Hakan Tansel

Hakan Tansel

Çevirmen
8.2/10
626 Kişi
·
1.303
Okunma
·
0
Beğeni
·
310
Gösterim
Adı:
Hakan Tansel
Unvan:
Türk Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1960
1960 yılında İstanbul'da doğdu. 1980'de Saim Joseph Fransız
Erkek lisesinden mezun oldu. Dönemin politik koşulları dolayısıyla, 1981-89 arası Paris'te yaşadı. Fransızcadan Türkçeye aktardığı kitaplardan bazılan: Yıldız­ların Jeanne'ı Birinci Kitap: Gül ve Zambah, Yıldızlann ]eanne'ı Üçüncü Kitap: Amerika Çiçeği (Gerald Messadie); Kızıl Ot, Çıtırlar Farkında Değil, Ve Bütün Çirkinler ôldürülecek (Boris Vian); Okyanuslar (Yves Simon); Mona Lisa'nın Dudaklan (Pierre Lepere); Sarinagara (Philippe Forest); Cennet Vadi (Alain jaubert); Mavi Sabahlar (Jean-Marie Laclavetine).
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
224 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
''Bir roman okudum hayatım değişti'' sözü sanki bu kitap için söylenmiş gibi. Gerçekten okuduğunuzda hayata bakışınız çok değişecek çok.

Bu bir kitap değil. Bu, her cümlesinde , her kelimesinde, neredeyse özenle yerleştirilmiş her harfinde, hayatın gerçeklerini, ustaca yazılmış bir duygusallıkla bize gösteren muhteşem bir eser. Bir başyapıt.

Yazarın okuduğum ilk kitabı. Ben, sitede bu kitaba rastlayana kadar yazarın adını bile duymadım. Magda Szabo . Bu ismi kolay kolay unutacağımı sanmıyorum. Böylesine muhteşem bir eserin sahibi olan bir yazar, bugüne kadar nasıl ön plana çıkmamış ,buna şaşırmamak mümkün değil. Ve böyle bir yazım uslubu ve ustalığı. İnanın bana bugüne kadar bu kitabı okumadığıma çok üzüldüm. Hem yazarın hem de bu kitabın varlığını bana hatırlatan ve okumama vesile olan , daha önce kitabı okumuş olan arkadaşlara çok teşekkür ederim.

Kitapta yazar, 49 yıl beraber yaşadığı kocasını kaybeden bir kadının , sonraki yaşantısına odaklanıyor. Bize öyle bir anlatım yapıyor ki , insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor. ''Ölen eş mi şanslı yoksa kalan mı ?''

Yazar, kitap boyunca kadının ruhundaki fırtınayı, muhteşem bir şekilde okuyucuya yansıtıyor. Öyle süslü püslü cümlelerle değil. Bunu, yaşamın tüm gerçekliğini anlatarak sade ve basit cümlelerle yapıyor. Ama bu cümlelerin hepsi birer duygu yumağı oluşturuyor insanda.

Tabii ki sadece kadını değil, aynı zamanda başta kızı olmak üzere etrafındaki diğer kişilerinde iç dünyası, yaşadıkları olaylar ve bu olaylara farklı yönden bakışlarını da aynı şekilde bize aktarıyor.

Etrafımıza baktığımızda bu kitapta anlatılan olaylarla sık sık karşılaştığımız bir gerçektir. Ama hiç birimiz bu olayların bizi nasıl etkilediği konusunu hiçbir zaman düşünmemişizdir. Çoğumuz, hayatın yaşanması gereken gerçekleri diye bunların üzerinde bile durmamışızdır. İşte burada bu yazar ve bu kitap devreye giriyor ve gerçekten düşünmemizi sağlıyor.

Çok beğenerek ve büyük bir duygusallık içinde okuduğum bu kitabı mutlaka okuyun diyorum. Hatta hemen yarın kitapçınızdan alın veya sipariş edin ve hemen okumaya başlayın diyorum. Aksi takdirde okumak için çok geç kalmış olabilirsiniz. Onun için lütfen bir an önce okuyun. Okuduğunuzda göreceksiniz, hayatınızda bir şeyler mutlaka değişecektir.
224 syf.
·6 günde
"Magda Szabo'yu keşfettiyseniz altın bir balık yakaladınız demektir. Yazmakta olduğu bütün kitapları alın, ileride yazacaklarını da."
Hermann Hesse

Sitede önerilerine kıymet verdiğim okuyuculardan mehmet temiz Beyin tavsiyesiyle keşfettim Magda Szabo'yu. İyi ki alıp okumuşum öyle beğendim.

