Hacer Kılıçaslan

Hacer Kılıçaslan

DerleyenÇevirmen
7.7/10
12 Kişi
·
43
Okunma
·
0
Beğeni
·
90
Gösterim
Adı:
Hacer Kılıçaslan
Unvan:
Türk Çevirmen
Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nda görev yaptı. Hâlen Sakarya Üniversitesi Tarih Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak akademik çalışmalarına devam etmektedir.
Kûtü'l Amâre zaferi, büyük Çanakkale Savaşı'ndan sonra Britanya İmparatorluğu'nu zora sokan; politikalarını altüst eden ve imparatorluğun yenilmezlik inancını sarsan, dünya hakimiyetine inanmış Britanya kamuoyunu şüpheye, hatta kaosa sürükleyen büyük bir zaferdir.

İlber Ortaylı
Kutul Amâre savaşı ve zaferi sonunda, 29 Nisanda, zaten daha evvelden de fevkalade kırılmış olan Britanya kamuoyu, orduya cephe almış ve o zamanlar sık sık söylenen our lions lead by donkey, yani aslanlarımız eşekler tarafından yönetiliyor, sloganı bu atmos­ferde ortaya çıkmıştır. Bu yenilgilerin orduya dair yarattığı intiba, Ingiliz tarihyazımında bugün bile temizlenmeye çalışılmaktadır.
Bugün Irak topraklarında yer alan Kûtü’l Amâre, Birinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusunun kazandığı önemli bir zaferinin de adıdır. Osmanlı askerleri bu zaferle, Ingilizlerin itibarını hiç beklemedik­leri bir şekilde yaralamış; binlerce zayiat dışında. General Charles Townshend dâhil, çok sayıda Ingiliz subay ve askerini esir ederek onlara, tarihlerinin en büyük hezimetlerinden birini yaşatmıştı.Bu günlerde. Cumhuriyetin ilk yıllarında Kût bayramı olarak yâd edilen, ardından bir şekilde unutulan veya unutturulan bu hatıranın 100. yılı idrâk edilmektedir. Savaşın teknik ve bilimsel yönlerinin yanı sıra, Kûtü’l Amâre’nin yaşandığı şartları hazırlayan gelişmeler hakkında çizilecek bir çerçeve, resmin bütününün görül­mesine büyük katkı sağlayacaktı.
Osmanlı gazetelerinde, Osmanlı ordusunun Selman-ı Pak ve Kutü'l Amare'de elde ettiği başarılarını öven çok sayıda yazı yer almaktadır. Bu yazılar içinde en dikkat çekeni Yunus Nadi'nin makalesidir. Tesvir-i Efkar'daki makalesinde Nadi, Kutü'l Amare'yi Gelibolu ile kardeş olarak nitelemekte, Irak'taki yenilgiyle İngilizlerin doğudaki nüfuslarının yerle bir olduğunu belirterek şu benzetmeyi yapmaktadır: "Gelibolu'da denize düşen İngiltere, Irak'ta Dicle ve Fırat'ta boğuldu."
Hacer Kılıçaslan
Sayfa 253 - Kronik Kitap, 3. Baskı Aralık 2017 İstanbul
MEHMET YAŞAR ERTAŞ
1970’de Erzurum’da dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimi­ni Erzurum’da tamamladı. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Tarih Bölümünden 1992’de mezun oldu. Aynı üniversitenin Türkiyat Araştırmaları Enstitüsünde, "Mora'nın Fethinde Osmanlı Sefer Organizasyonu' adlı te­ziyle doktorasını tamamladı. 1994’te meslek hayatına öğ­retmen olarak başladı. Ardından araştırma görevlisi olarak üniversiteye geçen Ertaş, 200 Tde yardımcı doçent, 2007’de doçent ve 2O13’te profesör oldu. Halen Sakarya Üniversi­tesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde öğretim üye­si olarak görev yapmaktadır. Sultanın Ordusu, Karaağaç-ı Gölhisar (Acıpayam) Kazası ve Sim Efendi, Risâletut-Târih-i Nâdir Şâh adlı üç müstakil kitabı bulunmaktadır. Eski­çağdan Cumhuriyete Homa (Gümüçsu) Tarihi, Osmanlı Dö­nemi Akdeniz Dünyası ve Osmanlı da Siyaset ve Diplomasi adlı üç editoryal çalışması bulunan Ertaş, Osmanlı savaş, sosyal ve ekonomik tarihi üzerine çok sayıda makale kaleme almıştır. Halen Osmanlı dönemi savaş tarihi ve seyahatna­meler üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.
