
Nazım
OKUYACAKLARIMA EKLE
Mehmet'in Babası Nâzım
OKUYACAKLARIMA EKLE
Daha Sesimizi Duyurmadık
OKUYACAKLARIMA EKLE
Leventnâme
OKUYACAKLARIMA EKLE
208 syf.
Ana karnına düştüğün andan itibaren dünya, taksimetreyi açıyor. "Yok ben binmeyeceğim, yok cebimde verecek gözyaşı, kahkaha, ağartacak saç!..." desen de "Hoşgeldin yolcu, taksimetre çalışıyor"dan başka bir cevap gelmez dünyadan. Başa gelen çekilir misali, eyvallah dersin taksimetrenin ekranı kararana kadar yolculuk edersin bu dünyada. Not: Yolcu, ne sen Benjamin Button'sun ne benim taksimetrem geri sayar. İyi yolculuklar. Yolcu olduğumuz dünyada, yolculuk içinde yolcu olan yazarımızın ziyaret ettiği havalimanları, havalimanındaki insanlar, çalışanlar hakkındaki gözlemlerini, kendisinin hayal ettiği havalimanı konseptlerini anlattığı bir eser. Bulunduğu ülkenin havalimanını anlatırken siyasi konulara değinmiş. Oysa Vassaf Türk milleti memleketlerini, siyaseti konuşmayı çok seviyor diye eleştirirken, ülkemiz havalimanlarından bahsederken daha fazla siyaset içerik eklemiş. Kendisiyle çeliştiğini okurken: 'Yazarın dediğini yap, yaptığını yapma', diyesim geldi. İkinci olumsuz nokta çok fazla tekrar cümle var, 'Havalimanı mimarları, işletmecileri sesini duyacak, tamam anladık Vassaf' diye isyan ettirdi. Kimi sayfalar sağcıları kızdıracak türden, kimi sayfalar solcuları. Solcu tebessüm ederken sağcı: "Ne diyorsun adam sen?", sağcı tebessüm ederken solcu: ... deme garantili cümlelere denk geleceksiniz. Bazı sayfaların müslümanlığa dair eleştiriye gelemem diyen okuru iyi sinirlendireceğine eminim. Gitmediğim Uzakdoğu ülkeleri (Minik müslüman ülke havalimanları), Amerika havalimanları hakkında gözlem okumak güzeldi. Yolculuğa dair, yol arkadaşlığına dair bir yazarın düşüncelerini okumak da iyiydi. Ancak çok verimli bir eser demeye yetmiyor bu. Tavsiye konusunda gelirsem... Bu kitabını da okumalıyım diyen Vassaf hayranı değilseniz, çok ahım şahım bir kitap değil. Kitap fiyatları artmışken Zweig kitapları kadar ucuz olmayan bu kitap yerine başka kitap edinmenizi tavsiye ederim.
Yol Arkadaşım
7.5/10
· 115 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
3
72
279 syf.
·
4 günde
·
8/10 puan
Kitabı okumadan önce Totalitarizm'in ne demek olduğunu bence bilmemiz gerek. Bu yüzden Okumadan önce küçük bir araştırma yaptım. Totalitarizm, bireysel özgürlüklerin tamamen kısıtlandığı, devlete itaatin şart olduğu, tüm yetkilerin merkezileştirildiği bir yönetim şeklidir. +Totalitarizm bütüncüllük ise, totaliter düzen tüm toplumu belirli bir ideoloji doğrultusunda yönlendiren, kullanan ve bunun için de baskıcı yöntemler devreye sokan siyasal bir sistemdir. Ben kitabı okurken farkında olmadan dünyanın totaliter düzenine nasıl hapsolduğunu, daha önce hiç düşünmediğim konuların ne kadar önemli olduğunu gördüm. Her bölümü birbirinden etkileyiciydi benim için. Resmen aydınlanma yaşadım. Özgürüz dediğimiz halde aslında bireysel özgürlükten ne kadar uzak olduğumuzu, hayatın her alanında totalitarizmle iç içe yaşadığımızı yazar o kadar iyi anlatmış ki. +İnsan ne zaman özgür kalır? Evlerin yerleşim şeklinin bile bir kurala göre belirlendiği bu toplumda, bu gezegende ne kadar özgür olabiliriz? Seçme özgürlüğümüz var mıdır? Alışageldiğimiz kuralların hepsini sorgulayan ve yargılayan bir kitap. Bu tutumun hayatımızda ne kadar da yer ettiğini kitabı okuyunca daha iyi anlıyorsunuz. 20 bölümden oluşan kitap bize gerçekten hayatı sorgulama fırsatı sunuyor. Bazı yerlerinde yer yer görüşlerine katılmayabilirsiniz, ben çelişkiler de yaşadım ama kitabın bütününe bakarsak fikir ayrılıkları olsa dahi bence gerçekten okunması gereken bir kitap. Kitabı bitirdikten sonra derin düşüncelere daldığım kesin... İyi okumalar!