Evlenince veya bir şekilde ayrı bir eve çıkınca o ev bizim yuvamız olur. Kendi düzenimizi kurarız ve geldiğimiz yere ister istemez misafir gibi gideriz. Baba evimiz çocukluk anılarımızın geçtiği yerdir lakin artık bizim evimiz değildir. Herkesin bir yaşantısı, alışkanlıkları vardır ve bunlar zaman içinde değişebilir. Evliysek bizi en iyi tanıyan eşimizdir, annemizin bildiği çocuk olmaktan çıkmışızdır. En yakınımız bile olsa birini kendi evimize dünyamıza almak ciddi fedakârlık ister. Bunu yapmak kolay değildir.

Kitabın kahramanı Etelka, bir ömrü paylaştığı eşini kaydedince gururlandığı biricik doktor kızı Iza'nın teklifiyle yanına başkente taşınıyor. Yaşadığı taşrayı, aslında onu o yapan anılarının olduğu evi satıp terkediyor. Kızıyla mutlu yeni bir yaşam düşleyerek. Iza ise yaşlı annesinin elini sıcak sudan soğuk suya sokmayarak artık onu rahat ettirme düşüncesinde. Ama tüm bunlar yapılacak en iyi seçimler miydi?

Ben lise talebesiyken, 60'lı yaşlarının başında dedemi kaybettiğimizde anaannem o evde yaşayamayacağını söyledi.  Rüyamda dedemin istemediğini görmeme rağmen ev satıldı ve ona başka sokakta bir ev kiralandı. Anaannem orada da pek oturmadı ve sık sık bize gelip kaldı en sonunda da tamamen bize yerleşti. Yalnız siz varken bana düşer mi dedi ve hiçbir işe elini sürmedi. Bütün gün oturdu ve televizyon seyretti. Bir kaç yıl sonra da bunamaya başladı. Durumu bir sorduğunu on kere sorma şeklindeydi başlarda, sonraları bedensel ihtiyaçlarını bilemez hale geldi. Ona bakmanın ciddi sabır istediğini belirtmeliyim. Annemin dayanamadığı yerlerde devreye girerdim. Yüksek lisansı bitirip evlenmiştim, bir yaz günü sabahı eşimin memleketine giderken yolumuzun üzeri onlara uğradık. Gece rahatsızlanmış gördüğümde iyiydi. Eşimi tanımasa da beni biliyordu. Vedalaştım ve yola çıktık. Ertesi sabah vefat haberi geldi. Hanımefendi bir kadındı, huzur içinde yatsın. Bildiğim bir şey varsa bizlerin büyüklerimize dair aman çok yaşlandı hiçbir şey yapmasın, yorulmasın düşüncesinin çok yanlış olduğudur. Çalışmak ve küçük de olsa bir şeyler üretmek insanı yaşama bağlar, dinç tutar.

Ve anılardan korkmamalı, hatıraların olduğu evlere sahip çıkılmalı, bırakılmamalı.

