Güniz Büyüktür

Güniz Büyüktür

Çevirmen
8.7/10
9 Kişi
·
33
Okunma
·
0
Beğeni
·
14
Gösterim
Adı:
Güniz Büyüktür
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
323 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Oxford Üniversitesi genetik profesörü Bryan Sykes kitabını akademik çalışmalarından oluşturmuş. Sykes buzullarda bulunan buz adam otzi’yi incelerken insanlarda anneden gelen bir genin hiç değişmediğini fark eder. Çalışmalarının devamında Otzi’nin bir akrabasının İngilterede olduğunu tespit eder. Hatta bu çalışmalarında Sykes kendisinin de devrimden sonra öldürülen Rus Çarı Nikolay Aleksandroviç’le akraba olduğunu keşfeder. Tamamen akademik bir kitap olduğundan başlarda verilen formüller, rakamlar sizi sıkabilir ama ilerledikçe çok değişik bilgiler edinebileceğinizi göreceksiniz. Özellikle dünyadaki bütün insanların yedi kadın soyundan geldiğini ve bu kadınların hepsini isimlendirip bundan kırk beş bin yıl önceki hayatlarını anlattığı bölüm gerçekten ilginizi çekecektir.
323 syf.
·10 günde·10/10
Profesör Bryan Sykes, kitabın ilk bölümünde mitokondriyal dna üzerinde yaptığı çalışmaları ayrıntılı fakat sade bir dille anlatıyor. İkinci bölümde ise -benim hayranlıkla okuduğum bölüm oluyor kendileri- mitokondriyal dna çalışmalarının sonunda ortaya çıkan ve günümüz Avrupa insanının soyundan geldiği 7 kadının hayat hikayelerini içeriyor. Genetiğe, insanlık tarihi ile ilgili kurgu hikayelere ilgi duyuyorsanız mutlaka okumalısınız.
323 syf.
Oxford Üniversitesi’nde İnsan Genetiği profesörü olan yazar, genetik konusundaki temel bilgileri ve tarihsel gelişmeleri yeri geldikçe metne yedirerek, mitokondriyal DNA (mtDNA) konusundaki kendi araştırmalarını, elde ettiği bulguları ve bunlara dayanarak yaptığı yorumları derlemiş. Ama ne zaman? 2001 yılında.

Sykes, Avrupalıların mtDNA’ları üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda, dizilimleri 7 gruba ayırabileceğini görmüş ve her bir grubu birer kabile olarak düşünüp, ortak annelerine yani “kabile anneleri”ne birer ad vermiş: Ursula, Xenia, Helena, Velda, Tara, Katrine, Jasmine.

Kitap 23 bölümden oluşuyor. 15 ilâ 21.bölümlerde, söz konusu 7 kabile annesinin yaşamlarından BÜTÜNÜYLE KURGUSAL kesitler var. Bilimsel bilgi yüklemesine alışık olmayan okurun, konuya ilgisini pekiştirebilecek olması açısından kabul edilebilir olsa da, ben yüzeysel olarak göz gezdirip geçtim bu kurgusal öyküleri.

Kitabın 11.bölümünde yazar şöyle diyor: “mtDNA’nın, insanlığın geçmiş tarihinin derinliklerine inebilmemize yardımcı olan özelliklerinden biri, rekombinasyon sürecinden geçmediği için taşıdığı bilginin yıllar boyu aynı kalmasıdır. Benim mitokondrim ile ninelerimin mitokondrileri arasındaki tek fark, geçen binlerce yıl boyu oluşan mutasyonlardır. mtDNA da rekombinasyon sürecinden geçseydi, hepimizin bir sürü soyağacı olurdu. O zaman, mitokondriyal genetiğin içerdiği tüm varsayımlar anlamsızlaşırdı.”

Yani Sykes, mtDNA’nın insanda kesin olarak sadece anneden geçtiğini, hücrelerde hepsi birbirinin aynı olan mtDNA’ların birbirleri ile bir şekilde parça alışverişi yapsalar bile sonuçta özdeş olduklarından “rekombinasyon” diye bir durumun söz konusu olmadığını vurguluyor ve ekliyor: Şayet öyle bir şey olsaydı, mtDNA aracılığıyla yapılan çalışmaların tümü asılsızlaşırdı.

Kitap ülkemizde 2007 yılında basılmış olmasına karşın, doludizgin ilerleyen ve her gün onlarca yeni keşfin yapıldığı genetik alanındaki son duruma dayalı hiçbir güncelleme notu eklenmemiş. Ben 2018 yılı itibariyle Google’a durumu sorduğumda, ilk olarak 2002 yılında Kopenhag’da bulunan Rigshospitalet Üniversite Hastanesi’nden Marianne Schwartz ve John Vissing tarafından yapılan bir çalışma dikkatimi çekti: 28 yaşındaki bir hastanın kaslarında bulunan mtDNA dizilimlerinin çoğunun babasının ve amcasının dizilimleri ile uyumlu olduğu, öte yandan kan, saç kökü ve fibroblast dokularında bulunan mtDNA dizilimlerinin annesininki ile uyumlu olduğu belirlenmişti. Bilimciler, çok ender de olsa, babadan mtDNA geçişinin gerçekleşebildiği sonucuna varmıştı.