Cehenneme Övgü
8.7/10
· 5,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
55
277 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
“Cehenneme Övgü- Gündelik Hayatta Totalitarizm” ya da İngilizce ismiyle “Kendilerimizin Tutsakları” 22 yıllık bir kitap. Hayatım boyunca bir çok defalar gerek alıntılarıyla, gerekse övgüleriyle karşılaştım Gündüz Vassaf’ın bu eseriyle. Okumak ama bu dönemde fırsat oldu. Gündüz Vassaf’ın hayatı zaten yazarın künyesinde yazıyor. Boğaziçi Üniversitesinde öğretim üyesiyken 12 Eylül’den sonra istifa ederek ülkeden ayrılmış bir Psikolog yazarımız. Ve kitabın isminden de anlaşılabileceği üzere bolca totalitarizm eleştirisi var bu kitapta. Ama bildiğimiz tanımın dışında çıkarak ufkumuzu biraz aralamaya çalışıyor totalitarizm konusunda Vassaf. Kitabın adı Cehenneme Övgü, bir nevi John Milton’un Kayıp Cennet’i gibi bir şey bekleyebiliriz belki şeytanı öven. Ya da “sizinle cennette olmaktansa cehennemde yanarım daha iyi” türünde son zamanlarda bolca kullanılan-aslında akıldan geçirilen- bir düşünceyle uyumlu olabilir bu kitap belki. Ama bu kitabın sadece ilgi çekmesi için konulmuş ismi aslında, evet cennet cehennem karşılaştırması da var kitapta diğer birçok şeyin yanında. Ama yazarın asıl amacı daha önce hiç düşünmediğimiz konularda zihni açarak, tehlikeli (?) düşünceleri genç dimağlara nüfuz ettirmek. Gündelik hayatımızda totalitarizm 19 ayrı konu üzerinden hayatımızdaki somut ve soyut totaliter öğeleri inceliyor -sorular soruyor aslında. Sonda da bir yarım sayfada yapmamız gerekeni söylüyor. İsterseniz bu on dokuz konuya kısa kısa bakalım İlk bölüm zaten kitabın bunca yıldır hala bir başucu kitabı olarak tanımlanmasına yol açan kısım belki de. Alıntıların büyük bir kısmı buradan geliyor. Ha bu arada kitabın tam anlamıyla bir alıntı membaı olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Gündüz Vassaf burada, o mükemmel üslubuyla, Geceyi totaliter gündüzün karşısına koyarak içimizdeki bir şeyleri tetikliyor. Evet işte bu diyoruz. Zalimin zulmü varsa, sevenin de gecesi var. Sonra cehenneme övgü başlıyor. Kiliseden örneklerle cennetin – ya da dünyada cennetin- totaliter düzenin aracı olduğunu yönetme araçlarından birisi olduğunu, cehennemin ise özgürlük ve yaratıcılığın simgesi olduğunu söylüyor kısaca Vassaf. Üçüncü bölümde kelimelerin etrafımıza kurduğu demir parmaklıkları anlatıyor yazar. Yalnız burada ilk bölümde Geceye ait olduğunu söylediği, “Seni Seviyorum” cümlesinin totalitarizmin başka bir aracı olduğunu anlatırken biraz kafamızı bulanıklaştırıyor. Delilerden en iyi anlayanlardan birisi olarak 20.yüzyılın delilerinin de artık özgür olmadığını söylüyor dördüncü bölümde de. Nerede o eski deliler kıvamına geliyoruz biraz. Psikiyatrinin gücü gözümüze sokuluyor