HÂCER KILIÇASLAN
Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Baş­bakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nda görev yaptı. Hâlen Sakarya Üniversi­tesi Tarih Bölümünde araştırma görevlisi olarak akademik çalışmalarına devam etmektedir.
Tarih Bilimi 19. yüzyıl dünyası koşullarında Avrupa’da bir disip­lin haline gelirken Avrupa merkezci mütehakkim bir tarih tasarımı ortaya çıktı. İlkel kabilelerden modern topluma doğru bir gelişme varsayımına dayanan bu tarih tasarımı, aslında Batı’nım tarihsel tec­rübesinin insanlık tarihinin tümüne teşmil edilerek izah edilmesin­den başka bir şey değildi. İlkokullardaki tarih şeridinden bilimsel araştırmalara kadar hemen her alanda kabul gören bu anlayış. Batı kadar Batı dışı dünyanın da tarih ve zaman bilincini şekillendirdi. İnsanlığın çizgisel bir şekilde gelişme göstererek tekâmül ettiği ön kabulüne dayanan bu yaklaşımla toplumlar, gelişimini tamamla­mış üstün toplumlar ile zihniyet ve kültür bakımından geri kalmış toplumlar olarak iki kutba ayrıldı. Batılı insan, gelişme, ilerleme ve modernlik; ötekiler ise geri kalmışlık, durağanlık ve ilkellik kav­ramları ile tavsif edildi. Bu izah tarzı, doğal olarak, dünya halkları­nın büyük kısmını tarih dışına iterken Batılı beyaz insanı, tarihin merkezi konumuna yerleştirdi.Batı merkezli tarih düşüncesinin hemen bütün dünyada kabul görmesi ile ortada, yalnızca Batılı insanın tarihi kaldı. Çin, Hin­distan ve Güney Amerika medeniyetleri gibi İslam coğrafyası da kuvvetli bir ötekileştirmeye maruz kaldı ve tarih dışına itildi. Antikçağdan itibaren hukuk, sanat, bilim, estetik, edebiyat, şehircilik, siyaset, teknoloji gibi hemen her alanda belirleyici tek gücün. Ba­tı olduğu kabul edildi. Türkler ve Osmanhlar, tarih şeridine ancak KÛTÜ’L AMÂRE 1916 kenarından iliştirildi. Ana hatları coğrafi keşifler, Rönesans, Reform, Aydınlanma ve sanayi inkılâbı üzerinden belirlenen bu tarih tasarı­mında; Avrupa’nın şehir tarihi, bilim tarihi, kültür tarihi ve savaş tarihi merkeze alınırken, Osmanhlar yokmuş ve Avrupa, izole bir tarihsel varlık olarak gelişim göstermiş gibi hikâye edildi. Osman­hlar ve Türkler; bir taraftan despotik hükümdarlarca idare edilen, saldırgan, barbar, her türlü zihinsel melekeden yoksun, durağan ve tembel olarak betimlenirken; diğer taraftan bin bir gece masalları ile şehvet düşkünü egzotik bir dünyanın failleri olarak pazarlandı.Avrupalılar, Jack Goody’nin ifadesi ile “tarih hırsızlığı”na soyu­nurken, bizler de maalesef çalıntı malları kendi imkânlarımızla pi­yasaya süren aracılardan fazlası olmadık. Tarih disiplinini ve tarihsel değerleri bütünüyle Batılı tarihçilere, sosyologlara, antropologlara bıraktığımız gibi, özgün bir perspektifle basit ve yalın bir tarih an­latısı bile oluşturmakta zorlandık. Kendi tarihimizi, kültürümüzü, mimarîmizi, musikimizi, bilgimizi, insanımızı ve medeniyetimizi Batıklar gözüyle bakarak anlamaya çalıştık ve küçümsedik. Kısacası tarihimize sahip çıkmadık veya çıkamadık. Bu tarih kaybı, zamanla kronikleşerek bir bilinç kaybına dönüştü ve ayakta kalmak için sarıl­dığımız birkaç sembolik isim ve olaydan başka, tarihî birikimimizle bağımız koptu. Çalınan tarihimizde unuttuğumuz hadiselerden biri de Kutul Amâre zaferidir. Kûtul Amâre, I. Dünya Savaşı’nın zor koşullarında, Osmanlı Devleti’nin idari ve askerî merkezlerine oldukça uzak bir coğrafyada kazanılmış büyük bir zaferdir. Gücünün zirvesinde olan Britanya İmparatorluğunun ağır bir hezimete uğratıldığı, binlerce İngiliz as­kerinin esir alındığı bu zafer, dünyada büyük bir yankı bulmuştu. Türk ordusunun Çanakkale muharebelerinden sonra elde ettiği bu tarihî başarı, ne yazık ki Türkiye’de gereken ilgiyi görmemiş; okul müfredatlarında yer almadığı gibi, araştırmacıların da ilgisini çek­memiştir.