Yazar kitabında, yaşlı kadın ve eşi, kızı ve eski eşi olmak üzere birbiriyle bağlantılı birkaç yaşama değiniyor ve edebi dili, güzel kurgusuyla ciddi farkındalık yaratıyor. Kitabı şiddetle tavsiye ederim.
224 syf.
Hayatımı kendi ruh haline göre bana ithaf ettiği cümleler içerisinde geçiriyor olmak pek eğlenceli. Kimin mi tabii ki de annemin. Babama sinirlendiği zaman evime gelip '' ne yapacaksın kocayı ohh en rahat sensin '' demesinin ardından babam ile ikinci bahar moduna geçince de '' ahh kızım çocuklar da gidecek, bizler bugün var yarın yokuz nasıl geçecek ömrün tek başına '' diye ağıtlar yakan annem.
Her ne kadar ilk evlat olmanın verdiği mecburiyet sebebi ile erken büyümek zorunda olan kızların kaderini yaşamış olsam da;
Rahatlıkla içimi dökebilme güvenini bana verdiği , yaptığım tüm hatalarıma rağmen doğruları ne beni ne de dizini dövmeden anlattığı için gerçekten çok şanslı hissetmeme sebep annem.
Niye mi annem? İza, annesi, babası, eski eşi , çevresi, ilişkileri, ilişkisizlikleri kitabı okumaya başladığım andan itibaren hep annem ile kendimi sorgulamama sebep oldu.
Unutmadan şu araya sıkıştırayım ; İza seni hiç sevmedim. Savunulmanı, anlaşılmanı gerektirecek haklı bir hareketine kendimce şahit olmadım.
Çok alakasız demeyin ne olur azıcık anlatayım ; belki bir iki okur okumak ister, okumak istemeyenler ise bu satırları es geçebilirler.
Annem Üsküp doğumlu yani parçalanan Yugoslavya ‘da Üsküp de dünyaya gelmiş, boşnaktır. İlkokulu bitirdiği zaman Türkiyeye göç etmek zorunda kalınca eğitimine devam edememiş, diğer kardeşleri gibi eve katkı olsun diye daha 13 yaşında bir ilaç fabrikasında işe girmek zorunda kalmış.
Çok güzelmiş annem halen de çok güzeldir. Çevrede çok asılan olunca yarım yamalak türkçesi ile kızımı kandırırlar endişesi yaşayan dedem, 17 yaşında ve annemin kökenleri gibi boşnak olan babam, anneme aşık olunca hiç tereddüt etmeden evlenmelerine müsaade etmiş. ( O yıllarda ailenin rızası olarak evlenmeye izin verilirdi, sonradan kaldırıldı bu nikah şekli)
İstanbul’dan Kayseri’ye gelin gelmiş annem. Kabile hayatı yaşayan bir ailenin içerisine hem de. Görümceler, kocaları, çocukları, kaynana, kaynata kayın.. aklınıza gelebilecek kocasına ait tüm sülalenin içine .
Annem gelin olduktan bir sene sonra da annemin annesi, babası ve kardeşleri Türkiye’den ayrılıp Almanya’ya göç etmişler. Koca bir kalabalık içerisinde ufacık yaşta kocaman bir yalnızlığa hapis yaşamış yıllarca annem.
Öyle ilginçtir ki evliliğin ilk yıllarının hikayesi anlatırken güler ağlanacak haline. Mesela bir kaç örnek vereyim anlarsınız yaşadıklarının vehametini:
Babamızın evinde fırınımız vardı kızım , tüple çalışırdı, Kayseri’ye gelince ilk defa gaz ocağını ne olduğunu öğrendim beceremeyince aaa bundan karı olmaz diye alay eden komşulara bakıp cidden kadın olamayacak mıyım diye ağlardım diye anlatır.
14 yaşında çocuk gelin nereden bilsin ev işi, yemek , ya da çağın gerektirdiği olması gereken beklenenleri yapmayı? Sokakta ip atlardım ninen eve çağırırdı beni ‘’ Kızım kocan işten gelecek hadi eve gel artık’’ diye yaşadığı trajedi komik anlatırken ki halini görmenizi çok isterdim.
Annemim hayatından seri haline romanlar çıkacağına hiç şüphem yok :))
Tam 30 sene ninem ve dedeme baktı annem. Annelik , babalık ilgisini görmeyi hak ettiği, çocukluğunu yaşaması gereken yıllarını evlat olarak geçireceği yerde çok fedakar gelin olarak yaşadı.
Annem evden bir iki günlüğüne ayrılması gerekiyorsa dedem ve ninem ağıt yakardı; ‘’sen gideceksin biz ölürüz nasıl kalacağız bir gün de olsa diye evde ‘’ dedikleri zaman annem tüm planlarını ertelerdi.
Kaybetmekten korkardı, anne baba sevgisi nedir öğrenmeden büyümek nedir bir düşünsenize? Yaşadığı , yanında çocukluğunun, gençliğinin geçtiği insanların öleceği düşüncesi bile onun canını acıtırdı.