bu bölümde de. 19 bölüm epey uzun sürecek böyle, hızlanıyorum biraz müsaadenizle. Evlerimiz, kutu gibi , odaların isimleri bile bize bir şeyler dayatmak için. Ya kahramanlar, gerçekten ihtiyacımız var mı özgür bir toplumda kahramanlığa. Bilgi her yerde, üzerimize püskürtülen, gerçek olup olmadığını bile anlayamadığımız bu selden de kurtulmalı mıyız ki? Ya cinsiyet, seks- her dönemde günahların en büyüklerinden, ayrımcılıkları körükleyen, insanları vahşete iten bu kimlikler totaliterlerin oyuncakları değil midir? Seçimler var bir de, abarttığımız bir başka gerçek. Seçmeme hakkımız yok mu bizim, diğer seçeneği dışlamama hakkı . Biz ve onlar olarak ayırmama hakkı insanları. Seçmek özgürlük mü gerçekten? Hainler var bir de, dönekler, cehennemin en dibindekiler. Cervantes’e göre iğrenç insanlar. Peki Cervantes’in kendisi hiç ihanet etmemiş taraf değiştirmemiş mi? Ya bi bir nevi hain değil miyiz? Ölümü yadsımamız mı lazım, içselleştirmemiz mi? Sanatı inkâr edebilir miyiz, yoksa totaliter bir oyuncak mı sanat da, mükemmellik esas mı sanat için? Anlaşmazlıklar, uyumsuzluklar totalitarizmin düşmanı mı? Başka bir bakıştan gerçekten hoşlanmıyor mu bizi hizaya getirmek isteyenler? Ya hedef, amaç, bunun için yapılan her şey, tüm planlarımız – tüm çabalarımız, o da mı totalitarizme hizmet ediyor? Çevremizdeki her şey gibi düğmelerle kumanda edilecek miyiz ilerde biz de? Peki şu anda öyle olmadığına emin miyiz? Fotoğraf çekmek de bizi totalitarizme mi taşıyor? Ya insan kibri, insan aklı, insan aklının kibri? Homo Sapiens olmak otomatik olarak totaliter olmak mı demek? Evrimimiz bunu mu gerektiriyor? Peki ya çocuk yapmak, böyle bir dünyaya çocuk getirmek mi, getirmemek mi daha özgür bir düşünce? Ortalara doğru bir parça didaktikleşen – ama kesinlikle sıkıcı olmayan- yazarın kalemi kitabın sonlarında o ilk sayfaların bizi saran havasına bürünüyor tekrar. Zaman (Anı yakalamaya çalışmayıp anı yaşamak, anın içinde kaybolmak) ve Aşk (Aşkta totalitarizm) bölümleri de su gibi akıyor. Kitapta sorulan bunca soruya, ortaya çıkan sorunlara Baudaliere’in dizeleriyle karşılık veriyor son olarak yazar. Spoiler elbette, ama isteyen bakabilir:) (#11454543) Kitap bu kadar, bilindik şeyler, yeni şeyler, ufuk açıcı şeyler, zorlama şeyler, gereksiz şeyler, mucize şeyler, bazı şeyler… kitaptan ne alacağı okura bağlı. Kesinlikle göz ardı edilebilecek bir eser değil. Eskide kalmış da diyemeyiz, öyle bir toplumda yaşıyoruz ki insanlar Odysseia’da bile bir şeyler bulabiliyor günümüzle bağdaşabilecek. Gündelik hayatımızla ilgili farklı bir bakış arayanlar ya da Gündüz Vassaf’ın yetkin anlatımını ve mükemmel tespitlerini merak eden herkes okuyabilir bu kitabı.
Cehenneme Övgü
8.7/10
· 5,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
14
153