Bu kitap, görkemli Kûtü’l Amâre zaferi hakkında birçok bilim insanının katkılarıyla ortaya çıkmış zengin bir çalışmadır. Ilber Or­taylı ve Azmi Ozcan’ın Kûtü’l Amâre zaferini değerlendiren giriş yazılarıyla başlayan kitap, iki ana kısımdan oluşmaktadır. İlk kısım, Kût zaferini olaylar ve kahramanlar üzerinden ele alan ve zaferi çe­şitli cepheleriyle ortaya koyma amacına matuf bilimsel yazılardan oluşmaktadır. Bu kısımdaki yazıların bir kısmında, Kûtü’l Amâre zaferi ana batlarıyla ele alınmış, kuşatma ve yaşanan çatışmalara dair genel bir çerçeve ortaya konularak bu zaferin Türk ve dünya tarihi bağlamında yerli yerine konulmasına katkıda bulunulmuştur. Diğer yazılar ise Irak seferi ve Kûtü’l Amâre kuşatmasının muhtelif veçhe­lerine dair ayrıntılı değerlendirmeleri içermektedir. Ayrıca savaşın gidişatında belirleyici olan kişilerin hatıratları da başlı başına bir inceleme konusu olmuştur.Kitabın ikinci kısmında ise İngilizlerce hazırlanmalarından he­men sonra Osmanh ordusu istihbarat dairesi tarafından Türkçeye tercüme edilen raporların basit transkripsiyonları yer almaktadır. İlk rapor, îngilizlerin Kûtü’l Amâre mağlubiyeti karşısındaki şaşkınlık­ları ve suçlu arayışını ortaya koyan resmî yazışmalardan oluşmakta­dır. İkinci ve üçüncü raporlar ise Irak Seferi Kumandanı Sir Percy Lake tarafından kaleme alınmış olup, Kûtü’l Amâre kuşatması es­nasında ve sonrasında İngiliz askerî kuvvetlerinin Irak cephesindeki durumu ve izlenen askerî politikalar hakkında kronolojik ve detaylı bilgiler ihtiva etmektedir.Ktabın hazırlanmasında pek çok kişinin katkısı oldu. Önce­likle Kûtü’l Amâre ile ilgili bu kitap projesi, Türkiye Dil ve Edebi­yat Derneği Erzurum Şube Başkanı Sayın Murat Ertaş ile Mehmet Emin Öz’ün önerileriyle gündeme geldi. Kendilerine müteşekkiriz. Mamafih kısa sürede, araştırmaya dayalı kapsamlı bir kitabın ortaya çıkması oldukça zordu ve alanında uzman iyi bir ekibin kurulma­sı gerekiyordu. Pek ümitli olmasak da Kûtu 1 Amâre hakkında ki­tap çıkarma fikrini kendilerine açtığımız meslektaşlarımız, yoğun programlarına rağmen böyle bir projeye destek verme konusunda tereddüt göstermediler. Kitaba yazılarıyla katkı sağlayan bölüm ya­zarlarına ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Ayrıca, kitabın hazırlanması sürecinde değerli fikirleriyle bize destek olan Prof. Dr. Arif Bilgin, Doç. Dr. Haşim Şahin, Doç. Dr. İsmail Ediz’e ve yükümüze or­tak olan öğrencilerimiz Tuğba Demirci ve Menderes Kurt’a şükran borçluyuz. Son olarak, projeye sahip çıkarak kitaplaştırılmasma ve­sile olan Kronik Kitap’ın editörü Adem Koçal’a minnettarız.
Mehmet Yaşar Ertaş
Mart 2017
Sakarya
19. yüzyılın ikinci yarısında Alman birliğinin Fransa’yı mağ­lup ederek Avrupa siyasetinde yeni bir aktör olarak ortaya çıkması “Güçler Dengesi” siyasetini tamamen değiştirecek bir gelişme idi. Yüzyılın sonunda Fransa, Rusya ile askerî ittifak imzalayarak, Avru­pa’yı iki kutba ayıracak süreci başlattı. Ardından Ingiltere de Fran­sa’nın safında yer aldı. Böylece, Birinci Dünya Savaşı’nm tarafları ana batlarıyla ortaya çıktı. Dünya, 20. yüzyıla, topraklarının nere­deyse yüzde sekseni Avrupalı devletler arasında paylaşılmış olarak