Bir kere onların kalbini kırdığına şahit olmadım. Karşı geldiğine, itiraz ettiğine, aç bıraktığına, hesap sorduğuna hatta yüzünü astığına.
Bu arada dedem ve ninem sağ iken annem dışarıdan eğitimini tamamladı, liseyi bitirdi. Yetmedi mahalle muhtarı oldu ve 20 yıl muhtarlık yaptı.
Ardından bilgisayar öğreneceğim dedi ve kurslarına gitti. Tüm sosyal medya hesaplarını öyle güzel kullanır ki şaşarsınız.
Halen de bulunduğumuz ilde Boşnakça ve Rusça yeminli tercümanlık yapmaktadır.
Gelelim niye bu kadar annemi anlatma sebebime;
Annem ile aramızda 17 yaş var, beni doğurduğu zaman 17 yaşında imiş. Anne kızdan ziyade abla kardeş, dert ortağı, arkadaş ilişkimiz ağır basıyor gibi gözükse de annem olduğunu , geçirdiği zorlu yıllarını, Almanya ‘ya yerleşen aile fertlerinin her beş senede bir arka arkaya gelen cenazelerinde yaşadığı ama bir türlü açık vermemek için saklanmaya çalıştığı yitik çocukluğunun acısını hep hissettim ve hiç unutmadım.
Tüm gayretleri, adımlarında ''bu yaştan sonra neyine yarayacak ''demedim, demedik.
Korumaya, sahiplenmeye uğraşmadım ve hiç bir kardeşim de uğraşmadı.
Yaşarken, birlikte olma zamanlarımızı iyi değerlendirdik , değerlendiriyor ve kaybetmeden kıymet biliyoruz.
Annesi olmaya çalışmadım, annem olduğunu unutturmadım. Kendim de dahil, çocuklarımızın başarılarından , kariyerlerinden, kazançlarından sadece gurur duyuyoruz, onlar adına seviniyoruz bu kadar işte.
Evlatlardan asıl beklenti , sevginin kariyerlerle eksilmemesi, geçirilemeyen zamanların, elde edilen kazançlarla sadaka öder gibi bedel biçirilcesine kazanılmaya çalışılmaması. Anlaşılmak, ebeveyn olduklarını unutmamak ve unutturmamak.
Sevgi ve saygı; emek vermek, değer vermek, gerektiğinde beklemek, sabretmek, gözlerinin içine bakmak, önünden ardından dua etmek, giderken Allah'a emanet etmek değil midir?
Anne olmak güzeldir, ne vefalıdır , cennet annelerin ayakları altındadır, kırmayın , üzmeyin , babaların ahı tutar, ektiğini biçersin şöyle böyle demeyeceğim.
Kitap sevgili Nilüfer in de dediği gibi Ben de Magda' yı kitap konularını, anlatımını çok sevdim. İki kitabını okudum ve yazarın diğer iki kitabını okumak için kalemini özlemek istedim.
Okuduğum iki kitabında da yazar olan birer karakter mevcut belki sadece tesadüftür aynı iki ana karakterin sonlarının aynı olması gibi.
Keyifle ve ilişkilerinizi gözden geçirerek okuyacağınızdan emin olarak incelememi şöyle bitirmek istiyorum;
Hakikatten ; dünya nimetleri insanoğlunun yüreğini ele geçirip , gözünü boyayıp , kulağına fısıldıyor, her şey rant. Ölümse nefesimiz kadar yakın, aynen sonlanan her gün gibi.
Kaybetmeden kıymetini anlamaya çalıştığımız , hayata anlam katmak için elimizden geleni yaptığımız , kırmadığımız kırılmadığımız ilişkilerimizin olduğu ve , Etelka gibi , Allah kimseyi neden yaşıyorum ki sorusuna cevap aramak zorunda bırakmasın.
Keyifli okumalarınız olsun.
424 syf.
·83 günde·Puan vermedi
Tarihi bir roman olduğundan okunması biraz zorlayıcı. Yazar o dönemde yaşayan kadının gözünden anlatmış tarihi olayları . Şahane bir tarihî roman. Merakla beğeniyle okudum. Parisin tarihine fransızlara ışık tutmuş.
224 syf.
·12 günde·Beğendi
Iza, babası Vince öldükten sonra annesi Etelka'yı yanına almaya karar verir. Etelka ve Vince 50 yıla varan evlilikleri boyunca taşrada küçük dünyalarında yaşayan bir çiftken Vince'nin ölümü Etelka'nın tüm hayatını değiştirir. Kızının yanına Budapeşte'ye yerleşmek zorunda kalan yaşlı kadının umduğu gibi olmaz yeni hayatı. Onun artık kendine ait bir evi, eşyaları, eşi kısaca kendine ait bir hayatı yoktur. O artık kızı İza'nın hayatının bir parçası olmuştur. Aynı şey uzun yıllardır Budapeşte'de doktorluk yapan,ailesinden uzakta tek başına yaşayan, kendi düzeni olan İza içinde geçerlidir. İza içinde yeni birinin (bu her ne kadar annesi de olsa ) hayatına dahil olması onun da kolay alışamadığı bir duruma neden olur. Etelka ve Iza için hayat artık farklı akmaktadır.