Sonra Wikipedia’nın “Paternal mtDNA transmission” başlıklı makalesini inceledim. Son 17 yılda, anlaşılan literatür epey zenginleşmiş ve babadan mtDNA geçişi, dolayısıyla rekombinasyon yolu ile mtDNA değişimi artık olanaksız görülmekten çıkmış. Yine de bunun enderliğinden ötürü, mtDNA’ya dayalı çalışmaların pek çoğunun büsbütün geçersizleşmediği de belirtilmiş. Yani rekombinasyonun olabilirliğinin olması, Sykes için korktuğu kadar vahim bir durum oluşturmayabilir, anladığım kadarıyla. Zaten sanıyorum biyoloji söz konusu olduğunda, istisnası olmayan kaide çok az (yaşam bir yolunu buluyor); fiziğin tam tersine.

Kitabın 46. sayfasında geçen, Watson ile Crick’in DNA’nın yapısını çözmek için x-ışınları ile bazı deneyler yaptıklarının doğru olmadığına dikkat çeken bir eleştiri okudum ayrıca. Kitabı okurken bunu irdelememişim ama belleğimi harekete geçirdiğimde, ben de eleştiride söz edildiği gibi, Watson&Crick’in Rosalind Franklin’in deneysel sonuçlarından yararlandığını okuduğumu anımsadım.

Ayrıca, kitapta Sykes’ın çeşitli anlaşmazlıklar yaşadığını belirttiği meslektaşı Erika Hagelberg, kitap hakkında bir inceleme yazmış. Önemli bilimsel gelişmeleri anlaşılabilir bir dille anlatmakla birlikte, müşteri hedefli olduğu belli olan bir kitap olduğunu, Sykes’ın ticari DNA analiz şirketi Oxford Ancestors için iyi bir reklam aracı görevi göreceğini söylemiş. Şuradan okunabilir:
https://www.researchgate.net/...ven_Daughters_of_Eve

Sonuç olarak, bizim ülkemizde şu anda en çok gereksinim duyulan şeylerden birinin “bilime ilgiyi artırmak” olduğunu düşündüğüm için kitabın okunmasını önerebilirim. Çünkü akıcı ve sürükleyici bir dille yazılmış; okurun konuya ilgi duymasını sağlayabilir. Biz toplumun geneli olarak belli bir bilimsel ilgi, sonrasında bilimsel okuma ve dolayısıyla bilimsel altyapı edindikten sonradır ki, popüler bilim kitaplarını gerçekten eleştirebilmeye ve aralarında adamakıllı eleme yapmaya başlayabileceğiz. Ancak ondan sonradır ki, yayınevleri de seneler önce çıkmış kitapları ülkemizde basarken nelere dikkat etmeleri gerektiğini keşfedecektir.
323 syf.
·38 günde·Puan vermedi
Beni DNA çalışmalarını incelemeye teşvik eden ilk kitaptır, çok etkilenmiştim ve DNA’nın insanlığa bir şeyler anlatma gücüne hayran kalmıştım. Yapmamız gereken tek şey onu okumak; zira insanlık (ve çok daha öncesinin) tarihi her hücremizin çekirdeğinde gayet korunaklı bir yerlerde okunmayı bekliyor.
323 syf.
·5 günde·9/10
Bu kitap için tam olarak "bilimsel bir çalışmanın nefes kesici öyküsü" denilebilir. Moleküler tıp enstitüsünde cam kemik hastalığı üzerine çalışmalar yapan bir bilim insanısınız. Hastalığın temelinde kolajen genlerindeki ufak değişikliklerin yattığını keşfediyorsunuz. İşler bir şekilde arkeolojik buluntulardan alınan DNA örneğini incelemeye kadar geliyor. Arkeolojik kemik örneklerinde çok fazla DNA olmadığı için, şansınızı arttırmak adına, miktarı daha fazla olan mitokondriyal DNA'yı incelemeye karar veriyorsunuz. Sadece anne tarafından kalıtılan mitokondriyal DNA sizi Avrupa'da yaşayan modern insanın anne tarafından birleştiği (ve en yaşlısı 45000 yıl önce yaşamış olan) 7 şanslı kadına, yani kitabın deyimiyle 7 Havva'ya götürüyor. Çünkü mitokondriyel DNA, çekirdekte bulunan DNA gibi her yavru oluşumunda yenilenmiyor, sadece mutasyona uğruyor ve siz de (kabaca) mutasyona uğramış gen sayısından geçen iki birey arasında geçen zamanı hesaplayabiliyorsunuz. Bundan daha mükemmel bir macera olabilir mi :)
Herkesin anlayabilecegi sadelikte yazilmiş, akıcı ve bilgilendirici bir kitaptı.Ben elde olmayan sebeplerden kitabi bitirememistim. Uzun bi aradan sonra bin kitap sayesimde tekrar aklima geldi.Şu an satın alip baştan okuyacam sanırım:)

Yazarın biyografisi

Adı:
Güniz Büyüktür

Yazar istatistikleri

  • 33 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 42 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.