girmişti. Bu yarışta arkada kalan Almanya ve İtalya gibi devletler diğer sömürgecilere tehdit oluşturmaya başlayınca, çok taraflı bir büyük hesaplaşmanın işaretleri belirmeye başladı. Osmanlı Devleti ve toprakları, kaçınılmaz olarak, bütün tarafların ortak hedefi du­rumundaydı.Birinci Dünya Savaşı’na gelinceye kadar, Avrupa devletleri Os­manh toprakları için bir mutabakat sağlayamamışlardı. 1854 Kırım Savaşı sonrasında, 30 Mart 1856’da imzalanan Paris Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü Avrupa devletlerinin taah­hüdü altına alındı. Ancak ilerleyen yıllar, başka devletlerin teminatı­na bağlı olan bir ülkenin, bu tür antlaşmalara pek güvenemeyeceği- ni ortaya koyacaktı. Nitekim birden fazla devletin göz diktiği, bu se­beple de akıbeti hakkında bir türlü anlaşma sağlanamayan Osmanlı topraklarının durumu, “Şark Meselesi” adı altında, özellikle Paris Antlaşması’nın ardından, siyasî tarihin en önemli meselelerinden biri olarak uzun süre dünya siyaset gündemi işgal etmiştir. 1877- 1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, nam-ı diğer 93 Harbi’nde Osmanlı topraklarını Rusya’ya kaptırmak istemeyen İngiltere ve Fransa, her ne kadar savaşa karışmak istememişlerse de, savaşın sonunda sürece müdahale etmişlerdi. Nitekim önce kira adıyla Kıbrıs’ın, ardından Mısır’ın İngilizlerce ve Tunus’un da Fransızlarca zapt edilmesi, bu düşüncelerinin yansıması olarak değerlendirilebilir.
Nurettin Paşa’nın strateji bilgisi fevkalade iyidir. Coğrafyaya, bölgeyi haritalardan değil, hafızasından tanıyacak kadar vâkıftır.
Kuşatmanın başlarında onun yanında yardımcı komutan duru­mundaki Halil Bey, yani Halil Kut Paşa ile fevkalade düzgün bir istişare içerisinde strateji geliştirmiştir. Nurettin Paşa, Von der Goltz ile haklı olarak bir çatışma içindeydi. Von der Goltz’dan sonra bu bölgeye tayin edilen Falkenhayn’la ise daha büyük bir çatışmaya düşmüştü. Çünkü Falkenhayn, Belçika genel valisi olarak işgal kuv­vetlerinin başındaydı ve parlak askerî geçmişi ve bilgisine rağmen başkomutan olacak, ani kararlar alabilecek biri değildi. Sevilmeyen bir müşavir paşaydı ve Irak cephesinde çok zararları olmuştur. Ni­tekim kendisinin bu konuma tayinine Nurettin Paşa itiraz etmiş ve bu itiraz üzerine paşanın değiştirilmesi için uygun zemin ortaya çıkmıştı. Enver Paşa kolordu komutanlığına, yardımcı komutan po­zisyonunda bulunan amcası Halil Bey’i atamıştır. 1840’larda büyük devletlerin ordularıyla birlikte Osmanh ordusu da ıslah edilirken, isabetli bir kararla kurulan kurmay eğitim sistemi iyi işlemiş ve fay­dalı olmuştur. Trablusgarp’ta olduğu gibi. Birinci Cihan Harbi’nde de bu eğitimin ciddi etkileri görülmüştür. Halil Kut da bu eğitim­den geçmiş başarılı bir kurmaydır. Halil Paşa, Albay Nurettin Bey’in harekâtını aynıyla tatbik etmiş ve kuşatmanın başarılı olması için büyük gayret göstermiştir.
Cem BERBER
Cem BERBER Kutü'l Amare 1916 - Olaylar, Hatıralar, Raporlar'ı inceledi.
208 syf.
·17 günde·7/10
Soru cevap şeklinde ilerlemiş bir kitap. Yalnız burda Halil Kut Paşa daha farklı irdelenmiş. Zafer’in övgüsünü haketten değilmiş gibi bir hava sezdim. Okuyup kararı sizler vereceksiniz.
128 syf.
SERGÜZEŞT (serüven, macera)