Iza'nın Şarkısı Macar yazar Magda Szabò'nun duygu dolu, okurken kendinizden yada çevrenizdeki insanların hayatlarından kesitler göreceğiniz, çok basit bir dille yazılmış ama bir o kadar da duygu yoğunluğu olan bir roman.

Bazen insan en yakınındaki insana bile uzak olabiliyor, onu anlamayabiliyor. Bir insanla birlikte yaşamak bu kişi ister eşiniz, ister anne babanız, ister çocuğunuz olsun bir evi , bir hayatı paylaşmak hiçte kolay olmuyor. Hele hele bir insanın hayatına sonradan dahil oluyorsanız. Herkes hayatı kendi doğruları, kendi kuralları, kendi bildikleri ile yaşamak isterken, karşısındaki ile empati yapmadan, onun neler hissedip istediğini bazen düşünmeden hareket edebiliyor.

Hem bir evlat, hem bir anne, hem de bir eş olarak okurken empati yapmaya zorlayan, herkesin de mutlaka kendinden bir şeyler bulacağı, şimdi olmasa bile er geç yaşayacağı yada yaşamak zorunda kalacağı bir durumu anlatan bir kitap oldu İza'nın Şarkısı benim için, Magda Szabò ile de güzel bir başlangıç.

Yazarın yky'den çıkan diğer kitapları Kapı, Yavru Ceylan ve Katalin Sokağı da okunacaklar listesine alındı hemen

Hermann Hesse " Magda Szabò'yu keşfettiyseniz altın bir balık yakaladınız demektir. Yazmakta olduğu bütün kitapları alın, ileride yazacaklarını da." diyor. Magda Szabò'yu keşfedip altın balığı yakalamak için iyi bir fırsat İza'nın şarkısı.
560 syf.
·20 günde·6/10
Gerilim tarzında roman severler için önerilebilecek bir kitap. Olay kurgusu sağlam fakat yavaş ilerliyor. Sıkılmadan okumaya alıştığımız diğer gerilim romanları gibi değil.
Diğer dini - popüler kültür yazınlarının da içeriği olan Hıristiyanlık, Hz. İsa'nın tekrar diriltilip diriltilmediği, Vatikan içinde dönen komplolar gibi olayların hoş bir kurguyla ve betimlemeyle okura sunulduğu bir eser olduğunu söyleyebilirim ama biraz daha konusal açıdan sınırları zorlayabilirdi diye düşünüyorum.
Okumak isteyenlere şimdiden iyi okumalar...
224 syf.
·4 günde·Beğendi
Arka kapaktan bize şöyle sesleniyor Herman Hesse :"Magda Szabo'yu keşfettiyseniz, altın bir balık yakaladınız demektir. Yazmakta olduğu bütün kitapları alın, ileride yazacaklarım da..."

Hal böyleyken okumamazlık edemedim doğal olarak.

Magda Szabo, çağdaş dünya edebiyatının en başarılı kadın yazarlarının başında gelmesine rağmen, ne yazık ki biz Türk okuyucular kendisini tanıma çabasına girişip, eserlerine bir şans vermiyor ve dolayısıyla hakettiği ilgiyi kendisine sunmuyoruz . Behçet Necatigil , "1978 tarihli Türk Dili Dergisi Çeviri Sorunları" özel sayısında yer alan "Balkan Ülkeleri Edebiyatlarından Türkçe'ye Çeviriler" adlı çalışmasının "Macar Edebiyatı" bölümünde, Macar Edebiyatının rağbet görmemesinden bahsediyor ve bu sorunun da çeviri eksikliğinden kaynaklandığını belirtiyor.

1917 yılında Macaristan'da doğan Szabo, 2007 yılında 90 yaşında iken, yine aynı topraklardaki evinde elinde kitap ile ölü bulunur. Ölüm sebebi, yaşlılığa başlı solunum yetmezliği olarak kayıtlara geçer.
2.Dünya Savaşına tekabül eden gençlik yıllarında yazdığı yazılardan dolayı, ülkesinde kara listeye alınmış bir isim Szabo. Kültür Bakanlığında çalışırken siyasi sebeplerle işinden olmuş ve hatta şiir kitapları ile kazandığı ödüller bile elinden geri alınmıştır.

2000li yılların başında Yapı Kredi Yayınları atağa geçiyor ve
ABD Betz Corporation, Fransa Femina, Atilla Jozsef ve Lajos Kossuth gibi hatrı sayılı ödüllere sahip olan Macar yazar Magda Szabo'nun bazı eserlerini Türkçe 'ye çok da güzel bir biçimde kazandırıyor. Bu kitap dışında 3 eseri daha yayınlıyor:
*Yavru Ceylan
*Kapı
*Katalin Sokağı

Iza' nı Şarkısı, 2.Dünya Savaşı öncesinde Macaristan 'da cereyan eden bir hikayeyi sunuyor bize. İyilik ve onur timsali bir baba olan Vince ile anne Etelka' nin yoğun bir sevgi içerisinde büyüttükleri biricik kızlarıdır Iza. Birtakım haksızlıklar sonucu işinden olan Vince onca yokluk ve zorluğa rağmen kızını okutur ve doktor olmasını sağlar. Talihsiz bir evlilik yaşayan Iza, boşanma sonrası ailesinin yanından ayrılarak, başkent Budapeşte'ye yerleşir. Bir süre sonra annesini de yanına getirmek zorunda kalan otoriter, özgür, asi, hırslı ve bencil Iza ile taşra yaşamına alışık, yaşlı annesi arasında yaşananları, empati kurarak okumanız önemle rica olunur.

76 yaşında bir anne için fazlasıyla zor olmalı en sevdiğini kaybetmek, kuşak çatışmasının ortasında kalmak, rutinlerden vazgeçmek, yeni bir kente, bilmediği bir hayata adapte olmak ve hızla akıp giden zamana yenik düşmek...

Yazarın ne denli güçlü bir gözlem yeteneği olduğunu, karakterlerin ruh hallerini olanca doğallığıyla ve etkili betimlemeleri ile bizlere yansıtması sayesinde görüyoruz. Arka planda Macar kültürüne ayna tutan anlatımlar da esere bir çok yönlülük katıyor.

Annenize, babanıza daha doğrusu tüm aile büyüklerinize lütfen kol kanat gerin. Onların kıymetini bilin, zira takvimler pek cömert davranmıyor...
496 syf.
·Beğendi·10/10
Anlamadığım çok şey olmasına karşın, fizik ile ilgili karmaşık konulara rağmen akıcılığıyla beni sürüklemiş bir kitap.Sanırım yazarın tekniğiyle alakalı.Oldukça sürükleyici ve konusunu beğendiğim bir kitap

Yazarın biyografisi

Adı:
Hakan Tansel
Unvan:
Türk Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1960
1960 yılında İstanbul'da doğdu. 1980'de Saim Joseph Fransız
Erkek lisesinden mezun oldu. Dönemin politik koşulları dolayısıyla, 1981-89 arası Paris'te yaşadı. Fransızcadan Türkçeye aktardığı kitaplardan bazılan: Yıldız­ların Jeanne'ı Birinci Kitap: Gül ve Zambah, Yıldızlann ]eanne'ı Üçüncü Kitap: Amerika Çiçeği (Gerald Messadie); Kızıl Ot, Çıtırlar Farkında Değil, Ve Bütün Çirkinler ôldürülecek (Boris Vian); Okyanuslar (Yves Simon); Mona Lisa'nın Dudaklan (Pierre Lepere); Sarinagara (Philippe Forest); Cennet Vadi (Alain jaubert); Mavi Sabahlar (Jean-Marie Laclavetine).

Yazar istatistikleri

  • 1.303 okur okudu.
  • 52 okur okuyor.
  • 1.222 okur okuyacak.
  • 20 okur yarım bıraktı.