"Sergüzeşt bir vaat idi. Vaadini niçin tutmadın ?.."

Dilber, otuz üç sene sabah olmak bilmeyen, ufuklarında şafak görünmeyen bir şebi-yelda ( en uzun gece, bitmeyen gece) içindeydi.

Hürriyetine !!!
Esaretin aleyhine söylüyorum
' hürriyetine' ..
Küçük yaşta tüm güzel duygulardan mahrum bırakılan bir kalp, kapanmakta olan bir kapı daha.. Ah bu dünya ne beyhudeydi, ne boştu oysaki.. Zengin, gönlünü fakire açardı. Fakir bahtsızlıktan oraya dahi intikal edemezdi..

Kapılar üstüme kilitlendi, yalnız, soğuk ve karanlık bir odada yıldızlardan mahrum bırakıldım. Yalnızca valide hayali kurmak içimi ısıtıyordu.
Acılar içinde kıvransam da yutup içime atmayı alışkanlık edinmiştim.
Esaret dedikleri böyle olmamalıydı; bir kalbin içine haps olacaktın mesela. Bu sefer sevgi karşılığını almalıydı..

" Güzellikten büyük asalet, safvet-i kalpten büyük servet mi olur?"

"Asalet teşrifat ve servete, servet nümayiş- i asalete tapıyor. Ben ismet ve muhabbete."

" Gönül muhabbete karşı daima çocuktur. "

Aklım Nil' in azgın sularının yuttuğu bir kalpte kaldı..
Ah Dilber ah..

Acaba Nil' in bu müthiş, bu mühlik girdap ve seylâbeleri, bu zavallı Dilber' i bu bedbaht esiri nereye götürüyor?

HÜRRİYETİNE

Gülsüm Aşkın
09.09.2019
Rmmberg
Rmmberg Kutü'l Amare 1916 - Olaylar, Hatıralar, Raporlar'ı inceledi.
208 syf.
·Puan vermedi
1. Dunya savasinin 2. En buyuk basarisi muhakak bilinmelidir ama bu savasi iyi anlamak icin Halil kut pasanin hatiralarindan olusan bitmeyen savasin okunmasinin bu kitabi destekliyecektir.
Uğur Güçlü
Uğur Güçlü Kutü'l Amare 1916 - Olaylar, Hatıralar, Raporlar'ı inceledi.
336 syf.
·5 günde·2/10
Genel itibariyle beğenmedim. Birincisi çok fazla tekrara düşülmüş. Kutü’l Amare Zaferi’nde yaşananlar aynı şekilde çok sık anlatılmış. Zaten kitap farklı kişilerin makale-denemeleriyle birleştirilmiş. İkincisi özellikle 270.sayfadan sonra yer alan raporlar bölümü falan Osmanlıca. Bir şey anlaşılmıyor. İnsan, üşenmeyip günümüz Türkçesine çevirmez mi? Maalesef notum kötü.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hacer Kılıçaslan
Unvan:
Türk Çevirmen
Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nda görev yaptı. Hâlen Sakarya Üniversitesi Tarih Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak akademik çalışmalarına devam etmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 43 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 48 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.